Isparta - Burdur Tabip Odası Basın Açıklamaları

# Basın Açıklama
* BASIN AÇIKLAMASI (19.06.2015)
 Hemen her gün ve hemen her sağlık kurumunda, aile sağlığı merkezinden hastanesine, polikiliniğinden aciline ne yazık ki şiddet sağlık çalışanlarının işinin bir parçası oldu.

Küfürler, hakaretler, baskınlar, inen camlar, çerçeveler… Cana kasteden saldırılar…  Bunlar hastanelerin olağan görüntüleri haline geldi.

 

Sağlık Bakanlığı beyaz kod verilerine göre Mayıs 2012-9 Mart 2015 tarihlerinde toplam şiddet bildirisi 31 767, bunun 10.945’i fiziksel. Yani günde 31 sağlık çalışanı şiddete uğruyor. Yetmiyor,  bu şiddet uygulayıcılarına silahlı hastane yöneticileri ekleniyor. Yetmiyor, hoca asistanına şiddet uyguluyor. Isparta’da Süleyman ,Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesinde uzmanlık eğitimini alan asistan hekim Dr… aynı fakültenin öğretim üyesi tarafından darp edildi. 

 

Çok açık ki bu şiddeti uygulanan sağlık politikaları üretiyor. Çok açık ki, halkı sağlık çalışanlarına karşı kışkırtmalar, görmezden  gelmeler, geçiştimeler, SABİM tehditleri, Dr. Kamil Furtun’un öldürülmesi üzerine  ‘Akli dengesi yerinde olmayan bir insan hastaneye girmiş, Kamil Furtun’u vurmuş. Bu her yerde olabilir’  açıklaması yapabilen, “yine bir doktoru halletmişler” diyenin karşısında tebessümle yetinen bakanlar, silahlı hastane müdürünün saldırısını “Hocamızın duygusal olarak vermiş olduğu bir tepkiden ibaret yaşanmış bir durumdur” diye mazur göstermeye çabalayan yöneticiler de şiddeti tırmandırıyor. 

 

Şiddet hiçbir ortamda kabul edilebilir bir olgu değildir. Bizler, sağlık çalışanları, can kurtardığımız hastanelerde canımızı vermek istemiyoruz. Şiddetin nasıl doğduğunu, sağlık politikalarının şiddeti nasıl ürettiğini, beslediğini, kapsadığını açık bir şekilde ortaya koyacak, şiddetin kabul edilemez olduğunu kesin bir şekilde ifade edecek, güvenliğimizi ve güvenimizi sağlayacak, şiddeti olmadan önleyebilecek bir bakan ve yöneticiler istiyoruz.  Dr. Kamil Furtun’un ölümünden hiçbir sorumluluk ve görev almadan, tüm sağlık çalışanlarını 15 dakika iş bırakmaya davet eden bir sağlık bakanı,  silahlı yöneticiler ve bunları kollayanlar, asistanına şiddet uygulayan hocalar ile bu sorun çözülmez.

 

Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesinden sonra TBMM sağlıkta şiddeti araştırmak üzere bir komisyon kurdu. Meslek örgütlerinin talep ve önerilerini dikkate almayan hükümet, bu komisyonun raporunu da dikkate almadı.  Bir adım yol alınmadığı gibi yeni kayıplar eklendi. Yeni meclis ve hükümetten beklentimiz hemen, daha fazla can yanmadan, can kaybedilmeden araştırma komisyonunun ve meslek örgütlerinin saptamaları, talep ve önerilerini dikkate alarak yasal düzenlemelerin yapmasıdır. Şiddet doğuran, çalışanı ve hastayı ezen, toplumun sağlığını gerileten politikalardan vazgeçilmesini istiyoruz.

 

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

* EGE TABİP ODALARI BÖLGE TOPLANTISI
 Toplantıya Manisa, Aydın, Denizli, İzmir, Muğla, Uşak, Antalya, Isparta Tabip Odaları temsilcileri ve Merkez Konseyi’nden Fatih Sürenkök ile Hande Arpat katıldı.

Siyasi partilerin sağlık programları bağlamında seçim sonrası Türkiye sağlık ortamı, sağlıkta dönüşümün çıktıları ve şiddet, Aile Hekimliği nöbetleri ve gelinen nokta, çalışan ve emekli hekimlerin özlük haklarının tartışıldığı toplantıda ayrıca çevre politikalarının sağlık üzerine etkileri ve Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp fakültesi Hastanesi’nde yaşanan şiddette ele alındı.

Toplantı sonucunda aşağıdaki kararlar alındı:

  Türkiye’de meclise girmeye hak kazanmış siyasi partilerin sağlık politikaları incelendiğinde iyi hekimlik değerlerine yakın, özlük haklarımızda düzeltmeye giden politikaları ve insanca çalışabileceğimiz bir sağlık ortamını savunanlar olduğu gibi bunların çok uzağında olan söylemler de vardır. Hekimler Türkiye’de sağlıklı yaşam hakkını savunmaktadırlar.  Kendilerinin de insanca yaşaması için özlük haklarının ve maaşlarının artırılması gerekmektedir. 

    Sağlık ortamında yaşanan şiddet her geçen gün aramızdan birilerini daha almaktadır. Bunun son örnekleri Manisa’da kurşunla yaralanan Dr. Yener Bakan ve maalesef acısı hala çok taze olan Dr. Kamil Furtun’dur. Öfkemiz ve üzüntümüz her geçen gün artmaktadır. Görünen odur ki bu yönetim, bu bakanlık, bu idare hekimine sahip çıkmamıştır, sağlık hizmeti sunduğumuz hastanelerimiz güvenli olmaktan çıkmıştır. SABİM ise ayrı bir şiddet kaynağı olarak durmaktadır.

Tıp eğitimi sağlıkta dönüşüme feda edilmiştir. Her geçen gün bir yenisi eklenen tıp fakültelerinde yeterli eğitim almadan hekimler mezun olmaktadır. Ayrıca asistanlar yeterli uzmanlık eğitimi almamakta ve insanüstü bir çabayla çalışmaktadırlar.

Milletvekili olarak seçilen hekimlerle önümüzdeki dönemde görüşülüp ne istediğimiz, neden istediğimiz anlatılmalı; emekliliğe yansıyan, insanca yaşayabileceğimiz, üzerimizde performans baskısının olmadığı bir ücret talebimiz doğrultusunda yasaların bu meclisten çıkarılması, SABİM, BİMER gibi şikâyet kurullarının ortadan kaldırılması, şiddeti önleyecek yasaların çıkarılması ve hekimlerin insanca çalışma ortamlarına sahip olması, tıp eğitiminin ve uzmanlık eğitiminin düzeltilmesi, hekimlerin üzerinde ki siyasi, toplumsal baskının azaltılması için uğraşılmalıdır. Ayrıca hekim milletvekillerine parti programlarında ki sağlık ortamına dair taahhütlerinin takipçisi olacağımız da belirtilmelidir.

Gerek ulusal gerekse uluslararası yasalarla tanımlanan güvenli çalışma ortamını sağlamak Sağlık Bakanlığı’nın görevidir. Bizler bağlayıcılığı olan, altına imza atılmış bu yasaların uygulanmasını sağlamayan Sağlık Bakanlığına yönelik gerekirse hukuki mücadelenin de başlatılması gerektiği düşüncesindeyiz.

Aile hekimlerine nöbet adı altında getirilen angarya ile mücadeleye devam edilmeli ve destek olunmalıdır. 20,21,22 Mayıs tarihlerinde yapılan grev eylemi yurt genelinde başarılı geçmiştir. Aile hekimlerinin özlük haklarının düzeltilmesi, angaryanın kaldırılması, artık uygulanmaya başlanan cezaların iptali için çalışılmalıdır.

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşanan şiddeti kınıyor, sağlık çalışanlarının iş bırakma eylemlerini destekliyoruz.

Kapitalizmin ürettiği sağlık politikalarının sağlık üzerindeki etkilerinin bir benzerini çevre üzerinde görüyoruz. Sağlıklı yaşam için temiz su, temiz hava ve temiz toprağın olmazsa olmaz olduğuna inanan hekimler olarak Kaz Dağları’ndaki kıyımı, Manisa Çal Dağı nikel madeni, Yırca Köyü termik santrali, Köprübaşı uranyum madeni, İzmir Efem çukuru altın madeni, Gediz ve Menderes nehirlerinin kirliliği ve bu kirliliği artıran jeotermal santralleri, Beşparmak dağlarında açılması düşünülen maden ocaklarını üzülerek izliyoruz. Bizler yeni  meclisten çevreyi, doğal yaşamı korumasını, ÇED yasasını yeniden düzenlemesini istiyor; Ege Bölgesi de dahil ülkemizde doğayı yok eden, yaşam alanı bırakmayan madencilik, termik santral, jeotermal enerji uygulamalarına son verilmesini talep ediyoruz.

 

AFYON TABİP ODASI

ANTALYA TABİP ODASI

AYDIN TABİP ODASI

BALIKESİR TABİP ODASI

ÇANAKKALE TABİP ODASI

DENİZLİ TABİP ODASI

ISPARTA TABİP ODASI

İZMİR TABİP ODASI

MANİSA TABİP ODASI

MUĞLA TABİP ODASI

UŞAK TABİP ODASI

* BASIN AÇIKLAMASI (16.06.2015)
 Yastayız, İsyandayız                                                                                                                            

Bu söylemi daha 15 gün önce tüm alanlarda dile getirdik. Arkadaşımız Kamil FURTUN katledilmişti.

Ne yazık ki ölümle sonuçlanan bir şiddet olayının dumanları dağılmadan her yeni gün sağlıkta şiddet haberleri gelmeye devam ediyor ve ne yazık güzel Ispartamızda, yüz akımız SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesinde sağlık çalışanlarına yönelik şiddet haberleriyle sarsılıyoruz.

Ne oluyor bize? Ne oluyor halkımıza?

Hastasının hayatını kurtarmak, yaşam kalitesini artırmak için canını dişine takıp, belki de hayatını bu uğurda harcayan sağlık çalışanının, hasta yakınlarının şiddetine maruz kalması, hatta ölmesi, ne yaman bir çelişkidir.

Buna izin vermemeliyiz. Halkının doktorunu korumayı, hemşiresini, ebesini, sağlık teknisyenlerini, Acil çalışanlarını korumayı görev kabul etmeli.

Doktoruma, sağlık çalışanıma dokunma diyebilmeli.

Sağlık camiasının en cefakar grubu, asistan hekimlerimizin gösterdiği özveriye rağmen böyle bir şiddetle karşılaşması akıl alacak şey değil. Onların özverisinin hikayesini dinlesek bırakın şiddet uygulamayı her birinin heykellerini dikmek gerekir.

Buradan vurgulamamız gereken bir nokta şiddetin nedenleri ve neden önlenemediğidir. Bu konuda, tek bir cümle söyleyeceğim.

“Sağlıkta şiddet Sağlıkta Dönüşümün bir ürünüdür. Şiddetin çözülmesi Sağlıkta Dönüşümün rehabilite edilmesinden geçmektedir. “

Burada asistan hekimlerimiz nazarında tüm hekimlerimize ve sağlık çalışanlarımıza yapılan şiddeti kınıyor ve halkımızı göreve davet ediyorum. Şiddete izin vermeyin, hekiminizi, sağlık çalışanınızı koruyun.

Sağlık yöneticilerine de çalışanın iş güvenliğinin olduğu, güvenli çalışma ortamları oluşturma görevini hatırlatmak istiyorum. Şiddeti önlemek, bunu oluşturan nedenleri görmek ve düzeltmekten geçiyor

Tüm hekimlerimize geçmiş olsun diyor, bir daha bu olumsuzlukların yaşanmamasını diliyorum.

DR. MUSA BACAKSIZ

TABİP ODASI BAŞKANI

* BASIN AÇIKLAMASI 31.05.2015
 Meslektaşımız Operatör Doktor Kamil Furtun 29 Mayıs 2015 günü çalıştığı hastanede öldürüldü.

Kamil öldürülmeden, Ersin öldürülmeden, Melike öldürülmeden önce, sağlıkta şiddeti önlemek, suçtan arınmış güvenli sağlık işyerleri mümkün dedik, öneriler sunduk önemsemediler.

Ve Dr. Kamil Furtun’u kaybettik…

Bu nedenle Türk Tabipleri Birliği olarak duyurduk; “1 Haziran 2015 Pazartesi günü bütün Türkiye’de bütün sağlık kurumlarında, dövüldüğümüz, vurulduğumuz hastane binalarına, ASM’lere, TSM’lere ve muayenehanelere girmiyoruz!”

Sabah mesai başlangıcında hastane bahçelerinde toplanıp saygı duruşunda bulunuyoruz, basın açıklamaları ve yürüyüşler yapıyoruz.

Öğle saatlerinde meydanlarda toplanıp Sağlık Müdürlükleri’nin önüne yürüyerek siyah çelenk bırakıyoruz.

Bütün hekimleri, bütün sağlık çalışanlarını, tek bir eksiksiz, Doktor Kamil Furtun’un öldürülmesini protesto eylemlerine çağırıyoruz.

Bütün halkımıza, bütün hastalarımıza, hekimlere, sağlık çalışanlarına sahip çıkmaya, 1 Haziran 2015 Pazartesi günü hastanelere, sağlık kurumlarına muayene olmak için değil, sağlıkçılara destek olmak için gelmeye çağırıyoruz”

Şimdi  kimileri bir söylenti yayıyor “İş bırakmak suç, ceza alırsınız” diyor.

1 Haziran günü “işimiz” canımız, sağlımız için harekete geçmek. Meslektaşımızın yasını tutmak.

Eğer Hükümet hayatımızı korumuyor, barışçıl çalışma ortamını sağlamıyor ise bunlar için barışçıl toplanma ve hak arama yollarını kullanmak en tabii haktır.

1 Haziran’ da,  Avrupa Sosyal Şartındaki güvenli ve sağlıklı koşullarda çalışma hakkı için Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesindeki Örgütlenme ve İfade Özgürlüğüne ilişkin haklarımızı kullanacağız. Diğer uluslararası sözleşmelerde, Anayasa’da ve Uluslararası Çalışma Örgütünün sözleşmelerindeki haklarımızı da…

Daha önceki pek çok örnekten biliyoruz ki hak kullanma eylemlerini sindirmeye yönelik anti demokratik cezalandırma girişimleri İdare Mahkemeleri, Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve İnsan Hakları Mahkemesi tarafından hukuka aykırı bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin iş bırakma nedeniyle verilen uyarı cezasını demokratik bir toplumda gerekli görmediği, örgütlenme hakkının ihlali olduğunu saptadığı kararlarından biri daha yakın tarihte Resmi Gazetede yayımlanmıştır. (4 Aralık 2014 Tarih ve 29195 Sayılı Resmi Gazete, Başvuru Numarası: 2013/8463 Karar Tarihi :18.9.2014)

Bütün meslektaşlarımıza, iş arkadaşlarımıza ve halkımıza bir kez daha duyuruyoruz. Canlarımızın korunmasını istemek, yasımızı tutmak suç değil haktır. Yarın hep beraber hakkımızı kullanacağız.

Sağlığımız için, yaşam hakkımız için, nitelikli çalışma ortamları ve sağlık hizmeti için…

Saygılarımızla,

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

* 301 canımızın acısı hala yüreğimizde

 Manisa Soma’da 13 Mayıs 2014’te meydana gelen ve 301’i canımızı yitirdiğimiz yüzyılın en büyük iş faciasının yıldönümü bugün.

301 canımızın acısı hala yüreğimizde. 13 Mayıs işçi katliamında Soma’da yaşamını yitiren tüm maden emekçilerini saygıyla anıyor, yakınlarına ve tüm maden emekçilerine bir kez daha başsağlığı diliyoruz.

Bugün, bu acıyı unutturmamak için, böyle acıların bir kez daha yaşanmaması için, uyarıyoruz.

Ne yazık ki böylesine büyük bir facianın ardından sorumluların görünen bir kısmının yargılandığı Soma davası bu haliyle kamuoyunu tatmin edecek bir tablo çizmemektedir.

Ülkemizde Soma gibi bir facia yaşandıktan sonra dahi her ay onlarca emekçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmekte.

Bu kaza mıdır, kader midir? Hayır bu resmen cinayettir! Emekçileri güvencesizliğe, taşeronlaşmaya, denetimsizliğe teslim edenlerin işlediği cinayet…

Soma’da 13 Mayıs günü yaşanan facianın, bu katliamın sebebi, uygulamaya konulan özelleştirme, taşeronlaştırma, rödovans, örgütsüzleştirme, sendikasızlaştırma, köleci çalışma sistemi; kamu madenciliğinin yok edilmesi ve kamu kurumlarında uzun yıllar sonucu elde edilmiş olan madencilik bilgi ve deneyim  birikiminin dağıtılması gibi neoliberal politikalardır.

Türkiye’de özellikle AKP iktidarı döneminde uygulanan politikalarla üretim; teknik bilgi ve alt yapı olarak  yetersiz, deneyimi ve deneyimli uzmanı bulunmayan kişi ve şirketlere bırakılmıştır. Kamusal denetimin de yeterli ve etkin bir biçimde yapılamaması iş cinayetlerinin Soma’da olduğu gibi katliama dönüşmesine neden olmuştur.

 

Bugüne kadar uyarıların hiçbirini dikkate almayan hükümet; "Bu işin fıtratında var" diyerek bilim ve tekniğin karşısında olduğunu ilan etmiştir.

Biz, öngörülen ve önlenebilir risklerin ne kaza, ne fıtrat olmadığını biliyoruz.

Göz göre göre ölümle karşılaşmamanın, çeşitli meslek hastalıklarına yakalanmamanın olanaklı olduğunu biliyoruz. Dünya, bunun bilimsel, teknolojik, yasal, demokratik koşullarını çoktan sağlamışken, tüm dünyadan ileri olduğunu söyleyenlerin emekcileri ölüme mahkum etmesini kabul etmiyoruz.

 

Bir kez daha yineliyoruz;

İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları piyasacı yaklaşımlarla çözülemez. Sendikaların, meslek odalarının, üniversitelerin karar süreçlerinde ve yönetiminde yer aldığı, idari ve mali yönden bağımsız, demokratik bir işleyişe sahip Ulusal İşçi Sağlığı Güvenliği Kurumu bir önce oluşturulmalıdır.

Emekçilerin güvencesiz ve kayıtdışı çalıştırılması engellenmelidir.

Sendikalaşmanın önündeki ILO standartlarıyla çelişen engellemeler kaldırılmalıdır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği kavramlarıyla temelden çelişen ve özellikle kamuya ekonomik anlamda da yük olan, işçileri köleleştiren taşeron ve rödovans sistemlerine son verilmedir.

 

İş cinayetlerine, işçi katliamlarına, taşeronlaşmaya, güvencesiz çalışmaya, denetimsizliğe dikkat çekmek için 16 Mayıs Cumartesi günü de Soma’dan bir kez daha haykıracağız;

SOMA’YI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ…

* 13 Mart İş Bırakma Basın Açıklaması
                       13   MARTTA   G(Ö)REVDEYİZ

             14 MART TIP HAFTASI yaklaşırken, SÜTCÜLER ilçemizde, Aile Hkimi olarakgörev yapan Dr. Gökay ÇETİN’ii sözleşmesinin sonlandırıldığını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Bu karar, kendisi sağlık izninde olan arkadaşımıza tebliğ bile edilmeden, görev yaptığı Aile Hekimliği birimi, boş pozisyon olarak ek yerleştirmeye açılmıştır.                                                                                                                                             İş-can- gelecek güvencesi ile ilgili kaygılarımızı haklı çıkaran bu sözleşme sonlandırma işleminin, hukuka uygun olmadığı kanaatını taşıyor ve bir an önce bu yanlıştan dönülmesini talep ediyoruz.

               Yaklaşık on yıldır uygulamaya çalıştığımız sağlıkta dönüşüm programının, dönüşümünü ne zaman tamamlayacağını merak ediyoruz.  On yıllık  süre içinde birinci basamak sağlık hizmetlerini özveriyle yürüten Aile hekimlerinin, Toplum sağlığı hekimlerinin  görev tanımını bile yapamayan sağlık politikası ne kadar sağlıklı olabilir. Görev tanımları yapılamadığı için Aile hekiminin iş yükü her geçen gün artmaktadır. Bir gün acil servislerde çalışmaya zorlanırken, bu tutmayınca esnek çalışma sistemi,ve haftalık 40 saati aşan, kölelikdüzenini andıran çalışma sistemi dayatılmaktadır. Aynı zamanda tek taraflı olarak hazırlanan ve dayatılan sözleşmeler, sağlık çalışanını korumaktan uzak ve elini kolunu bağlar niteliktedir.

              14 Mart Tıp Bayramını kutlamaya hazırlanırken, sağlık alanında yığılmış sorunlar, 14 Mart’ı bayram olmaktan çıkarıp , sorunlarımızı dillendireceğimiz bir platform haline geldi.

             Öğrencisinden emeklisine tüm sağlık çalışanları, sorunlar yumağı ile boğuşur durumdadır. Sağlık alanında yaşanan tüm bu olumsuzluklar, halkımızın en temel hakkı olan ‘’sağlıklı yaşam hakkı’’nı elinden almaktadır. Sağlık çalışanlarının sorunları doğrudan halkın sağlığını ilgilendirmekte, sağlık hizmet sunumunu olumsuz etkilemektedir.

              Sorunlarımızın çözümü için Sağlık Bakanlığı’ndan acil taleplerimizi sıralamak istiyoruz:

             
             1) INSAN ÜSTÜ BİR ÇABAYLA, İNSANLIK DIŞI KOŞULLARDA ÇALIŞIYORUZ.
Esnek 36 saat kesintisiz, ihtiyaç molası dahi veremeden, performans-ciro baskısı altında,sağlıksız koşullarda,şiddet baskısı altında,taşeron sistemiyle çalışıyoruz.
ÇALIŞMA KOŞULLARIMIZIN ACILEN DÜZELTILMESINI talep ediyoruz.
Yetkilileri yeni nöbetler ekleme gayretlerine, taşeron sistemine,"çağdaş köleliğe" son vermeye çağırıyoruz.
             2) ÇALIŞIRKEN DE EMEKLILIKTE DE INSANCA YAŞAYABILECEK GÜVENCELI BIR GELIR talep ediyoruz.
Sağlık Bakanlığı\'na ve TBMM\'de grup başkan vekilliklerine ilettiğimiz teklifte yer alan mevcut emekli hekim ve tüm sağlık çalışanların gelirlerini de yoksulluk sınırı üzerine, iki katına çıkaracak biçimde, emekliliğe yansıyan temel ücretlerimizin artırılmasını talep ediyoruz.
              3) Yıllarca haftada 40 saatlik yasal sürenin çok üzerinde ve ağır koşullarda çalıştığımız halde bugüne dek bir türlü verilemeyen FİİLİ HIZMET ZAMMINI talep ediyoruz.
               4) Başta tıp eğitimi olmak üzere sağlık alanındaki mesleki eğitimin niteliğinin giderek bozulduğunu, bunun halkımızın geleceğini tehdit ettiğini görüyoruz.
Tıp ve sağlık eğitiminde meslek örgütleriyle ve ilgili kuruluşlarla işbirliği yapılmasını, SAYIYI DEĞIL NİTELİĞİ ÖNCELEYEN BIR POLITIKAYI talep ediyoruz.
              5) Katkı, katılım paylarıyla, istisnai hizmet tanımıyla, fark ücretleriyle,5 dakikalık randevu süreleriyle halkımızın nitelikli sağlık hizmetine erişimi kısıtlanmaktadır.
Biz BÜTÜN YURTTAŞLARIN EŞIT-ÜCRETSIZ -NITELIKLI SAĞLIK HIZMETINE ULAŞABILMESINI talep ediyoruz

              Bizler sağlığın "fiziksel, ruhsal ve sosyal iyilik hali " olduğunu biliyor, iktidarı her türlü antidemokratik baskıdan, polis devleti arayışlarından, tek adam özleminden, muhalefeti düşman gibi gören ve gösteren anlayıştan, din ve milliyetçilik üzerinden toplumu bölme çabalarından vazgeçmeye çağırıyor, herkesin kendisini özgürce ifade edebildiği, demokratik bir Türkiye\'de barış içinde, birlikte,kardeşçe yaşamak istiyoruz.
Taleplerimizi görünür kılmak ve halkın sağlık hakkına dikkat çekmek için;
13 Mart 2015 Cuma günü tüm sağlık çalışanları olarak dayanışma içinde g(ö)revde olacağımızı, acil sağlık hizmeti dışında sağlık hizmeti sunamayacağımızı yetkililere ve kamuoyuna duyuruyoruz.

                Yurttaşlarımızı, öncelikle en temel insan hakkı olan "sağlık hakkı "adına bu önemli eylemde sağlık çalışanlarına destek olmaya ve birlikte mücadeleye çağırmaktayız.
Kamu oyuna saygılarımızla duyururuz.

* BASIN AÇIKLAMASI 28.05.2014
 SAĞLIK HİZMETLERİNİTİCARİLEŞTİREN ANLAYIŞ ACİLLERİ

ACİL NÖBETLERİ AİLE HEKİMLERİNİ ÇÖKERTİYOR!

                                                                                                                                

Ülkemiz, iş güvencesi olmadan, güvenliksiz ortamlarda, örgütsüz ve ucuz işgücü olarak çalıştırılan taşeron işçilerin, iş cinayetlerinde her gün birer birer yaşamını yitirdiği bir ülke haline geldi. En son olarak Soma’da benzer taşeronlaştırma politikalarının sonucunda yaşamını yitiren 301 maden işçisinin ölümü yüreklerimizde unutulmaz bir acı bıraktı.

Acillerdeki çalışma ortamının da kapasitesinin üstünde, güvenliksiz ve uzun süreli çalışma bakımından madenlerdeki çalışma koşullarından bir farkı olmadığını kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz. Bu çalışma koşullarının ağırlığı nedeniyle sağlık çalışanları hastalarına nitelikli sağlık hizmeti sunamamaktadır. Bu durum sağlık çalışanlarını mutsuz etmekte, tükenmişliğe yol açmakta ve mesleklerini sürdürmelerini zorlaştırmaktadır.

Aile Hekimliğine geçişle birlikte yıllarca Hastane acillerinde çalışarak tecrübe kazanmışpratisyen hekimlerin Aile Hekimliğini tercih etmesi ile birlikte acil servislerde hekim açığı baş göstermiş ve bu birimlerde çalışan hekim sayılarıneredeyse yarıya düşmüştür. Bu sayının yetersizliğine karşın kışkırtılmışsağlık hizmeti talebinin ürünü olarak 76 milyon insanın yaşadığı Türkiye'de acil başvuru sayısı 90 milyona ulaşmıştır. Nüfusu bu denli aşan acil servis başvurusuna başka bir ülkede rastlanmamaktadır.

Bu talebi karşılamaya zorlanan Acil servis çalışanlarının mağduriyeti büyüktür. Bu abartılıbaşvuruların sonucunda acil servisler sağlıkçılara yönelik şiddetolaylarının en sık yaşandığı birimler haline gelmiştir.

Sağlık Bakanlığı’nın resmi açıklamalarına göre acil servislere yapılan hasta başvurularının %70’i acil olmayan vakalardan oluşmaktadır. Acil servislerde çalışan hekim sayısını arttıramayan iktidar acil nöbetlerini uzman hekimlere tutturarak olayıçözmeye çalışmış, buna rağmen talep karşılanamayınca çıkarılan kanun ve genelgeler ile Aile Hekimleri de acil servislerde çalışmaya zorlanmıştır.Sağlık çalışanlarına yönelik hastane acillerinde yaşanan şiddet olaylarındaki artış ve güvenliksiz ortamlarda çalışmanın getirdiği ölümler bizleri kaygılandırmakta, mesleğimizden soğutmaktadır.

Sağlık hizmeti talebini körükleyerek uyguladıkları sağlık politikaları ile acil servisleri gün be gün işlevsiz hale getirenler, bu birimlerde, uzmanlaşmış acil hekimi yerine diğer branşlardan Uzman hekimleri ve Aile Sağlığı Merkezlerinde birinci basamakta yetkinleşmişacil deneyimi olmayan sağlık çalışanlarını görevlendirerek işi hepten içinden çıkılmaz hale getirmiştir.

Toplum, kızamık, suçiçeği, çocuk felci gibi aşılarla önlenebilir salgın hastalıkların tehditi altında iken; şeker, yüksek tansiyon, astım, obezite, kanser gibi kronik hastalıkların toplumda görülme sıklığı her geçen gün artarken, birincil görevi koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti sunmak olan ASM çalışanlarının hastane acillerinde ve 112 istasyonlarında ayda en az sekiz saat zorunlu nöbetle görevlendirilmesi sağlık hizmetlerinin iyi yönetilemediğinin açık göstergesidir.

Acil nöbet görevlendirmelerinin dayandırıldığı yasa, evrensel hukuk normlarına ve çalışma ilkelerine uygun değildir. Yasanın iptali için Anayasa Mahkemesinde dava açılmasına rağmen, mahkeme kararı beklenmeksizin nöbet listelerinin bir çırpıda hazırlanıp uygulamaya konulması da kabul edilemez bir durumdur.

ASM çalışanları çocuk felci virüsüne karşı toplum sağlığını koruyacak aşı kampanyalarını canla başla yürütürken ihtiyaç olmamasına rağmen birçok hastanenin acil servislerinde ve 112 istasyonlarında zorla görevlendirilmesi birinci basamak koruyucu sağlık hizmetlerin sorunlarını daha da arttırmaktan öteye gitmeyecektir.

Sağlık Bakanlığınıuyarıyoruz; sağlık hizmetlerini üreten birinci basamak sağlık çalışanlarını,koruyucu sağlık hizmetlerinden çekerek acillerde yaşanan sorunlarıçözemezsiniz.Bu işin kalıcı çözümü popülizmden uzak sağlık politikaları ve acil serviste çalışan kalifiye hekim kadrolarının arttırılması ile mümkündür.

Otoriter yönetim anlayışı hem toplumun sağlığını tehdit etmekte hem de çalışanların haklarınıçiğnemektedir. Mücadelemizi tüm sağlık çalışanlarının sorunlarınıortaklaştırarak, dayatmalara karşı koyarak sürdüreceğimizi; nöbet görevlendirmelerinin hukuksuz ve haksız olduğunu, bu uygulamaların halkın nitelikli sağlık hizmetinden yararlanma hakkına zarar vereceğini bir kez daha kamuoyuyla paylaşma gereği duyuyoruz.

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI

YÖNETİM KURULU ADINA

Başkan

Dr. Musa BACAKSIZ

 

* ÜZGÜNÜZ, KIRGINIZ, ÖFKELİYİZ 17.04.2014
 İki yıl oldu Dr. Ersin Arslan’ı yitireli.

Dr. Ersin Arslan,  Gaziantep’de bir hasta yakını tarafından bıçaklanarak katledildi. Aradan iki yıl geçti, ancak sağlık çalışanları ülkenin dört bir yanında her gün şiddet görmeye devam ediyor. Ersin’in ölümünden sonra, genç bir sağlık emekçisi Dr. Melike ERDEM sisteme isyanını kendi canıyla ödedi. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Yoğun Bakım Hemşiresi Rabia Önal öldüresiye dövüldü. Kaymakamın dövdüğü doktor, Hastane Müdürü’nün kovaladığı sağlık çalışanı, emniyet güçleri ve başhekimlerin saldırısı, hasta ve hasta yakınlarının yerlerde tekmelediği hamile doktor, dövülen yoğun bakım asistanları, silah çekilen acil servisler, silahlı tehditler, kovalanan doktorlar, diş hekimleri, hemşireler.. …

Bunlar kamuoyuna yansıyanlar.

Ya bilmediklerimiz, ya açıklanamayanlar?

Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesinden sonra sağlıkta şiddetin önlenmesi için pek çok eylem ve etkinlik yapıldı. TBMM’de sağlık çalışanlarına yönelik artan şiddet olaylarını araştırmak için komisyon kuruldu. Komisyon toplantılarına katıldık, şiddete ilişkin görüşlerimizi ifade eden raporlar verdik. Sonunda bu komisyon, altına imza atabileceğimiz bir rapor hazırladı. Sağlık Bakanlığı Beyaz Kod uygulamasını başlattı. Bu hatta her gün ortalama 30 şiddet olayı bildiriliyor. Bunlar sadece bildirilenler ve çoğunun bildirilmediğinin farkındayız. Tablo kötü.

TBMM raporunda da yer alan temel bir talebimiz var. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti azaltmaya katkısı olacak bir yasal düzenleme gerekiyor. Bu düzenlemeye yönelik önerimizi Sağlık Bakanlığı’na, TBMM’de grubu bulunan partilere ve sağlıkçı milletvekillerine ilettik. Ne  yazık ki bizim önerimiz gibi “somut caydırıcılığı olan yasal düzenleme” yerine son çıkan sağlık torba yasasında pratikte karşılığı bulunmayan bir düzenlemeye gidildi. Sağlık çalışanlarına dayak atanlar yine ellerini kollarını sallayarak ortada dolaşıyor, ertesi gün dayak attıkları sağlıkçıyı tehdit etmeye devam ediyor. Sağlıkta şiddeti önleyecek gerçek bir yasal düzenleme yapılmadan bu konuda bir ilerleme olmayacağı çok açık, bunu yöneticilerden ivedilikle bekliyoruz. Göstermelik yasal düzenlemeler değil, samimiyet bekliyoruz.

Bir diğer önemli talebimiz de 17 Nisan’ın tüm Dünya’da “Sağlık  Çalışanlarına Yönelik Şiddeti Önleme Günü” ilan edilmesidir. Dr. Ersin Arslan’ın ölümü tüm Dünya için hatırda tutulması gereken bir olaydır ve 17 Nisan, Dünya’da Sağlık Çalışanlarına Yönelik Şiddeti Önleme Günü ilan edilmelidir. Bunun gerçekleşmesi ve Dünya Sağlık Örgütü’nce ilan edilmesi için Dünya Sağlık Asamblesi’nde karar alınması, Sağlık Bakanlığı’nın  da bu öneriyi Dünya Sağlık Asamblesi’ne götürmesi gerekiyor. Geçtiğimiz yıl tüm çabamıza, Sevgili Ersin’in ailesinin desteğini alıp Sağlık Bakanlığı nezdinde yaptığımız girişimlere rağmen bu öneri  Sağlık Bakanlığı tarafından  götürülmedi. Bu yıl bunun gerçekleşmesini istiyor ve bekliyoruz. 2014 yılı Dünya Sağlık Asamblesi 19-24 Mayıs tarihleri arasında Cenevre’de yapılacak. Gözümüz, kulağımız orada olacak ve Sağlık Bakanı’nın samimiyetle bu konuyu çözümlemesini bekleyeceğiz; Ersin’ler unutulmasın,  Dünya’da başka Ersinler olmasın diye!

Sağlık çalışanları şiddeti sadece hasta yakınlarından görmüyor. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sağlığı ticari bir hizmet haline getirmesi ve  üzerinden “kar” elde edilmesinin yarattığı baskı ve mobbing bir yana; çalışanlar yöneticilerden doğrudan şiddet de görüyor. Kaymakamın yerde tekmelediği kadın aile hekimi akıllardadır. Atanmışlar, seçilmişler ve daha nicesinin şiddetini de unutmadık.

Sağlık Çalışanlarına yönelik şiddetin nedenleri çok yönlü olmakla birlikte; çalışanları, hasta ve hasta yakınlarıyla karşı karşıya getiren akıl dışı bir sağlık sistemi var.

Ödeme güvencesini tamamen yitirmiş, çalışanları birbiriyle rekabete sürükleyen, sağlıkta kaliteyi düşüren PERFORMANS uygulaması var!

Gittikçe ağırlaşan iş yükü ve angarya,  7/24, esnek-kuralsız ve baskı altında çalıştırılma var, hemşirelerde haftada 56, asistan hekimlerde 90 saate kadar uzayan mesailer var!

Birlik Hastaneleri arasında dama taşı gibi dolaşma, işyeri güvencesinin tamamen ortadan kalkması, görev tanımı dışında “sağlıkçı her işi yapabilir mantığı” ile çalıştırılma var!

Özel sektörde güvencesiz, parasını alamadan, kölelik koşullarında çalışma var!

Sağlık Hizmetine ulaşmanın önünde bin bir türlü engel var, her kademede ödenen katkı-katılım payı ve ilave ücretler var!

Hükümet, siyasetçiler ve yöneticilerin “Sağlık Çalışanlarını” itibarsızlaştıran, küçük düşüren, hedef gösteren kışkırtıcı üslubu ve açıklamaları var!

Tüm bunların sonucunda bozuk bir sağlık sistemi, tedavi olamayan hastalar, çalışanlara yönelmiş öfke ve şiddet var!

Böyle sağlık sistemi olmaz.

Bu şartlarda, iyi hekimlik, diş hekimliği, hemşirelik, ebelik, teknisyenlik yapılmaz!

Nitelikli sağlık hizmeti verilmez!

Onun için; Üzgünüz/ Kırgınız/ Öfkeliyiz!

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* BASIN AÇIKLAMASI 06.03.2014
 ŞIRNAK TA  ZORBALIK YAPANLARA EVRENSEL HUKUK VE İYİ HEKİMLİK DEĞERLERİYLE KARŞILIK VERECEĞİZ!

Dr.Mehmet Zeki Türe Şırnak ili Güçlükonak ilçesinde gündüz Merkez 1 Nolu Aile Sağlığı Merkezinde,geceleri de Hastanede nöbet tutarak mesleğini canla başla sürdürmeye çalışan bir hekim.

9 Ocak\'ta Güçlükonak Entegre Hastanesindeki nöbeti sırasında kaymakamın şoförü hastaneye gelerek: "Kaymakamın evine gideceğiz, eşi rahatsız"demesi üzerine  Dr.Mehmet Zeki Türe:"Hastanedeki acil nöbet yerini terkedemeyeceğini  112 yi aramalarını hastanın hastaneye getirilmesi durumunda müdahale edebileceğini’ söyledi.Olması gerekeni,yani tüm yurttaşlara uygulanan prosedürü hatırlattı.

Evdeki hasta Kaymakamın eşi olunca ilçede yaşayan  tüm hastalara  uygulanan işlemin dışında bir ayrıcalık tanınması normal gelmiş Şırnak valisine,Güçlükonak kaymakamına, il Halk Sağlık Müdürüne.

Başlamışlar Dr.Mehmet Zeki Türe ye baskı yapmaya;ancak her hastasına eşit davranacağına yemin etmiş ve bu yeminine sadık kalmış meslektaşımız kaymakam baskısına karşı hekimlik ilkelerini çiğnetmemiş.

Tüm bunların öcünü fazlasıyla almak gayesiyle harekete geçen bölgenin yöneticileri, her Aile Hekimi gibi iş güvencesinden yoksun çalışanDr. Mehmet Zeki TÜRE nin üstüne 10 kişilik denetim heyetleri göndererek, oracıkta ferman yazmışlar.  Sözleşmesinde bulunan cezalardan epey gayret sarfederek 95 puan  ceza  vermişler.Sonra bakmışlar ki bu puan sözleşme feshine yetmiyor.Tekrar bir soruşturma ve 45 puan ceza daha.Sevinçle, sözleşmesini  anında feshetmişler.

Van ın Gürpınar İlçesi\'ne bağlı Yalınca Köyü\'nün Çeli Mezrası\'nda yaşayan 3 yaşındaki Muharrem’i hepimiz hatırlıyoruz.

Birinci basamak sağlık hizmetlerini aile hekimliği adıyla piyasanın koşullarına göre yeniden düzenleyen politikalar, performansa dayalı sözleşmeli çalışma düzeni sağlık emekçilerinin çalışma güvencesini ortadan kaldırmış, mesleki bağımsızlığını ve itibarını yaralamıştır. Tüm bunların yanında sağlık hizmeti niteliksiz hale gelmiş hasta müşteri olmuş, halktan katkı katılım ek ücret adıyla cepten ödemeler meşrulaştırılmıştır.

Sağlık alanında yaşananlar, sağlık emekçilerinin her gün uğradığı şiddetten, sözleşme fesihlerine, idari baskılara, mesleğinden soğumaya, gelecek kaygısına, mesleğini gereği gibi yapamama haline getirmiştir.

Meslektaşımıza reva görülen uygulama karşısında bu olayın ivedilikle ve hakkaniyet ölçülerinde incelenmesini, görevini kötüye kullandığına inandığımız vali, kaymakam, sağlık müdürünün  görevden alınmasını talep ediyoruz.

Ayrıca olay anında acil serviste mesleğini yapan hekimi evine çağırarak, halkın sağlığını tehlikeye atan, yetkisini kamusal amaç dışında kişisel çıkarı için kullanan Güçlükonak Kaymakamının adli ve idari soruşturmanın ayrıca yapılmasını, Meslektaşımızın Sözleşme Feshinin iptal edilmesi, görevine iade edilmesini, kendisinden  yaşatılanlardan dolayı özür dilenmesini talep ediyoruz.

Dr. Mehmet Zeki TÜRE arkadaşımız yalnız değildir, yaptıklarını sahipleniyoruz!

İyi hekimlik değerlerini her zaman savunacağız!

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

* NİTELİKLİ BİR SAĞLIK HİZMETİ İÇİN NİTELİKLİ EĞİTİM 26.02.2014
 Sağlık alanında hizmet veren her meslek grubunun mezuniyet öncesi ve sonrası eğitimleri büyük önem taşır. Sağlıkta yanlış, bozuk, eksik eğitim insan hayatına mal olabilir. Bu can kaybı demek olabileceği gibi, kalıcı, uzun ya da kısa süreli bedensel yeti kaybı, ruhsal sağlık kaybı, sosyal kayıp ve ekonomik kayıp anlamına da gelebilir. Bu sonuç olarak sağlıksız, sorunlu bir toplum anlamına da gelebilir.

Güvenli, nitelikli sağlık hizmeti alma yönünden huzur içerisinde miyiz? Sağlıklı bir toplum olduğumuzdan söz edilebilir mi?

Siyaset kurumu her fırsatta nitelikli ( kaliteli) sağlık hizmetinden söz ediyor. Gelin görün ki, hizmeti verecek olanın sadece sayısı ile ilgileniyor. Eğitime yönelik derin sorunlar var! Temel eğitim ve temel sonrası tüm eğitimler amansız bir ezber düzenine dayalı. Şöyle bir bakıldığında ne mesleğe, ne eğitime saygı var. Ne adalet duygusu, ne meslek bilinci var! Bir taraf, ne olursa olsun bir diploma sahibi olmak kaygısıyla bir şey düşünemez hale getirilmiş! Diğer tarafın kaygısı da ne yolla olursa olsun isteyeni diploma sahibi yapmak olmuş.

Nitelikli bir sağlık hizmeti vermenin yolu nitelikli bir eğitimden geçer. Sağlık alanındaki eğitimler zorlu ve özellikli eğitimlerdir. Yetkin ve nitelikli insan gücü için sadece fakülte ya da yüksek okul açmak yeterli değildir. Nitelikli bir eğitim için dershanesinden laboratuarına, hastanesinden her alan için yetkin öğretim üyesine kadar bir donanım ve altyapı gerektirir.

Ülkenin sağlık eğitimi ile ilgili durumuna bakacak olursak, tablo oldukça vahimdir;

·                                 Ülkemizde son 10 yılda tıp fakültesi sayısı yeterliliklerine bakılmaksızın 47’den 81’e, tıp fakülteleri kontenjanları 4500’den 11.000’lere çıkmıştır.

·                                 Tıp ve sağlık eğitimi veren fakülte ve yüksekokulların kontenjanları artırılırken eğitimin olmazsa olmaz gereksinimleri tamamen göz ardı edilmiştir.

·                                 Bugün; sınıfı, amfisi, laboratuarı olmayan, olanına da öğrencisi sığmayan fakültelerde sağlık profesyoneli yetiştirilmeye çalışılmaktadır.

·                                 Bu okullarda eğitim, öğrencileri gruplara bölerek, devam durumlarını takip etmeyerek, bazı uygulamaları kaldırarak, kısaca eğitimin niteliğinden ödün verilerek sürdürülmeye çalışılmaktadır.

·                                 Artan fakülte ve öğrenci sayısı karşısında yetersiz kalan öğretim üyeleri yetersiz kalmaktadır. “Tam Gün” çalışma, liyakatin göz ardı edilmesi, soruşturmalar ve baskılar da öğretim üyesi kaybına yol açtığından öğretim üyesi yetersizliği daha da artmaktadır.

·                                 Hem üniversite, hem de Eğitim ve Araştırma Hastaneleri’nde uygulanmakta olan performans ve ciro baskısı ile ağır iş yükü altında çalışmak zorunda olan asistan ve öğretim üyeleri, eğitim ve araştırmaya zaman bulamamaktadır.

·                                 Asistan hekimler, haftalık 72 saate varan mesailer gibi insani olmayan çalışma süreleri altında adeta ezilmektedir, izin kullanmaksızın 36 saat kesintisiz çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu çalışma koşulları altında eğitim alınamayacağı açıktır.

·                                 Sağlık Meslek Liselerinden mezun olan da hemşire, üniversitelerin iki yıllık programlarından mezun olanlar da hemşire, üniversitelerin dört yıllık programlarından mezun olanlar da hemşire unvanı almakta ve hepsi aynı görev, sorumluluk ve yetkiyle çalışmaktadır. Diğer sağlık mesleklerinde de durum bundan farklı değildir.

·                                 Sağlık Eğitimi Programları, meslekten olmayanlar tarafından yönetilmekte, bu durum sağlık meslek eğitiminde sorunların ana kaynağını oluşturmaktadır.

·                                 Parasını ödediği takdirde ve uzaktan eğitim ile temel eğitimi hemşirelik olmayan diğer tüm sağlık meslek lisesi ve ön lisans mezunlarına, ilgili üniversiteler tarafından hemşirelik lisans diploması verilmektedir.

·                                 Sağlık alanında görev yapan mesleklerin tümünde lisans düzeyinde yüksek öğrenim imkânı sağlanmamıştır.

·                                 Lisans düzeyinde olması gereken sağlık eğitimi orta öğretim düzeyindeki çocuklara veriliyor, çocuk yaşta sağlık çalışanı yaratılıyor.

Geleceğin kuşakları, sağlık hizmeti içinde yer alacak olan bu kuşaklar bu şekilde yetiştirilmeye çalışılırken; hizmetin niteliği düşünülmemekte, ticari kaygı ön plana alınmaktadır. Hizmetin yürütülmesi sürecinde yer alacak sağlık profesyonelleri bu olumsuzluklarla karşı karşıya iken; bu böyle devam edemez. Halkın sağlığı, bu derecede niteliksiz ve yetersiz eğitim ile yetişen çalışanlara teslim edilmekte, çalışanlardan nitelikli sağlık hizmet beklenmektedir. Nitelikli sağlık hizmeti için her meslek ve her kademede yeterli ve nitelikli bir eğitim gereklidir, bu mutlaka sağlanmalıdır.

Bu Ortamda İyi Eğitim Olmaz,

Böyle bir eğitimle yetişen çalışanlarla

“Nitelikli Sağlık Hizmeti”

verilemez..!

Sağlık profesyoneli yetiştiren, Fakülte ve Yüksek Okullarında eğitimi niteliksizleştiren ve yozlaştıran uygulamalara son verilmelidir.

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

* O Zaman Hepimiz Suçluyuz… 20.02.2014
         Son yıllarda hükümetin giderek artan baskılarından ve keyfi davranışlarından bunalan halkımızın sabrı gezi parkı müdahalesiyle tükenmiştir. Geçtiğimiz yıl hatırlayacağınız gibi halkın birikmiş öfkesi tepkiye dönüşüp sokakları meydanları doldurmuştur. TTB ve bağlı odalar bu demokratik tepkinin yanında yer almış, tüm hekimlerimiz bu olağanüstü durumda vatandaşlarımızın sağlık ihtiyacı için seferber olmuştur. Maalesef baskılara yenileri eklenerek İstanbul, Ankara ve Kırıkkale’deki Tabip Odası Yöneticilerine davalar açılmış, arkadaşlarımıza gözaltılar yapılmıştır. Haklı demokratik tepkilerde halkımızın yanında yer almak ve hekim olarak ihtiyaç duyulan yerde mesleğimizi icra etmek suçsa; Biz bu suçu Hekimler ve Tabip Odaları Yöneticileri olarak işledik, işlemeye devam edeceğiz. Kendimizi ihbar ediyoruz.

            İstanbul, Ankara ve Kırıkkale Tabip Odalarının yanındayız ve Oda yöneticilerimize yapılan bu baskıları şiddetle kınıyoruz. 21 Şubat 2014 tarihinde duruşması bulunan Kırıkkale Tabip Odası yöneticilerinin yanlarında olacağız. Bu davaları hepimize karşı açılmış sayıyoruz, savunmamızı da hep birlikte yapacağız.

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* BASIN AÇIKLAMASI 16.01.2014

ACİL NÖBETİ VE UZMANLIK EĞİTİMİ ZORLAMALARINA, HAK KAYIPLARINA BOYUN EĞMEYECEĞİZ!

Hekimlerin acil durumlarda mesleklerini yapmasını engelleyen, güvencesiz ve taşeron çalışma biçimini meşrulaştıran, Aile Sağlığı Merkezi’nde (ASM) çalışan aile hekimlerini ve diğer sağlık çalışanlarını kamu hastanelerinde acil nöbet tutmaya zorlayan Sağlık Torba Yasası, TTB ile sağlık iş kolundaki sendikalar ve birinci basamak hekimlerinin örgütlü olduğu derneklerin haklı muhalefetlerine rağmen TBMM’de kabul edilmiştir.

TTB Merkez Konseyi Yasa’nın onaylanmaması talebiyle Cumhurbaşkanı ile bir görüşme gerçekleştirmiş; görüşmede Torba Yasa’da aile hekimlerinin acillerde nöbet tutmasının yaratacağı sorunlar ve Torba Yasa’da yer alan diğer maddelerle ilgili karşı olma gerekçelerimiz anlatılmıştı.

Bu görüşmede; Cumhurbaşkanı’ndan Torba Yasa’yı onaylamaması, TBMM’ye geri göndermesi talep edilmiştir.

Aksi durumda; Yasa’nın yürürlüğe girmesi ve ASM çalışanlarına acil nöbeti uygulamalarının yaşama geçirilmesi halinde başından beri kararlılıkla yürüttüğümüz mücadelemizi farklı etkinliklerle ve daha etkili bir şekilde sürdüreceğimizi kamuoyuna bir kez daha ilan ediyoruz.

Sağlık Bakanlığı’nın önümüzdeki günlerde yayınlamayı düşündüğü ‘Aile Hekimliği Ödeme ve Sözleşme Yönetmelik Değişikliği’ ile ASM çalışanlarının ücretlerini düşüreceği, yeni ek görev ve sorumluluklar getireceği, kazanılmış hakları geriye götüreceği anlaşılmaktadır. Yönetmelik değişikliğinin bu biçimiyle yayınlanması halinde aile hekimleri üretimden gelen gücünü en etkin bir şekilde kullanmakta tereddüt etmeyecektir.

Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye dayanarak sözleşmeli çalışan aile hekimlerine yönelik ‘Aile Hekimliği Uzmanlık Eğitimi’nin esaslarını belirlemek amacıyla 2-3 Ocak 2014 tarihinde yaptığı toplantıda aldığı kararları açıklamıştır. TUK üyelerinin ağırlıklı olarak Sağlık Bakanlığı tarafından belirlendiğini, alınan kararlardan önce birinci basamak hekimlerinin ve örgütlerinin görüş ve önerilerinin alınmadığını ya da bunlara itibar edilmediğini hatırlatmak isteriz. TUK kararlarının yeni şartlar getirerek birinci basamak hekimlerinin mesleklerini yapmalarınıengelleyebileceğini, hekimler arasında hak kayıplarına, eşitsizliklere yol açabileceğini düşünmekteyiz.

Aile hekimlerinin bunu kabul etmeyeceklerini kamuoyuyla paylaşırız.

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* TAM GÜN DEĞİL TAM GÜM 06.01.2014
 TBMM’inde 09 Aralık 2013 günü ara verilen ‘Sağlık Torba’ Tasarısının görüşmeleri 03 Ocak 2014 günü tamamlandı.

Tasarıbirkaç maddede yapılan küçük değişiklik dışında aynen kabul edildi. Adı “Yasa”olsa da, içindeki pek çok madde kayırmacılık, özel yarar sağlama, haksızlık, eşitsizlik, kısaca hukuksuzluk kaynağı olan bu “Torba” sağlıksızdır. Hekimlerin, toplumun vicdanında meşru değildir, uygun bulunmamıştır. Cumhurbaşkanı’nın da uygun bulmamasını bekliyoruz:

TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Sağlık Torbası’na göre;

Hekimlik yapmak suç, insan sağlığını ticari unsur haline dönüştürmek suç değil.

· Fatih Şahin ve bazı AKP milletvekillerinin verdiği önerge ile tasarının 46. Maddesinde bulunan “İnsan sağlığının, ticari unsur haline dönüştürülmesinin engellenmesi ve kamu yararının korunmasıamacıyla reklam yasağına aykırı hareket eden sağlık kuruluşları ve yayıncılara”idari para cezası verilmesine ilişkin madde bütünüyle tasarıdan çıkarıldı.

· Sağlık kuruluşlarında yoksul acil hastaya bakmayan, acil hastalardan para alan, yeterli personel çalıştırmayan, tıbbi cihaz ve donanım, bina ve hizmet birimleri, malzeme ile ilaç standartlarına uymadığı bir yıl içinde üç kez saptanan sağlık kuruluşlarına üç aya kadar faaliyet durdurma cezası çok bulundu ve on güne düşürüldü.

· Ruhsata aykırı ilaç imal edip halk sağlığınıtehdit edilmesine yalnızca para cezası verilmesi uygun görüldü.

· Hekimlere yönelik “ruhsatsız sağlık hizmeti verme” adı altında bir suç kabul edildi. Genel Kurul’da maddeye küçük bir ek yapıldı. Madde; “Olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana ve sağlık hizmeti devamlılık arz edene kadar verilecek olan sağlık hizmeti haric, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.” şeklinde kabul edildi.

Acile gelen hastadan para istemek, yoksul insanları tedavi etmemek ve bunu sürekli yapmak suç değil, diplomasıyla ücretsiz sağlık hizmeti vermek suçtur öyle mi? Böyle bir suç ve ceza yaratma yaklaşımının evrensel hekimlik ve hukuk ilkelerinde yeri yoktur. Bütün bunlar başta hekimler olmak üzere toplumun vicdanında meşru bir yasama faaliyeti olarak kabul görmeyecektir.

Hastaların mahrem bilgilerini bildirin yoksa “suçlu” olursunuz dendi.

· Hastaların hekimlere verdikleri mahrem bilgileri Sağlık Bakanlığına bildirmeyenler iki kez uyarılacak, üçüncüsünde ise aylık gelirinin yüzde biri oranında para cezası verilecektir.

· Bakanlığın hasta bilgilerinin bildirimi için kuracağı sistemin parası hekimlere ve sağlık kuruluşlarına ödetilecektir.

· Sağlık Bakanlığının denetimi sırasında hastalara ait kişisel bilgiler de dahil olmak üzere her türlü bilgi, belge ve kaydı gösterilecektir.

Hastanım bilgilerinin mahremiyetine, özel hayatın gizliliğine, hekimlerin hastalarının sırlarınıölümlerinden sonra bile saklamalarına ilişkin hekimlik, hukuk ilkeleri, Anayasa kuralları kimin için? Bu ilke ve kurallar TBMM’nin tasarıya olumlu oy kullanan milletvekillerini bağlamıyor mu? Görünen odur ki bağlamıyor.

Hekimlerin bağımsız çalışması yasak, işverenleri tarafından ‘kiralanması’, zorla çalıştırılması serbest.

· Memur olan hekimler, mesai dışına muayene açamayacaklar, serbest meslek icra edemeyeceklerdir.

· Yükseköğretim kurumlarında çalışan doçent ve profesörler, mesai bitiminde serbest çalışamayacaklar, bunlardan ancak izin verilecek kişiler özel hastane ve vakıf hastanelerinde çalışabileceklerdir. Buşekilde çalışacakların alacakları paranın yarısına üniversiteleri el koyacaktır.

· Üniversitelerde dışarıdan sözleşmeli öğretim üyesi çalıştırılacaktır.

· Sağlık Bakanlığı eğitim ve araştırma hastanelerindeki doçent ve profesörler ile eğitim sorumlularının Bakanlar Kurulu kararı ile üniversitelerdeki gibi kiralama sistemi ile mesai saatleri bitiminde özel hastaneler ve vakıf hastanelerinde çalışabileceklerdir. Elbette alacakları paranın yarısını kurumlarına vererek.

· Hali hazırda mesai saatleri dışında mesleğini serbest olarak icra eden öğretim üyelerinden bu çalışmalarına üç ay içinde son vermeyenlerin öğretim üyeliği ile ilişkileri kesilecektir.

· Sağlık personelinin mesai saatleri dışında kuruma çağrılması adı altında, ikamet zorunluluğu gibi kölelik uygulamalarına kapı aralanmaktadır.

· Aile hekimleri, kurum hekimleri ve kamu sağlık kuruluşlarında çalışan diğer hekimler, mesai bitiminde aylık 30 saati geçmemek üzere işyeri hekimliği yapabilecek, işyeri hekimliği sertifikası olmayan hekimler de 10’dan az işçi çalıştıran az tehlikeli işyerlerinde çalışabilecektir.

· Aile Hekimleri ve aile sağlığı elemanlarına ayda en az 8 saat Nöbet tutma zorunluluğu getirildi.

Hekimlerin kendi adına bağımsız olarak ya da hekim meslektaşının açtığı işyerinde çalışmasıyasaklanırken işverenlerin işçisi olması, hatta köle gibi çalıştırılmasında mahsur görülmemiştir.

Hekimin hastaya ruhsatsız müdahalesi suç, polisin, özel hareketçinin müdahalesi uygun dendi.

· Türk Silahlı Kuvvetleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesi başkanlığında görevli personel, görev yaptıkları esnada sağlık personeli yokluğunda veya sağlık personeli ulaşıncaya kadar acil tıbbi müdahaleleri yapabilecektir. Bu madde İnsan haklarına aykırımüdahalelere ve delil karartılmasına yol açacak niteliktedir.

“Hoca”farkını, özel hastanelerden sonra devlet üniversiteleri de alacak.

· 2547 sayılı YÖK yasasının Döner Sermayeyeİlişkin hükümleri içinde bulunan öğretim üyeleri için vatandaştan ilave ücret alınmayacağına ilişkin hüküm kaldırıldı. Yalnızca Sağlık Bakanlığı Hastaneleri ile İşbirliği yapan Tıp Fakültelerinin öğretim üyeleri için öğretim üyesi farkıalınmayacaktır.

· Öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında üniversitede sundukları sağlık hizmetlerinden 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 73 üncü uyarınca ilave ücret alınacak ve bu ücretin en az 50’si kuruma, geriye kalanı hizmeti sunan öğretim üyesine, toplam performansı aşmamak kaydıyla ödenecektir.

Fırsatçılık, haksızlık, hukuksuzluk, bazı kişilere menfaat temini “yasa” adını alınca meşru mu oluyor?

· Üniversitede çalışmadan “Jet profesör” olan Bakanlık bürokratlarının Sağlık Bakanlığında çalıştıkları süreler üniversitede çalışmış gibi sayılacak, üniversiteye gitmeden üniversitenin akademik unvanlarını kullanacaklardır.

· Yurt dışında çalışan veya yurt dışında eğitimlerini tamamlayanlar, önümüzdeki altı ay içinde Türkiye’ye dönerlerse Devlet hizmeti yükümlüğünden muaf olacaklardır. Ama yurt içinde okuyan ve çalışan hekimlerimiz eşlerinden, çocuklarından yıllarca ayrı kalarak mecburi hizmete gitmeye devam edecektir.

· Aile hekimleri aile hekimliği uzmanlık eğitimine çalıştıkları yerde uzaktan eğitim yoluyla yapacaklar ve mecburi hizmetten muaf tutulacaklardır. Böyle bir eğitim ve eşitsizlik dünyanın hiç bir yerinde yoktur.

Diğer Düzenlemeler

· Acilde, yoğun bakımda ve 112’de çalışan hekimlerin nöbet ücreti % 50 arttırıldı. Artışla uzman hekimlerin bir saatlik nöbet ücret 7,68 TL’den 11,52 TL’ye, hekimler ve asistanların ise 6,91 TL’den 10,37 TL’ye çıkarıldı.

· Tıpta uzmanlık eğitimi alan yabancı uyruklu asistanlara döner sermayesi bulunan kuruluşlardan döner sermayeden, döner sermayesi olmayan yerlerde kurum bütçesinden 998,28 TL maaş ödenecek.

· Tıp fakültelerinin altıncı yılındaki, dişhekimliği fakültelerinin beşinci yılındaki öğrencilere ilgili üniversite bütçesinden oniki ay süreyle 334,04 TL aylık ücret ödenecek.

· Beşinci ve altıncı grup ilçe merkezlerine bağlı yerleşim yerleri ile Bakanlar Kurulunca tespit edilecek il merkezi ve il merkezlerine bağlı yerleşim yerlerinde Devlet hizmeti yükümlülüğünü yerine getiren hekimler, tekrar Devlet hizmeti yükümlüsü olduklarında istekleri dışında bu yerlere atanamayacaklar.

· Tıp fakültelerinde uzmanlık eğitimi gören hekimler, uzmanlık eğitimini tamamladıkları Sağlık Bakanlığı’na bildirildikten sonraki ilk devlet hizmeti yükümlülüğü kurasına kadar araştırma görevlisi olarak çalışmaya devam edebilecektir.

· Hekim ve diş hekimi dışında kalan sağlık personellerinin eğitim sürelerinin en az ön lisans düzeyine çıkartılması,sağlık meslek liselerinin sağlık hizmetinde bütünüyle bir kaosu getirecek olan “hemşire ve ebe yardımcısı” mezun etmesine yönelik maddelerin de içinde olduğu pek çok madde AKP milletvekilleri tarafından sorgulanmadan tartışılmadan kabul edilmiştir.

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı                                                                                 

 

* Sağlığımız Tehlikede 05.12.2013
 
Sağlık alanı sürekli değiştirilen düzenlemeler ve getirilen torba yasalarla alt üst ediliyor. Her yeni düzenleme bir öncekiyle yarışırcasına hekimlik mesleğinin özüne zarar veriyor, yurttaşların ücretsiz, nitelikli sağlık hizmeti almasını olanaksız hale getiriyor.

Şimdi bir torbayı daha evirip çevirip önümüze koyup, hekimliği doğduğu topraklara gömmeye çalışıyorlar. İstanköy’lü Hipokrat’ı, Bergamalı Galenos’u bu topraklardan kazıma gayreti içindeler.

“Tam Gün” Özele Hoca Pazarlama Noktasına Gelmiştir

Yıllardır hekimleri, hekim örgütünü, sağlık çalışanlarını dikkate almadan yapılan “tam gün” düzenlemelerinin gerçek amacı açıklıkla ortaya çıkmıştır. Niyet tam gün değildir. Hekimlerin tek bir işte çalışarak insanca yaşayacakları bir düzen kurmak değildir. Muayenehane dışında her şey serbesttir, yeter ki emek sömürüsü işlesin, katmerlensin. Yurttaşları “muayenehane çilesinden kurtaracağız” diyenler sağlığı büsbütün paralı hale getirmekte, üstelik hem üniversitelerde hem de özel hastanelerde hastaların ödediği paranın yarısına el koyup kar etmeyi istemektedirler.

Devlet bırakın sağlığı yurttaşlara hak olarak ücretsiz sunmayı, yurttaşların cepten ödemek zorunda bırakıldığı sağlık hizmetinden kar eden, hocaları özel sektöre pazarlayan bir tüccara dönüşmektedir. Artık yurttaşlarımız için hocalara muayene olup tedavi olabilmenin yolu ya üniversitelerde ya da özel hastanelerde cepten daha çok para ödemektir. Üstelik özele pazarlanacak hekimlere Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki hocalar da dahil edilmektedir.

İnsanlık Yararına Sağlık Hizmeti Suç Olabilir mi?

“Ruhsatsız sağlık hizmeti sunma” adı altında bir suç tanımlanıp mesleğini hiçbir çıkar gözetmeden uygulamaya çalışan hekimler, 3 yıla kadar hapse atılmakla tehdit edilmektedir. Öylesine bir kindir ki 20 bin güne kadar da adli para cezası tanımlanmakta, günlük yüz TL’den hesaplanırsa 2 milyon TL’yi bulan cezalar verilebileceği hesaplanmaktadır.

Hekim olmayan kişilerin hekim gibi sağlık hizmeti vermesi zaten suçtur, cezası kanunla düzenlenmiştir. Onun için bu ceza hiçbir özel hastane patronuna, uluslar arası sermaye zincirine, baskıcı hastane yöneticilerine bağlı olmadan, mesleğini özgürce, yalnızca insanın yararını merkeze alarak, gezi eylemlerinde olduğu gibi halkın yararına icra etmek isteyen, hastasının mahrem bilgilerini saklayan hekimleredir.

Böylesi bir ceza hekimliğin evrensel ilkelerine aykırıdır, bu nedenledir ki uluslararası hekim ve insan hakları örgütlerinin tepkisini çekmektedir.

Dayak Yemeğe Devam Düzenlemesi

Türkiye resmi olarak günde 30 sağlık çalışanının şiddete uğradığı bir ülkedir. Şiddeti önlemeye katkısı olacak, caydırıcılığı olan bir yasa çıkarılması acil ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç TBMM’de kurulan Sağlık Çalışanlarına Yönelik Artan Şiddeti Araştırma Komisyonu raporunda da tanımlanmıştır. Gelin görün ki bu torba yasa içerisinde mevcut duruma katkı sunmayan, sağlıkta şiddeti sağlık ortamının sorunu değil de sağlık personelinin bireysel sorunu gibi gören; ağır yaralanma ve ölüm durumlarında zaten mümkün olan tutuklama tedbirinin uygulanacağını tekrar eden bir düzenleme teklif edilerek adeta göz boyanmaktadır.

Sağlık Bakanı’nı samimiyete davet ediyor ve sesleniyoruz: Bu ülkenin dört bir yanında dayak yiyen sağlık çalışanları sizden şiddeti önleyecek gerçek bir düzenleme beklemektedirler. TTB olarak size bunu sağlayabilecek bir teklif sunduk, acilen hayata geçirilmesini bekliyoruz.

Sülük Tedavisine Sertifika Tanımlayanlar İşçi Sağlığından Sertifikayı Kaldırıyorlar

Geleneksel, alternatif, tamamlayıcı tıp adı altında yönetmelik hazırlayanlar, sülük tedavisini, hacamat etmeyi sertifikaya bağlayanlar işçi sağlığı söz konusu olduğu zaman bunun ayrı bir disiplin olduğunu unutmakta, işyeri hekimliği sertifikasını pek çok işçi sağlığı hizmetlerinden kaldırmaktadırlar.

İş kazalarında, meslek hastalıklarında sicili bozuk bir ülkenin işçi sağlığına böyle yaklaşması önümüzdeki dönem yaşayacağımız daha karanlık tabloların habercisidir.

Hacamata Muayenehane Serbest Bilimsel Tıbba Yasak!

Sağlık Bakanlığı, üç yıldır, sağlık tacirleri karşısında kendi diplomalarıyla bağımsız çalışmak isteyen hekimlere ruhsat vermemekte, binbir hukuksuz engel çıkarmaktadır. Yargı kararlarını uygulamamakta, mesleğini bilimsel olarak yapmaya çalışan hekimlere taşeron şirketlerde, özel hastanelerde emek sömürüsü altında çalışmayı dayatmaktadır. Şimdi de hukuksuz olarak ruhsat vermediği hekimleri hapse atmakla tehdit etmektedir. Öte yandan Bakanlık başka düzenlemelerle hacamat gibi tedaviler için açılacak yerleri ruhsatlandırmaya çalışmaktadır. Mesleğini bilimsel tıbbın içinde bağımsız olarak uygulamak yasaktır, “alternatif” işler serbesttir. Sülük yapıştırmak serbesttir, hacamat etmek serbesttir, cerrahın, çocuk hekiminin, dahiliye uzmanının mesleğini serbest icra etmesi yasaktır!

Bürokrasi Profesörlerine Özel Yasa

Kamuoyunun tepkisini çeken üniversiteye uğramadan “jet profesör” olma uygulaması yasallaşmaktadır. Profesör olmak için üniversitede fiilen çalışma zorunluluğu kaldırılmakta, Sağlık Bakanlığı’nda CEO olarak çalışırken, hastane yöneticiliği, başhekimlik yaparken profesör olunabilmesi yasallaştırılmaktadır. Sağlık Bakanlığı Bürokrasi Üniversitesi kurulmuş bulunmaktadır. Bu Üniversitede akademisyen olmak için öğrenci, asistan yetiştirmeye gerek yoktur, siyasi yandaşlık yeterlidir! Zaten bu profesörler tüm Bakanlığı sarmış durumda olup şimdi gereği yapılmaktadır.

Acil Servisler İçinden Çıkılmaz Hal Almıştır

Sağlık Bakanlığı acil servislerde ne yapacağını bilemez duruma gelmiştir. Bir yandan alanın dışındaki uzman hekimlerle durumu idare etmeye çalışırken şimdi de aile hekimlerini ayda en az iki kez acil nöbeti tutmaya zorlamaktadır. Aile hekimliği ile uzaktan yakından ilgisi olmayan uygulama bir de “aile hekimlerinin mesleklerini unutmamaları için gerekli” ilan edilmektedir!

“Çalıştığın Yerden Bir Yere Ayrılma” Yasası

Daha önce Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği ikamet mecburiyeti düzenlemesi başka adla yeniden getirilmektedir. Orta çağda kralların serflere, kölelere dayattığı düzenleme Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık çalışanlarına dayatılmaktadır.

Zorunlu Hizmet Sadece Bu Ülkede Okuyup Yurttaşa Hizmet Edene Var!

Tıp fakültesini yurt dışında okuyan ya da bir biçimde yurt dışında çalışmış olanlara mecburi hizmet muafiyeti getirilmektedir. Adeta çok çalışıp tıp fakültesini Türkiye’de kazanarak okuyanlar, bir yere ayrılmayıp bu ülkenin insanlarına hizmet edenler cezalandırılmaktadır. Kimleri kayırmak için çıkarıldığını bilemediğimiz bu düzenlemenin iktidar partisinin baştan söz verdiği biçimde yapılmasını, mecburi hizmetin tümden kaldırılmasını talep ediyoruz. Çalışmak mecburi değil, gerekli özendirici düzenlemelerle gönüllü hale getirilmelidir!

Türkiye Sağlık Ortamının Derinleşen Yaralarına Bir Merhem Yok

Bu Torbada da tıp eğitimindeki bozulmadan asistanların sorunlarına, kurum hekimlerinden emekli hekimlere kadar yaşanan ücret adaletsizliğine, performans sisteminin yarattığı tahribattan taşeronlaşmaya kadar sağlık alanında derinleşmiş yaralara merhem olacak bir düzenleme bulunmamaktadır.

Türkiye’nin dört bir yanındaki hekimler olarak Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz:

Mesleğimize, işimize, iş güvencemize, halkın sağlık hakkına sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Hekimlik andı bu topraklarda yazıldı, binlerce yıl sonra bu topraklara gömülmesine izin vermeyeceğiz.


ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* AİLE HEKİMLERİ GREV 04.12.2013
 Aile Hekimleri 7 yıl önce Aile Hekimliği uygulamasına geçildiği günden beri her yıl değişen yönetmeliklere tabu tutulmaktadır. Halbu ki bu sistemin pilot uygulaması yapılmıştır. Buna rağmen Salık Bakanlığı kervan yolda düzülür mantığı ile her konuda olduğu gibi hedefini tam belirleyememiş, ülke gerçeklerini doğru hesaplayamamış, Aile Hekimlerini ve Aile Hekimliği uygulamasını yapboz oyununa döndürmüştür. Öyle görülüyor ki kaliteli birinci basamak hizmetinden ziyade birinci basamağın özelleştirilmesi hedeflenmiştir. Koruyucu hekimlik teşhis ve tedavi edici hekimlik dışında her hangi bir görev verilmeyeceği yasayla belirlenmiştir. Bir hekim ve bir hemşireden oluşan Aile Hekimliği personeline, eski Sağlık Ocağı zamanında ki çok sayıda sağlık personeli ile verilen hizmetlerin tamamını  hatta daha fazlasını yüklemeye başlamışlardır. Değişen tek şey Hekim ve sağlık personelinde ki azalma ile merkezlerin tüm masraflarının hekimlere bırakılmıştır. Devlet birinci basamak sağlık hizmetlerinden ekonomik olarak elini çekmiştir. Maalesef her geçen yıl ekonomik olarak yeni külfetlerin yanı sıra iş yükü olarak da sistemde ki hekim açığını Aile Hekimleri ile kapatmaya çalışmaktadır. Tüm bunların yanı sıra Aile Hekimleri maddi ve manevi açıdan bir önceki yılı arar hale gelmiştir. Dünyada hiçbir meslek grubunun her geçen gün iş yükü artarken ekonomik gelirinin azaldığı görülmemiştir. Bizde Aile Hekimlerinin durumu budur. Çıkması beklenen son torba yasada % 20’ye yakın ekonomik kayıp getirilmeye çalışılırken ayda en az 16 saat acil nöbeti tutulması zorunlu kılmaya çalışılmaktadır. Bugün tüm Türkiye’de aile hekimleri grevdedir. Bu bur uyarıdır. Sağlık Bakanlığı bir an önce meslek örgütümüz TTB ve Çatı Derneğimiz Aile Hekimleri dernekleri federasyonu ile görüşülmeli. Kaliteli hizmet için işbirliğine gitmelidir. Bizim huzursuzluğumuzun üzerinden memnuniyeti yüksek bir sağlık hizmeti bekleyemezler.

Isparta – Burdur Tabip Odası Genel Sekreteri

Isparta Aile Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi

Dr. Aysel DİVARCI

* Torba Yasa 04.11.2013
 Basın Açıklaması

Gündemdeki Sağlık Torba Yasası\'na İlişkin Öğretim Üyelerimize Önemli Duyuru

Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce, tüm Üniversite Rektörlüklerine gönderilen 24 Ekim 2013 tarihli yazı ile Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın üniversiteler ilgili hükümleri hakkındaki görüşlerin 30 Ekim 2013 tarihine kadar gönderilmesi istenmektedir.

Öncelikle belirtmek isteriz ki yapılması öngörülen Yasa düzenlemeleri, bu alanın sosyal tarafları ile bir araya gelinerek görüşleri ve değerlendirmeleri alınmadan hazırlanmış; gerek Hükümet Teklifi haline getirilmesi aşamasında, gerekse Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmesi sırasında üniversitelerin, meslek kuruluşlarının, sendikaların görüşleri alınmamıştır. Hazırlanan metnin Kanun Tasarısı olarak TBMM gündemine alınmasından sonra ve son anda ertelenmekle birlikte gündemde bekletildiği bugünlerde Tasarı hakkında görüş istenmesi, üstelik bunun hafta sonu ve resmi tatil günleri de göz önünde tutulduğunda neredeyse yarım günlük bir zaman dilimine sıkıştırılması, Sağlık Bakanlığı’nın ciddi olmadığını düşündürmektedir. Bu aşamada ve bu şekilde üniversitelerden görüş istenmesi, kamuoyunun bu yöne ilişkin eleştirilerini bertaraf etmek ve yasalaşması beklenen düzenlemeleri meşrulaştırmak amacıyla yazılmış göstermelik bir yazı olarak değerlendirilmektedir.

Bununla birlikte Kanun Tasarısının üniversiteleri ilgilendiren düzenlemeleri hakkındaki genel düşüncelerimizi kısaca paylaşmakta yarar görüyoruz. Tasarı ile bir kez daha tıp fakültesi öğretim üyelerinin mesai sonrasında mesleklerini serbest olarak icra etme hakkı ortadan kaldırılmaktadır. Bilindiği gibi hekimlerin çalışmalarına sınırlandırma getiren ilk düzenlemeler, 5947 sayılı Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılmıştır. Bu Kanunun bazı hükümlerinin iptali istemiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi; sağlık hizmetlerinin doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklı olduğu, mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahip olduğu, insanın en temel hakkı olan sağlıklı yaşam hakkı ile bu yaşamın sürdürülmesindeki yeri tartışmasız olan hekimin statüsünün de bu çerçevede değerlendirilerek diğer kamu görevlileri ile bu yönden farklılığının gözetilmesi gerektiği, bu durum dikkate alınmaksızın hekimlerin çalışma koşullarının kuralda belirtildiği şekilde sınırlandırılmasının bireylerin yaşam hakkını zedeleyici nitelikte olduğu sonucuna varmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin kararında ayrıca; Anayasa’da üniversitelerin, bilimsel çalışmaların yapıldığı ve bilimin öğretildiği kurum olarak nitelendirilip bilimsel ve idari özerkliğe sahip kılınarak diğer kamu kurumlarından farklı değerlendirilmiş, öğretim üyelerine de kamu görevlisi olmakla birlikte genel sınıflandırma içinde ayrı bir yer verilerek kendilerine özgü önem ve değerde bir meslek sınıfı olduğunun belirtilmiş olduğuna, öğretim üyelerinin bu konumları dikkate alındığında bunları diğer kamu görevlileri gibi değerlendirmenin de mümkün olmadığına vurgu yapılmış; iptali istenen benzer sonucu doğuran düzenleme ile üniversitelerin bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişime ve kalkınmaya destek olmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi görevlerini yerine getirmesinin engellendiği ifade edilmiştir.

Bugün Mecliste bekleyen Tasarı düzenlemesinin, Anayasa Mahkemesi’nin bu kararında belirtilen öze uygun olduğunu söylemek olanaklı değildir. Tasarıda, aynı amaca yönelik olarak hazırlanmış olan önceki Yasa düzenlemelerinden farklı olarak “sözleşmeli öğretim üyesi” kavramı ortaya atılmaktadır. Ancak böyle bir çalışma biçimi, üniversitelerin temel niteliklerine uygun düşmeyecektir. Zira Anayasa’da ve 2547 sayılı Yasa’da üniversiteler, bilimsel özerkliğe sahip kurumlar olarak tanımlanmıştır. Burada sözü edilen “bilimsel özerklik”, Anayasa Mahkemesi kararlarında “siyasal çevrelerin, özellikle iktidarların ve ayrıca çeşitli baskı gruplarının, üniversite çalışmalarıyla öğretim ve eğitimini etki altında tutabilmeleri yolunu kapatmak ve bu faaliyetlerin bilimsel gerekler ve gereksinmelerden başka, herhangi bir dış etkiden uzak kalacak bir ortamda sürdürülmesini sağlamak” olarak açıklanmıştır.[1] Bilginin ve gerçeğin açığa çıkarılması, bilimin özgürce üretilmesi bilimsel özerklik ile mümkündür. Bilimsel özerkliğin sağlanabilmesi ise “akademik özerklik” ile sıkı sıkıya bağlıdır. “Akademik özerklik”, üniversitelerin misyonuna uygun olarak her türlü konuda özgürce karar almasını sağlayan kurumsal özgürlüğü ifade eder. Bu sayede, siyasi otorite ve bürokratlar üniversitelerin alacağı kararlarda etkili olamazlar. Akademik özerkliğin varlığı ise ancak akademik yapıyı oluşturan öğretim üyelerinin mesleki bağımsızlığının sağlanması ile mümkün olabilir.

Sözleşmeli çalışma biçimi, öğretim üyelerinin “iş güvencesiz” çalışmaları anlamına gelecektir. Böyle bir ortamda mesleki bağımsızlıktan söz etmek olanaklı değildir. Toplum yararına bilim üretecek öğretim üyelerinin her an sona erebilecek sözleşme ilişkisi içinde, bilgisini korkmadan kamunun hizmetine sunmaları mümkün olamayacaktır. ABD başta olmak üzere benzeri yöntemin uygulandığı ülkelerde sözleşmeli istihdam yöntemi kabul edildikten sonra güvencesiz çalıştırma modelinin asli yöntem haline hızla dönüştüğü, özgür düşünceli, bilimi halk yararına, insanlık yararına sunmak isteyen öğretim üyelerinin işsiz kaldığı bilinmektedir. Kuşkusuz insanların sağlığının korunmasını, geliştirilmesini ve bozulduğunda geri kazanılmasını sağlayacak hekimlerin yetiştirilmesi amacına yönelik olan tıp eğitiminin nitelikli olarak verilmesi, yaşamsal öneme sahiptir. Teorik ve pratik eğitim faaliyetinin en iyi şekilde sürdürülmesi, öğretim elemanlarının uyumlu ve birlikte çalışmalarını zorunlu kılar. Bunun sağlanabilmesi için çalışma başırışını bozabilecek uygulamalardan kaçınmak gerekir.

Yasa tasarısında belirtilen şekliyle öğretim üyeleri, kadrolu ve sözleşmeli öğretim üyeleri olarak ayrılarak farklı yetkilere sahip kılınmakta; bir yanda öğretim üyesi olmanın sağladığı tüm haklarını kullanabilen bir öğretim üyesi grubu ve bir yanda ise akademik sorumluluk alamayacak, rektörlük seçimlerinde oy kullanamayacak öğretim üyeleri tanımlanarak aralarında bir çeşit statü farkı yaratılmaktadır. Bu durumun yanısıra Tasarıda sözleşmeli olan ve olmayan öğretim üyeleri arasında farklı ücretlendirme biçimlerinin de yaratılmış olması karşısında, anılan düzenlemelerin akademik ortamda çalışma barışının bozulmasına yol açacağı şimdiden öngörülebilir durumdadır. Öte yandan, tıp fakültelerinin başta gelen kuruluş amaçları arasında “araştırma” faaliyetleri önemli bir yer tutmaktadır. Tasarı düzenlemesi, uzun soluklu çalışmalar olan klinik araştırmalarda, süreli sözleşmeyle çalışan öğretim üyelerinin yer almasını neredeyse olanaksız kılmakta; sözleşmeli öğretim üyeleri bu alanın dışına itilmektedir.

Tasarıda yer alan, tıp ve diş hekimliği fakültelerinin kadrolarında çalışan öğretim üyelerinin bir yılı geçmeyen kurumsal sözleşme yapılmak ve geliri üniversite döner sermayesi hesabına kaydedilmek şartıyla, belirli süre ile veya belirli işleri yapmak üzere özel sağlık kuruluşlarında veya vakıf üniversitesi hastanelerinde çalıştırılabileceklerine dair düzenleme ise; görevlendirmeyi yapacak olan üniversitelerin işleyişini olumsuz etkileyebilecek, akademik yapıyı tahrip edebilecek bir düzenleme olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, Tasarı beklentimizin aksine iyi hekimliğin önünde ciddi bir engel olarak duran ve tıp fakültelerinin temel özelliklerine ve doğasına aykırı olan performansa dayalı ücretlendirmeden vazgeçilmesine, insanca yaşamaya yetecek ve emekliliğe yansıyan bir gelir güvencesinin sağlanmasına, sağlık personeline yönelen şiddetin önlenmesine ve şiddetten arındırılmış güvenli yaşam alanlarının sağlanmasına yönelik herhangi bir düzenleme içermemektedir.

Sonuç olarak; tıp eğitiminin özellikleri göz ardı edilerek hazırlanan ve çok değerli bilim insanlarının akademik çalışmaların dışında kalmasına yol açacak olan bu Tasarının, hastanın yararına klinik kararların özgürce verilebildiği çalışma ortamlarının, mesleki bağımsızlık ve bilimsel özerkliğin yok edildiği bir ortama zemin yaratacağı, yapılış tekniği ve içerik bakımından kabul edilemez olduğu; bu nedenle Yasa Tasarısının tümüyle geri çekilerek, sil baştan ele alınması, üniversitelerin, meslek kuruluşunun ve diğer ilgili tarafların bu tartışmaya en başında katılarak samimiyetle görüşlerinin sorulması ve bunların yapılacak düzenlemelere esas alınması gerektiği düşüncemizi bilgilerinize sunarız.

ISPARTA BURDUR TABİP ODASI

* Meslekten men ve sağlık verilerinin toplanması Anayasa Mahkemesinde 09.10.2013
 Temmuz 2013 kabul edilen 6495 Sayılı “Torba Yasa” ile  Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Sağlık Meslekleri Kurulu’na hekimlere meslekten süreli ve süresiz men cezası verme yetkisi tanınması ile Sağlık Bakanlığı’na tüm kişisel sağlık verilerini kişilerin rızası olmaksızın toplama yetkisi verilmişti. Başta kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmelerinin aykırı olduğu açık olan bu yasanın pek çok tutarsız, meslek etik, işleyiş ve doğasına aykırı olan hukuk dışı yönleri TTB Hukuk Bürosu tarafından ele alınarak incelenmiş. Ayrıca tüm kişisel sağlık verilerini kişilerin rızası olmaksızın toplama yetkisi ile ilgili Anayasa’nın 20 inci maddesine 5982 sayılı Yasa ile 07.05.2010 tarihinde eklenen üçüncü fıkra ile “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” denilerek kişisel verilerin korunması zorunluluğu özel olarak düzenlenmiştir. Tüm bu gerekçeler dikkate alınarak TTB tarafından söz konusu maddeler ile 6495 Sayılı “Torba Yasanın” bazı hükümlerinin iptali için başvurulan Ana Muhalefet Partisi CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmıştır. Değerli Meslektaşlarımız ve kamuoyuna duyurulur.

Isparta Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* YİNE ŞİDDET VE YİNE ŞİDDETE HAYIR 13.09.2013
 İnternette basına düşen haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla Isparta’da sağlıkta şiddet devam etmektedir. Sağlık hizmetini sunanlar ve şiddete uğramaları ile ilgili cümleler yan yana yakışmamaktadır, yaşanmamalıdır ve zikredilmemelidir. Maalesef hem yaşıyoruz, hem yazıyoruz, hem de zikrediyoruz.

            Sağlıkta uygulanan şiddetin durdurulabilmesinin tek yolu hasta-hekim arasındaki kutsal bağın zedelenmemesinden geçer. Burada en başta devletin en üst kademesinden başlayarak en alt kademeye kadar tüm yöneticilerinin sağlık hizmeti sunanlarla ilgili kullandıkları dile dikkat etmeleri gerekir. Sağlık hizmetlerinin ne kadar özveri ve gönüllülük esasına dayanan hizmetler olduğunu bilmeli, aynı zamanda basın yoluyla bunları zikretmeliler. Sağlık hizmetleri ve performans sözcüğü yan yana gelmemelidir. Mesleğimizin kutsallığına, hastalarla aramızdaki kurduğumuz kutsal ilişkiye dokundurtmayacağız.

            Yaşanan şiddet olayını ve daha önceki yaşanan tüm şiddet olaylarını kınıyoruz. Biz sağlıkçılar hastalarımız ve kendimizle ilgili olan her türlü sorumluklarımıza sahip çıkacağımızı bir kez daha kamuoyuna duyuruyoruz.

 

                                                                                  Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Aile Hekimlerine Acil Nöbeti 30.07.2013
 Değerli basın mensupları, değerli sağlık görevlileri, saygıdeğer halkımız, hepinizin bildiği gibi Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde Aile Hekimliği uygulamasına geçilmişti. Başlangıç sürecinde TTB koşulların hazırlanıp ondan sonra bu dönüşün planlanması gerektiğini defalarca dile getirdi. Bu koşullar nelerdi. Ülkemizde ikinci basamakta Acil, Diyaliz gibi bölümlerde çalışacak eğitimli hekimler Spor Hekimliği, Adli Hekimlik gibi birinci basamak hekimlerinin istihdam edildiği alanların planlanması gerekirdi. Aile Hekimliği uygulaması burada çalışan hekimin sadece aile hekimliği yapmasıyla başarılı olabilirdi. Düzgün bir planlama yapılmadan yangından mal kaçırır gibi uygulamaya geçilmiş olup nasıl olsa sorunlar giderilir mantığı güdülmüştür. Tahmin etmekte zorlanılmayacak sorunlar bir bir ortaya çıkmaya başladı. Birinci basamak hekimlerinin istihdam edilerek yapılan tüm işler ortada kaldı. Isparta’da yedi yıldır Türkiye’nin başka illerinde de uygulamaya geçildiği günden beri sanki bir mücadele bir kavga ortamı sürüp gidiyor. Sağlık Bakanlığı ortada kalan her işe yönetmelikte bir değişiklik yaparak piyon gibi aile hekimlerini sürüyor. Şimdi de devlet hastanelerinde yeterli acil hekimi kalmadığı için acil nöbetlerini aile hekimlerine yıkmaya çalışıyor. Halbuki aile hekimleri Tam Gün Yasasına göre çalışmak zorundadır. Devlet hastanesi acilinde nöbet tutabilen hekim özel hastane acilinde de nöbet tutabilir. Sağlık Bakanlığı kendi koyduğu yasaları her seferinde yönetmelik değişikliğiyle delmektedir. Bu yasalar da, bu yönetmelikler de günü kurtarmak amacıyla hazırlanmaktadır. Sağlığı özelleştirmek için bir dizi ayak oyunu oynanmaktadır. Büyük devlet olmak ciddi devlet politikalarıyla mümkündür. Bu politikalar üç beş aylık birkaç yıllık yapılmaz. Ciddi bir devlet her politikasını en az 50 yıl sonrasını görerek oluşturur. Yasa ve yönetmelikler akşamdan sabaha kadar alınan kararlarla değiştirilirse dönüşüm diye atılan her adım bizi kaosa götürür. Aile hekimleri atıldıkları bu kaosun içinden hastalarıyla birlikte sağ sağlim çıkma derdindedir. Bunun içinde asla kendi görevleri olan Aile Hekimliğinin dışındaki angaryaları yapmayı ve piyon olmayı kabul etmeyeceklerdir.

 

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* Basın Açıklaması 11.07.2013 (Gezi Olayları)
 BASIN AÇIKLAMASI

 

Ankara Emniyet Müdürlüğü Gezi Olayları nedeniyleTürk Tabipleri Birliği (TTB) ve Ankara Tabip Odası’nın (ATO) da içinde bulunduğu emek ve meslek örgütlerini suçlayan bir fezlekeye imza attı.

Bu süreçte bu ülkenin hekimleri bütün dünyanın gözünün önünde savaşta dahi rastlanmayacak muamelelere tabi tutuldular. Sağlık hizmeti sunarken, insanlara yardım ederken kimyasal gazlı saldırılara uğradılar, göz altına alındılar, günlerce polis denetiminde tutuldular. Üzerine Sağlık Bakanlığı’nın bizzat Bakan’ın ağzından tehditlerine uğradılar, hekimlik için, insanlık için yaptıkları hukuk dışı ilan edildi.

Şimdi de sıra Emniyet Teşkilatı’na gelmiş görünüyor.

Hazırlanan Emniyet Fezleke’sinde TTB ve ATO “hükümet muhalifi sivil toplum örgütleri” olarak ilan ediliyor ve “eylemci gruplara kamuoyu desteği sağlamakla, Yargı ve Ankara Emniyet Teşkilatı üzerinde psikolojik baskı oluşturmakla” suçlanıyorlar. Daha da ilginci eylemcileri “Polis tarafından yapıldığı iddia edilen orantısız güç kullanımı ile ilgili, savcılığa bireysel olarak suç duyurusu yapılması yönünde teşvik etmişlerdir” deniyor.

Ne kadar acı! Tüm dünyanın gözü önünde uygulanan şiddeti “iddia edilen” olarak değerlendirip bizleri bir yandan kategorize ediyor bir yandan da mağdurları suç duyurusunda bulunmaya teşvik etmekle suçluyorlar.

Aslında her şey ortada görünüyor, “biz istediğimiz gibi şiddet uygularız, kafanızı kırarız, gözünüzü çıkarırız, siz hak arayamazsınız” diyorlar. Yoksa hekimleri mağdurları suç duyurusunda bulunmaya teşvik etmekle suçlamanın başka ne anlamı olabilir?

Bize yönelik ithamların tümünü bir yana bırakalım.

Bütün dünya gördü, Türkiye’de hekimlerin ne yaptığını anladı. TTB’yi anladı, tabip odalarını anladı, tüm dünyadan destek yağdı.

Siz anlayamadınız, ya da anlamak işinize gelmiyor. Emniyet Teşkilatı da ve ne  yazık ki Sağlık Bakanlığı da hekimleri, sağlık çalışanlarını, tıp öğrencilerini anlayamadı.

Hekimlik yardıma ihtiyacı olanların yardımına koşulsuz koşmaktır.

Hekimlik insanlıktır.

Hekimler insanlar ölmesin, yaralanmasın, hastalanmasın diye uğraşır. Yardıma ihtiyacı olanın da polis mi, gösterici mi, hangi ırktandır, hangi dinden veya mezheptendir, cinsiyeti nedir bakmaz, sadece koşar yardım eder.

Yazık, anlayamadınız!

            Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığ
* Basın Açıklaması 01.07.2013 ( Torba Yasa)
 Özel Hayat, Hasta Hakları, Hekimlik Meslek Ahlakı Olmadan, Hekimlik Olmaz, Sağlık Olmaz.

 

15 Mayıs’ta TBMM’ne sunulan  ‘Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ nın 8. Maddesinin (h) bendinin (1) ve (3) nolu alt bentlerinde hekimleri ve hastaları çok yakından ilgilendiren hükümler bulunuyor.

 

-         Tasarının 8/h/1 no lu maddesinde;  İnsanların hekime, sağlık kuruluşuna gittiklerinde verdikleri kişisel bilgilerin, aldıkları sağlık hizmetine ilişkin bilgilerin, kendilerine sorulup rızaları alınmaksızın Sağlık Bakanlığı tarafından toplanması, işlenmesi ve paylaşılması düzenlenmektedir. Hekimlere, her türlü özel ve kamu sağlık kuruluşuna, hastalarının kişisel bilgilerini Sağlık Bakanlığı’na verme mecburiyeti getirilmektedir.

 

-         Tasarının 8/h/3 no lu maddesinde; Sağlık Bakanlığına, hekimleri, diş hekimlerini, sağlık personelini, mesleklerinden geçici veya sürekli men etme, diplomalarını iptal etme yetkisi verilmektedir

 

Söz konusu düzenlemeler, daha önce 2 Kasım 2011 tarihinde yürürlüğe konulan 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 23 ve 47. Maddeleri ile yürürlüğe konulmuştu. Ancak Anayasa Mahkemesi 14 Şubat 2013 tarihinde temel haklarla ilgili gördüğü bu düzenlemeleri Anayasanın 91 inci maddesinin 1. fıkrasındaki Kanun Hükmünde Kararname ile düzenleme yasağına aykırı bularak iptal etti.  Tasarı ile bu kez Kanun olarak kabul edilmesi teklif edilmektedir.

 

1.      Hastaların Özel Hayatına, Hekimlerin Meslek Ahlakına, Güven İlişkisine Dokunulmamalıdır.

 

Görevden ayrılanlar dahil milletvekillerinin, bakanlık yapanların ve bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin, ölenlerin dul ve yetimlerinin Sağlık durumu ile ilgili belge ve bilgiler gizli tutulmakta, ilgililerden başkasına açıklanması yasaklanmaktadır. Aynı şekilde TBMM’in çalışanların ve yakınlarının da. Olması gerektiği gibi. Peki neden vatandaşın sağlık bilgilerinin gizliliğine özel hayatına müdahale ediliyor.

 

Tasarının kişisel verilerin toplanması, işlenmesi ve paylaşılması ile ilgili maddesi, dokunulmayan bir özel hayat alanı bırakmamaktadır.   Gizli kalacağı düşünülerek ve sağlık hizmeti için hekimlere verilen en mahrem, en özel hasta bilgileri ile hastaya verilen sağlık hizmeti bilgileri,  bilginin sahibi olan hastaya sorulmadan, özel ve kamu sağlık kuruluşlarından, hekimlerden onları mecbur tutarak toplanmak istenmektedir. Örneğin hekime anlatılan hastalık öyküsü, ruh sağlığı sorunları, hamilelik testleri, üreme sağlığı bilgileri, alkol, sigara, madde kullanımı, güzelleştirme amaçlı sağlık hizmet bilgileri gibi en yakınlarımızla bile paylaşmak istemeyeceğimiz bilgiler de bu kapsamdadır.  Üstelik tasarıda kişilerin kendisi ile ilgili toplanan bilgilere ulaşma,  bu bilgileri sildirme, değiştirme hakkı bile güvence altına alınmamıştır.

 

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. Maddesi ve Anayasa’nın 20. Maddesi ve BİYOTIP Sözleşmesinin 10. Maddesindeki özel hayatın korunmasına ilişkin haklar kullanılamaz ve güvenceleri işletilemez haldedir.

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi koruma altına alınan haklara meşru müdahale için yasallık şartını yeter koşul olarak kabul etmemekte,  yanı sıra müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması ve amaçla orantılı olması unsurlarını da aramaktadır.Kamu düzeni kavramı  içinde yer alan genel sağlığın korunması, devlete ayrımsız bir biçimde,  herhangi bir hekime, sağlık kuruluşuna başvuran kişilerin, özel hayatlarına sınırsız bir biçimde müdahale etmesine izin vermemektedir. Bu tür girişimlerin  demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğunu Anayasa Mahkemesi de kararlaştırmıştır.

 

Hastalar,  en mahrem bilgilerine Bakanlığın el koyma girişimi nedeniyle sağlık hizmeti almaktan kaçınacaklardır. Bu durumun toplumsal olarak daha hassas olan ruh sağlığı, kadın sağlığı gibi bazı alanlarda, daha vahim sonuçlar doğurması olasıdır.   Bu girişim aynı zamanda sağlık hizmetinin gereği gibi verilmesi için  hasta-hekim arasında zorunlu olan güven ilişkisini  ortadan kaldıracak, tahrip edecektir. Hekimler, mesleklerini hasta yararına uygulama, meslek ahlakı kurallarına uyma yükümlülükleri ile devlete kişilerin özel bilgilerini verme zorlaması arasında bırakılacaktır.

 

Bilgiler merkezileştikçe güvenlik sorunlarının da o oranda arttığı bilinmektedir. Gizliliğe çok önem verilen hallerde dahi diğer ülkelerde de sık rastlanan veri kaybı ve veri hırsızlığı gibi istenmeyen durumların yaşandığı gözardı edilemeyecek bir durumdur.

 

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından 11.07.2012 tarih ve 28350 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulan \'Genel Sağlık Sigortası Verilerinin Güvenliği Ve Paylaşımına İlişkinYönetmelik\'te bulunan kimi hükümler bu endişeyi pekiştirmektedir. Söz konusu Yönetmelikte Kurum ile sözleşmeli özel sağlık kurum ve kuruluşlarından aktarılan ve Kurum tarafından otomatik işleme tabi tutulan sağlıkla ilgili verilerin özel kişi ve kuruluşlarla sözleşme karşılığı paylaşılabileceği düzenlenmiştir. Geçtiğimiz Aralık ayında da Sağlık Bakanlığı  kamu kuruluşlarının yanı sıra bütün  özel sağlık kuruluşlarına, hekim muayenehanelerine, Sağlık Net 2 adı verilen Ulusal Sağlık Veri Sistemine veri gönderiminin zorunlu olduğu, hastalara sağlık hizmeti vermeden önce TC kimlik numaraları girilerek Sağlık Bakanlığının merkezi sisteminden bir protokol numarası alınması, ancak bundan sonra hekimlerin hastalarına ait şahsi bilgileri kaydederek sağlık hizmeti verebileceği duyurulmuştu. Tepkiler ve arkasından Anayasa Mahkemesinin iptal kararı üzerine bir süre sessiz kalınmıştı.

 

 

Sağlıkla İlgili hangi bilgilere hangi hallerde ve hangi amaçla kimlerin  ulaşılabileceği, hangi hallerde nasıl ve kimlerle paylaşılabileceği, kişilerin haklarının neler olduğu ve bu hakların güvenceleri, aykırı davranışların nasıl cezalandırılacağı kişisel verilerin korunması anlayışı içinde bütün ilgili tarafların görüşleri ile katılmalarına olanak sağlanarak sağlıklı bir düzenlemenin yapılması gerekir. Bu düzenlemenin hastalar, hekimler, sağlık hizmeti üzerinde yaratacağı olumsuz etkiler kabul edilemez. Bu nedenle tasarıdan çıkarılmalıdır.

 

2-  Sağlık Meslekleri Kuruluna Meslekten Men Cezası verme Yetkisi Tanınmamalıdır.

Tasarının hekimlere, diş hekimlerine, sağlık personeline meslekten men cezası ve diploma iptali getiren maddesi hem sağlık personelinin hem de hastaların haklarını olumsuz etkileyecektir. Meslekten geçici ve sürekli men cezası verme yetkisi, Sağlık Bakanlığı bünyesinde beşi üst düzey yönetici olmak üzere 12 üyesi  atanmış kişilerden oluşturulan 14 kişilik Sağlık Meslekleri Kuruluna verilmektedir. Bu Kurul; meslek icrası sırasında  bir kişinin engelliliğine ya da ölümüne sebebiyet verdikleri gerekçesi ile hekimlere, diş hekimlerine, sağlık personeline  üç yıla kadar, tekrarı halinde iki katı süreyle meslekten geçici men ve meslekten sürekli men cezası verebilecektir,

 

Özellikle tıp alanında hemen pek çok tedavi yönteminin kusursuz uygulanması halinde dahi  öngörülen  ancak istenmeyen olumsuz sonuçlar  (komplikasyon)  ortaya çıkabilmektedir. Tasarı bu durumu da kapsayacak bir biçimde ceza verilmesini içermektedir.  

 

Kurula verilmek istenen yetki bir yargılama yetkisidir. Sağlık Meslekleri Kurulu, Sağlık Bakanlığına bağlı ve Bakanlık tarafından oluşturulan bir kuruldur. Kurul oluşum ve işleyiş açısından, otuzu aşkın ayrı meslek mensubunu, yüzü aşkın uzmanlık alanını kapsayacak, bağımsız, tarafsız, adil kararlar verebilecek nitelikte değildir.

 

Kurulun, vereceği meslekten men cezası, Türk Ceza Kanunu’nun 53 üncü maddesinin 6 ıncı fıkrasında düzenlenmiş bulunmaktadır.

 

Hekimlere Türk Tabipleri Birliği, diş hekimlerine Türk Diş Hekimleri Birliği ve eczacılara Türk Eczacılar Birliği, kanunla kurulmuş ve yetkilendirilmiş disiplin kurulu aracılığı ile mesleki denetim yapmakta ve gerektiğinde meslekten geçici süre ile men cezaları vermektedir.

 

Böylece sağlık çalışanları yönünden aynı eylemler nedeniyle birden fazla kez cezalandırılma söz konusu olacaktır.

 

Kurul’a tanınan bir yıldan üç yıla kadar meslekten geçici men ve sürekli men yetkisi ölçülü, orantılı ve adil de değildir.

 

Hekimler, diş hekimleri, hemşireler her gün yaşadıkları şiddet, olumsuz çalışma koşulları nedeniyle mesleklerinden uzaklaşmış, mutsuz ve motivasyonsuz durumdadır. Sağlık hizmeti ve sağlık personeli bir ceza maddesini daha kaldırabilecek durumda değildir. Bu maddelerin kamu sağlığına vereceği zarar dikkate alınarak tasarıdan çıkarılmalıdır.

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

 
* BASIN AÇIKLAMASI 26.06.2013
 İnsanlık ve Hekimlik!

Bütün Yöneticilerden

Bekledik,

Gezi Parkı’ndaki barışçıl bir eyleme duyarlı olunmasını…

Uygulanan şiddete rağmen sabırla, kararlılıkla barışçıl tutuma sahip çıkanlara saygı duyulmasını…

En temel insani taleplere şiddetle ve şiddet diliyle verilen yanıta karşı sokaklara çıkan yurttaşlarımıza dokunulmamasını…

Bekledik,

Sağlık Bakanı\'nın, meşru taleplerini ileten insanlarımıza, yaralılara ilk yardım yapılan yerlere, hastanelere, sığınılan otellere, minicik bebeklerin uyuduğu odalara, yaşlılara, hastalara, çocuklara “kimyasal gaz atılamaz, derhal durdurulsun” demesini…

Bekledik,

Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Mustafa Sarı, Ethem Sarısülük’ün hayatlarını kaybetmesinden üzüntü duyduklarını açıklamalarını,

59 ağır yaralıya, gözünü kaybeden 11 kişiye, yaralanan binlerce insana geçmiş olsun demelerini…

Bekledik,

Eylemde, sokakta gaz şiddetine maruz kalana, evinde, işyerinde atılan gaz bombaları nedeniyle nefessiz kalana, ayrımsız herkese, fişlemeden, ayrı yerlere kaydetmeden yalnızca insan oldukları için “sağlık hizmeti vermek güvencemiz altındadır” demelerini…

Bekledik,

Gazdan nefessiz kalan, nöbet geçiren, kafatası kırılan, gözünü kaybeden, yaralanan insanlara acil yardım için koşan hekimlere, tıp öğrencilerine, insanlık ahlakını hatırlayıp “sağlıkçılara savaşta bile dokunulmaz” denilmesini…

Herşeye rağmen beklemiyorduk;

Özgürlük, eşitlik, onuruna saygı isteyen milyonlarca insana günlerce böylesine ölçüsüz bir şiddet uygulanmasını,

Hukuksuzluğa karşı çıkan avukatların adliyede şiddet kullanılarak topluca gözaltına alınmasını,

İnsanlara acil yardımda bulunan hekimlere, öğrencilere, sağlıkçılara suç işliyorsunuz denilmesini,

Türk Tabipleri Birliği’ne, İstanbul, İzmir, Ankara Tabip Odalarına, yaralılara, acil vakalara yardım etmek için Sağlık Bakanlığı\'ndan neden izin almadın diye yazılar yazılmasını,

Sağlık yardımı veren hekimlerin, öğrencilerin, sağlıkçıların, sağlık yardımı alan kişilerin isimlerinin istenmesini,

Hekimlerin, sağlıkçıların gözaltına alınmasını,

Başbakanın, toplumu ikiye bölüp bir bölümünü diğerine karşı tehdit aracı olarak kullanmaya kalkışmasını,

Türk Tabipleri Birliği\'ni, hekimleri hedef göstererek hakaret etmesini,

Evrensel hukukta, Uluslararası sözleşmelerde hak olan eylemlerini suç olarak tarif etmesini,

Bilmiyorduk…

Böylesine barışçıl, muzip, kararlı, inatçı, onurlu, özgürlük ve eşitlik için asi, kendini kardeşinin yerine koyan gençlerimizin, gençleşen insanlarımızın bu kadar çok olduğunu, gittikçe çoğaldığını,

Bilmiyorduk,

Haklı, barışçıl isteklerine şiddetle karşılık verilen yurttaşlarımızın yardımına gencecik hekimlerin, sağlıkçıların, öğrencilerimizin bu kadar hızlı ve bu kadar çok sayıda koşacaklarını,

Bilmiyorduk,

“Hekimler yalnızca menfaatçidir, çıkarlarını düşünür” söylemlerine yıllarca maruz kaldıktan sonra, halkımızın, “onların hiçbir çıkarı hastalarının iyiliğinden önde değildir bilmiyor musunuz?” diyerek bizi böylesine sıcacık sahipleneceklerini,

Bilmiyorduk,

Dünya Hekimlerinin bu kadar hızla, dayanışma duygularıyla yanımıza koşacaklarını, hekimlik değerlerini hatırlatarak, Başbakana, yaptığımız çağrıları onların da yapacağını,

Artık biliyoruz...

Hatırladık,

İnsanlığın her şeyden önce vicdan, dayanışma, kardeşlik demek olduğunu,

Baskıya, şiddete karşı özgürlüğe, eşitliğe, insana, insan onuruna, sahip çıkanların haklılığının üstünün asla örtülemeyeceğini,

Hekimlik değerlerinin insanlık değerlerinin kalbinden çıktığını ve oradan koparılamayacağını...

Son 20-25 günde bütün bu yaşadıklarımızın üzerine Başbakan’ın Türk Tabipleri Birliği\'ni de hedef gösteren açıklamaları artık bizi hiç üzmüyor. Yine Başbakan’ın kürtaj, sezaryen üzerinden gerçeklikten kopuk, hekimleri hedef gösteren açıklamalarını da normal karşılıyoruz. Öfkesini, şaşkınlığını anlıyoruz. Tek endişemiz hep birlikte üzerine titrediğimiz bu topraklardaki aydınlık, barış içerisinde, özgür, eşit geleceğimizi geciktirebilecek olmasıdır.

Bir kez daha ilan ediyoruz: Türk Tabipleri Birliği olarak hem hekimlerin hem de bu süreçte yer alanların her daim arkalarında/önlerinde/yanlarında/içlerinde yer alacağız.

Ve ekliyoruz: Başbakan kusura bakmasın; Türkiye’de hekimler hiçbir zaman “benim polisim” dediği gibi “Başbakan’ın hekimi” olmayı kabul etmeyeceklerdir. Her zaman evrensel insanlık değerlerine bağlı olarak bize gereksinimi olan bütün insanların (Başbakanlar da dahil) ayrımsız yanında bulunacak, Onların hekimi olacaklardır.

Gaz, tazyikli su sıkanların, şiddet uygulayanların Başbakan’ı varsa TTB’nin de dayanışma içerisinde yer alacağı insanlık var.

 

          ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

* Basın Açıklaması 17.06.2013 (Şiddet Olayları)
 Baskı ve Şiddete Karşı Direnenlerle Birlikte Alanlardayız 


Taksim Gezi Parkı’nın ranta kurban edilmesine karşı gelişen yurttaş duyarlılığını polis terörü ile bastırmaya kalkışan AKP iktidarı Türkiye halkının vicdanının, hak ve adalet arayışının güçlü duvarına çarptı.

AKP iktidarı halkın bu onurlu tepkisine devlet terörüyle karşılık verme yolunu seçti. Hak ve adalet isteyen insanlarımız öldürüldü, onlarcası sakat bırakıldı, binlercesi yaralandı.

Medya iktidar ablukası altına alınarak, Türkiye halkının özgürlükçü muhalefeti hakkında muazzam bir çarpıtma ve karalama kampanyası başlatıldı.

Ancak halkın direnişi kırılamadı, önüne konulan bütün barajları birer birer aştı.

Türkiye halkının vicdan, hak ve adalet direnişiyle sarsılan AKP iktidarı, halkın büyük direnişini kıramayınca, çevre duyarlılığına indirgemeye, yaygın polis terörü ve despotik yönetim tarzına karşı halk tepkisini gayrı meşru hale getirmeye girişti.

Türkiye’nin özgürlüğe sevdalı insanları AKP iktidarının bu oyununa gelmedi. Halkın hak ve özgürlüklerinden vazgeçmeyen ısrarlı direnişi karşısında AKP iktidarı halka karşı, tüm dünyanın gözleri önünde akıl almaz ve vahşi bir saldırı kampanyası başlattı.  

Halk direnişinin simgesi haline gelen Gezi Parkı ve Taksim Meydanı iktidarın polisi tarafından kimyasal gazlar ve sıvılarla işgal edildi. Bu da yetmezmiş gibi başta Kızılay olmak üzere ülkenin dört bir yanında kentlerde Dünya’nın gözü önünde ölçüsüz polis şiddeti yaşandı. İnsanların kaybettikleri dostlarını uğurlamak için yapacakları anma törenine dahi korkunç bir polis saldırısı yapıldı.

Çocuklar ve yaşlılar tüm insani değerler ayaklar altına alınarak gaza boğuldu, hırpalandı.

Bu vahşi saldırılarda yaralanan insanlarımız için oluşturulan revirler dağıtıldı, doktorlar, hemşireler gözaltına alındı, tedavi araçları ve malzemeleri tahrip edildi.

Halk muhalefetine sahip çıkan milletvekilleri, uluslararası gözlemciler gazlandı, coplandı.

Bu acımasız polis şiddeti, bizzat Başbakan tarafından miting meydanlarında verilen talimatlarla harekete geçirildi.

Ancak özgürlük ve saygı isteyen halkımız, iktidarın tüm vahşi saldırganlığına inançla, onurla, kararlılıkla, zekayla, aşkla karşı koymayı sürdürüyor. Özgürlük ve onurun, hakkın ve adaletin direnişi büyüyor, tüm Türkiye’yi sarıyor, AKP iktidarın sarsıyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, halkımızın bu büyük direnişi karşısında giriştiği iç savaş kışkırtıcılığının AKP tabanında karşılık bulmamasından çılgına dönerek, dizginsiz bir baskı rejimi kurma yoluna girdi. Artık sokaklarımızda polis TOMA’larının, Akreplerinin yanında Jandarma TOMA’ları ve askeri birlikleri de görmeye başladık.

Bizler Türkiye halkının hak, adalet, özgürlük ve demokrasi mücadelesinin en köklü emek ve meslek örgütleri olarak, AKP iktidarının despotik bir rejim oluşturma yönündeki bu saldırganlığının durdurulmasını bugünün en yakıcı demokratik görevi olduğu kanısındayız.

DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu)

KESK (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu)

TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği)

TTB (Türk Tabipleri Birliği)

TDB (Türk Diş Hekimleri Birliği)

SES Isparta Şubesi

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

 

* Basın Açıklaması 04.06.2013
               BU SAĞLIKSIZ ORTAM SON BULSUN

 

Değerli Halkımız, Değerli Basın Mensubu Arkadaşlar;

 

            Ülkemiz son bir haftadır maalesef çok ciddi bir sağlıksızlık ortamı yaşamaktadır. Gerek Türk Tabipleri Birliği gerekse Isparta-Burdur Tabip Odasını temsilen bizler de bu durumdan oldukça rahatsız, endişeli ve üzüntülü olduğumuzu belirtmek isteriz. Ortaya çıkan gerginlik dün itibariyle maalesef iki yurttaşımızın ölümüne de sebebiyet vermiştir. Bu da üzüntümüzü ve endişemizi katlayarak arttırmaktadır.

            Bu anlamda eylemci arkadaşların gösterilerini meşru zeminde yapmalarını, provokasyonlara gelmemelerini, özellikle Vandalizm’e taşan davranışlardan kaçınmalarını sağduyulu olmalarını diliyoruz. Güvenlik güçlerinin orantısız güç kullandıklarını maalesef basın yayın organlarından takip etmekteyiz. Kullanılan gaz bombaları, biber gazı sağlık için oldukça tehlikeli olan maddelerdir hem kendileri hem de kapsülleri ölümcül sonuçlara yol açabilmektedir. Dolayısıyla bu şiddetin derhal durdurularak sağlıksız ortamın giderilmesini diliyoruz.

            Olayların siyasi analizini siyasetçilere bırakıyoruz ancak; ortamı geren, tehdit eden, meydan okuyan açıklamalardan da kaçınılarak sağduyulu davranılması gerektiğine inanıyoruz.

            Üzülerek takip ediyoruz ki hem eylemci yurttaşlarımızdan hem de güvenlik görevlisi yurttaşlarımızdan bazısı ağır pek çok yaralı hastanelerde T.T.B revirlerinde tedavi görmüş ve halen görmektedir. İstanbul’da toplam 1425 yurttaşımız yaralanmış bunların 625’i İTO acil revirlerinde tedavi görmüştür. Halen hayati tehlikesi olan 2, yoğun bakımda bulunan 5, toplam 26 yurttaşımız yatarak tedavi görmektedir. Ankara’da 15’i ağır olmak üzere en az 515 yaralı hastanelere başvurmuştur. İzmir’de ikisi ağır 800 yaralı tedavi görmüştür. Adana, Eskişehir, Gaziantep, Kocaeli, Antalya ve Hatay’da rakamları net elde edilemeyen yüzlerce yaralı vardır. Maalesef Antakya ve İstanbul’da birer yurttaşımızı ise kaybettik. İlimizde hastaneye başvuran ve ayaktan tedavi edilen 1 yurttaşımız bulunmaktadır.

Isparta- Burdur Tabip Odası olarak olayların en kısa sürede sona erip sağduyunun hakim olmasını ve oluşan bu sağlıksızlık ortamının yerini bir an önce sağlığa bırakmasını diliyoruz. Gerek eylemcilerden gerekse güvenlik güçlerinde hiçbir yurttaşımızın yaralanmamasını diliyor, böylesi bir durumda Isparta-Burdur Tabip Odası Alo Şiddet hattının aranması durumunda gereken desteği sağlayacağımızı da bildirmek istiyoruz.

 

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

* DR. ERSİN ARSLAN\'IN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE G(ö)REVDEYİZ 17.04.2013
 Tam bir yıl oluyor.

Dr. Ersin Arslan Gaziantep’de bir hasta yakını tarafından bıçaklanarak katledildi. Aradan bir yıl geçti, ancak sağlık çalışanları her gün ülkenin dört bir yanında dayak yemeğe devam ediyorlar.

Ortada sağlık çalışanları ve hastaları, hasta yakınlarını karşı karşıya getiren akıl dışı bir sağlık sistemi var.

Sağlık Bakanı değişti, sağlık sisteminde düzelme denecek hiçbir adım atılmadığı gibi atılma niyeti de yok.

Ödeme güvencesini tamamen yitirmiş, çalışanları birbirine düşüren, sağlıkta kaliteyi düşüren performans uygulaması var!

Gittikçe ağırlaşan iş yükü ve angarya, 7/24 esnek, kuralsız ve baskı altında çalıştırılma var!

Birlik Hastaneleri arasında dama taşı gibi dolaşma, işyeri güvencesinin tamamen ortadan kalkması, görev tanımı dışında “sağlıkçı her işi yapabilir mantığı” ile çalıştırılma var!

Özel sektörde güvencesiz, parasını alamadan, kölelik koşullarında çalışma var!

Siyasetçiler, yöneticiler tarafından küçük düşürülme, hedef gösterilme var!

Tüm bunların sonucunda bozuk bir sağlık sistemi, tedavi olamayan hastalar, çalışanlara yönelmiş öfke ve şiddet var!

Böyle sağlık sistemi olmaz.

Bu şartlarda iyi hekimlik, diş hekimliği, hemşirelik, ebelik, teknisyenlik yapamıyoruz.

Nitelikli sağlık hizmeti veremiyoruz.

Eğitimimiz sürecinden başlayarak çok çalıştığımız, zor şartlarda hizmet vermeye gayret ettiğimiz hastalarımızdan, hasta yakınlarından şiddet görmeyi kabul edemiyoruz.

 Eylem ve etkinliklerimizdeki temel amacımız önemli yanlışlar olduğu ortada bulunan Türkiye sağlık ortamına katkı sağlamaktır.

Kamu hastanelerinin yöneticileri ve özel hastane sahiplerini şiddete karşı sahici önlemler almaya ve şiddetin sebeplerini ciddiyetle gözden geçirmeye çağırıyoruz. Yurttaşlarımızı daha iyi bir sağlık sistemi için 17 Nisan gününe Merkezi Hastane Randevu Sistemi’nden randevu almamaya, aldıkları randevuları ertelemeye, eylem ve etkinliklerde sağlık çalışanlarının yanında yer almaya çağırıyoruz.

Böyle sağlık sistemi olmaz.

Bu şiddet sona ERS!N.

 

 

* BASIN AÇIKLAMASI 25.03.2013
 KAMU HASTANELERİNDEKİ PERFORMANS UYGULAMASI TARTIŞILDI

Kamu hastanelerindeki performans uygulamasıyla ilgili sıkıntılar TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Fatih SÜRENKÖK, Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Dr. İlker BÜYÜKYAVUZ, Genel Sekreteri Dr. Aysel DİVARCI, Türk-Sağlık SEN Isparta Şube Başkanı Hayati YILDIZ, SES Isparta Şube Başkanı Ali Rıza DEVECİ ve kamu hastanelerinde görev yapan doktorların katılımıyla tartışıldı.

Toplantıda TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Fatih SÜRENKÖK, TTB olarak performansa dayalı ek ödemenin, doktorların gelirlerinin en fazla %20\'sini oluşturması gerektiğini düşündüklerini belirtti. Doktorların esas ücretlerinde iyileştirme yapılması için 657 sayılı kanunda makam tazminatı verilecek personele doktorların da eklenmesini önerdiklerini belirtti.

Performans uygulamasıyla ilgili öne çıkan sorunlar ise şu şekilde oldu:

* Aynı işi yapan ve aynı performans puanını toplayan sağlık personelinin farklı hastanelerde aldıkları ek ödemeler farklılık göstermektedir. Hastanenin ne kadar geliri ve gideri olacağı konusu sağlık personelinin elinde değildir. Bu ücret farklılığı eşit işe, eşit ücret ilkesine, uluslar arası normlara ve Anayasa\'ya aykırıdır.

* Performansa dayalı ücretlendirme sisteminde çok çeşitli adaletsizlikler bulunmaktadır. Ücretlendirmeyle ilgili adaletsizlikler sağlık personelinin motivasyonunu olumsuz etkilemektedir.

* Branş nöbetleri nedeniyle hekimler hastanede ayda 7\'ye kadar nöbet tutmaktadır. Ek ödemede azalma olmaması için hekimler nöbet izni kullanmadan çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu uygulamayla hasta güvenliği tehlikeye atılmaktadır.

* Branş nöbetleri sonrasında hekimlerin fazla mesai sürelerinin emeklilik hesabındaki çalışma gün sayısına dahil edilmesi için çalışma yapılmalıdır.

* Bankaların dağıttığı maaş hesabı promosyonlarıyla ilgili kurumlar arası farklılıklar giderilmelidir.

* Isparta ve Burdur illerinde hekimlerin performansa dayalı ek ödeme uygulamasına bakışlarını tespit etmeye yönelik anket çalışması yapılması ve sonrasında sorunların çözümüne yönelik adımların atılması kararlaştırıldı.

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* BASIN AÇIKLAMASI 11.03.2013
 TIP BAYRAMINDA HASTALARI BİLGİLENDİRME KAMPANYASI

Isparta-Burdur Tabip Odası 14 Mart Tıp Bayramında "Tıp Bayramında 14 dakika boyunca hastalarımızı bilgilendiriyoruz" kampanyası düzenliyor.

 

Kampanya kapsamında Isparta il merkezindeki belediye otobüslerine afişler asıldı. 14 Mart Perşembe günü sağlık kurumlarında, doktorlar tarafından sağlık alanında yaşana sorunlarla ilgili bilgilendirme yapılması hedefleniyor. Yapılan bilgilendirme sırasında önceden hazırlanan broşürler kullanılarak hastalara sağlık alanında yaşanan sıkıntıların nedenleri anlatılacak. Konuyla ilgili hazırlanan brşürlerde yer alan başlıklar şu şekilde:

"Bugün 80 hasta baktım, 81. hasta olmak ister misiniz?"

"Performans değil, emekliliğe yansıyan güvenceli ücret"

"Müşteri memnuniyeti değil, nitelikli sağlık hizmeti"

"Hastalarımıza yeterli zaman ayırmak istiyoruz"

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* BASIN AÇIKLAMASI 10.03.2013

İLİMİZDEKİ AİLE HEKİMLİĞİ EK YERLEŞTİRMESİYLE İLGİLİ ŞÜPHELER GİDERİLMELİDİR

Değerli basın mensupları,

Isparta il merkezinde yeni açılan dört aile hekimliği pozisyonuna yönelik hekim yerleştirme işlemi, 26.02.2013 tarihinde sayın valimiz Memduh OĞUZ’ un katılımıyla gerçekleştirildi.  Ancak bu yerleştirme, ilimizde aile hekimi olarak görev yapan ve yapmayı düşünen meslektaşlarımızı huzursuz eden bazı gelişmelere yol açtı.

Şöyle ki, bu yerleştirme sırasında ilimizde müdür yardımcısı olarak görev yapan iki meslektaşımız, muvaffakat alarak aile hekimliği ek yerleştirme oturumuna katıldılar. Yerleştirme oturumuna sistem dışından katılan bu meslektaşlarımız, sıra kendilerine geldiğinde tercihlerini kullanarak ilgili birimlere aile hekimi olarak yerleştirildiler. Ancak bu meslektaşlarımızın yerleştirme sonrası idari görevlerinden ayrılmalarının uygun görülmeyebilecek olması nedeniyle, aile hekimliğine başlamayabilecekleri yönündeki şüpheler tabip odamız iletilmektedir.  Bu durum gerçekleşirse söz konusu meslektaşlarımızın sonraki yerleştirmelere daha avantajlı bir konumdan katılabilmeleri söz konusu olacaktır. Bu meslektaşlarımızın idari görevlerini bırakmaları uygun görülmeyecek olursa, var olan yasal boşluk nedeniyle, sonraki aile hekimliği yerleştirmelerinde sistem dışından aile hekimliğine başlamak isteyen meslektaşlarımızın önüne geçecekleri bilinmektedir.

Bu nedenle Isparta Valiliği\'ne soruyoruz!

1) Aile hekimi olarak yerleştirmeleri yapılan iki müdür yardımcısı meslektaşımızın idari görevlerinden ayrılmalarında sakınca bulunmakta mıdır?

2) Bu müdür yardımcısı meslektaşlarımızın idari görevlerinden ayrılmalarında sakınca bulunmaktaysa, aile hekimliği ek yerleştirmeleri öncesinde kendilerine neden muvaffakat verilmiştir?

3) Eğer bu iki meslektaşımızın idari görevlerinden ayrılmasında sakınca bulunduğu belirtiliyorsa, bu sakıncanın varlığı durumu, sonraki yerleştirmeler için de geçerli olacak mıdır?

4) Önceki sıralamada bu iki meslektaşımızın önünde yer almasına rağmen, yapılan uygulama nedeniyle bundan sonraki yerleştirmelerde iki müdürü yardımcısının arkasında yer alacak olan aile hekimlerinin mağduriyeti nasıl giderilecektir?

5) Birinci basamak sağlık kurumlarında özlük hakları, ek görevlendirmeler, ücretlendirme ve katsayı farklılıkları nedeniyle çeşitli mağduriyetlerin  yaşandığı bilinmektedir. Yaşanan mağduriyetlere çözüm üretmelerini beklediğimiz idarecilerin görevi, yasal boşluklardan kişisel hedefleri doğrultusunda faydalanmak mıdır?

ISPARTA BURDUR TABİP ODASI

* BASIN AÇIKLAMASI 08.02.2013
 KAMU HASTANENİN GELECEĞİ MASAYA YATIRILDI


Kamu Hastane Birlikleri uygulaması Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Genel Sekreteri Dr. Beyazıt İLHAN ve Aydın Tabip Odası Başkanı Dr. Eralp ATAY\'ın katıldıkları panelde tartışıldı. Panelde TTB Merkez Konsey Üyesi Dr. Faruk SÜRENKÖK ve TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Naki BULUT da hazır bulundular.

Panel ilk konuşmacı olan Dr. Eralp ATAY, son yıllarda sağlık harcamalarında rekor düzeyde artış yaşandığını belirtti ve finansal açıdan sağlık sisteminin sürdürülebilirliğinin zorlaştığını dile getirdi. Atay, işletme mantığı ile çalışan hastanelerin zarar etmesi durumunda yöneticilerinin görevden uzaklaştırılacağını söyledi. Bu hastanelerin yöneticilerin bugün için hekim olmasına rağmen ileriki dönemlerde işletmecilikle ilgili bölümlerin mezunlarının yönetici olarak atanmasının beklendiğini dile getirdi.

Şehir hastaneleriyle kamu zarara uğratılıyor

Dr. Beyazıt İLHAN ise kamu özel ortaklı uygulaması ile yapılması planlanan şehir hastanelerinin kamu çıkarına olmadığını belirtti. İLHAN, yurt dışında kamu-özel ortaklığı uygulamasının özelleştirme yöntemi olarak kabul edildiğini ve İngiltere\'deki örneklerin olumsuz sonuçlara yol açtığını belirtti. İLHAN, kamu-özel ortaklığı ile yapılan hastane yatırımlarında, hastane yönetimlerinin yıllık olarak yüksek miktarda kira ödeme durumunda kalacağını belirtti. İngiltere\'de kirasını ödemekte zorlandığı için personel çıkarmak zorunda kalan hastaneler bulunduğuna dikkat çeken İLHAN, personel yetersizliği durumunda ise vatandaşın alacağı hizmetin kalitesinde gerilemelere yaşanabileceğini belirtti. İLHAN bu uygulamayla yapılacak hastanelerin park yeri, personel kreşi, personel servisi, morg ve gasilhane gibi hizmetler dahil olmak üzere bütün hizmetlerin inşaatı yapan şirketlere devredilmesinin söz konusu olacağını belirtti. Ayrıca eski hastane binalarının da hastane yapım ihalesini alan şirketlere devredilmesinin planlandığını belirten İLHAN, kamunun bu uygulamayla büyük maddi zarara uğrayacağını dile getirdi. Bu yöntemle inşa edilen şehir hastanelerin ticari kompleks kimliği kazanacağını belirten İLHAN, vatandaşlar için bu hastanelerin para tuzağına dönüşebileceğini belirtti.

 

 

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* BASIN AÇIKLAMASI 21.01.2013
 ULUBORLU İLÇE HASTANESİ\'NDEKİ ŞİDDET YERİNDE İNCELENDİ


21 Ocak 2013 tarihinde Uluborlu İlçe Hastanesinde sağlık personeline yönelik olarak yaşanan şiddet olayı yerinde incelendi. Isparta Burdur Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. İlker BÜYÜKYAVUZ, Hemşireler Derneği temsilcisi Yard. Doç. Dr. Medet KORKMAZ ve Sağlık Çalışanlarının Sağlığı ve Güvenliği Çalışma Grubu yürütücüsü Dr. Deniz AKGÜN\'den oluşan heyet şiddet olayı ile ilgili yerinde incelemede bulundu.

Olay günü gripal enfeksiyon geçiren çocuğunu acil servise getiren bir vatandaşımızın yemek molası için yemekhaneye giden acil servis doktorunun acile geç gelmediği halde ve hastanın geldiğinden haberdar olur olmaz acile intikal etmesine rağmen acil hekiminin geç geldiğini iddia ederek önce görevli doktora sözel şiddet uyguladığı, sonrasında da acil serviste görevli acil tıp teknisyeni bir personele yönelik fiziksel şiddete başvurduğu bilgisine ulaşıldı. Yapılan inceleme sonucunda Uluborlu İlçe Hastanesi\'nde tüm Türkiye’de olduğu gibi sağlık personeline yönelik bazı sözel şiddet olaylarının daha önce de yaşandığı öğrenildi. 

Konuyla ilgili olarak;

* Acil servislerde acil hasta ve poliklinik hastası ayrımı yapılmalı ve polikliniğe başvurması olanaklı hastaların acil serviste yoğunluk oluşturması önlenmelidir

* Acil sağlık hizmeti veren personelin yemek ve diğer molalarının gerçekten acil olan vakaları aksatmadan yapılmasının doğal bir gereklilik olduğunun halka uygun bir dille anlatılması ve halkın bu konuda eğitilmesi önemlidir
* Acil servislerde personelin gece saatlerinde tek başına kalmasını önlenmeye yönelik düzenleme yapılmalıdır

* Acil servislerde gerekli fiziki güvenlik önlemlerinin (sadece içerden açılabilir kapı, alternatif çıkış kapısı) alınması sağlanmalıdır

* Acil sağlık hizmet verilen kurumlarda 24 saat hastane güvenlik görevlisi istihdam edilmelidir 

* Görevli sağlık personeline yönelik çalışan sağlığı ve güvenliği eğitimleri verilmelidir

* Sağlık kurumlarında çalışan sağlığı ve güvenliği komitelerine işlerlik kazandırılmalıdır

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

* İŞİMİZE, İŞ GÜVENCEMİZE, HASTANELERİMİZE SAHİP ÇIKIYORUZ 05.11.2012

BÜTÜN HALKIMIZI DEVLET HASTANELERİNİN TİCARETHANEYE DÖNÜŞTÜRÜLMESİNE KARŞI MÜCADELEYE ÇAĞIRIYORUZ

02 Kasım 2011 günkü Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren “Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yapısını Düzenleyen 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)” ile Sağlık Bakanlığı icracı olmaktan çıkarılıp, düzenleyici ve denetleyici bakanlık haline getirilirken; Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yasal alt yapısı da tamamlanmıştır. Şimdi sıra uygulamanın düzenlemesinin yapılmasına, istihdam edilecek kadroların atanmasına ve uygulamanın başlatılmasına gelmiştir ve hızla da gereken yerine getirilmektedir.

Hükümet, Sağlık Bakanlığı’nın yapısını tamamen değiştiren, devlet hastanelerini ticarethane haline getiren, ticarileştiren Kamu Hastane Birlikleridüzenlemesini de içeren bu KHK’yı, TBMM açık olmasına, KHK çıkarma yetkisinin nerede, nasıl ve ne zaman kullanılabileceği Anayasa’da açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, yasama organını devre dışı bırakarak, bir gece yarısı operasyonu ile ve yangından mal kaçırırcasına çıkarmıştır.

Şimdi de, 663 Sayılı KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmış ve sürmekte iken, Hastane Birlikleri’nin illerdeki CEO’su anlamına gelen “Genel Sekreter” ve 10.300 sözleşmeli yönetici kadroların atamalarını yapıp uygulamayı başlatarak yargıyı devre dışı bırakmaya çalışmaktadır.

Yakın zamanda Danıştay, Başbakan’ın sıkça övündüğü “Sağlık Kampüsleri” anlamına gelen Kamu Özel Ortaklığı ihalelerinden üçünün (Ankara Etlik ve Bilkent, Elazığ)  yürütmesini, “kamu yararına olmadığı” gerekçesiyle iptal etmiştir. Ancak demokrasi’nin “ileri”sini ağzından düşürmeyen Hükümet, bu yargı kararına rağmen Etlik Kampüsü için Etlik İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’ni boşaltmış, çalışanlarını Ankara’nın çeşitli hastanelerine adeta çil yavrusu gibi dağıtmıştır.

Kamu Hastane Birlikleri uygulaması, hastanelerin tamamen “İşletme” olarak yönetileceği, çalışanların ise güvencelerine bakılmaksızın, çalıştıkları birliğin verimliliği-kârlılığı üzerinden birliğe bağlı hastaneler arasında dolaşması, gerektiğinde birliğin dışına çıkarılması, sürgünü anlamına gelmektedir.

Kamu Hastane Birlikleri, A B C D E diye sınıflandırılmış hastanelerin, tıpkı özel hastanelerde olduğu gibi, katkı, katılım payı ve ilave ücretlerinin farkı nedeniyle, herkesin parasına uygun olan hastaneye başvurması demektir.

Kamu Hastane Birlikleri, birlik içindeki hastanelerin, hatta içindeki birimlerin performansı üzerinden işletme hakkının devredilmesi, kiralanması ya da pervasızca taşeronlaştırılması demektir. Sözleşmeli yöneticinin “CEO”nun buna yetkili olması demektir.

Artık;

·         Hastaneler İşletme,

·         Hastalar Müşteri,

·         Çalışanlar Sözleşmeli dönemi başlamıştır.

Anayasa Mahkemesi’ne, bu şekilde yargıyı saf dışı bırakan tarzda uygulamaya karşı, kamu yararına olmayan, herkesin parası kadar sağlık hizmeti anlamına gelen bu uygulamaya “DUR” demesi için çağrıda bulunuyoruz.

Bir Çağrımız da Meclis’teki vekillere. Yasama organı olarak sizleri devre dışı bırakan, yargı süreci devam etmesine rağmen uygulamanın bu şekilde başlatılmasına karşı bizlerle birlikte olmak ve halkın sağlık hakkını savunmak için yaptığımız bir çağrı bu.

Bizler, sağlık alanındaki emek ve meslek örgütleri olarak;

Devlet hastanelerini ticarethaneye dönüştüren bu düzenleme iptal edilene dek Türkiye’nin bütün illerinin, ilçelerinin tüm hastanelerinde, sokaklarında, meydanlarında mücadele etmeye kararlıyız.

Bu mücadelede toplumun her kesimini bizlerle birlikte olmaya çağırıyoruz.

 

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

 

* Doktora ŞİDDET Arttı 18.10.2012
 17 Nisan 2012 günü genç  meslektaşımız Dr. Ersin Arslan bir hastasının yakını tarafından, görevi başında öldürüldü. Bu olay, toplumda şiddetin de, sağlık çalışanlarına, hekimlere yönelen şiddetin de geldiği noktanın acı bir göstergesiydi. Ne yazık ki buraya birdenbire gelinmedi. Sağlıkta dönüşüm programı, piyasalaşma sağlık ortamında barışı, huzuru bozdu. Sağlık alanında talep kışkırtıldı, hekimler karşılanmayan taleplerin sorumlusu ilan edildi, Sağlık Bakanı ve Başbakan tarafından hedef gösterildi, itibarsızlaştırıldı. “Doktor efendi” dönemi bitti!

Şiddet arttı, yetkililer önemsemedi, dinlemedi. Hastası, hasta yakını, başhekimi, kaymakamı, hastane müdürü, milletvekili hekime saldırdı. Şiddet uygulayanlar hak ettikleri cezayı görmedi. Sağlık Bakanı, TTB ve tabip odalarının şiddetin arttığı yönündeki uyarılarını dikkate almadı, önlem almadı, taleplere kulak asmadı.  “Münferittir” dedi, hekime, sağlık çalışanına saldıranı trafikte kırmızı ışıkta korna çalanlara benzetti, uygulanan şiddete “kabalık” dedi.

Adım adım 17 Nisan 2012’ye, Dr. Ersin Arslan’ın ölümüne gelindi. İnkar edilecek nokta aşıldı.

 

Ve yetkililer, Sayın Bakan nihayet “Tamam” dediler, “sağlık alanında şiddet var”.

 

Geçtiğimiz hafta TTB heyeti TBMM Sağlıkta Şiddet Araştırma Komisyonuna görüşlerini bildirdi. Evet, 14 Mart 2012’de, sevgili Ersin öldürülmeden, kurulma önerisi mecliste AKP milletvekillerince reddedilen komisyon, bu ölüm gerçekleşince kuruldu, çalışmalarına başladı.

 

Sağlık Bakanlığı genelgeleri yayınlandı, hastanelere kameralar kondu, beyaz kodlar uygulandı. Son olarak görevi başında hayatını kaybeden sağlık çalışanına “şehitlik” belgesi verilmesi kararlaştırıldı. Ancak tablo karanlık: “Sağlıkta dönüşüm” sayesinde hekimler artık evlerinde dayak yiyorlar! İş çığırından çıkmış durumda, şiddet durmuyor, Ersin Arslan’ın adını alan hastanede dahi durmuyor.

 

Şiddeti yaşadıktan sonra alınan destek önemli elbet. Ancak şiddet mağdurları, yaşadıklarından son derece olumsuz etkilendiklerini, neredeyse hekimlikten vazgeçecek noktaya geldiklerini anlatıyorlar ve diyorlar ki: Daha önemlisi olmasını engellemek, daha önemlisi hekime, sağlık çalışanlarına şiddetin kabul edilemez olduğunu topluma kabul ettirmek,  hastayı müşteriye dönüştüren, emeği sömüren programlardan vazgeçip hizmetin en uygun koşullarda verilmesini sağlamak.

 

Sağlık Bakanlığı’na sesleniyoruz: Sermayeyi, “müşteriyi” memnun etmek adına kaybettiğiniz hekimleri “yeniden” kazanmak gerekiyor. Hak ettikleri itibarı iade etmek, mesleklerini bilgi ve birikimleri ışığında sağlıklı ortamlarda icra etmelerini sağlamak gerekiyor. “Hekime fiske vuran karşısında beni bulur.” demek yetmiyor, daha fazlası gerekiyor. Zaten hekime fiske vuran karşısında sizi de bulmuyor!

 

 “Ya kaybettiğimiz meslektaşımızın acısını taşıyarak -bir başka cinayete kadar- süreci küllendireceğiz ya da hiç istenmeyen bu olayın benzerlerinin yaşanmaması için gerekenleri hep birlikte yapacağız.” demiştik ve süreci küllendirmeden tekrarlanmaması için gerekenleri birlikte yapmaya söz vermiştik.  Dr. Ersin Arslan’ın öldürülmesi ile ilgili davanın ilk duruşmasının yapıldığı bugün, Türkiye’nin her tarafında hekimler bu sözü hatırlıyor, hatırlatıyor.

 

En kısa vadede hem Sağlık Bakanlığı ve hem de TBMM araştırma komisyonunda dile getirdiğimiz hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddette caydırıcı yasal düzenlemelerin yapılmasını bekliyoruz. Alınacak önlemlerde samimi ve sonuç alıcı olunmasını istiyoruz.  Bütün bunlar, yapanların yanına kar kalmasın istiyoruz.

 

Yurttaşlarımıza bir kez daha sesleniyoruz: Sağlıkta yaşadığınız sorunların sebebi hekimler ve sağlık çalışanları değildir. Genel sağlık sigortası priminin üzerine ödediğiniz onlarca çeşit katkı ve katılım payının nedeni sağlık çalışanları değildir. Saatlerce bekleyip üç dakikada muayene oluyorsanız, aldığınız sağlık hizmeti niteliksiz ise sebebi sağlık çalışanları değil bizzat uygulanan sağlık politikalarıdır. Sağlık çalışanları sizin en zor anlarınızda ihtiyaç duyduğunuz can dostlarınızdır.

 

Bu önemli duruşma nedeniyle bir kez daha haykırıyoruz: Tüm taleplerimiz yerine gelmeden, şiddet durmadan durmayacağız, susmayacağız.

* BASIN AÇIKLAMASI 13.08.2012
            Hastanelerin zor durumda olduğunu yıllardır gerek basın açıklamalarımızda gerekse televizyon programlarında ifade etmekteyiz. Hem Tıp Fakültesi hem diğer hastaneler Burdur da bunlara dahil olmak üzere maalesef Sağlıkta Dönüşüm Programı içerisinde kendi yağlarıyla kavrulmaya, bu kavrulma sırasında da bir taraftan birtakım fiyatlandırmalarda sürekli bir şekilde, özellikle son on yıldır artan bir şekilde indirime gidilmesiyle zor durumda bırakılmakta ve bu zor durum içerisinde hastaneler kendilerini onarma fırsatı yakalayamamaktadırlar.

 Senaryonun başıyla sonu arasında birtakım hamleler var ve bu hamlenin sonuncusu yani final çizgisi diyebileceğimiz adres 663 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamedir. Bu kararname ile maalesef devletin hastaneleri daha doğrusu halkın hastaneleri eğer kendilerini idame edemeyecek duruma düşerse ki bununla ilgili açık madde var: Hastaneler eğer kendilerini idame edemezlerse, verimli olamazlarsa, yeterince kar elde edemezlerse elden çıkarılabilme, kiralanabilme ya da ünitelerin, kliniklerin yani toplamda hastanelerin kapatılabilme, satılıp elden çıkarılabilme ihtimali ortaya çıkmaktadır. Bunun anlamı; belli bir sistematik içerisinde devletin halkın hastanelerinin işlerliği olmadığı kamuoyuna gösterilerek sonrasında bu maddeye istinaden hastaneler devredilip küresel sermayeye, büyük ekonomi patronlarına bir şekilde iş sahası açılacaktır. Senaryoda görünen ve görünmeyen kısımlarının toplamı budur. Ancak arada neler olduğuna bakacak olursak; hastaneler son on yıldır o kadar kötü duruma düşürüldü ki; Isparta’daki, Burdur’daki devlet hastanelerinin, Üniversite Hastanelerinin yöneticilerini, hekimlerini, öğretim üyelerini, asistanlarını, idari personelini, sağlık personelini tebrik etmek lazım, gerçekten ayakta durmak için cengaverce mücadele ettiler. Bir taraftan hizmet alım fiyatlarınız artarken, enflasyon varken, sizin yaptığınız işin değeri sürekli azaldı. Son on yıldır bütçe uygulama talimatnamelerinde, SUT  fiyatlarında maalesef çok ciddi bir düşüş olmuştur. Bütün bu saydığımız cengaverlerin, ekiplerin yoğun çabasıyla bu durum bir şekilde dengelenmiştir. Ancak senaryonun sonunda bu hastanelerin elden çıkarılması, büyük sermayeye yem edilmesi fikri ortada yatmakta ve sağlıkta dönüşüm programı ve uygulayıcıları hastanelerin  işlerliğinin olmadığını göstermeye çalışmakta.

Sayın Başhekim on iki yıllık bir süreçte doğal olarak hastanenin tadilata ihtiyacı doğduğunu belirtti. Bir yandan düşen fiyatlar ve değersizleştirilen emeğinizle ayakta durmaya çalışırken bir yandan da hastanenin borcu ödendi, hekimler hastaneyi kendileri yaptılar sayılır. Kalan borçlar da sağolsun eski Başhekim Sayın Süleyman KUTLUHAN’ın özel çabası sayesinde silindi tabii ki tüm bu ayakta durma çabaları ile birlikte doğal olarak tadilat yapılamadı.

Bunlar olayın teknik kısmı olmakla birlikte bu aşamada bizlere düşen bir sivil toplum örgütü olarak halkla birlikte kamuoyunda hastanelerinize sahip çıkın eylemini yaratmamız ve sürekli gündemde tutmamız gerekiyor. Biz Tabip Odası olarak Halkla Buluşma Çadırı kurmuştuk. Burada hastanelerinize sahip çıkın, hastaneleriniz elden gidiyor, hastaneleriniz satılıyor lütfen hastanelerinize sahip çıkın sayın halkımız dedik ve onlarla paylaştık. Bugün kademe kademe hastaneleri kaybetmek üzereyiz. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’den sonra da zaten atanacak Genel Sekreter aracılığıyla oluşturulan Hastane Birlikleri maalesef üniteniz kar etmiyor verimli değil gibi bahanelerle kapatılacaktır. Büyük bir olasılıkla da bu hastaneler yabancı sermayeye devredilecektir ve halk hastanelerini kaybetmiş olacaktır. Bunlar paranoid düşünceler değildir, bu yaşananların sonucu maalesef böyle olacaktır. Dolayısıyla bizler siyasilerle, sivil toplum örgütleriyle, sadece Isparta-Burdur Tabip Odası, Üniversite Hastanesi ya da Devlet Hastanesi olarak değil halkla birlikte bir şekilde hastanelerimize sahip çıkmalıyız. Biz hastanelerimizin halkımıza ücretsiz olarak en iyi şekilde kaliteli hizmeti vermesini istiyoruz. Dolayısıyla bu anlamda siyasilerden de destek istiyoruz. Siyasiler de bizlere yardımcı olmalı, bu kanunları bir kez daha gözden geçirmeli, bizim endişelerimizi bir kez daha dinlemeli ve hastanelerimize sahip çıkmalıdırlar. Bu aşamada hem eylem koymak, hem mücadele etmek, hem siyasilerle irtibata geçip kamuoyu oluşturmak bunun yanında da sonuca giden yolda maddi manevi ne şekilde destek verebiliyorlarsa bunu da yapmakta büyük fayda vardır. Hastaneler kendi kaderiyle baş başa bırakılmış olup en ideali yetkililer ve siyasilerin bu durumu görerek mutlaka ödenek çıkarmalarıdır. Bunun yanında sivil toplum örgütleri ve halk bir duruş sergilemeli ve ses vermelidir. Bunu hem kendi ortamlarında hem siyasilerle buluştukları ortamlarda bir şekilde dile getirmelidirler.

İdeal olanı devletin hastanelere sahip çıkmasıdır. Bunun için de toplumun her kesimi etkin bir duruş ve mücadele sergilemelidir. Ancak tüm bu süreç oldukça zaman alabilir işte bu dönemde nasıl okul, cami gibi hayırlar yapılıyorsa, vatandaş hastaneleri de bu amaçla kullanabilirler. Kutsal olan sağlık konusuna yapılacak olan yardımların da yardım ve hayır için iyi bir seçenek olacağı kanısındayız.

 

Dr. B. İlker Büyükyavuz

Isparta- Burdur Tabip Odası Başkanı

* Basın Açıklaması 25.07.2012
                                                                              BASIN AÇIKLAMASI

Anayasa Mahkemesi 18 Temmuz 2012 günü 650 sayılı KHK ile ilgili verdiği kararda, Bakanlar Kurulu’na KHK çıkarma yetkisi veren 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmaması gerekçesiyle “Tam Gün”le ilgili düzenlemeleri bir kez daha iptal etti. İptal kararının,  Resmi Gazetede yayınlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırdı.

Hukuk sistemimizde Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hükümlerin yerine önceki kanun hükümlerinin otomatik olarak yürürlüğe girmesi kabul edilmemiştir. Anayasa Mahkemesi 650 sayılı KHK’da iptal ettiği pek çok madde nedeniyle oluşacak boşluğun Anayasa’ya uygun bir biçimde giderilmesi için Yasama organına 6 ay süre vermiştir.  Kararın yürürlüğe girmesi için konulan altı aylık süre Anayasa’ya aykırılığı saptanan bütün hükümlerin uygulanmasına devam edileceği anlamına gelmemektedir.

Önümüzdeki 6 ay içerisinde hekimlerin mevcut çalışma şekilleri ile ilgili bir değişiklik olmayacaktır. Ama bu iptal kararı bir fırsattır. TTB ve Tabip Odaları kamuoyuna, iptal edilmiş olan Tam Gün Yasasındaki aksaklıkları anlatabilecekler ve inanıyoruz ki Yasama organı bu aksaklıklara duyarlılık gösterecektir. Anlaşılan Yürütme organı Tam Gün Yasasından geri adım atmayı düşünmemektedir. Kamunun, sağlık çalışanlarının ve hastaların yararına olan bir Tam Gün Yasasına asla itirazımız yoktur. TTB, yasanın nasıl olması gerektiği ile ilgili daha önce Bakanlığa ve kamuoyuna önerilerini dile getirmişti. Şu anda yasama ve yürütme organı ülkemiz için daha kabul edilebilir bir Tam Gün Yasası hazırlama şansına sahiptirler. Onları bu şansı kullanmaya davet ediyoruz.

                                                                                             

 

                                                                                        Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

                                                                                                                      Yönetim Kurulu

* Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi 12.03.2012
 

ISPARTA SAĞLIK HAKKI MECLİSİ TÜRKİYE BÜYÜK SAĞLIK HAKKI MECLİSİNİN AÇILIŞ TOPLANTISINA KATILDI

Isparta Sağlık Hakkı Meclisi Ankara’da yapılan Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisinin açılış toplantısına katıldı. Toplantıya Isparta- Burdur Tabip Odası, Demokrat Parti, Demokratik Sol Parti, Özgürlük ve Demokrasi Partisi, Halkın Sesi Partisi, Türkiye Komünist Partisi, , ÇYDD, SES, Öğretim Üyeleri Derneği bileşenleri ve Öğrenci, İşçi, İşsiz, Esnaf temsilcileri katılmışlardır. Meclis adına konuşan Isparta- Burdur Tabip Odası Başkanı Dr. İlker Büyükyavuz Isparta Sağlık Hakkı Meclisi olarak toplantıya renk kattıklarını ve meclis bileşenlerinin çeşitliliği ve kapsadıkları alan itibariyle TTB tarafından övgülendirildiklerini ifade etti. Isparta Sağlık Hakkı Meclisinin önümüzdeki günlerde kahvehanelerde, toplantı salonlarında kısaca halkın olduğu her yerde halkla birlikte olup toplumun sağlık nabzını tutup sorunların ve gelişen karmaşaların envanterini tutacaklarını ifade eden Dr. İlker Büyükyavuz Isparta Sağlık Hakkı Meclisinin Türkiye’ye örnek olacağını bu anlamda medyanın yoğun desteğine ihtiyaç duyduklarını söyledi.

TÜRKİYE BÜYÜK SAĞLIK HAKKI MECLİSİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi (TBSHM) açılış töreni, sağlık örgütlerinin çağrısı ile 11 Mart 2012 tarihinde Ankara’da 38 İl Sağlık Hakkı Meclisi ve çok sayıda meslek örgütü, sendika, siyasi parti, hasta hakkı derneği temsilcisinin katılımıyla gerçekleşmiştir.

TBSHM;

1- Katkı-katılım paylarını,

2- GSS primini ödeyemeyen hastaların hastane kapılarından geri çevrilmesini,

3- Özel hastanelerde “ilave ücret” adı altında alınan bıçak parasını,

4- Vicdanın, ahlâkın, insanlığın sıfır noktası “istisnai sağlık hizmetleri”ni,

5- “Yeşil alan uygulaması” adı altında acil servislerin bile paralı hale getirilmesini,

6- Sağlık Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Sağlık Bakanlığı’nın sağlık hizmeti sunumundan çekilerek sağlık holdinge dönüşmesini,

7- Devlet hastanelerini şirket hastanelerine dönüştüren kamu hastane birliklerini,

8- Kamu-özel ortaklığı adı altında riski devletin alıp kârı yerli/yabancı tekellerin/konsorsiyumların toplayacağı, katrilyonlarca liralık soygunu,

9- Kamu sağlık bütçesinin özel hastanelere peşkeş çekilmesini,

10- Sağlık hizmetlerinin meta haline getirilmesini, sağlık alanının piyasanın vahşi koşullarına terk edilmesini, sağlıkta özelleştirmeyi oylamış ve reddetmiştir.

TBSHM, sonradan yapılacak katkılarla birlikte hep birlikte çoğaltmak üzere, sağlıkla ilgili temel görüşlerini şu şekilde belirlemiştir:

1- Sağlık, bütün insanların doğuştan kazandığı temel bir haktır.

2- Sağlık hizmetleri herkes için eşit, ulaşılabilir, nitelikli ve parasız olmalıdır.

3- Bütün sağlık harcamaları, başkaca hiçbir katkı-katılım payı, ilave ücret, sağlık primi koşulu olmadan genel vergilerden karşılanmalıdır.

4- Odağında kâr değil toplumsal yarar, piyasa değil insan olan kamu sağlık hizmetleri devletin vazgeçilmez ve zorunlu görevidir.

5- Sağlık örgütlenmesinin her düzeyleri toplum katılımına açık olmalıdır.

6- Bedensel, ruhsal ve sosyal bir iyilik hali olan sağlığın korunup geliştirilebilmesi için koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik verilmelidir.

7- Sağlık için ayrılan bütün kamusal kaynaklar kamu sağlık sistemi için kullanılmalıdır.

8- Sağlıkta taşeron çalışma yasaklanmalıdır.

9- Bütün sağlık emekçileri güvenceli istihdam, insanca yaşayabilecekleri ve emekliliğe yansıyan güvenceli ücret ve grevli, toplu sözleşmeli sendikal haklara kavuşturulmalıdır.

10- Sağlık çalışanlarının mesleki bağımsızlıklarını yok eden her türlü idari-mali kısıtlamalara son verilmeli; kamuda performansa dayalı döner sermaye, özelde ciro baskısı gibi sağlık mesleklerinin insani doğasına aykırı olan uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Meclisimiz;

Başta GSS, 663 sayılı KHK ve KHB olmak üzere uygulanan sağlık politikalarından doğan ve doğabilecek mağduriyetler ve politikalara karşı yürütülecek sağlık hakkı mücadelesine ilişkin birlikte mücadele kararlılığını göstermiştir.

Bu çerçevede;

· İl sağlık hakkı meclislerinin bütün Türkiye sathında kuruluş çalışmalarına hız verilmesine, var olanların genişletilmesine,

· Hazırlanmış olan ve hazırlanacak yazılı, görsel materyallerle halkın bilgilendirilmesi için etkin bir faaliyet yürütülmesine,

· Mağduriyetlerin izlenerek raporlandırılmasına, belli periyotlarla kamuoyu ile paylaşılmasına,

· Prim, katkı-katılım payı ve ilave ücretlerin olmadığı nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkı ile Türkiye’deki herkesin güvenceli iş ve güvenceli gelir hakkı için imza kampanyaları, referandum, mitingler, grevler de dahil yerel ve merkezi eylemler yapılmasına, 14 Mart Sağlık Haftası’nda illerde sağlık müdürlükleri, Ankara’da Sağlık Bakanlığı önüne yürünerek taleplerin dile getirilmesine,karar vermiştir.

Bu talepler için emekçileri, halkı, halkın örgütlü kurumlarını “Herkese Eşit, Parasız Sağlık Birleşik Mücadelesi”ne katılmaya davet ediyoruz.

ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI

 

* Isparta’da Sağlık Hakkı Meclisi Toplandı 08.03.2012
 Isparta Sağlık Hakkı Meclisi’nin ilk toplantısı 07.03.2012 tarihinde SDÜ Tıp Fakültesi konferans salonunda yapıldı. Toplantı için İl Sağlık Hakkı Meclisi bileşenlerini oluşturan DSP, MHP, AKP, CHP, BBP, ÖDP, Halkın Yükselişi Partisi, HAS Parti, Emek Partisi, Muhtarlar Derneği, Eğitimsen, Ses, DP, ADD, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, Muhasebeciler Odası, Hemşireler Derneği, Mimarlar Odası, Ticaret ve Sanayi Odası, Veteriner Hekimler Odası, Eczacılar Odası, Diş Hekimleri Odası, Türk Sağlık Sen, Sağlık Sen ve Sosyal Hizmetler Derneği’ne çağrıda bulunuldu ve geniş bir katılım sağlandı. Toplantıda bir konuşma yapan Dr. Hüseyin DEMİRDİZEN sağlık alanında yapılan düzenlemelerin TBMM’de tartışılmadan kanun hükmünde kararnameyle yürürlüğe konduğunu, bu durumu düzeltmek için illerde Sağlık Hakkı Meclisleri’nin toplandığını söyledi. İllerden gelecek katılımcılarla 11 Mart’ta Ankara’da Türkiye Sağlık Hakkı Meclisi’nin toplanacağını söyleyen DEMİRDİZEN, bu toplantının öncelikli gündeminin yoksulluk sınırı altında yaşayan kişilerin prim, katkı payı ve katılım payı ödemeksizin sağlık hakkına ulaşmalarının güvence altına alınması olduğunu söyledi.

            Toplantıda daha sonra söz alan Eczacılar Odası, Hemşireler Odası, ADD, DSP, CHP ve Has Parti temsilcileriyle meslek mensupları konuyla ilgili görüşlerini aktardılar.

 

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Danıştay Antibiyotiğe Dirençli Gen İçeren GDO İthalatının Yürütmesini Durdurdu
 Türk Tabipleri Birliği tarafından Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 13.08.2010 tarihli ve 27671 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe konulan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmeliğin bazı hükümlerinin yürütmesinin durdurulması ve iptali istemli dava açılmıştır.

Yönetmeliğin dava konusu edilen 6. maddesinde, eski Yönetmeliğin ilk halinde yasaklar kapsamında yer alan insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatına ve piyasaya sunulmasına izin verilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2011/503 E. ve 29.09.2011 tarihli kararı ile söz konusu hükme ilişkin yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

Karar gerekçesinde özetle;

Bazı bilimsel çalışmalarda insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin kullanılmasının orta ve uzun vadede insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç geliştirebileceğinin tespit edildiği, konu ile ilgili çalışmaların halen sürdüğü,

GDO Yönetmeliğinin 26.10.2009 tarihinde yayımlanan eski şeklinde insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin ithalatına ve piyasaya sunulmasının yasaklanmış olduğu, Biyogüvenlik Kanunu tasarısının da bu yönde bir yasak içerdiği, izleyen süreçte ise insan sağlığını korumaya dönük tüm bu sınırlayıcı düzenlemelerin kaldırıldığı,

Oysa ülkemizce onaylanan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinde ve dava konusu yönetmeliği hazırlanırken esas alınan Biyogüvenlik Kartagena Protokolünde insan, hayvan ve çevre sağlığının, biyoçeşitliliğin ve gıda güvenliğinin söz konusu olduğu durumlarda taraf devletlerin konuya ‘ihtiyatlılık ilkesi’ çerçevesinde yaklaşmaları gerektiği, bu gerekliliğin aynı zamanda Anayasa’nın 56. maddesinden kaynaklanan bir yükümlülük olduğu vurgulanmıştır.

Bu esaslar çerçevesinde insan ve hayvan tedavisinde kullanılan antibiyotiklere karşı direnç genleri içeren GDO ve ürünlerinin orta ve uzun vadedeki zararlı etkilerine işaret eden bilimsel çalışmalar mevcutken, bu tür ürünlerin ülkemize girişine izin veren bir düzenlemenin hukuka uygunluk taşımadığı kararda ifade edilmiştir.

Yargı kararı uyarınca Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının ve GDO’lu ürünlere izin vermekle görevli Biyogüvenlik Kurulunun antibiyotiklere karşı direnç geni içeren GDO ve ürünlerinin ithalatını ve ihracatını durdurması gerekmektedir.

Karar Metni için tıklayınız...

Dr. B.İlker BÜYÜKYAVUZ

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* DEMOKRASİNİN BEŞİĞİ MİSİNİZ YOKSA EŞİĞİ Mİ? 26.01.2012
Maalesef 2006 yılından beri gündemde olan “Ermeni soykırımının inkarını suç sayan” yasa tasarısı geçtiğimiz günlerde Fransa Parlamentosunca kabul edilmiştir.
Şimdi diyeceksiniz ki bunun sağlıkla ilgisi ne, T.T.B ve Isparta- Burdur Tabip Odası ile ilgisi ne?
Aslında o kadar ilgili ki birkere daima demokrasi iddiasında olan bir ülkenin parlamentosunun insanları dehşete düşüren düşünce özgürlüğünü kısıtlayıcı kararı bizlerin özellikle ruh sağlığına ve bağlı olarak çıkabilecek psikosomatik sorunlarla doğrudan sağlığımıza zararlıdır.
Demokrasinin beşiği mi yoksa eşiği mi olduğu sorgulanması gereken Fransa’nın bu tavrı demokrasiye zararlı olduğu kadar bundan sonra alınacak benzer ve mesnetsiz kararlarla, düşünce özgürlüğünü önemseyen tüm dünya halklarının da sağlığına zararlıdır.
Tüm bu gerekçelerle sağlıkla doğrudan ilgili olan bir sağlık meslek örgütü olarak Fransa Parlamentosunu kınıyoruz.
Halihazırda 2006 yılında “Ermeni soykırımının inkarını suç sayan” yasa tasarısı gündeme geldiğinde o zamanın T.T.B Başkanı açık bir mektupla bu tasarıyı şiddetle kınamıştır ki metin aynen şöyledir;
FRANSA TABİPLER BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI’NA
Bilindiği üzere Fransa Parlamentosu “Ermeni soykırımının inkârını suç sayan” yasa tasarısını gündemine almış bulunmaktadır. Bizler Türkiyeli hekimler olarak bu gelişmeyi düşünceyi özgürce açıklama hakkına yönelik çağdışı bir engelleme olarak değerlendiriyor ve kaygı duyuyoruz. Tarihsel olayların bilim ortamlarında özgürce tartışılmasına olanak tanınması Hükümetlerden temel beklentilerimiz arasındadır. Kaldı ki düşünce açıklama özgürlüğü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından “... demokratik toplumun başlıca temel taşlarından, kişinin ilerleyip gelişmesinin asal koşullarından birini teşkil eder... sadece itibar gören veya zararsız yahut önemsiz sayılan haberler ya da fikirler bakımından değil; aynı zamanda devlet yahut halkın bir bölümü için aykırı, kural dışı, şaşırtıcı veya endişe verici cinsten olanlar için de geçerlidir;.. demokratik toplumun vazgeçmeyeceği çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereği budur” biçiminde tanımlanmıştır.
Fransa Parlamentosu’nun gündemindeki bu yasa tasarısı hem Fransa hem de Türkiye açısından düşünce açıklama özgürlüğüne karşı bir tehdit oluşturacak, özgürlüklerin kısıtlanması için bahane arayan Hükümetler için örnek teşkil edecek, ayrıca tarihsel olguların özgür tartışma ortamlarının dışında Hükümetlerin gündelik iç ya da dış politik yaklaşımlarınca kullanılır hale gelmesine yol açacaktır.
Siz meslektaşlarımızdan beklentimiz, Fransa Parlamenterlerine düşüncelerimizi aktararak bu vahim hatanın önüne geçilmesi yönünde çaba göstermenizdir.
Dostça saygı ve başarı dileklerimizle.
TTB Merkez Konseyi a.
Prof. Dr. Gençay GÜRSOY
Başkan
6 Ocak 2012 tarihinde ise T.T.B Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu 2006 da gönderilen mektubu da işaret ederek Fransa Tabipleri Birliği Başkanlığı’na kınayıcı bir yazı göndermiştir.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak açıkça insan hakları ihlali olan yasayı şiddetle kınadığımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
 
Dr. B. İlker Büyükyavuz
Isparta- Burdur Tabip Odası Başkanı
* 21 ARALIK BASIN AÇIKLAMASI 21.12.2011
Bugün 21 Aralık yani gecenin en uzun, karanlığın en koyu olduğu, aydınlığın ise en kısa olduğu bir gün. Tıpkı sağlık hakkı gibi, tıpkı sağlık emekçilerinin yaşadıkları gibi oldukça karanlık ve oldukça uzun. Ancak bugün aynı zamanda “gün dönümü”. Yani günlerin uzayacağı, gecelerin kısalacağı, başka bir deyişle karanlığın yerini aydınlığa bırakacağı günlerin başlangıcı bugün. Bizler de böylesi güzel ve anlamlı bir günü, bir 21 Aralık gününü, sağlıkta aydınlık günlerin başlangıcı için dönüm günü olarak kabul ettik. Bugün kamu emekçileri bu güzel ülkenin, Türkiye’nin her yerinde güzel günler için, demokrasi için, eğitim hakkı için, sağlık hakkı için bir şeyler yapıyor, bir değer koyuyor, bir yürek koyuyor. Kimi görevde iş bırakıp üretimden gelen gücünü kullanıyor, kimi meydanlarda toplanmış halay çekiyor, kimi basın açılamalarıyla dikkat çekiyor. Bizler de burada sizlerle buluştuk “sağlık hakkı meclisini” oluşturduk.
Değerli halkımız hekim meclisi var, sağlıkçılar meclisi var ve bu meclisler zaman zaman toplanıp sağlıkla ilgili sorunları değerlendirip tartışıyorlar. Peki, sağlık hakkı meclisi nereden çıktı diyeceksiniz. Milletin sağlık hakkının gasp edildiği şu zamanlarda elbette “sağlık hakkı meclisi” en hızlı bir şekilde oluşturulmalıydı. Bu meclis hangi alanda çalışırsa çalışsın ister çiftçi, ister öğretmen, mühendis, ev hanımı tüm halkımıza açık bir meclis. Zaten sağlık hakkı olan herkesin meclisi bu meclis.
Peki, bu meclis ne yapacak? Bakın değerli halkımız milletin iradesi neresi, meclis değil mi? Türkiye Büyük Millet Meclisi. Peki, milletin sağlığını ilgilendiren konularda milletimizin iradesi nerede? Bakın Ramazan Bayramı arifesi bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarılıyor halkın sağlığıyla ilgili, milletin iradesi pas geçilmiş, by-pass edilmiş. Kurban Bayramı arifesi 2 Kasım 2011 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yine milletin iradesi hiçe sayılmış. Bakın milletin iradesi olan mecliste konuşulmadan, tartışılmadan, oylanmadan milletin hastaneleri satılıyor, sağlık bakanlığına bağlı teşkilatlanma tamamıyla değişiyor, yabancı doktor hemşire geliyor. Maalesef bizim haberimiz yok Türkiye Büyük Millet Meclisine de sorulmuyor. Biz Kanunsuz Hukuksuz Keyfi (KHK) olan bu kararnameleri kınıyoruz. İşte bu nedenle biz kendi meclisimizi “sağlık hakkı meclisini” oluşturuyoruz ve oylanmayan kararnameleri ve sağlıkta dönüşüm programını birazdan bu mecliste oylayacağız.
Evet değerli halkımız yıllardır sürdürülen “sağlıkta dönüşüm” programı bizim tabirimizle “sağlıkta çöküşüm” programı son 10 yılda hızla gerçekleşerek bizleri kuruşçuk, liracık diyerek uyuttu ve “altın vuruşunu” ise mecliste oylatmadan çıkardığı en son KHK ile 663 sayılı KHK ile yaptı.
Sayın Sağlık Bakanı, geçenlerde ilaçlar için ödenecek kutu başı ekstraları açıklarken, 3 kalem ilaç için 3 liracık üstü için kutu başına 1 liracık diye açıkladı. Sayın Bakan daha önce de kuruşçuklardan, 2 liracıklardan söz etmişti, özel hastanelerde fark payı %0 demişti. Şimdilerde kuruşçuklar 12 liracıklar, 15 liracıklar oldu, fark payları da %70 lere çıktı, otelcilik hizmetleri hariç. İlaçlara da liracıklar eklendi şimdilik, katkı payları ise bundan hariç. İlaç patronlarıyla anlaşma sağlandı eczacılarla sorun çözüldü dendi, sorunlu olan ilaçlardan yalnızca 100 kaleminde sorun çözüldü daha yüzlercesi sorunlu dururken sorunun çözüldüğünden söz edildi. Aslında halkın sağlığına zarar veren bu sorunlar maalesef yeterince çözülmedi. Değerli halkımız bu liracıklar tırmanacak, katkı payları nerelere tırmanacak bilemiyoruz ama tahmin edebiliyoruz. Aslında sağlıkta eller daha çok cebe dönemi başladı. Bakın 5 milyon yeşil kart iptal ediliyor, aylık geliri asgari ücretin üçte birinden fazla olan her vatandaş genel sağlık sigortası pirimi ödeyecek. Dikkatinizi çekiyoruz bu rakam yalnızca 220 TL nin üzeridir değerli halkımız.
Birinci basamakta katkı payı “eller cebe” yani
Devlet hastanelerinde katkı payı “eller cebe” yani
Üniversite hastanelerinde katkı payı “eller cebe” yani
Özel hastanelerde katkı payı, fark parası, otelcilik parası “eller cebe” yani
Yani kısaca sağlık için “eller cebe” değerli halkımız.
Değerli halkımız, birazdan sağlıkta dönüşüm programı ile birlikte oylayacağımız sağlıkta dönüşümün son halkası olan 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname neler getiriyor, aslında neleri götürüyor kısaca özetleyelim. Sağlık Bakanlığı teşkilatlanmasını tamamıyla değiştiren bu kararname ile illerde hastane birlikleri oluşturuluyor ve bu birlikleri genel sekreterler idare ediyor. Peki, genel sekreter kimdir? Genel sekreter, 4 yıllık yüksekokul mezunu, 8 yıl kamuda yada özel sektörde çalışmış doktor yada sağlıkçı olması şart olmayan, 2-4 yıl süreyle sağlık bakanlığı ile sözleşme imzalayan, sözleşmeli, performans ve maddi verimlilik esasına göre sözleşmesi sürdürülen yada fes edilen, sonsuz yetkileriyle çalışanlarını istediği yerde istihdam eden, çalışanların performanslarına göre ücretlerini belirleyen, kar etmediğini düşündüğü klinikleri, üniteleri satabilen, kiralayabilen, kapatabilen, dışarıdan hizmet satın alabilen, mahiyetinde çalışan sözleşmeli personelin işine son verebilen bir hastane holding yöneticisi yani CEO’ su.
Evet, tahmin edeceğiniz gibi siyasi iktidarların anlaşacağı bir CEO doktorun, hemşirenin, tüm sağlık emekçilerinin çalışacağı yere, alacağı ücrete karar verecek. İsterse holdingi yani hastane birliğini kar etmiyor diye satabilecek, kiralayabilecek, kapatabilecek. İşte yetki diye buna denir! Piyasanın iştahını kabartan, küresel sermayeyi heyecanlandıran bir yetki bu, yani hastanelerin sermayeye devrinin bir ön hazırlığı bu!
İşte genel sekreter özetle bu kişi. Yönetimde sağlıkla ilgisi olan yegâne kişi hastane başhekimi ise 4. Sırada geliyor. Yani gerçekten sağlık holdingler kuruluyor, hastaneler ticarethane oluyor, biz sağlık emekçileri ırgat, siz değerli halkımız ise müşteri. Yazık ki ne yazık! İşte yıllardır bu yüzden karşı çıktık “sağlıkta dönüşüme” pardon “sağlıkta çöküşüme” değerli halkımız.
Bir diğer kararname maddesi de hastanelerin sınıflandırılması. Hastaneler A’ dan E’ ye kadar sınıflandırılıyor. Hiç merak etmeyin pirimler de sınıflandırılacak yakında, ödediğimiz pirim kadar sağlık hizmeti alacağız açıkça. Peki ama büyüklerimiz ne yapacaklar, piyasayı idare eden koskoca büyüklerimiz? Onları siz hiç merak etmeyin, kararnamede onlar için de birşeyler hazırlanmış. “Serbest Sağlık Bölgeleri” yapılacak ve bu bölgeler sağlık cazibe merkezleri olacakmış kararnameye göre. En son teknoloji gümrüksüz bir şekilde taşınacakmış buralara. Serbest sağlık bölgeleri devlete vergi de vermeyecekler yalnızca binde beş katkı payı verecekler. Eeee o kadarcık ta olacak canım. Sağlık herkes için hak ama bazıları için hak olan, ekstra sağlık.
Üniversitelere işbirliği adı altında el konulmaya çalışılıyor. Üniversiteler performans baskısı altında asli görevleri olan eğitim ve araştırmayı yapamaz hale geldiler. Amaçlı bir şekilde zor duruma düşürülüp sağlık bakanlığına devredilmeye zorlanacak, sonrası malum hastane birliklerine katılacaklar ve genel sekreter de kar etmiyor buralar diyerek piyasaya altın tepside sunacak bu bilim yuvalarını. Bakın çıkardıkları kanunlar en çok halkımıza zarar veriyor, halk kendini ameliyat ettirecek hoca bulamıyor, sistem çökertildi, Sayın Bakan çareyi hastaları Avrupa’ya götürmekte buldu nedense. Hâlbuki sorunları burada çözmek te bir seçenek olabilirdi. Sayın Başbakana acil şifalar diliyoruz, kendisi dahi bu sistemin kurbanı olabilirdi, nitekim özelde çalışan bir hoca kendisini yasal olmayan bir şekilde ameliyat etti. Başka bir büyüğümüz ünlü bir kalp cerrahından rica etti, ısrar etti ama hoca yasal olmadığı gerekçesiyle ameliyat etmeyi kabul etmedi. Bakın Üniversiteler ticarethane değildir. Buralar ilim yuvasıdır, eğitim yuvasıdır. Buraları ticarethaneye dönüştürmek halkın sağlığının geleceğiyle oynamak demektir. Bugünün asistanları, bugünün öğrencileri yarının sağlığımızı emanet ettiğimiz kişileri olacaklar. Dolayısıyla yetkililere sesleniyoruz lütfen dikkat!!!
Bir başka konu da yabancı hekim ve yabancı hemşire ithalatı. Peki bu hekimler hangi kritere göre seçilecek, hangi yeterliliklerden geçirilecekler. Bu işin birincil amacı piyasanın sermayenin emriyle sağlık çalışanlarının, hekimlerin, hemşirelerin emeğini ucuzlatmaktır. İkincil amacı ise günahlarını almayalım ama kuvvetle muhtemel olarak “sağlık serbest bölgelerinde” kendileri için ünlü ve başarılı olan yabancı hekimlerin istihdamı ve çalışma özgürlüğünün sağlanmasıdır. Bakın vatandaşın biri sık sık tepem atıyor dese, şuram buram gidişiyor dese, kemiklerim kırılıyor, kulunç girdi, arkama bıçak saplandı dese ecnebi doktor arkadaş şaşırıp kalmaz mı?
 Gerçi her devlet büyüğünün yabancı hekimle ilgili farklı görüşleri var. Örneğin; Aziz Şehitlerimiz, Silah Arkadaşları ile birlikte Güzel Yurdumuzu emperyalist güçlerden kurtaran Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Beni Türk Hekimlerine Emanet Edin” diyerek tercihini Türk hekimlerinden yana kullanmıştı, Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da tercihini Türk hekimlerinden yana kullandı, bir başka eskiden bakan olan büyüğümüz hiç ön yargılı olmadı ama rüyada Amerika çıkınca mecburen yabancı hekimleri tercih etti. Sayın Sağlık Bakanına Allah sağlık versin ancak olası bir sağlık sorununda tercihini yabancı hekimden yana kullanacağını tahmin ediyoruz. Ayrıca bu kararnameyle yabancı hekim ve hemşire ithalatının önünün açılmasının bu mesleklerin genç adaylarını nasıl etkileyeceğini gelin sizler düşünün.
Değerli halkımız; bu kararnameyle kamu özel ortaklığı, aile hekimlerine asistan hekim maaşı bağlanarak ihtisas yapmaya zorlanmaları, kamu görevinde yabancı uyruklu uzman istihdam edilmesi, TTB kanununun 1. Maddesinde kamu ve kişi yararına olan faaliyetleri yürütür ibaresinin kaldırılası, ilaçta reklam izninin getirilmesi gibi halkın sağlığını temelden ilgilendiren pek çok madde bulunmaktadır. Sağlıkta dönüşümün son halkası olan bu kararnameyi kısmen de olsa sizlerle paylaştık. Şimdi bu haliyle kararnameyi oylarınıza sunuyoruz.
Hepinize anayasal hakkınız olan ücretsiz, eşit bir sağlık hizmeti ile gerçek bir sağlık hali diliyoruz.
Saygılarımızla,
 
Isparta-Burdur Tabip Odası
SES Isparta Şubesi
* BASIN AÇIKLAMASI 01.12.2011
Sayın Başbakan’a Acil Şifalar Dileriz
 
Sayın Başbakan’ın 26 Kasım 2011 tarihinde Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nde bir sindirim sistemi cerrahisi geçirmiş olduğu ve başarılı geçen ameliyat sonrası sağlığının iyi olduğu bildirilmiştir.
 
Öncelikle Sayın Başbakan’ın sağlığına bir an önce kavuşmasını diliyoruz.
 
Ancak tedavi sürecinde yaşanan birkaç “özellik” hekimlik ortamımızda bir süredir yaşananlar açısından dikkat çekici olup, kamuoyu ile paylaşılmasında yarar görüyoruz:
 
1.Başbakanın sağlık sorunu ile karşılaşması herkesin, her an sağlık sorunu ile karşılaşabileceği ve sağlığın herkes için süratle çözülmesi gereken bir hak olduğu basit gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.
 
2.Sayın Başbakan’ın daha önce birçok yöneticimizin aksine, ortaya çıkan sağlık sorununu Türkiye’de çözümlemiş olması, Sayın Erdoğan’ın ülke hekimlerine bir güven işareti olarak algılanmış ve tarafımızdan memnuniyetle karşılanmıştır.
 
3.Sayın Erdoğan bu aşamada her hastanın hakkı olan hekim seçme özgürlüğünü de kullanarak Marmara Üniversitesi’ni tercih etmiş ama hastanenin kadrosunda olmayan bir cerrahi kadro ile sağlık sorununu çözme yolunu seçmiştir.
 
4.Söz konusu cerrahi işlemi gerçekleştiren sayın meslektaşımızın bu girişimde son derecede yetkin olduğu ancak 26 Ağustos 2011 tarihindeki KHK çerçevesinde yapılan kısıtlayıcı işlemler nedeni ile uzun yıllar çalıştığı üniversiteden ayrılmak durumunda kalan bir meslektaşımız olması sağlık ortamının içine kasıtlı olarak sokulduğu karmaşık durumun ilginç bir örneği olmuştur.
 
5.Yürürlükteki hukuksal mevzuat ile diğer bireyler için yasaklanmış ve Sağlık Bakanı’nın “milli iradeyi temsil ederek” hassasiyet gösterdiği bu uygulama Sayın Başbakan için yürürlükten kaldırılmış gözükmektedir.
 
6.Sayın Sağlık Bakanı’nın sağlık hakkı çerçevesinde bu durumu ve uyguladığı politikaların yarattığı sayısız eşitsizliği “milli irade adına” değerlendirmesi beklentimizdir.
Sayın Başbakana bir kez daha sağlıklı bir yaşam dileğimizi iletiyoruz.
 

Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu
* Tıp Fakültesi Hastanesinin Sağlık Bakanlığı’na Devredilmesi Isparta ve Burdur’u olumsuz Etkileyecektir! 02.11.2011
Hükümetin Kanun Hükmünde Kararname ile sağlık alanında yaptığı değişikliklerden bir tanesini de Tıp Fakültesi hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi oluşturmaktadır. Tıp eğitiminin niteliğini düşürecek olması nedeniyle ülkemiz genelinde olumsuz etkilere yol açacak olan bu uygulama Isparta ve Burdur halkının nitelikli sağlık hizmetine ulaşma hakkını da olumsuz etkileyecektir.  
 
Tıp fakültesi hastaneleri 3. basamak sağlık kuruluşları olup, 2.basamak hastaneler tarafından sevk edilen hastaların ayrıntılı olarak incelendiği araştırma hastanesi konumundaki kurumlardır. Tıp fakültesi hastanesinin “zarar ediyor” gerekçesi ile Sağlık Bakanlığı’na devredilmesi, yürürlükte bulunan performansa göre ücretlendirme uygulaması nedeniyle öğretim üyelerinin daha iyi gelir elde etmek için daha fazla sayıda hasta bakmaya zorlanmalarına neden olmaktadır. Bu durum üniversite hastanelerinin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesiyle daha fazla zaman ve ilgi gerektiren hastaların il dışına sevk edilmelerine neden olacaktır. SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi’nin araştırma hastanesi kimliğini kaybetmesi, Isparta halkının araştırılması gereken sağlık sorunları ve büyük ameliyatlar için Ankara İstanbul gibi büyük merkezlere gönderilmesi suretiyle mağdur edilmesine neden olacaktır.
 
Ülkemizde 2010 yılında hekim başına düşen günlük muayene sayısı birinci basamak hekimi için 50, uzman hekimler için ise 41 olup, bu sayılar OECD ve ABD’deki ortalamaların çok üzerindedir. Söz konusu yoğunluk sağlık hizmetinin niteliğini düşürmekte ve hastalarla hekimlerin karşı karşıya gelmesine neden olmaktadır. Tıp fakültesi hastanelerinde de hizmet başına ücretlendirme şeklinde uygulanan performans uygulamasının ve bu hastanelerin Sağlık Bakanlığı’na devredilmesinin sorunları daha da arttırması beklenmektedir.
 
Isparta ve Burdur halkına saygıyla duyurulur.  
 
 
Dr. B.İlker BÜYÜKYAVUZ
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* DOKTORLARA BIÇAKLI SALDIRI 21.10.2011
Burdur’un Yeşilova İlçesinde, Yeşilova Devlet Hastanesinde hasta yakını Ş.A. Doktorları geç müdahalesi gerekçesiyle bıçağını çıkararak Dr.Ali SARIDAŞ ve Dr.Erdal ÖZKES’e saldırdı.
            Yeşilova’nın Çaltepe Köyünde oturan Ş.A. on yaşındaki kızı traktörden düşünce Yeşilova Devlet Hastanesine acile getirdi. Doktorlar ilk müdahalesi ardından iç kanaması ihtimaline karşın Burdur Devlet Hastanesine sevki için ambulansın acil hazırlanması komutunu verdi. Ambulans hazırlandı ve doktorun içerden 50 saniye gecikmesine sinirlenen hasta yakını Ş.A. sesini yükselterek küfürler yağdırmaya başladı, sesi duyan tüm hastane personeli ve doktorlar dışarı çıktı hemen yola çıkmaya hedefleyen doktorlar hasta yakınını yönetmelik gereği ambulansla gelemeyeceğini hasta ile ancak doktor ve hemşirelerin gideceğini söyleyince Ş.A. tamamen çıldırırcasına bıçağını çıkartıp rasgele savurmaya başladı, o anda polis görevlileri de olay yerine geldi ve kavgaya müdahale etti. Doktorlar hafif sıyrıklarla olaydan ciddi yara almadan kurtuldular.
            Saldırıya uğrayan Dr. Ali SARIDAŞ;”son günlerde bu tip saldırıların arttığını, doktorların güvencesinin azaldığını anlatarak, konuyla ilgili olarak Türkiye’de ki tüm doktorlar adına mutlaka Başbakan Tayip ERDOĞAN ile birebir görüşmek istediğini her ne engel olursa olsun Başbakan ile mutlaka konuşmak istediğini konuşabilmek için elinden geleni yapacağını dile getirdi.
                    
OLAYIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ
           
Yeşilova Devlet Hastanesi Acil servisinde görev yapan Dr. Ali SARIDAŞ ve Dr. Erdal ÖZKES’ e bir hasta yakını tarafından şiddet uygulanmıştır. Saldırının boyutu sözlü hakaret ve fiziksel şiddeti aşarak bıçaklı saldırıya dönüşmüştür. Son zamanlarda üzülerek Türkiye’nin dört bir yanında hekime karşı şiddet olaylarıyla karşılaşmaktayız. Şiddetin her şekline ve herkese karşı olanına karşıyız. Isparta –Burdur Tabip Odası olarak hem kişisel hem de başhekimlik tarafından başlatılan hukuki sürecin takipçisiyiz. Sözlü ya da fiziksel şiddete maruz kalan hekim arkadaşlarımız şiddet hattından odamıza ulaşabilirler, telefonumuz 0531 403 44 00. Bu tür olayların yenilenmemesini diliyoruz. Bu anlamda Sayın Sağlık Bakanı ve diğer üst düzey yetkilileri de desteğe çağırıyoruz. Hekim arkadaşlarımız Sayın Dr. Ali SARIDAŞ ve Sayın Dr. Erdal ÖZKES’ e geçmiş olsun dileklerimizi sunuyoruz.

Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
Tabip Odası Başkanı
* Kadın Doktor Kaymakam Dövmüş! 17.10.2011
 
                                 
İDDİANAME:
(24.04.2011 tarihinde) Diyarbakır ili Kocaköy ilçesinde aile hekimi olarak çalışıp olay günü de Kocaköy Sağlık Ocağı’nda nöbetçi acil doktoru olarak görev yapmakta olan şüpheli (Dr.)Bahar TEKİN’in, evde yatalak hasta durumda olup o gün de evinde komaya girmesi nedeniyle kendisine acil müdahalede bulunulması gereken tanık Naci AKDEMİR’in babası Ali AKDEMİR isimli hastaya bakmadığı, müteaddit defalar amirleri tarafından ihtar edilmesine rağmen hastanın evine giderek tıbbi müdahalede bulunmadığı, bunun üzerine ilçe kaymakamı müşteki Muhammed GÜRBÜZ’ün aynı gün şüphelinin görev yaptığı sağlık ocağına gelerek, binanın giriş merdivenlerinde durmakta olan şüpheliye emrini dinlememesi nedeniyle bağırıp çağırdığı, yaşanan tartışmada şüpheliyi iterek düşürdüğü, tekme attığı, şüphelinin de müşteki kaymakamı tekmelediği..” müştekiyi kastederek basına verdiği demeçte “psikopat bir insanla karşılaştım ben” dediği;
“-basit yaralama suçundan TCK 86/2, 29/1,
-hakaret suçundan….” yargılanmasına… kamu adına iddia ve talep olunur.
Değerli basın mensupları,
Hangi yanlışı düzelteceğimizi bilemediğimiz bir tabloyla karşı karşıyayız. Ancak bir bilgiyi daha paylaşmakta yarar var. Yaptığımız girişimlerin yanı sıra olay üzerine İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı müfettişlerinin harekete geçtiğini biliyoruz; TTB’ye Eylül sonunda gelen cevabi yazı aşağıdadır:
“İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda… Mülkiye Müfettişlerince düzenlenen disiplin soruşturması sonucunda, Bakanlık Makamınca adı geçen hakkında ceza tayinine mahal olmadığına karar verilmiştir”.
Henüz Sağlık Bakanlığı Müfettişlerinin ne sonuca vardığını bilmiyoruz.  Nöbetçi acil doktoru olarak “Kaymakamın şurada acil hasta (!) var oraya git” talimatıyla görev yerini neden terk etmediği mi soruldu, bilemiyoruz ya da kendisini kaymakam’ın tekmelediğinin bizzat iddianamede yer aldığı belliyken neden kendini korumak için yerde ayağıyla karşı koymaya çalıştığı mı?
Sağlık Bakanlığı’nın Müfettişlerinin inceleme sonucunu merak ediyoruz.
Adalet Bakanlığı’na sözümüz yok, nutkumuz tutulmuş durumda.  İddianamede ilk satırda Davacı kısmının karşısında iki noktadan sonra büyük harflerle “K. H.” (kamu hukuku) yazıyor. Anlaşılan K.H. bağırıp çağırılan, tekmelenen hekim için davacı değil, hekimlere bir sorumluluğu yok. Unutmuşsa da zaten malpraktisi yok!
Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet uzun zamandır hem sayıca artıyor hem de “tarz”ı değişiyor. Öyle ki savcılar bile göremiyor, görmüyor. TTB sağlık alanındaki örgütlerle birlikte konuya dikkat çekmeye, Sağlık Bakanlığının konunun vahametini fark etmesini sağlamaya çalışıyor. 2009’dan bu yana çalışan TTB Sağlıkta Şiddete Sıfır Tolerans grubunun yasa önerisi, yönetmelik/tebliğ önerisi, panel, sempozyum, anket, afiş, basın açıklaması, bildirim hattı, işyerlerine/doktor masalarına uyarıcı maskotları vb. çabaları yetmiyor. Ne mutlu ki Sayın Bakan son bir aya kadar “her toplumda psikopatlar olur” derken (tıpkı meslektaşımız Bahar TEKİN’in Kaymakama dediğinin iddia edildiği gibi) artık sağlıkta şiddete sıfır tolerans kampanyası düzenleme kararını açıklıyor. İçtenlikle söylüyoruz ki bu olumludur.
O nedenle bugünlerde TBMM’ne konuyla ilgili Meclis Araştırması için verileceğini duyduğumuz dilekçeye de Sayın Bakan’ın olumlu destek vermesini ve hızla nedenlerinin araştırılmasını bekliyoruz.
Aynı şekilde 2009’da Bakanlıkça çıkarılan hasta ve çalışan güvenliğini içeren Tebliğ’in 18. maddesine ilişkin somut önerilerimizin hayat geçirilmesi önem taşıyor.
18-20 Kasım’da TTB’nin de yer aldığı çok sayıda kurumca düzenlenecek Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Kongresi bu konuyu da inceleyecek.
Ne yazık ki bu durumun izlenen sağlık politikaları ile ilgisi de ortada. Tüm bunlara, ısrarla söylememize, talep etmemize rağmen en azından Sağlık Bakanlığı yetkililerinin şiddete uğrama durumunda olayı kurumsal olarak üstlenmemeleri aşılamamış durumda. Bunun yolu anlaşıldığı kadarıyla Sayın Bakan’ın tutumundan geçiyor.
ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
 
 
* Sağlıkta Parmak Hesabı Olmaz 13.10.2011
TAM GÜN UYGULAMASI NEDENİYLE YAŞANAN
MAĞDURİYETLERİN SORUMLUSU SAĞLIK BAKANLIĞI’DIR
26 Ağustos 2011 günü Adalet Bakanlığı’na ilişkin 650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) içine gizlenerek çıkarılan Tam Gün uygulaması bir buçuk ayını doldurdu.
Özellikle onkoloji ve cerrahi branşlarında yol açtığı hasta mağduriyetleri ise devam ediyor.
Bu mağduriyetlerin bir nedeni 650 Sayılı KHK’nin yürürlük tarihinden kaynaklanmaktadır.
Bilindiği gibi 21 Ocak 2010 tarihinde çıkarılan (Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın iptal kararları nedeniyle uygulanamayan) 5947 sayılı Tam Gün Kanunu’nda devlet hastaneleri için altı aylık, tıp fakültesi hastaneleri için bir yıllık geçiş süreci tanımlanmıştı.
26 Ağustos 2011 tarihli KHK’de ise, muhtemelen yargının verebileceği iptal kararlarını engellemek için, tek bir günlük geçiş süreci bile tanınmadı. Tam da dokuz günlük bayram tatili öncesinde YANGINDAN MAL KAÇIRIR GİBİ ÇIKARILAN KHK aynı gün yürürlüğe girdi.
Bu nedenle gerek hekimler gerekse sağlık kuruluşları emeklilik veya istifa nedeniyle doğacak boşluklar, tedavileri sürmekte olan kronik hastalar, verilmiş randevular ve programlanmış ameliyatlar için düzenleme yapma imkânı bulamadılar.
Bugün yaşanan sıkıntıların bir nedeni bu akıl dışı yürürlük tarihi oldu.
Öte yandan; tıp fakültesi hastanelerinde ise “akıl dışı” ifadesinin bile yetersiz kaldığı bir uygulama başlatıldı;
Geçmişte öğretim üyelerini odalarında oturup hasta muayene etmemekle, ameliyat yapmamakla suçlayan Sağlık Bakanlığı (part-time çalışan) öğretim üyesi HEKİMLERİN HASTAYA EL SÜRMESİNİ DAHİ YASAKLADI.
Keyfi olarak çıkartılan bu düzenlemenin yol açtığı bütün olumsuzluklar zaten büyük çoğunluğu tam gün çalışan bütün hekimlere fatura edilmeye çalışılmaktadır.
650 Sayılı KHK hastalarımızın böylesine ciddi mağduriyetlerine yol açarken Sağlık Bakanı Sayın Recep Akdağ durumun vehametini görmezden gelmekte; Tam Gün nedeniyle kamudan ayrılan hekim sayısının çok az olduğunu, hastaları gerekirse Avrupa’ya götüreceklerini söyleyebilmektedir.
Bir buçuk aydır çok sayıda hastanın mağduriyetine yol açan bu durumun müsebbibi (ne yazık ki) kendisi de bir hekim olan Sayın Sağlık Bakanı’na bir çift hatırlatmada bulunmak isteriz;
1- Hekimler için her bir hasta değerlidir ve her bir hastanın çektiği acı ve ızdırap önemlidir; saygı gösterilmelidir.
SAĞLIK PARMAK HESABINA GELMEZ!
2-    Tıbbın kurucu atası Hipokrates’in iki bin beş yüz yıl önce söylediği gibi; Primum Non Nocere!
Önce Zarar Verme!
Faydalı olmayı beceremiyorsan da, ÖNCE ZARAR VERME!
Hekimler güvenceli koşullarda tam süre çalışma isterken ve halen sizin istediğiniz koşullarda tam gün çalışan hekimlerin özlük hakları için hiç bir iyileştirme tarafınızdan yapılmazken, güvenceli  tam süre çalışma isteyen hekimlerin yaptığı GöREV etkinliğinde "bir kişinin bile burnu kanarsa bu çağrıyı yapanlara hesabını sorarız" yaklaşımınızın bu olayda da aynı duyarlılıkla işlemesini ve yarattığınız mağduriyetler nedeniyle hakkınızda gereğini yapmanızı beklemekteyiz.
 
 
                                                                                              ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
* BASIN AÇIKLAMASI 05.10.2011
 TÜM TEMEL HAKLARIMIZ İÇİN
İNSANCA YAŞAMI SAVUNUYOR,
EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ!
Halkımıza çağrımızdır:
İnsanca yaşamı savunmak için, emekçilerin, ezilenlerin sesine ses katmak için 8 Ekim’de Ankara’da buluşuyoruz.
Sosyal duygulara sahip birer insan olarak, insanca yaşamak için gerek duyulan en temel ihtiyaçların bile karşılanmakta zorlandığı ve gittikçe de yaşanmaz hale geldiği bir ülkenin emek ve meslek örgütleri olarak bugün önemli bir sorunu sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Bu sorun, bütün diğer sorunları tek tek kapsamaktadır fakat onlardan daha can alıcı öneme sahiptir: “Yaşama hakkının korunması!” İnsanın fizyolojik bir canlı olarak yaşamını sürdürmesi temel bir haktır. Ama bundan daha da önemlisi, insanları diğer canlılardan ayıran özelliklerini koruyarak yaşaması, yani insanın insanca yaşayabilmesidir.
Temsil ettiğimiz sınıf ve kesimler açısından Türkiye’de yaşam koşulları her zaman zordu. Halkının mutluluğunu ve refahını, ülkesinin esenliğini düşünen ve politikalarının merkezine bunları alan bir siyasi hükümetle yönetilmedik şu güne kadar. Onlar varoluşlarının, iktidarlarını sağlamlaştırmanın dayanağı olarak hep yerli ve yabancı tekelleri, uluslararası emperyalist/kapitalist organizasyonları gördüler. Kendi halklarına sırt çevirip, halkın yoksulluk, sefalet ve adaletsizlikler içinde yaşadığı gerçeğine gözlerini ve kulaklarını kapatıp, önlerine konulan politikaları harfiyen uygulamaya çalıştılar.
Bu gidişat doğrultusunda her gelen gün, geçen günü aratır niteliktedir. İnsanın insanca yaşayabileceği alan gittikçe daralmakta; güvencesizlik, geleceksizlik, işsizlik, sefalet, adaletsizlik alabildiğine yaygınlaşmakta ve halk kesimleri hükümet tarafından azarlanıp horlanmakta, buna karşı çıkan, sesini yükselten muhalif dinamikler ise ya şiddetle cezalandırılmakta ya da şeytanı bile şaşırtan yöntemlerle derdest edilmektedir.
Türkiye ekonomik, siyasal, sosyal alanların tümünde birden büyük bir çözümsüzlük içindedir. Küresel krizin de etkisiyle işsizlik artmış, yoksulluk ve açlık artık gözlerden gizlenemeyecek bir duruma gelmiştir. Etnik ve dinsel kökenli farklılıklar, toplumsal barışı sağlayacak yönde çözüme kavuşturulamamakta, tam tersine çelişkilerin giderek derinleştirildiği bir siyaset yürürlüğe konmaktadır.
Anayasa Referandum sürecinde kamu emekçilerine “toplu sözleşme düzeni getiriyoruz” denilmişti. Oysa gündeme getirilen 4688 sayılı Yasa’daki değişiklik ile bırakın özgür toplu sözleşmeyi, kamu emekçilerinin grev hakkı bile engellenmektedir. Özel İstihdam Büroları ile emekçiler köleleştirilmeye, Torba Yasa ile emek sömürüsü daha da artırılarak emekçilerin sürgün edilmelerine ve güvencesizleştirilmelerine yasal kılıf uydurulmaya, Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında, 12 Eylül’cülerin bile cesaret edemediği biçimde kıdem tazminatları kaldırılmaya, özel ve kamu alanı sermayeye peşkeş çekilmeye, emek değersizleştirilmeye çalışılmaktadır. KHK’larla kamu hizmetlerinin tasfiyesi/ticarileştirilmesi süreci tamamlanıp güvencesiz istihdam olağan hale getirilmektedir.
Siyasal İktidarın, gerçekten demokratik bir toplum yaratma ve onlarca yıldır sürdürülen baskıcı politikalardan arınma anlamına gelecek bir toplumsal dönüşüm programı kesinlikle yoktur. Tam aksine siyasi idare, kendi medyasını, polisini, yargısını yaratarak herkesi dinleyen ve izleyen, korkuya dayalı büyük bir gözaltı düzeni, kendisine biat eden bir toplum oluşturmaya çalışmaktadır.
Bu süreçte, toprağını, suyunu, havasını ve yaşama haklarını savunanlardan demokratik protesto hakkını kullanan Hopa halkına; TİS ve örgütlenme hakkını savunan kamu emekçisinden kıdem tazminatlarının gasp edilmesine direnen işçilere; “sağlıkta dönüşüm” aldatmacasına karşı koyan sağlık emekçilerinden örgütüne ve mesleğine yapılan saldırılara karşı mücadele eden mühendis, mimar ve şehir plancılarına; ­evde-sokakta ve işyerinde var olma mücadelesi veren kadınlardan özerk-demokratik-bilimsel üniversite mücadelesi yürüten öğrenci gençliğe; düşüncesinden dolayı cezaevlerinde baskı ve tecride maruz kalanlardan, ‘savaşa hayır’ diyen barış yanlılarına kadar ülkemizdeki tüm muhalif unsurlar, farklı yaklaşımlar giderek baskı ve etki altına alınıp susturulmaya çalışılıyor.
Görmemiz gereken şey şudur: Türkiye’de çoğulculuk adı altında tekseslilik, “ileri demokrasi” adı altında yeni bir diktatörlük biçimleniyor. Yeni düzenin “yeni yüzü”, statükosu şekilleniyor.
Toplumu altüst edecek bu tehlikeli biçimlenmenin, yurttaşların yaşama hakkını ortadan kaldıracağını söylemeye gerek yoktur.
Çünkü:
Bir ülkede açlık varsa işsizlik vardır
İşsizlik varsa yoksulluk vardır
Yoksulluk varsa adaletsizlik vardır
Adaletsizlik varsa hukuksuzluk vardır
Hukuksuzluk varsa güvencesizlik vardır
Ve o ülkede güvencesizlik varsa, yaşama hakkı kalmamış demektir!
 
Bütün bu nedenlerle;
Asgari ücretiyle yaşayamayan
Maaşıyla yaşayamayan
Emekli aylığıyla yaşayamayan
İşsizliğiyle yaşayamayan
Hastalığıyla yaşayamayan
HES’lerle yaşayamayan
Kadınlığıyla yaşayamayan
Gençliğiyle yaşayamayan
Kimliğiyle yaşayamayan
Savaşla yaşayamayan
Hayat tarzıyla yaşayamayan
 
Bütün ötekileştirilenleri, bütün mağdurları, ezilenleri, yoksulları, işsizleri, kadınları, gençleri, çevrecileri, barış yanlılarını seslerini birleştirip, daha yüksek haykırmaları için,
Düzenin “yeni yüzüne” karşı insanca yaşamı savunmak için
EŞİT, ÖZGÜR, DEMOKRATİK TÜRKİYE’Yİ yaratmak için
8 Ekim’de Ankara’da kurulacak emekçilerin, ezilenlerin “Sokak Meclisi”ne katılmaya çağırıyoruz!..
 
DİSK-KESK-TMMOB-TTB
 
* BASIN AÇIKLAMASI 19.05.2011
Son yıllarda giderek artan bir şekilde hekime ve sağlık personeline yönelik şiddetle karşılaşıyoruz. Gün geçmiyor ki ülkemizin bir ilinden ya da ilçesinden hekimlere yönelik şiddet haberi gelmesin. Maalesef ülkemiz şiddetin kültür haline geldiği ülkelerden biri. Kadınlara, çocuklara, savunmasız insanlara her gün şiddet uygulanıyor. Tüm bunlar görevi başındaki hekimlerimizin darp edilmelerini mazur göstermez, göstermemeli. Toplum olarak şiddete; kime ve nasıl yapılırsa yapılsın karşı çıkmalıyız. Bizim hekime yönelik şiddet olaylarında özellikle dikkat çekmek istediğimiz nokta: Türk Tabipleri Birliği’nin araştırmalarına göre şiddetin giderek artış göstermesidir. Sağlıkta Dönüşüm projesi olarak adlandırılan sağlığımızdaki olumsuz değişimin sonucumu bu? Biz hekimler halkımızın her türlü haklarının sonuna kadar savunucusuyuz; çünkü biz o halkın evlatları, kardeşleri, eşleriyiz. Vatandaşlık hakkı olan bilgi edinme, hizmet alma gibi durumlarda, aksaklıklar biz hizmet sunucularından kaynaklanabileceği gibi, hizmet alıcılarının sabırsızlığı, bilgi eksikliği, psikolojik durumlarından da kaynaklanabilir. Ülke yöneticileri vatandaşına hakkını arama yöntemi olarak yakasına yapışın vb. gibi telkinlerde bulunursa şiddet kaçınılmaz olur. Çocuklar problem çözme yöntemlerin anne babalarını taklit ederek öğrenirler. Vatandaş ise toplum önderlerinin yöntemlerini taklit eder. Miting alanlarında birbirlerine ağza alınmayacak şiddet sözcükleriyle hitap eden siyasi liderlerden öğrenilen problem çözme yöntemi elbette şiddet olacaktır. Isparta Doğum ve Çocuk Hastanesi’nde çalışan çocuk hekimi Dr. Nuri ALAÇAKIR Bey’in, icapçı olarak çalıştığı saatlerde alkollü olduğu tespit edilen 3 şahıs tarafından darp edilmesi biz hekim camiasını derinden üzmüştür. Geçtiğimiz günlerde: Diyarbakır’dan, Konya’dan Türkiye’nin değişik illerinden de hekimlere şiddet haberleri aldık. Başta Dr. Nuri ALAÇAKIR Bey olmak üzere şiddete maruz kalan meslektaşlarımızı asla yalnız bırakmayacağımızı her türlü hukuk mücadelesinde yanlarında olacağımızı, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet davalarının takipçisi ve şiddetin kime ve nasıl yapılırsa yapılsın karşısında olduğumuzu kamuoyuna bir kez daha duyururuz.
* BASIN AÇIKLAMASI 14.03.2011
Meslektaşlarımıza, yetkililerimize, halkımıza, basın mensuplarına bugün de dile getiriyoruz. 365. gün Tıp Bayramı kabul ettik. 14 Mart Tıp Bayramı’nda da sorunlarımız var ama bugünü coşkuyla geçireceğiz.
Sizlere hekimlerin temsilcisi olarak hekimleri tanıtacağım.
Hekimlik, adanmışlık demektir, hekim topluma adanmış insandır ve bunu en iyi bizler, meslektaşlarımız ve ailelerimiz bilirler.
Okuma yazmayı öğrenir öğrenmez okuruz, çalışırız arkadaşlarımız oynarken bizler oyundan fedakarlık ederiz ADANIRIZ!!!
Okul biter yüzde birlik puan dilimlerinde Tıp Fakültelerine gireriz ve en uzun eğitim süresi bizim içindir ADANIRIZ!!!
Eğitimimiz sırasında diğer arkadaşlarımız kafeler sokağında gezip eğlenebilir biz ders çalışırız ADANIRIZ!!!
            Okul biter herkesin adı konmuş bir mesleği vardır bizimkisi belirsizdir ne doktorusun diye sorarlar üzülürüz ama ADANIRIZ!!!
            Okul biter haydi gel mecburi hizmet derler ADANIRIZ!!!
            Uzmanlık eğitimi sırasında tuttuğumuz nöbetlerin süresiyle abartısız normal bir memurun mesai sistemine göre emekliliği hak ederiz (benimki örneğin 27 yıl) ADANIRIZ!!! Aslında bizim mesaimiz 7-24-365-ömür boyudur. Yer-zaman-mekan dinlemez komşunun çocuğu hastalanır yanındasınızdır, siz tatile giderken trafik kazası olur işte görev başındasınız, plajdasınız biri boğulur ya da birini böcek ısırır mesai yeniden başlar, sohbetlerinizin bir köşesinde sağlık olmak zorundadır, güncel bir sohbetiniz yoktur sizin, güncel olanı da sağlıkla ilgilidir zaten ya da tababetle ilgili tüm kötü anıların, şikayetlerin yanıtlayıcısı siz olursunuz. İnanın mesainiz bitmez sizin ADANIRSINIZ!!!
            Sınava girer uzman oluruz haydi tekrar mecburi hizmete derler ADANIRIZ!!!
            Kimi arkadaşımız boş durmaz daha çok eğitim alır üst ihtisas yapar, sınava girer yan dal uzmanı olur. Sen misin daha çok eğitim alan haydi mecburi hizmete derler ADANIRIZ!!!
            Akademisyen olanlarımız doçent olmadan 1. dereceye inemez, sınava girmeden de doçent olamaz, 40 lı yaşlarda yapılan bu sınavlarla kimimiz diyabet kimimiz kalp hastalıkları veya hipertansiyon gibi hastalıkları kazanırız ADANIRIZ!!!
            Aslında iyi yönleri de vardır, gece yarıları herkes uyurken hastaneye doğru yol alır ay ve yıldızların değişik şekillerini gözleyebiliriz, tilki ve benzeri yaban hayvanlarını görme şansı da bize aittir. Çünkü ADANMIŞIZDIR!!!
            İşte hekimlik böyledir değerli konuklar. Hekimlik ADANMIŞLIKTIR!!! Hiçbir devlet büyüğünün maaşıyla kıyaslanabilecek bir ücreti yoktur bu adanmışlığın. Tamamıyla gönül işidir bu iş gerisi ise ancak teferruattır.
            Tüm ADANMIŞ meslektaşlarımın ve tüm sağlık emekçilerinin Tıp Bayramı kutlu olsun. Umarım gelecek Tıp Bayramları halkımıza ve meslektaşlarımıza gerçekten bayram olsun. Saygılarımla.
 
 
                                                                                              Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ 
                                                                                              Tabip Odası Başkanı
 
* BASIN AÇIKLAMASI 08.08.2011
SAĞLIK BAKANLIĞI
“HEKİMLERİN SERBEST MESLEK HAKKINI”
ENGELLEMEYE DEVAM EDİYOR
“Ayakta Teşhis Ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik” de 8. değişiklikle,  var olan muayenehaneleri kapatıp yeni muayenehanelerin de açılmasını engellemeyi amaçlayan Sağlık Bakanlığı 9. değişiklikle “süre uzatmasına” gitti.
Tıp merkezleri, poliklinikler, radyoloji ve diğer laboratuvarlar ve muayenehanelerle ilgili getirilen yönetmelik hükümleri, hekimleri serbest çalışma haklarını ellerinden alarak tekelci sağlık sermayesine ucuz işgücü yapmak istemektedir. Bunun yanı sıra hekimlerin emeği ile yürütülen bu sağlık hizmetleri, sağlık hizmet alanı ulusal ve uluslararası sağlık tekellerinin egemenliğine terk edilmek istenmektedir.
Tüm hekimlerin ve hekimlik mesleğinin “mesleğini serbest yapabilme” hakkını ortadan kaldıran bu yasal düzenlemelere karşı Türk Tabipleri Birliği, İstanbul Tabip Odası ve İstanbul Tabip Odası Özel Hekimlik Komisyonu’nun yürüttüğü hukuksal ve demokratik mücadele sonucu Sağlık Bakanlığı zorunlu olarak yönetmelikte değişiklik yapma durumuyla karşı karşıya kalmıştır.
Bilindiği gibi 05.07.2011 tarihinde Danıştay 10. Dairesi Yönetmeliğe eklenen 12/D maddesinin 1. fıkrasında belirtilen birçok akıl ve bilim dışı isteklerin yürütmesini durdurmuş ve böylece muayenehaneleri kapatma gerekçesi olarak kullanılacak birçok fiziki koşul ortadan kalkmıştı.
Haklı ve demokratik mücadelemiz ve “4 Ağustos Kara Gün”ün yaklaşması 3 Ağustos 2011 tarihinde yeni bir değişikliğin yapılmasına yol açtı.
Mücadelemizin her anında serbest meslek hakkımızdan vazgeçmeyeceğimizi, muayenehanelerimizi kapatmayacağımızı ve Bakanlığın muayenehanelerimizi kapatmak için ısrar etmesi durumunda zor kullanması gerekeceğini, her muayenehanenin bir eylem alanı olacağını defalarca belirttik.
Gelinen noktada, yönetmelikte yapılan değişiklikler sanki sorun kendileri tarafından yaratılmamışçasına hekimlere kurtarıcı edasıyla “müjde” olarak duyurulmuştur.
“Kapatacağım” tehdidi savuranlar, bir yıldır binlerce hekimi ve hastayı mağdur edenler bir anda hekimlerin koruyucusu rolünü benimseyerek “hak dağıtan” durumuna geçmeye çalışmaktadır.
Yeni yönetmelik;
-        Uyum süresinin 4 yıl daha uzatılmasını,
-        Birden fazla hekimin ortak alanda çalışmasına olanak tanınmasını,
-        03.08.2010 tarihinden önce açılan muayenehanelerden deprem raporu istenmemesini,
-        Özürlülerle ilgili düzenlemeleri
içerse de, esas olarak hala hekimlerin mesleklerini serbest olarak yapma hakkını engellemeye yönelik özünü korumaktadır.
Çünkü 1219 sayılı yasayla bildirim düzeyinde olan muayenehane açmak, yönetmeliklerle ruhsatlandırmaya tabi tutulmuş ve bizzat Bakanlık muayenehane açma konusunda kendini onay makamı olarak belirlemiştir.
Planlama ve İstihdam Komisyonu oluşturarak muayenehaneler dışında hekimlerin serbest çalışma alanlarıyla ilgili olarak açma-açtırmama yönünde karar verme yetkisi belirlemiş ve bu gücü elinde tutmaktadır.
Yönetmeliklerin hazırlanışında ve değişiklikler açısından hekimlerin meslek örgütleri olan Türk Tabipleri Birliği, tabip odaları ve uzmanlık dernekleri dinlenmemiş, Bakanlık her zamanki gibi kendi düşünce ve çıkarları doğrultusunda davranmıştır.
Muayenehanelerde yer alan giriş, kapı, asansör, merdiven, tuvalet ve lavabo gibi fiziki alanlarla ilgili olarak 03.05.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun Ek 1. maddesi ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine uygunluk isteyerek konuyu bir başka kısıtlayıcı/engelleyici alana sokmuş, belirsizlik yaratarak başka yollarla amacına ulaşmayı tercih etmiştir.
Yeni açılacak muayenehaneler açısından;
-       Binanın yapı kullanma izin belgesi,
-       İlgili mevzuata uygun depreme dayanıklılık raporu,
-       İlgili mevzuata uygun yangın için gerekli tedbirlerin alındığını, tesisatın kurulduğunu ve binanın bu açıdan uygunluğunu gösteren belgelerin zorunlu olarak istenmesi
ile  Türkiye’deki imar sorunu bilerek ve isteyerek görmezden gelinmiş ve muayenehanelerin açılamaması yönünde önemli bir engel olarak yeni yönetmelikte yer almıştır.
Tüm bunların yanı sıra yasal hükümlerden bağımsız olarak sağlık müdürlüklerince keyfi uygulamalarla hekimlerin serbest çalışma haklarının engellendiği, yasal haklarının kullanılması sırasında zorluklar çıkarıldığı yine bilinen gerçekler arasındadır.
Ayrıca “Muayenehaneleri kapatacağım” diyenlerin düşüncelerinde bilindiği kadarı ile herhangi bir değişiklik de henüz söz konusu değildir.
Gelinen noktada Sağlık Bakanlığı’nın sorun çözme yönteminin yanlışlığı, hekimlere, hekimlik mesleğine ve toplum sağlığına verdiği zararların değerlendirilmesi zorunlu hale gelmiştir.
Hekimlerin serbest çalışma hakkını savunmaktan vazgeçmeyip yeni gelişmelere paralel olarak bugüne dek sürdürdüğümüz mücadelemize, gerek hukuksal alanda gerekse demokratik platformlarda yine devam edeceğimizi bir kez daha yineleriz.
Saygılarımızla,
 
ISPARTA-BURDUR TABİP ODASI BAŞKANLIĞI
 
 
* ÇOK SES TEK YÜREK, 13 MART’TA ANKARADAYIZ. 07.03.2011
Her işin başı sağlık, deriz.
 
İşte bizler, diş hekimi, eczacısı, radyoloji teknisyeni, laborantı, çevre sağlığı teknisyeni, hemşiresi, hekimiyle, onların meslek örgütü, sendikası, derneğiyle buradayız. Yani her işin başı sağlık dediğimiz "işin başındakileriz".
 
Bu örgütler olarak uzun süredir bir arada konuşuyor, tartışıyor, sağlık alanında yaşananlara dair kendi penceremizden yapılanlara, yaşananlara bakıyoruz. Aynı zamanda bir hasta, hasta yakını, Türkiye'de yaşayan bir insan olarak "ne olduğunu" görüyoruz. Hasta hakları derneğiyle de değerlendiriyoruz: Sonuç; sağlıkta işler iyi gitmiyor. Bu alana, yıllardır bir çalışan olarak bulunup da kendi birikimiyle özelde sağlık hizmeti sunmak için girmiş kişilere dönüyoruz, "gidiş kötü" diyorlar. İşin özü sağlık alanının üretenleri olarak bizler ne yapıldığını, neye zorlandığımızı ve halka sunulan hizmetin (kaçınılmaz olarak) niteliğini, sağlık alanındaki eğitimin halini, hızlı sağlık insan gücü “yetiştirme” politikalarının seyrini biliyoruz.
 
Şimdi artık bizim bildiğimizi çok daha yüksek sesle, hep birlikte, herkesle paylaşacağız. Bunu yaparken bugüne dek olan eksiklerimizi de gözden geçirip düzelteceğiz, bu sağlıksız gidişin parçası olmayacağız. Taleplerimizi dile getireceğiz, ısrarla takipçisi olacağız.
 
İşte 13 Mart mitingi bu anlamda bir buluşma, bir başlangıç, bir arada yapacağımız bir çığlık/uyarı, moral günü, bir buluşma olacak.
 
Kimler yapıyor, düzenliyor bu buluşmayı?
Türk Tabipleri Birliği (TTB).
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES),
Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TMRT-DER),
Çevre ve Sağlık Derneği (ÇSD),
Devrimci Sağlık İş Sendikası (DEV SAĞLIK İŞ),
Sağlık Hizmetleri Sınıfı Çalışanları Derneği,
Sağlık Memurları Derneği (SMD),
Sağlık ve Sosyal Hizmet Çalışanlarının Sözü (SÖZ-SEN),
Sağlık Teknisyen ve Teknikerleri Derneği
Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUD),
Tıbbi Laboratuvar Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği,
Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği (TÜM RAD-DER),
Türk Dişhekimleri Birliği (TDB),
Türk Eczacıları Birliği (TEB),
Türk Hemşireler Derneği (THD)
 
Kimler katılacak?
 
Bu kurumların üyeleri başta olmak üzere sağlık alanında çalışan, eğitim alan herkese açık. Çocuklarını bin bir emekle, fedakarlıkla nasıl yetiştirdiklerini bilen anne-babalara, çalışanların çocuklarına ve elbette halkımıza.
 
Nasıl olacak?
 
Bu gerçek anlamda bir beyaz buluşma olsun istiyoruz. Yıllardır beyazı kirletenlere, akla karayı karıştıranlara inat beyaz olsun! Beyazı kirletmede biz de ister istemez yer aldıysak bu buluşmaya gelerek ve beyaz yürüyüş önlüklerimizi, olmadı beyaz iş önlüklerimizi giyerek gelelim.
 
Ama illaki bilerek, isteyerek bu sağlıksız “dönüşüm” politikalarını kurgulayarak kirletenlerden temizliğe hep birlikte başlayalım.
 
Gelmek için şimdiden nöbetlerimizi, çocuklarımızı kimlere emanet edeceksek ayarlayalım. Biliyoruz cumartesi nöbeti olanlar, pazar nöbet tutacaklar/pazartesi nöbet tutacaklar, hasta olanlarımız, hastası olanlar, “hafif yaşlı” olup gel(e)meyecek olanlar var.
 
Biz buluşmanın en başında hep genç, emekli sağlıkçıların olacağını biliyoruz. Emekli maaşlarını, katkı, katılım paylarını, sağlıkta dönüşümün gözünü düşük maaşlarımıza dikmişliğini en iyi onlar biliyor. Geleceğe ilişkin beklentileri sonlandırılmaya çalışılan öğrenciler de temel gücümüz ve moral kaynağımız olarak gelecekler. Biliyoruz ki gelemeyenlerin yüreği Ankara'da atacak.
 

Isparta Burdur Tabip Odası
Isparta SES Temsilciliği
* HERKESE ve HERTÜRLÜ ŞİDDETE HAYIR 25.02.2011
İstanbulda Zeynep Kamil Doğum Hastanesinde görevli bir bayan hekim yumruklandı. Aydın Devlet Hastanesinde görevli doktor, bir hasta yakınının fiziksel şiddetine uğradı. Hekimin eline dikiş atıldı. Bakırköy Toplum Sağlığı Merkezi’nde görev yapan 32 haftalık hamile bir meslektaşımız bir hastanın fiziki saldırısının hedefi oldu.Şanlıurfa’da bir hekim linç girişimine uğradı. Yine Şanlıurfa’da bir kadın hekim hasta yakınları tarafından darp edildi. İzmir’de hasta yakınlarının saldırısına uğrayan bir hekimin kolu kırıldı. Kayseri’de bir hekim darp edildi ve Kocaeli’de göreve yeni başlayan bir kadın hekim iki gün üst üste aynı kişinin saldırısına uğradı. Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde şiddete maruz kalan asistan arkadaşlarımız. Değerli Basın Mensupları, bunlar bilgimiz dahilinde olan şiddet olayları …
Toplumun her alanında olduğu gibi sağlık alanında da çalışanlar artan bir şekilde şiddete maruz kalmaktadır. Çeşitli istatistikler göstermektedir ki sorun oldukça ciddi boyuttadır. Sağlık çalışanlarının yarıdan fazlası meslek yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kalmaktadırlar (%64), tama yakını ise şiddete tanık olmaktadırlar (%96). Yine ne yazıktır ki şiddete en fazla kadınlar maruz kalmakta şiddeti ise daha çok erkekler uygulamaktadırlar (%92). Şiddet daha çok acil servislerde görülse de (%62) tüm uygulama alanlarında şiddete rastlanmaktadır. Şiddet uygulayanların %86’sı hasta ve hasta yakını olup bunlar arasında %54 ile en fazla hasta yakını şiddete başvurmaktadır.
Peki Nedir Şiddeti Bu Kadar Artıran?
Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucu hastanın müşteriye dönüştürülmesi ve hekim emeğinin değersizleştirilmesi, siyasilerin popülist yaklaşımlarla hekimleri sağlıkta yaşanan sorunların sorumluymuş gibi göstermesi, bu çerçevede hekimleri ve hekimlik mesleğini rencide edici yaklaşımlar sergilemesi şiddetin artışının en önemli nedenlerinden biridir.
 
Yine üzücü bir konu da Sağlık Bakanlığı bugüne kadar şiddete uğrayan hekim ve sağlık çalışanlarının yanında yeterince yer almadığı gibi, kimi yandaş yöneticileri yasal görevlerinin gereğini yerine getirmemektedirler. Şiddete maruz kalmamızın ardından, pek çok yerde doğrudan hekim karşıtı taraflı bir yaklaşım olarak tarif edilebilecek bir tutumla saldırıya uğramış hekimi şikayetinden vazgeçirme, barıştırma yolu yeğlenmektedir. Bu hekimlerin yaşadığı mağduriyeti artırmakta ve sürekli hale getirmektedir. Sorumluların bu kayıtsızlığı sonucu hastalar tarafından şiddet öncelikli hizmet almak için bilinçli uygulanır hale gelmiştir.
En kötüsü deşiddet hekimlik mesleğin bir parçası haline getirilmeye, hekimlere kanıksatılmaya çalışılmaktadır.
Ancak Isparta-Burdur Tabip Odası olarak toplumun her kesimine ki buna tüm canlılar dahildir şiddete karşı olduğumuzu bildirmek isteriz. Kutsal mesleğimizi türlü zorluklarla uygularken şiddetin soğuk nefesini ensemizde hissetmek istiyoruz. Toplumun yönlendiricisi olması gereken yetkililerden kışkırtıcı demeçleri vermekten kaçınmalarını, şiddet olaylarının üzerine giderek popülist yaklaşımlardan kaçınmalarını rica ediyoruz.
Saygılarımla,
Dr. B. İlker Büyükyavuz
Isparta- Burdur Tabip Odası Başkanı 
* Özel Sağlık Alanında Yangın Büyüyor 08.02.2011
Dünya Bankası ve IMF kaynaklı “sağlıkta dönüşüm programı” esas olarak kamunun sağlık hizmetlerinden mümkün olduğu kadar çekilmesini ve özel sektörün alanda büyüyeceği bir ortamın yaratılmasını hedefliyordu. Bugün itibarı ile bu süreçte önemli mesafeler katedildi. Başlangıçta hekimler için de çekici ekonomik avantajlar arz eden sektör, SGK\'nın, yönetsel düzenlemelerin ve alandaki sermayenin kar payını artırma eğiliminin sonucu giderek özelde çalışan hekimleri güvencesizliğe ve belirsizliğe itti. Tablo daha da kötüleşiyor. Kamunun kaynakları kullanılarak teşvik edilen ve hızla gelişen özel sağlık sermayesi, oyunu kapitalizmin en katı kuralları ile oynuyor. Sağlık alanında yeni yatırımlara yönelen kimi hastane sahipleri, geri ödemelerdeki kısıtlamalar ve her gün değişen yasal düzenlemelerle oluşan sıkışıklığı gerekçe göstererek faturayı sorgusuz-sualsiz hekimlere ve diğer sağlık çalışanlarına kesmekte herhangi bir çekince görmüyor. Gider hanesinde en kolay hedefi
hekim ücretleri olarak belirliyor. Hali hazırda küçük işletmelerin gözden çıkarıldığı sektör, uluslararası sermayeye açılıp, zincir hastaneler yaratılarak, tekelleşip palazlanırken emeğimiz ucuzlatılmaya çalışılıyor. Her türlü ücret gaspı ve özlük hakkı kayıpları başka yerlerdeki uygulamalar örnek gösterilerek mazur gösterilmeye çalışılırken “nereye gitsek, nerde çalışsak aynı” durumu yaratılarak bu haksızlıklara razı gelmeye zorlanıyoruz. Emeğimiz
değersizleştiriliyor.
İşverenler tarafından ücretlerin aylarca geciktirilmesi yahut ödenmemesi, Sabit ücretlerin düşürülmeye çalışılması veya tamamen kaldırılması, Hekimlerin, fesih koşullarını hekim aleyhine çeviren, özlük haklarının ihlal edildiği sözleşmelerle çalışmaya zorlanması, Hekimi bir maliyet unsuru olarak göstererek tam gün ücretin (sabit ücret, hak ediş) karşılığı çalışan hekimlerin muayenehane ve/veya şirket açtırarak makbuz-fatura düzenleterek çalışmaya yönlendirilmesi özel hekimlik alanında neredeyse kanıksanmış ve sistematik olarak artan uygulamalar olarak yaşanıyor.
Özel sağlık alanında yangın büyüyor! Özelde çalışan hekimler yalnız değildir!
Hekimler yalnız değildir! Özelde Çalışan Hekimlerin Temsilcisi Meslek Odaları ve Türk Tabipleri Birliği\'dir.
Sistematik olarak uygulanan nitelikli ücret gaspının, özlük hakkı kayıplarının karşısında olacağız. Hekimlerin özlük haklarını ihlal eden, işveren lehine düzenlenmiş sözleşmelerle çalışma onayı vermeyeceğiz. Bu uygulamayı tüm odalarda yaygın hale getireceğiz.
Mesleki bağımsızlığı yok eden, hekimleri belirsizliğe ve umutsuzluğa iten uygulamalara karşı her türlü demokratik ve hukuksal mücadelenin içinde ve öncüsü olacağız.
Emeğimiz sömürülmeden, gelecek kaygısı duymadan, kamu sağlığının öncelendiği nitelikli bir sağlık ortamında iyi hekimlik yapmak istiyoruz.
Tüm meslektaşlarımızı hekim örgütümüzle birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz”
 
 
                                                                                              Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
                                                                                              Tabip Odası Başkanı
 
* BASIN AÇIKLAMASI 28.01.2011
İyi Hekimlik Nitelikli Sağlık Hizmeti için
İnsanca Yaşama ve Çalışma Koşulları Talep Ediyoruz.

Hekimler ne istiyor?
Geçim sıkıntısı çekmeyecekleri, insanca yaşamalarını sağlayacak bir ücret,
Ailelerine ve kendilerine zaman ayırabilecekleri bir çalışma düzeni,
Hastalarına nitelikli sağlık hizmeti sunabilmek için bilgilerini güncelleme olanağı,
Beden ve ruh sağlıklarını korumak,
Şiddete uğramamak,
Birlikte hizmet ürettikleri ekip arkadaşlarıyla barış içinde çalışmak İşten atılma kaygısı yaşamamak istiyor.
Aslına bakılırsa hekimler olarak, her şeyin normal sınırlarda olmasından başka bir beklentimiz yok. Oysa bize dayatılan koşullar tam tersi:
Son derece düşük emekli maaşları, günde 24 saat çalışsak da gerçekte ücretin artmayacağı, sağlık hizmetini içten içe çürüten bir performans sistemi dayatılıyor. İnsanlık dışı çalışma süreleri ne bilgimizi ve kendimizi yenilemeye, ne de ailelerimize zaman ayırmaya olanak bırakıyor. Uygulanan çalışma ve ücret politikaları sağlık ekibinin çalışma barışını bozuyor. Sözleşmeli çalışma iş güvencemizi ortadan kaldırıyor. Gün geçmiyor birimize şiddet uygulanmasın.
TTB bunları yıllardır dillendiriyor. Yıllardır söylüyoruz, anlatıyoruz, talep ediyoruz, eylem yapıyoruz. Sağır sultan duydu Sayın Sağlık Bakanı ve hükümet duymadı, anlamadı.
Sonunda Türk Tabipleri Birliği, hekimlerin bu temel insani taleplerini karşılayacak bir yasa tasarısı hazırladı. Tasarımızın adı;
 
Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Önerisi”
Yasa tasarımızda neler var?
·                     Hekimler her gün sağlık hizmeti verirken saldırıya uğruyor, şiddete maruz kalıyor. Hastalarını tedavi ederken, hastalığın bulaşması, sağlıklarının bozulması riskiyle yüz yüze kalıyor.
Bunun için sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını sağlayacak bir düzenleme önerdik.
·                   Hekimler haftada ortalama 67 saat, asistan hekimler ise 85 saat çalışıyor. Hekimler yorgun, dinlenemiyor, kendisine, ailesine zaman ayıramıyor.
 
 
Bunun için haftalık 40 saatlik normal mesainin üstüne 16 saat de fazla çalışma olmak üzere haftalık 56 saatten fazla çalıştırılmasın diye fazla çalışmaya üst sınır getiren bir düzenleme önerdik.
·                    Tıp her gün gelişiyor, hastalar dünyadaki gelişmeleri bilen hekim istiyor, hakları da. Hekimlerin tıptaki yeni gelişmeleri öğrenmeye zamanı yok! Ama hekimler de her yıl yeniliklerden haberdar olmak, kendilerini geliştirmek için destek ve zaman istiyor.
Bunun için ücretli mesleki gelişim izni sağlayacak bir düzenleme önerdik.
·                   Hekimler, ek ödemeleri kesildiği için yıllık izne çıkamıyor, sürekli çalışmak zorunda kalıyor.
Bunun için yıllık izinde kesilmeyen, geçinebilecekleri, insanca yaşayabilecekleri bir ücret düzenlemesi önerdik.
·           Hekimler, hastalarına iyi sağlık hizmeti verecek koşullar istiyorlar,  tıbbi hizmetlerden zarar gören hastaların zararlarını karşılayacak kamusal bir kurum kurulmasını istiyorlar.
 
Bunun için dünya ülkelerinin çoğunda halkın yararı gözetilerek kurulan kamusal zarar karşılama kurumunun bizde de kurulmasını önerdik.
·                   Hekimler, sözleşmeli çalışma, aile hekimliği gibi özel sözleşmeli, taşeron işçisi, 4/B, 4-C, döner sermayeden ödeme gibi çok parçalı, güvencesiz koşullarda, işten atılma endişesi içinde çalışmak istemiyor.
Bunun için güvencesiz çalışmayı getiren yasaların kaldırılmasını önerdik.
·                   Hekimler, bütün çağdaş ülkelerde olduğu gibi, emeklerinin karşılığını almak için örgütlenme, toplu sözleşme ve grev hakkına sahip olmak istiyor.
Bunun için Anayasa’da düzenleme yapılmasını önerdik.
·                   Hekimler insanca yaşamalarına yetecek ve emekliliklerine yansıyacak bir temel ücret istiyorlar. Hekimler Sayın Sağlık Bakanının iddia ettiği ücretleri hiçbir zaman almadılar.
Sayın Sağlık Bakanını ve hükümeti “Tam Gün” aldatmacasından vazgeçmeye, hekimlere hak ettikleri ücretleri vermeye davet ediyoruz. Biz hakkımız olanı istiyoruz. Alana dek mücadele edeceğiz.
 
 
                                                                                Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
                                                                                 Tabip Odası Başkanı
* BASIN AÇIKLAMASI 26.01.2011
 
Değerli Basın Mensubu Arkadaşlar;
 
Sizlerle böylesi gerekçelerle toplanıp basın açıklaması yapmak gerçekten oldukça üzücü ve istemediğimiz bir durum. Ancak üzülerek gözlemliyoruz ki hekime karşı şiddet yurt genelinde artan bir şekilde devam etmektedir. Toplumun her kesimine yapılan şiddet hatta tüm canlılara karşı uygulanan şiddet biz hekimleri sağlıkla ilgilenen, sağlık dağıtan kişiler olarak derinden üzmektedir.
Yurt genelinde hekime karşı artan şiddetten maalesef zaman zaman ilimiz de nasibini almaktadır. Geçtiğimiz günlerde Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi Acil Servisinde iki asistan arkadaşımız şiddete maruz kalmışlardır. Olay sonrasında, arkadaşlarımızın boynunda ve kollarında yaralanmalar olmuş, asistan hekimlerimizden birinin gözlüğü kırılmıştır. Diğer asistan hekimin ise kolyesi kırılmış çekilen küpesi nedeniyle kulağında yaralanma olmuştur. Acil hekimleri tarafından değerlendirilen doktorlarımız için adli rapor düzenlenmiş ve arkadaşlarımız ilgili şahıstan şikayetçi olmuşlardır.
Gece gündüz demeden, yoğun nöbet programlarıyla halkımıza hizmet edip şifa dağıtmaya çalışan meslektaşlarımız maalesef böylesi şiddet olaylarıyla sıklıkla karşılaşmaktadırlar. Yetkili ağızların uygunsuz ve kışkırtıcı beyanatları da bu olayları üzülerek söylüyoruz artırmaktadır. Toplumun her kesimine, tüm canlılara uygulanan şiddeti kınıyor, Isparta- Burdur Tabip Odası olarak meslektaşlarımıza karşı uygulanan şiddetin takipçisi olacağımızı tekrar tekrar hatırlatmak istiyoruz.
 
Saygılarımla,
 
Dr. B. İlker Büyükyavuz
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* BİRİNCİ BASAMAK SAĞLIK HİZMETLERİNİN SORUNLARI 12.01.2011
Değerli Basın Mensupları, Değerli Halkımız;
 
Öncelikle 2 gün önce kutladığınız gazeteciler gününüzü tekrar kutlamak isterim. Umarım sorunlarla, zorluklarla sürdürdüğünüz meslek koşullarınız 2011 yılında sizleri mutlu edecek bir düzeye ulaşır.
Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz 17 Aralık 2010 tarihinde başlayan eylem takvimimiz 14 Mart 2011 tarihine kadar sürecek. Bu takvim içerisinde 12 Ocak 2011 günü Birinci Basamak Sağlık Hizmetlerinin sorunlarından söz edeceğimiz bir gün. Bu günün 12 Ocak olması rastlantısal değil elbette. Bundan 50 yıl önce, ülkemizin sağlık örgütlenmesi açısından önemli bir aşama olan 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun, dönemin Milli Birlik Komitesi’nce kabul edilişinden bir hafta sonra 12 Ocak 1961 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştı. Sosyalleştirmenin ellinci yılını sevgi ve saygıyla kutluyoruz. Piyasacı bir sağlık sistemine doğru ilerlediğimiz şu günlerde başta yasanın şekillendiricisi olan Prof. Dr. Nusret Fişek olmak üzere katkı verenleri ve emeği geçenleri saygıyla anıyoruz.
1961 yılında “sosyalizasyon modeli” olarak adlandırılan ve sağlık hizmetlerinin sosyalleşmesi anlamını taşıyan sistem aslında Ülkemiz için bir dönüm noktasıdır. Bu sistemin içerisinde:
1. Basamaklandırılmış sağlık sistemi
2. Bölge ve nüfus tabanlı hizmet
3. Koruyucu, iyileştirici ve esenlendirici sağlık hizmetlerinin bir bütün halinde sunulması
4. Geniş sağlık ekibi ile verilen hizmet
5. Basamaklar arası geri bildirimi de içeren sevk sistemi
6. Ücretsiz ve çağdaş sağlık hizmeti bulunmaktadır.
Ancak bu sistem özellikle 1980’li yıllarda başlayan neoliberal sağlık politikalarıyla çökertilmiştir. Bu politikalar içerisinde özellikle 1990’lı yıllardan itibaren özel sağlık sektörü teşvik edilerek tedavi edici hizmet kanalına monte edilmiş, ancak devlet koruyucu hizmetlerden ve birinci basamak hizmetlerinden sistemli bir şekilde elini çekmiştir. Bu süreçte birinci basamağa yapılan yatırımlar yavaşlatılmış yada durdurulmuş, koruyucu hizmetlere ayrılan bütçe belirgin bir şekilde azaltılmıştır. Öyle ki bu dönemde sağlık ocakları binalarının telefon, elektrik, su, ambulans benzin faturaları devlet tarafından ödenmez olmuş, ocaklar kendi kurdukları dernekler yada vakıf makbuzları ile “bağış” toplayarak kamu sağlık hizmetlerini sürdürmeye zorlanmışlardır. Sağlık ocakları özellikle kentlerde altyapı sıkıntılarıyla baş başa bırakılarak çoğaltılmıştır.
Bu durum bugünkü aile hekimliğini de etkileyerek devam etmektedir. Ülkemizde birinci basamak sağlık hizmetlerinin güya çözümü olarak sunulan aile hekimliği sistemi bugün pek çok sorunla uğraşmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetleri yerini aile hekimliği sistemine devrederken, personel sorunu, altyapı sorunu, aile hekimlerinin yaşanan sürecin belirsizlikleri ve hergün çıkarılan yönetmeliklerle bunaltılmaları ile sancılı bir süreçten geçilmektedir. Bugün İstanbul Tabip Odası verilerine göre uygulamanın başlangıcında Aile Sağlığı Birimi’nin %10’u doldurulamamıştır. İstanbul’da 25 yılı aşkın süredir uygulanan sağlık ocağı sisteminde kiralama, yerel yönetimlerin katkısı, vatandaş bağışları ile ancak 560 sağlık ocağı açılabilmişken, aile hekimliği sistemine geçiş ile birlikte 940 ASM (Aile Sağlık Merkezi) belirlenmiştir.
Yıllardır ihtiyaç duyulan sağlık ocaklarını sayı ve kalite bakımından geliştirmeyen hükümetler ve bu günkü hükümet Aile Hekimlerinden kendi kiralayacakları binalarla açığı kapattırmaya çalışmaktadır. Biliyorsunuz ASM’ler fiziksel özelliklerine göre A,B,C,D olarak sınıflandırılmaktadır. Bu kriterlere göre şu anda A gurubu ASM ye rastlanmamıştır. Yine uygulanan sağlık politikaları ile birinci basamak hekimleri, muhasebe, defter tutma, fatura toplama, katsayılar ve çarpanlarla gelir hesaplama gibi işletmecilik işlerini yürütürken aynı zamanda koruma, tanı, tedavi ve rehabilitasyon gibi hizmetleri de yürütmek zorundadırlar. Dolayısıyla derhal Tıp Fakülteleri eğitim-öğretim müfredatına işletme dersleri de eklenmelidir.
Son düzenlemelerle “entegre sağlık hizmeti” adı altında Bakanlıkça belirlenecek yerlerde, bünyesinde koruyucu sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, muayene, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri, doğum, ana çocuk sağlığı hizmetleri, ayakta ve yatarak tıbbî ve cerrahî müdahale ile çevre sağlığı, adlî tabiplik ve ağız diş sağlığı hizmetleri gibi hizmetlerin de verildiği, birinci basamak sağlık hizmetlerini yoğunlukla yürütmek üzere tasarlanmış sağlık hizmeti” olarak tanımlanmaktadır. Tanımda yer alan hizmetler düşünüldüğünde, sağlık ocağı-hastane karışımı bir sağlık kurumu olacak böyle bir yapıya ve böyle bir entegrasyona ihtiyaç var ise o zaman “neden sağlık ocakları kaldırıldı” sorusu akla gelmektedir. Ayrıca akla gelen ikinci bir soru da, “sağlık ocakları yeterince işlevsel çalıştırılamıyor ve entegrasyon zaten eksik kalıyorken ne değişti de bu yeni yapıyla entegrasyon sağlanacak” sorusu olmaktadır.
Tabi gerek “Aile Hekimliği Sistemi” gerekse “entegre sağlık hizmeti sistemi” olsun bütün bu yaratılan sistemlerin koruyucu sağlık hizmetlerini aksatacağı açıktır.
İlginç bir konu da yeni yönetmeliğe göre acil tıp teknisyenlerinin görev tanımı ve statüsü bireye yönelik koruyucu hekimliği hekimlerle birlikte yürüten “aile sağlık elamanı” olarak değiştirilmiştir, başka bir deyişle araya sıkıştırılmıştır. Ayrıca “aile sağlığı elemanlığı” kavramı ile hemşirelik, ebelik, sağlık memurluğu gibi sağlık meslek gruplarının mesleksel özellikleri yok sayılmaktadır.
Sayın Sağlık Bakanı bakılan hasta sayısıyla övünürken aslında tedavi edici sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve sağlık hizmetlerinin maliyetinin arttırılması vurgusu dikkat çekmektedir. Bu anlayış ve sistemin ise koruyucu hekimlik ve koruyucu sağlık hizmetleri kavramlarını iteleyip ötelediği açıktır. Bunun yanında aile hekimliği sistemlerinin en önemli unsuru olan sevk sisteminin üç buçuk yıldır uygulanmıyor oluşu anlaşılır gibi değildir.
Birinci basamakta çalışacak hekim sıkıntısı da yıllardır bu basamağa verilmeyen önemin, soğuklaştırmanın bir sonucudur. Yürütülen yanlış politikalar ve istihdamlarla bugün acil servislerde çalışacak pratisyen hekim, hemşire ve personel bulunamamakta ve uzman hekimlere acillerde nöbet tutturulmaya çalışılmaktadır.
Bu sistem içerisinde Sağlık Bakanlığı topluma ulaşılan değil hekim ve muayenehanesine ulaşan hasta üzerinden memnuniyeti değerlendirmektedir. Temel sağlık göstergelerine bakıldığında ise basit bir örnek olarak; 2006,2007 ve 2008 yılları için sırasıyla %98, %96 ve %97 olarak belirtilen kızamık aşılama verileri 2009 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması’nda (TNSA) 15-26 çocuklarda %89.3 olarak verilmektedir. Ayrıca Sağlık Bakanlığı, “aile hekimliği sisteminin finanssal sürdürülebilirliğin olduğu görüldüğünden tüm ülkeye yaygınlaştırılmasına karar verilmiştir” demektedir. Bu karar hangi kriterlere göre verilmiştir? Aile hekimliği sisteminin ülke geneline yaygınlaştırılması için ne kadar dış kredi alınmıştır? Bugüne kadar sistemin maliyeti ne kadardır? Sağlık çalışanları arasında yaratılan ücret farklılıklarının giderilmesi düşünülmekte midir? Elbette sistem içerisinde bunları da sorgulamak gerekmektedir.
Açıkça görülmektedir ki Sağlık Bakanlığı hizmet sunumundan çekilmektedir.
Birinci basamak sağlık hizmetleri taşeronlaştırılmaktadır.
Piyasalaşma, rekabet, müşteri memnuniyeti gibi neoliberal politikaların sembolü olan kavramlar sağlık sisteminin içine yerleşmiş ve sistemi kemirmeye devam etmektedir.
Hayatın her alanında yaşanan toplumsal eşitsizlikler, birinci basamak sağlık hizmetlerine de yansımaktadır.
Bütün bu sorunların çözümü ise piyasalaşma ile değil eşitlikçi ve kamucu bir sosyalleştirme yöntemlerini kullanan sağlık sistemiyle mümkündür. Bu sistemi oluşturmak için toplumun her kesimi çaba göstermeli ve mücadele etmelidir. Çünkü oluşturulmaya çalışılan piyasalaşmış sistem acımasızdır ve toplumun her kesimini etkileyebilecek riskleri de beraberinde taşımaktadır.
Saygılarımla,                                                  
 
 
                                                               Dr. B.İlker BÜYÜKYAVUZ
                                                               Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* BASIN AÇIKLAMASI 06.12.2010
Uz. Dr. Metin AYDIN 1996 yılından itibaren Isparta Devlet Hastanesi’nde Nöroloji Uzmanı olarak görev yapmaktadır. Kendisi Nisan 2008-Nisan 2010 tarihleri arasında Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığını yapmıştır. Bu görevi sırasında kendisi 2009 yılında Isparta Sağlık Müdürlüğü tarafından Isparta Devlet Hastanesi’nden Yalvaç Devlet Hastanesi’ne geçici görevli olarak kendi isteği dışında atanmıştır.
Uz. Dr. Metin AYDIN haksız ve kanunsuz olan bu görevlendirmeye karşı Isparta Bölge İdare Mahkemesi’nde dava açmış, bu davayı kazanmış ve geçici görevlendirme uygulamasına son verilmiştir.
Bu mahkeme kararından daha sonra Isparta İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Süleyman Önal 03.02.2010 tarihinde Isparta yerel basına yaptığı açıklamada “Isparta-Burdur Tabip Odası’nın Isparta’ya hizmeti hedeflemediğini, Uz. Dr. Metin AYDIN’ ın politik çıkar peşinde koştuğunu, sağlık hizmetlerinin önünde engel olduğunu, Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin AYDIN’ ın kişisel olarak etik dışı davranışlarda bulunduğunu, geçici olarak görevlendirildiği yere gitmediğini, sağlam bir hastayı devleti zarara uğratmak amacı ile ambulans ile Yalvaç Devlet Hastanesi’nden Isparta Devlet Hastanesi’ne sevk ettiğini, kendi menfaatleri için iş yavaşlattığını, bir çok sözde icraatını kendi şahsına kullandığını, şahsi çıkarlarını ön plana çıkarttığını” belirtmiştir. Uz. Dr. Metin AYDIN kendisine ve temsil ettiği Isparta-Burdur Tabip Odası’na yönelik Isparta İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Süleyman ÖNAL tarafından yapılan açıklamaların kendi şeref ve onurunu zedelediği, kişilik haklarına saldırı olduğu, toplum önünde küçük düşürdüğü iddiası ile 05.02.2010 tarihinde T.C. Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne manevi tazminat davası açmıştır.
T.C. Isparta 1. Asliye Hukuk Mahkemesi 12.10.2010 tarihinde verdiği karar ile Isparta İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Süleyman ÖNAL’ ı 03.02.2010 tarihinde Isparta yerel basınına Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin AYDIN ve Isparta-Burdur Tabip Odası’na yönelik yaptığı açıklamalardan dolayı suçlu bulmuş, kendisini Uz. Dr. Metin AYDIN’ a 1000 TL tazminat ödemesine karar vererek cezalandırmıştır.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.      
 
 
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* BASIN AÇIKLAMASI 12.11.2010
               Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Halkımız, Sevgili Meslektaşlarım,

Gönül isterdi ki böylesi konularda basın toplantısı yapmak zorunda kalmayalım. Ancak üzüntüyle karşılıyoruz ki; Devletimizin en üst kademelerinden, en alt kademelerine kadar, Sizleri tenzih ediyorum ama görsel ve yazılı medya tarafından gün geçmiyor ki hakarete ve mesnetsiz açıklamalara maruz kalmayalım. Yıllarca eğitim almış, neredeyse yaşantısının yarısını eğitimle geçirmiş, gecesi gündüzü olmayan, mesaisi yaşamı bitince sonlanan ve kutsal bir görevle uğraşan hekimlerimize (hak etmeyen diğer meslek guruplarını ve yaşayan yaşamayan herkesi dâhil ederek) uygulanan gerek sözel gerekse fiziksel şiddetin nedenlerini gerçekten açıklayamıyoruz ve büyük üzüntüyle karşılıyoruz. Hele ki yüksek tahsilli, eğitimli, toplumda sözü dinlenen aydın kimselerin hakarete kaçan açıklamaları üzüntümüzü daha da büyütmektedir.

06.11.2010 tarihli “kaybedenler için” isimli yazı köşesinde “çakma aile hekimliği” başlıklı yazı ile Radikal gazetesi yazarı Sayın Cüneyt Özdemir bizleri derinden üzmüştür. Kısaca kendi dilinden alıntı yapacak olursak Sayın Yazarımız şunları söylüyor: “Normal şartlarda 3 yıl aile hekimliği ihtisası yapması gereken bir pratisyen ya da uzman doktor, 10 günlük basit bir eğitimle üç bin kişiden sorumlu bir ‘aile doktoru’ haline getirildi. Bu yapılırken pratisyen doktorlara bir de büyük kıyak yapıldı! ‘Maaşa zam, kıdeme son’ sloganı ile özel sektöre uğurlandılar.”İyimser bir şekilde Isparta-Burdur Tabip Odası olarak mesleki yetkinliği ve başarılarından kuşku duymadığımız Sayın Cüneyt Özdemir’in açıklama yaptığı konu ile ilgili bilgilerinin yetersiz ve sığ olduğunu düşünmekteyiz. 1963 yılından beri ülkemizde eğitimi en uzun sürede tamamlanan Tıp Fakültelerinden mezun olan 1. basamak hekimlerimiz şu anda aile hekimlerimizin sorumlu tutulduğu 3000 kişi ile sınırlı tutulmaksızın bölgesindeki tüm nüfusa koruyucu ve tedavi edici hizmet sunmaktadırlar. Halk sağlığı verileri incelenecek olursa 1. basamakta hizmet veren hekimlerimiz %85-90 müracaatı 2. basamağa aktarmadan çözebilmektedirler. (Sağlık idare sistemi uygun şekilde şekillendirildiğinde.) Sayın yazarımızın talihsiz bir şekilde “çakma” tanımlamasıyla tanımladığı 1. basamak hekimlerimiz bölge tabanlı olarak yıllardır aşılamalarla, verdikleri pek çok koruyucu ve tedavi hizmetleriyle toplum sağlığına önemli katkılarda bulunmaktadırlar. Muhtemelen Sayın Cüneyt Özdemir’in yada ailesindeki kimselerin aşılarını da bu çakma!!! hekimlerimiz yapmışlardır. Kaldı ki Aile Hekimliği Uygulaması 1.basamak sağlık hizmetidir ve yine 1. basamak hekimleri tarafından verilmektedir. Bu hekimlerimiz pratisyen hekimlerdir.  Zaten yıllardır bu hizmeti ülkemizde pratisyen hekimler vermektedir. Verecekleri hizmette hiçbir değişiklik yoktur. Değişen tek şey 1. basamak sağlık hizmetlerinin Aile Hekimliği Uygulaması ile özelleştirilmiş olmasıdır. Türkiye’ de Aile Hekimliği ihtisası 1. basamak sağlık hizmetlerine yönelik olarak yapılmamaktadır. Bundan sonra belki bu sorgulanmalı ve amacına uygun olarak düzeltilmelidir.

Sayın yazarımız bu konularla ilgili ise öncelikle aile hekimliğine ilişkin avantaj ve dezavantajlı durumları araştırabilir, uygulayan Ülkelerdeki işlerliği inceleyebilir sisteme biz de Oda olarak karşı olabiliriz ve bunları medya önünde tartışabiliriz. Ancak eşyalar için kullanılan ve “gerçek olmayan, orijinal olmayan, sahte” anlamları taşıyan şekilsiz ve seviyesiz bir sözcükle “çakma aile hekimleri” denilerek hiçbir meslektaşımızın rencide edilmesini kabul edemeyiz.

Sayın Cüneyt Özdemir, meslekte yetkinlik konusuyla ilgileniyorsa bizce öncelikle köşe yazılarıyla kaba ve üzücü bir dil kullanmaksızın Hükümete ve YÖK’e mantar gibi açılan Tıp Fakülteleri’ni artırılan mevcut Tıp Fakültesi kontenjanlarını sormalıdır. Sağlık Bakanlığı’na Üniversite Hastanelerinin neden ticarethaneye dönüştürülmeye çalışıldığını ve neden eğitimin, araştırmanın ikinci plana atıldığını sormalıdır.

Ayrıca bizce yine talihsiz olan argo yada kaba bir terim olarak “kıyak yapıldı” tabirinin de hem yakışıksız hem de anlamsız olduğunu düşünmekteyiz. Yıllardır iş güvencesi ile çalışan pratisyen hekime tek taraflı olarak bir yıllık sözleşme yaptırılması kıyak! mıdır? Yıllarca eğitim alan bir hekimin işsizlikle karşı karşıya kaldığının göstergesi değil midir? Çalışanlarının tüm giderlerini ödeyeceksin, elektrik doğalgaz ve su faturalarını sen ödeyeceksin denilerek yıllardır zaten hak ettikleri paraların izafi ve ucu belirsiz olarak hekimlerimize verilmiş olması kıyak! mıdır? 24 saat telefonun açık olacak ve sürekli çalışacaksın demek kıyak! mıdır? İşin görünmeyen ve gizli tutulan kısmı Devletin sağlık ocaklarının özelleştirilmesidir. Yakında bunların külfeti ücretli sağlık hizmetiyle halkımıza ödetilecektir. Kıyak! ta mutlu bir azınlığa yapılacaktır Sayın Özdemir.

Yazı bir kez yazılmış, söz ağızdan çıkmış ve meslektaşlarımız adına, kamuoyu adına bir talihsizlik olmuştur. Ancak hatalar insanlara mahsustur. Sayın Cüneyt Özdemir’den kamuoyu önünde meslektaşlarımızdan özür dilemesini Isparta- Burdur Tabip Odası olarak meslek onurumuz ve tüm meslektaşlarımız adına istiyoruz ve akabinde kendilerini Odamız bünyesinde bulunan ve gerçekten çok önemli anlamlar içerdiğine inandığımız Isparta-Burdur Tabip Odası Hekim Dostu Medya Topluluğu’na üye olmaya davet ediyoruz.

  
Dr. B.İlker BÜYAKYAVUZ
  Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Aile Hekimliği 14.09.2010
     Isparta ve Burdur bölgesi, aile hekimliğinin pilot olarak uygulandığı ilk illerdendir. Uygulama, Sağlık Bakanlığı tarafından belli nüfus oranına belli sayıda aile hekiminin istihdamı ile başlatılmıştır. Ancak Tabip Odamıza ulaşan bir haber neticesinde, uygulamanın bu kuralının delinmek üzere olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. Yaptığımız araştırmanın sonucunu Siz değerli meslektaşlarımız, Değerli Basın Mensupları ve Değerli Halkımızla paylaşmak istiyoruz.
 Burdura bağlı Çeltikçi ilçesinde şuanda 2 Aile Hekimi meslektaşımız toplam 6700 kayıtlı kişiye sağlık hizmeti vermektedir. Aile Hekimi başına düşen kayıtlı kişi yaklaşık 3300 civarındadır. Çeltikçi’ye bağlı Bağsaray Kasabası da; Çeltikçi’ye 7 km mesafede olup, burada oturan 1643 kişi de gezici sağlık hizmeti kapsamında Çeltikçi Aile Sağlığı Merkezindeki meslektaşlarımızdan hizmet almaktadırlar. Bağsaray Beldesinde oturanlar Aile Sağlığı Merkezi açılması için Sağlık Müdürlüğü’ne müracaat etmişler; prosedür gereği Sağlık Müdürlüğü Valiliğe, Valilik’te Sağlık Bakanlığına başvurmuştur. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri bu başvuruyu reddetmesine rağmen, daha sonra ne hikmetse başvurunun yenilenmesi sonrası onay vermiştir. Onaya gerekçe olarak ta ilkbahar ve yaz mevsiminde bölgede seracılık nedeniyle işçi yoğunluğunun olması gösterilmiştir. Onay sayı no:B.10.0.TSH.0.20.00.01
            Türkiye’nin Aile Hekimliğine geçilen illerinde hekim başına düşen nüfus 3438 iken ve 2011 yılında kalan diğer illerde de Aile Hekimliği Uygulamasına geçileceği söylenirken Bağsaray’a verilen bu onay ne kadar gerçekçidir.Ülkemizde mevsimsel nüfus artışı birçok ilimizde ve yerleşim birimimizde vardır.Yayla turizmi, deniz turizmi, mevsimsel iş imkanı ve daha başka nedenlerle…..
Sağlık Bakanlığı önümüzdeki 20 yıl içerisinde Aile Hekimi başına düşen nüfus sayısını 2000’ e indirmek için gayret sarfedeceklerini ama şu an bu sayının 3000 ile 4000 arasında olacağını dile getirmektedir. Bağsaray’ da Sağlık Bakanlığı belli ki siyasi baskılara direnç gösterememiştir.
Bu durum örnek gösterilerek Türkiye’nin birçok yerinde talep haline gelirse nasıl bir tavır alacaklardır. Oluşacak Aile hekimi açığını da ithal hekimle mi kapatacaklardır. Söylemleriyle icraatları aynı olmayan Bakanlığımıza nasıl güveneceğiz. Takdiri saygıdeğer meslektaşlarımız ve halkımıza bırakıyoruz.
 
                Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
                Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* YAPILMAK İSTENEN ISPARTA SAĞLIK KOMPLEKSİ, KAMU KAYNAKLARININ İSRAFINA BAŞKA BİR ÖRNEKTİR 27.08.2010
Uzunca bir dönemdir gündemde olan Isparta’mıza sağlık kompleksi yapılması planlarını kamuoyunu da aydınlatmak amacıyla Yönetim Kurulu olarak mercek altına aldık.
Öncelikle Isparta’nın şehir olarak yapısını, avantajlı ya da dezavantajlı olduğu konuları irdelemek gerektiğini düşünmekteyiz.
İlimizin, özellikle sağlık ve eğitim alanında ülkemizin oldukça şanslı illerinden olduğu malumumuz. Eğitim açısından gerek eğitim ordusu, gerekse olanaklar bakımından pek çok ili geride bırakmış bir standarda sahibiz. Sağlık açısından da birinci basamaktaki temel sağlık hizmetlerine ilişkin eksikleri saymazsak ki bu durum ülke genelinde mevcuttur, gerek ikinci basamaktaki mevcut sağlık kurumları, gerekse üçüncü basamakta yalnız Isparta’ya değil tüm Göller Bölgesine hizmet veren Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi ile ülkemizde kişi başına düşen hekim sayısı ve sağlık olanakları açısından ilimiz en şanslılarındandır.  
Biz hekimler olarak elbette Isparta’da sağlık alanında yatırım yapılıyor olmasından memnun oluruz… Ancak yapılacak yatırımın, konunun uzmanları tarafından tartışılarak planlanması, ilimizin sağlık sorunlarını çözmeye yönelik yapılandırılması koşuluyla.
Yapılmak istenen sağlık kompleksi, kamu kaynaklarının israfı olacaktır. Sağlık hizmeti planlamasında maliyet verimlilik hesaplarının dikkatli yapılmadığı durumlarda israf kaçınılmaz sondur. Bu yatırımın sonucunun israf olacağını düşünüyoruz. Çünkü söz konusu bütçenin çok daha azı ile;
 
Birinci basamak kurumlarımızın ve hastanelerimizin altyapıları geliştirilebilir.
 Koruyucu sağlık hizmetleri güçlendirilebilir.
Hastane enfeksiyon oranlarımız azaltılabilir.
Tüm sağlık kurumlarımızın teknoloji altyapısı güçlendirilebilir.
Başta hekimler olmak üzere sağlık çalışanlarının çalışma koşulları düzeltilebilir.
 
Dünya Sağlık Örgütü ve üniversitelerde yapılan sayısız bilimsel çalışmaya göre; kaliteli sağlık hizmetinin sunumunda en önemli faktör “ hizmete kolay ulaşım” yani “ yerinde sağlık hizmetidir”. Oysa son yıllarda yürütülen sağlık politikaları bu bilimsel gerçeği görmezden gelmektedir. İlçe ve köylerdeki sağlık kurumlarını atıl hale getirilirken il merkezleri için dev kompleksler kurulmak istenmektedir.
Yine son yıllarda tedavi edici sağlık hizmetleri ön plana çıkarılmakta, koruyucu sağlık hizmetleri ikinci plana atılmaktadır. Sağlığını koruyamadığınız toplumlarda hastalıkların artması, hastanelerin dolup taşması kaçınılmazdır. Yapılacak dev hastaneler, binlerle ifade edilecek yatak sayıları bu sorunu çözmeye yetmeyecektir.
Biz hekimler olarak, kamuya ait bu paranın halen hizmet veren birinci basmak kurumlarımızın ve hastanelerimizin geliştirilmesi için harcanması gerektiğini düşünüyoruz. Kamu-özel ortaklığı olarak ifade edilen bu kompleksin sağlıkta özelleştirmenin bir başka formülü olduğunu düşünüyoruz.
            Konunun bir başka boyutu da sosyo-ekonomiktir. On yıllardır hizmet veren, eczanesinden, tıbbi malzeme firmalarına, optik firmalarından, laboratuar hizmetlerine kadar büyük emek verilerek kurulmuş ve geliştirilmiş olan ekmek kapılarının da bu kompleks ile mağdur olacağını tahmin etmek zor olmayacaktır.
Değerli Isparta halkına verilecek nitelikli bir sağlık hizmeti; yerinde, kolay ulaşılabilir, koruyucu hekimliği önceleyen, özlük hakları güçlendirilmiş hekim ve sağlık çalışanları ile mümkündür… Kamuoyuna saygıyla duyurulur!
 
Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu Adına
Dr. B. İlker Büyükyavuz
 
* SAĞLIK ALANINDA DAYATILAN TORBALAR - PAKETLER 20.08.2010
Torbalar, paketler….
Yıllardır bu millete sunulan kurnaz yöntemler…
AB uyum paketleri….
Bilmem ne torba yasası…
Anayasa paketi…PEKİİİ…
Paket nedir? Torba nedir?
Türk Dil Kurumu Büyük Sözlüğünde “paket” in karşılığı şu şekildedir:
“ İçinde bir veya birçok şey bulunan, kâğıda sarılarak veya kutuya konularak bağlanmış, elde taşınacak büyüklükte nesne:” Güncel Türkçe Sözlük -TDK
Lütfen dikkat edelim içinde pek çok şey bulunuyor ve kağıda sarılıyor görünmesin diye…
Kutuya konuluyor görünmesin diye…
Üstelik bağlanıyor ki açılıp içine bakılmasın diye…
Türk Dil Kurumu Büyük Sözlüğünde “torba” nın karşılığı şu şekildedir:
 1. Genellikle pamuk ve kıldan dokunmuş, türlü boy ve biçimde, ağzı büzülüp bağlanabilen araç.
 2. Genellikle plastikten veya kâğıttan yapılmış, içine öteberi koymaya yarayan, çeşitli büyüklükte olabilen taşıma gereci, poşet.
Yine dikkat ederseniz ağzı büzülüp bağlanabilen içine bilinmeyen, görünmeyen nesneler konulabilen bir cisimden söz ediliyor.
En bildiğimiz örneği de tombala torbası..
Kartınızdaki numaralar çıksın diye ümitle beklersiniz ancak torbanın içinden ne çıkacak bilemezsiniz. Sonuçta mutlu bir azınlık sevinir içeriden çıkanlara.
Yıllardır Değerli Halkımıza dayatılan paketlerin, torbaların sonu gelmemektedir.
Bazı paketlerden hiç haberimiz olmadan paket paket hediyelendirildik. Avrupa Birliği Uyum Paketleri gibi….
Yakın zamanda Anayasa Paketi’ni oylayacağız. Bu içeriği bilinen bir paket.. Ancak Ben şu maddeleri sevdim ve onaylıyorum, şunlardan da hoşnut değilim deme şansınız yok, paket program. Ya hep ya hiç..
Soruyoruz demokrasi için yapılan bu işin neresinde demokrasi?
Şimdi Biz Hekimleri ilgilendiren paket yada torbalardan söz edelim biraz da…
Görüldüğü üzere içi kapalı, içinde ne olduğu belli olmayan, bize tombala çeker gibi çektirilmeye çalışılan, içinde ne olduğunu bilsek dahi ya hep ya hiç şeklinde sunularak bizlere dayatılan ve seçme ve düşünme özgürlüğümüzü elimizden alan paketler ve torbalar en hassas ve kutsal olan sağlık alanına da dayatılmaktadır.
Sağlıkta dönüşüm paketinin ardından son olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu, içinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği ile ilgili çok önemli maddelerin de yer aldığı bir “Torba Yasa” Tasarısı’nı kabul etti.
Bakalım bu “torba”da neler var. Öncelikle işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı yetkisinin kazanılması, bu yetkinin kazanılması için gerekli eğitimi verecek kuruluşların saptanması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından belirlenecektir deniyor. Yine bu mesleklerin hizmet sunum yöntemleri de yine aynı Bakanlık tarafından oluşturulacağından söz ediliyor. Peki işçi sağlığının korunması, iş kazalarının önlenmesi gibi, toplumsal bir sorun ve yara olan konuların sağlık ve iş güvenliğiyle ilgili sivil toplum kuruluşları T.T.B. ve T.M.M.O.’ nun dışlanarak çözümünün aranması nedendir?
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ana görevleri “iş sağlığı ve güvenliğini sağlayarak tedbirlerin uygulanmasını izlemek” ve “çalışma hayatını denetlemek”tir. Yukarıda sözü edilen konuların muhatabı ise bu konunun yıllardır eğitimini veren ve hizmet sunum yöntemlerini belirleyen konunun hâkimi sivil toplum örgütleri T.T.B. ve T.M.M.O.’dur.
 Kaldı ki iş kazası ve meslek hastalıklarına ilişkin sayısal veriler, personel ve altyapı eksikliklerinin de etkisiyle ilgili Bakanlığın yasa ile kendine verilen görevleri dahi tam olarak yerine getiremediğini göstermektedir. Bir ülkede meslek hastalıklarının % 4-12 arasında olduğunu düşünecek olursak ülkemizde 30.000-100.000 arası meslek hastalığı beklenmektedir. Ancak SGK istatistikleri 2007 yılında 1208 meslek hastalığı vakası tespit edebilmiştir. Bu da tanı ve tedavisi yapılmayan onbinlerce işçinin varlığını göstermektedir.
Asli işleriyle daha ciddi bir şekilde ilgilenmesi gerektiği görülen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na, yüksek öğretim alanında hiçbir yetkisi bulunmadığı ve buna uygun bir kadrosu mevcut olmadığı halde işyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı eğitimini belirleyen, bu eğitimi verecek kuruluşları yetkilendiren, eğitim sonunda sınavlar yaparak ya da yaptırarak hekim ve mühendisleri işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı olarak belgelendiren bir kurum yetkisi verilmektedir. Yorumu kamuoyuna ve yetkililere ayrıca milletimizin vekillerine bırakıyoruz.
İşyeri hekimliği ve iş güvenliği uzmanlığı gibi ciddi bir konu, maalesef daha önce de işyeri hekimliği ve iş güvenliği sertifika kursları düzenlemek üzere hızla kurulmuş özel kuruluşlara rant olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Halbuki söz konusu olan insan sağlığıdır, insan güvenliğidir. Toplum sağlığıdır, toplum güvenliğidir. Kâr, rant, teşebbüs gibi terimlerden uzaktır, uzak tutulmalıdır.
Önceki denemelerde başarılı olamayan ve yargı kararıyla iptal edilen yasa Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yeniden sunularak şirketlerin mağduriyetlerini gidermeye çalışıyor olabilir. Ancak bu tür konulardaki düzenlemeler insan yaşam sağlığıyla doğrudan ilintili olduğu düşünülerek Anayasa’nın yaşam hakkını koruyan 17. maddesi başta olmak üzere pek çok temel yasaya aykırı olduğunun da dikkate alınması gerektiğini tekrar tekrar belirtmek istiyoruz.
İşyeri hekimliğinin ülkemizde gelişip kurumsal bir kimlik edinmesinde ve iş yaşamında etkin bir konuma yükselerek işçi sağlığının korunmasında çok özel ve önemli yeri olan Türk Tabipleri Birliği’nin bu alandaki yetkilerini kısıtlamaya ve sürecin dışında tutulmaya çalışılmasını açık bir şekilde kınıyoruz. Bu tutumun işçi sağlığının korunup geliştirilmesine bir katkı sağlamayacağını da belirtmek istiyoruz.
Saygılarımla…   
 
Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
 
 
* TAM GÜN mü? TAMAMLANAMAYACAK GÜN mü? 11.08.2010
12 Eylül bu memlekete çok şey getirdi, çok şey götürdü.
Getirdiği şeyler genelde sağlık çalışanlarının aleyhine oldu. Götürdükleri de öyle…
Örneğin; sağlık çalışanlarına diğer kamu çalışanlarından daha fazla çalışma adaletsizliği getirdi. Aklı selim bir şekilde düşünüldüğünde; dikkat ve titizlikle yapılması gereken, sağlık gibi en önemli ve kutsal olan bir alanın icraatçılarının, daha fazla, çok fazla, en fazla çalıştırılarak yapılan işin de tehlikeye atılmakta olduğu açıktır.
İşyerine geldiği ve mesaisine başladığı andan itibaren türlü riskler alan, sorunlu insanlara yardım etmeye çalışan, genellikle sevimsiz olaylarla karşı karşıya kalan, yaptığı işin önem ve hassasiyeti altında ezilen, endişe duyan hekimler ve sağlık çalışanları aslında yıpranmanın bedeli olarak korunmalı ve kollanmalıdırlar. Hekimler ve diğer sağlık çalışanları işlerinin zorluğu nispetinde daha az mesai yapmalıdırlar. Böylesi zorlu ve hassas bir işi yapıyor olmaları, dikkatlerinin zorlanmadığı makul sürelerle çalışmalarını gerektirmektedir.
Ancak Hükümet bu adaletsizliğe neden olan 2368 sayılı kanunu 30 Temmuz 2010’da kaldırmışken Bakanlığın çıkardığı bir genelgeyle bu düzenleme iptal edilmiştir. Sonuç olarak sağlık çalışanlarının 9 saatlik çalışma süresi devam ettirilmiştir.
Bunun anlamı açıktır; yeniden adaletsizlik devam etmektedir.
Sağlık Bakanlığı’nın çalışma süreleri konusunda iş zorluğunu, hassasiyetini ve yıpranma oranını dikkate alarak mesai düzenlemelerini sağlayacak genelgeler çıkarmasını diliyoruz.
Tüm sendikalar ve sivil toplum örgütleri ile birlikte Isparta-Burdur Tabip Odası olarak mücadelenin yandaş ve takipçisiyiz.
Saygılarımızla…
 
 
 
                                                                                           Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
                                                                                                   Tabip Odası Başkanı
 
* Basın Açıklaması 09.08.2010
Saygıdeğer Meslektaşlarımız, Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli Isparta-Burdur Tabip Odası Hekim Dostu Medya Topluluğu Üyeleri;
Özellikle son yıllarda meslektaşlarımızla ilgili bürokratlar tarafından yapılan talihsiz açıklamalar bizleri derinden üzmektedir. Her defasında basın aracılığıyla konuyla ilgili sıkıntılarımızı dile getirmemize karşın, her geçen gün yeni açıklamalarla karşılaşıp hayrete düşmekte, üzülmekte ve kınamaktan bıktığımız açıklamaları tekrar tekrar kınamak zorunda kalmaktayız. Sayın Sağlık Bakanı\'nın  Tam Gün Yasası"nın Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden ve yürürlüğünün durdurulmasından sonra büyük olasılıkla sonucun getirdiği memnuniyetsizlik neticesinde yapmış olduğu açıklamalar tüm hekim odalarını ve meslektaşlarımızı üzmüştür. Konuyla ilgili T.T.B Merkez Konseyi’nin yapmış olduğu basın açıklamasına Isparta- Burdur Tabip Odası Yönetimi olarak tamamen katılıyor, Isparta ve Burdura ait yerel medyanın ve kamuoyunun aydınlatılmasını bir borç biliyoruz:
SAĞLIK BAKANI’NI,
DOKTORLARA YÖNELİK SEVGİSİZ, HÜRMETSİZ, DEĞERBİLMEZ ÜSLUP VE TUTUMUNDAN VAZGEÇMEYE DAVET EDİYORUZ!
“Tuzu kuru doktorlar.”
"Neden bir üniversite öğretim üyesi, bir anabilim dalı başkanı ‘muayenehanem olacak’ der? O anabilim dalı başkanlığını muayenehanesi için bir şekilde kullanıyor da ondan.”
“Bir şef doktora Tabipler Birliği’nin dediği gibi sekiz bin lira verirsem çalışmazlar.”
“TTB sağlık hizmetlerinin paralı olmasını savunuyor.“
“TTB tarih önünde hesap verecektir.”
Bu sözler; “Sayın” Sağlık Bakanı Dr. Recep Akdağ’ın, “Tam Gün Yasası” tartışmaları sırasında kamuoyunda sık sık kullandığı ifadelerden sadece bazıları.
Öncelikle;
Bu ifadelerin (ve Sayın Başbakan’ın “Bana da kartvizit verdiniz. Beni de muayenehanenize çağırdınız.” şeklindeki sözlerinin) meslektaşlarımız arasında büyük bir tepkiye yol açtığını belirtiyoruz.
Ve devamla…
 “Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
 
 
“Tam Gün” Yasası, hiçbir şekilde, hem kamuda hem muayenehanelerinde çalışan 4.500 hekimle sınırlı değildir. Bütün hekimleri ilgilendiren bir işgücü piyasası düzenlemesidir.
“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
TTB’nin, tabip odalarının ve hekimlerin karşı çıktığı; tam süre çalışma değildir. Bir yandan sağlık alanının özelleştirilme kapsamına alınması, diğer yandan, tam da bu nedenle, hekim emeğinin ucuzlatılması, hekimlerin düşük ücretlerle ve güvencesiz çalışmaya zorlanmasıdır.
“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Hastalarımıza her bir muayene için 15 TL “katılım payı” ödeten, özel hastanelere giden sigortalılara yüzde 70, yüzde yüz “ilave ücret” zorunluluğu getiren; TTB değil, Hükümet olmuştur.
“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Eğer amacı ucuz popülizm yapmak, doktorlara “vurarak” oy toplamak değil de, gerçekten vatandaşın yararını düşünmekse; TTB’nin her zaman ve açık sözlülükle savunduğu gibi bütün sağlık hizmetlerinin ücretsiz olmasını sağlamalıdır.
 “Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Biz hekimler “doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar” diyen cuntacıları da, “bu doktorların gözü doymaz” diyen siyasetçileri de hatırlıyoruz. Ama hiçbirinin bu ülkenin sağlık sorunlarını çözdüğünü hatırlamıyoruz.
“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Hiç kimsenin, hiçbir bahaneyle; bu ülkenin insanlarına sağlık hizmeti sunmak için fedakârca çaba gösteren hekimlik gibi saygın ve değerli bir mesleğin mensuplarına saygısızlık yapmaya hakkı yoktur.
“Sayın” Sağlık Bakanı’na hatırlatırız;
Hekimlere yönelik her türlü küçük düşürücü ifade; hastalarla aramızdaki güven ilişkisini tahrip etmekte, sağlıkta yaşanan sorunların faturasının hekimler olduğu algısına yol açmakta ve bizlere, hemen her gün polikliniklerde, acil servislerde, hastane koridorlarında şiddet olarak geri dönmektedir.
Bunun ötesinde Sağlık Bakanı’nı hukuka saygılı olmaya çağırıyoruz!
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararları ortada iken Sağlık Bakanlığı 27 Temmuz 2010’da yayınladığı bir genelgeyle kamuda çalışan hekimlerin 30 Temmuz 2010’dan sonra kamu görevleri dışında ikinci bir işte çalışamayacaklarını duyurmakta ve İl Sağlık Müdürlükleri’nden muayenehane sayılarıyla ilgili tabloları doldurup çetele tutmalarını istemektedir.
 
Sağlık Bakanı’na hatırlatırız: Yargı kararlarına uymamak suçtur!
Sağlık Bakanlığı hekimleri sürekli küçük düşürücü, rencide edici açıklama ve eylemlerden vazgeçmeli, hekimlere mesleklerini hakkıyla icra ettikleri, insanca yaşayacak güvenceli, emekliliklerine yansıyan ücretler alabildikleri, gelecek kaygısı duymadan hastalarına hizmet edebildikleri, şiddetten arınmış çalışma ortamları temin etmek için çaba harcamalıdır.
Bu nedenlerle…
“Sayın” Sağlık Bakanı’nı;
Sevgisiz, hürmetsiz, değerbilmez üslup ve tutumundan vazgeçmeye ve doktorlara karşı saygılı olmaya davet ediyoruz.
 Mutsuz, kaygılı hekimler ve sağlık çalışanlarıyla nitelikli sağlık hizmeti verilemez!
Dr. B. İlker Büyükyavuz
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Tam Gün 29.07.2010
Değerli Basın Mensupları ve Saygıdeğer Halkımız;
            Tam Gün diye adlandırılan Yasa ile ilgili süreci paylaşmak ve değerlendirmek için buradayız. Yasa, Tasarı olarak Meclis gündemine geldikten sonra TTB Merkez Konseyinde değerlendirilmesi yapılmıştır. Daha sonra Türkiye’nin her bölgesinde Tabip Odalarında değerlendirilmiştir. TTB (Türk Tabipleri Birliği) ve Isparta-Burdur Tabip Odası tam süreli çalışmaya hiçbir zaman karşı olmamıştır. Yasanın içeriği hekim emeğinin ucuzlatılması ve güvencesizleştirilmesi ile sağlığın iyileştirilmesi ve geliştirilmesine engel teşkil edeceği düşünülmesi nedeniyle Yasanın tamamına karşı gelinmiştir. Bu nedenle de Yasanın Meclisten geçmemesi için tüm Odalar ile bir mücadele başlatılmıştır.
               Yine de Yasa Meclisten geçmiş, Cumhurbaşkanı tarafından onaylanarak Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Bundan sonra yapabileceğimiz tek şey Yasanın iptali için Yasayı, Ana Muhalefet Partisine götürmek ve onları ikna etmekti. CHP ile görüşüldüğünde Yasayı kendi hukukçuları ile değerlendireceklerini söylediler. Bildiğiniz gibi tamamını değil bazı maddelerini Anayasa Mahkemesine götürdüler. Anayasa Mahkemesi de Yasanın 3 maddesini iptal etti. Diğer maddelerde de bazı cümlelerin içerisine müdahale etti. Bunlar hekimlerin tek bir iş yerinde çalışmaları ve performans ile ilgili bölümdü. İptal edilen maddeler Sağlık Bakanlığı tarafından sadece üniversitede çalışan hekimlerin muayenehane açabileceği ya da birden fazla yerde çalışabileceği şeklinde yorumlandı.
            Bunun üzerine TTB herhangi bir uygulama karışıklığına sebebiyet verilmesini engellemek için Danıştay’a başvurdu ve Danıştay Yürütmeyi Durdurma Kararı aldı. Şu anda aile hekimlerimiz hariç tüm hekimlerimiz muayenehanede ve hastanede çalışabilirler. Aile hekimlerimiz sözleşmeleri gereği başka bir işte ve yerde çalışamazlar. Yasadaki tam süreli çalışma iptal edilmemiştir. Tüm hekimlerimiz mesai süresince hastanelerinde çalışmak durumundadırlar. Mesai bitiminden sonra diğer iş yerlerine geçebileceklerdir.
            Performans ile ilgili maddenin iptalinde ise Yasama ve Yürütmeye 9 ay süre tanınmıştır. Bu 9 ay içerisinde iptal edilen madde üzerinden performans hesaplamaları yapılacak ve ücretlendirilecektir. Bizler önümüzdeki aylarda Sayın Bakanımızın söz verdiği ücretlerin alınıp alınamadığına hep birlikte şahit olacağız ve yine kamuoyu ile paylaşacağız.
            Değerli arkadaşlar! Verdiğimiz bu mücadele sadece 4500 muayene sahibi hekim için verilmemiştir. Bu, hekimlerin tamamının Yasalardan doğan mesleki haklarının korunması ve meslek onurları için verilmiştir. TTB ve Tabip Odaları Siyasal partiler değildir; meslek örgütleridir. Meslekleri ile ilgili Yasaların oluşturulmasında en temel katkıyı yapması gereken yerlerdir. Değişen zamanda elbette ihtiyaç duyuldukça Yasalarda değişiklikler yapılmalıdır. Buna hiçbirimizin itirazı yok. Bu bağlamda meslek odaları mutlaka muhatap alınmalıdır. Aksi takdirde oluşturulan yasalarda hak kayıpları ve mesleğin icrasını daha kötüye götürecek maddeler olursa; tüm meslek odaları bu durumlarda mücadeleye girer. Bu durum her meslek sahibinin ve TC vatandaşının en doğal hakkıdır. Bu mücadele bizleri siyasi parti yapmaz. Bu bağlamda meydanlarda siyasi partilerin birbirleri için sarf ettikleri sözleri, bizleri de aynı şekilde algılayarak tarafımıza söylenmesini şiddetle kınıyoruz (Tuzu kuru Doktorlar! Tarih önünde hesap verecekler… gibi)
            Her mesleğin içerisinde kötü uygulayıcılar vardır. Hekimlerde bu sayı hesaba katılmayacak kadar azdır. Çünkü hekim insanın hayat ile ölüm çizgisi arasında kalan kişidir.
            Bakan ya da Başbakan dahi biz hekimlere aşağılayıcı tarzda konuşma hakkına sahip değillerdir. Bu hangi meslek grubuna yapılırsa yapılsın aynı şekilde kınarız.
 
                                                                                                                     
Dr. Aysel DİVARCI
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
            Genel Sekreteri
* Bordrolarımız 14.07.2010
Saygıdeğer Meslektaşlarım, Saygıdeğer Basın Mensubu Arkadaşlar, Sevgili Isparta-Burdur Tabip Odası Hekim Dostu Medya Topluluğu Üyeleri, Değerli Halkımız;
 
Bugün burada “bordrolu basın toplantılarının” ilkini gerçekleştirmekteyiz. İlk toplantımızın konusu Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri ve bu kurumlarda çalışan asistan hekimler, uzman hekimler, yan dal uzman hekimleri, yardımcı doçent, doçent ve profesör unvanlarıyla öğretim üyeleridir.
Değerli Arkadaşlar; öncelikle sorunlardan söz edebilmek için konumuz olan kurumlarla ilgili bazı bilgileri ve gerçekleri açıklayarak halkımızı aydınlatmak gerekmektedir. Yetkili ve ilgili organları ve sağlık bakanlığını aydınlatmaya gerek yoktur, çünkü bu kurumlar Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastanelerinin görev ve çalışma alanlarını pekâlâ bilmektedirler. Sayın Sağlık Bakanı kendisi de bir Tıp Fakültesinin uzun yıllar eğitim ve hizmet kadrosunda yer almış ve akademik yükselmenin en üst mertebesine yükselerek profesör unvanını almıştır. Dolayısıyla Tıp Fakültelerinin görev ve sorumluluklarını yakînen bilmektedir.
Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri, varlığının sebebi ve gerekçesi Tıp Fakültesi öğrencileri olan ve hekim yetiştiren eğitim ve öğretim yuvalarıdır. Tıp Fakülteleri Ülkemize gerekli olan uzman hekim gereksinimini karşılamak üzere asistan hekimleri yetiştiren, bu temel ve önemli görevi yaparken eğitim amaçlı hasta kabul eden eğitim hastaneleridir.
Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri adı üstünde klinik yada deneysel bilimsel araştırmaların yapıldığı bilim yuvalarıdır. Bu kurumlar, bulunduğu İl ve çevre yerleşkelerdeki sağlık sorunlarıyla birebir ilgilenen ve sorunların çözümlerinde sahip olduğu teknoloji ve bilgi birikimini halkına sunan merkezlerdir. Tıp Fakülteleri; bilimsel aktiviteler, toplantılar, sempozyumlar, kongreler, paneller düzenleyerek hem hekimleri hem de halkı bilinçlendiren sürekli eğitimin kaynak ve merkezleridir. Tıp Fakülteleri, içinde bulundukları Üniversitelerin bilimsel araştırmalar için kullanılan finanssal kaynakların sağlayıcısı olmuşlar ve projelerin yürütülmesini bugüne değin sağlamışlardır.
Değerli Arkadaşlar, Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastanelerinin ne olduğuna, neler yapması gerektiğine, görev ve sorumluluklarının neler olduğuna ilişkin daha pek çok şey sayılabilir. Ama isterseniz Tıp Fakültelerinin ne olmadığına da bir göz atalım.
Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri, “gördüğüm hasta kârdır”, “nasıl kâr ederim”, “hangi tetkiki yapmasam acaba”, “paket fiyatını aştım mı acaba” gibi hesapların yapıldığı ticarethaneler değildir. Bilâkis, hastaların dertlerine derman aramak üzere başvurdukları son merkezlerdir ve bu merkezlerde tetkik ve araştırmaların en son teknikleri seferber edilerek hastaya derman olmaya çalışılacaktır, zaten üçüncü basamak merkezlerin kuruluş amaçlarından biri de budur.
Tıp Fakülteleri, asistan hekimleri kâr-zarar takibi yapan, kaçakları engelleyen ve kontrol eden, sözüm ona müşteri memnuniyetini sağlayan, müessese zarar edince döner sermayelerine göz dikilen günah keçileri olarak görmez. Asistan hekimler, Tıp Fakültesi öğrencileri ile birlikte bu kurumların varlık gerekçeleridir, eğitimin kutsallığını yaşatan değerlerdir, iş arkadaşlarıdır, çarkın önemli bir parçasıdırlar. Tıp Fakülteleri, öğrencilerini angarya olarak gören, ihmal eden, mevcut işleyişleriyle heveslerini kıran kurumlar değildir. Kuruluşlarının yegâne nedenlerinden olan öğrencilerini hep birinci sıraya koyar.
Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri, hastalarını kafalarının üzerinde kredi kartı puanları yanıp sönen müşteriler olarak değil; ana, baba, kardeş, evlat olarak görür ve o oranda da değer verir. Hastalar puan sağlayan objeler değil, maddiyatın ötesinde tedavi edilerek huzur veren, mutlu eden insanlardır. Bu kurumlar döner sermaye ve performansa dayalı sistemle çalışanlarının iş huzuru ve iş ahlakını bozan kurumlar değil, eğitimde ve bilimsel çalışmalarda performansı özendiren bilim yuvalarıdır.
Tıp Fakülteleri nasıl kâr ederiz, nasıl batmayız, nasıl yüzeriz gibi toplantıların değil bilimsel toplantıların yapıldığı kurumlardır.
Değerli Arkadaşlar; Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri Kurumlarının ne olmadığını anlatmaya da zamanımız yetmeyecek gibi görünüyor. İsterseniz bu kurumlarda çalışanlara bir göz atalım. Öncelikle bir hekim nasıl yetişir kısaca özetleyelim. Hekim; okuma yazmayı öğrendiği andan itibaren başını kitaplardan kaldırmacasına okuyan idealist insandır. Akranları dışarıda oynarken O evde çalışır, çalışır, çalışır. Üniversite sınavlarında en yüksek puanları alarak Tıp Fakültesine girer. Çalışmanın dozu daha da artmıştır, farklı fakültelerdeki arkadaşları kafelerde vakit geçirme şansı bulurken, sinema-tiyatro gibi sosyal aktivitelere zaman bulurken O koca koca kitaplarla vakit geçirmektedir. Beşinci sınıfa başladığında arkadaşları O’nu terk eder, kimi işe girer, kimi işini kurar, kimi evlenir yuvasını kurar, bazısı da vatani görevini tamamlar. O ise hâlâ ailesine bağımlıdır, çalışır çalışır, çalışır. En yüksek okul harcını O vermiştir ama okul biter mecburi hizmete gider. Okulu bitirince ne olacaksın Sen diye sorulan tek meslek onunkidir. Hekim olmak yetmez toplumsal baskı, sosyal statü, ekonomik etmenler O’na illâki uzman hekim olacaksın der ve O da çalışır, çalışır, çalışır. Tıpta Uzmanlık Sınavını kazanmıştır ve O artık asistandır.
Şimdi asistan hekimleri tanıyalım biraz. Asistan, uygunsuz fiziki koşullarda, insanüstü bir tempoyla çalışıp rekorları kıracak düzeyde mesai yapan doktordur. Eğitim almaktan ziyade angarya alan, hasta ve ailelerinin, yönetime yaptıkları şikâyetler aracılığıyla birincil rahatlama merkezleridir asistanlar. Hekime uygulanan şiddet konusunda hatırı sayılır reytingleri vardır asistan hekimlerin. Kuş kadar döner sermayeleri hastaneleri kurtarma reçetesidir âdeta. Normal Devlet Memuru mesâisinin pazartesi-cuma, 08-17 olduğunu düşünürsek, pek çok asistan hekim uzmanlık eğitimini tamamladığında emekliliği hak edecek kadar mesâi yapmıştır. Normal devlet memuru mesaisine endekslendiğinde, örneğin benim asistanlık dönemindeki mesaim 5 yıl içinde 27 yıldır, ama kimse bana gel emekli ol artık demedi. Asistan hekim uzman hekim olunca tıpkı tıp doktoru olarak işlediği suç gibi ikinci bir suç işlemiştir ve ikinci kez mecburi hizmetle cezalandırılır.  Peki bütün bu zorlu aşamalarla sınanan asistan hekimlerimiz ne kadar maaş alırlar? İşte bordroları……
TEMMUZ 2010 TARİHİ İTİBARIYLA NET 1482 TL 78 KRŞ
Değerli Arkadaşlar; taze uzmanımız mecburi hizmetini tamamlasın, erkekse vatanî görevini tamamlasın yâni 3-4 sene sonra herhangi bir Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesine uzman hekim olarak atansın. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlattığımız tüm zorlukları yaşayan arkadaşımız eğitim yuvası sandığı kurumda başka bir statüde, uzman hekim olarak çalışacaktır. Ancak çalıştığı kurum kendisine puan hesabıyla daha çok hasta bak yoksa sana para yok derken, bilimsel çalışma yap, araştırma yap, hizmetin en kalitelisini vermek için sana ne tür teknolojiler alalım demeyecektir. Özlük hakları sınırlandırılmış, adına hasta yatıramayan, rektörlük seçimlerinde oy kullandırılmayan, angaryayı düşük ücretle yapan bir hekim olması O’nu yıldırmayacak ve O yardımcı doçent doktor olacaktır. Yeni kadrosuna geçmeden aldığı maaşa bir göz atalım isterseniz.
İşte uzman hekimin bordrosu….
TEMMUZ 2010 TARİHİ İTİBARIYLA NET 1770 TL 32 KRŞ
Arkadaşımız yardımcı doçenttir artık, yukarıda sözünü ettiğimiz tüm zorlukları yaşamış,  şimdi rektörlük seçiminde oy kullanma hakkı kazanmış ve maaşında hafif bir artış sağlanmıştır. Bilimsel toplantı yerine müşteri memnuniyeti toplantıları, kâr-zarar toplantıları yapar. En önemlisi sağlık tehditlerinin en büyüklerinden sayılabilecek olan doçentlik sınavı kendisini beklemektedir. Ancak yayın yapmak için proje üretmelidir. Proje üretir, finans bulamaz, çünkü bilimsel araştırmaların finanssal kaynağı olan Tıp Fakülteleri Araştırma ve Uygulama Hastaneleri zor durumdadır finans sağlanamaz. Zaman da yoktur aslında araştırma için. İnsanca yaşayacak bir para kazanmak için daha çok hasta bakmalı, daha çok derse girmeli ve daha çok ameliyat yapmalıdır. İleriye yönelik plân yapmak hatadır, doçentlik sınavı ayağına dolaşabilir. Kaderi beş kişilik jürinin dudaklarının arasındadır. Pek çok doçent adayı bu zorlu sınava hazırlanırken sağlığını kaybeder ve açıkçası 40 yaşındaki adamı sözlü sınava tâbi tutmak kanımca insan haklarına da aykırıdır. Bunca belirsizlik, bunca yaşanmışlık ve zorluklara rağmen arkadaşımızın aldığı ücret de komiktir. İşte yardımcı doçent doktor arkadaşımızın bordrosu…..
TEMMUZ 2010 TARİHİ İTİBARIYLA NET 1747 TL 32 KRŞ
Özür dilerim atladık, bir de yan dal uzmanlığı yapan arkadaşlarımız var. Bu arkadaşlarımızın suçları oldukça büyük ve cezası da ağır. Bir kere bu arkadaşların çocuklarının gittikleri okula devam etmeleri olanaksız, eşlerinin terk edilebilir bir işleri olması lâzım, çevre kurmaları ve arkadaş edinmeleri uygun değil üzüntü yaratabilir, evli olmayanların yuva kurmaları oldukça zor. Bilimsel araştırma yapmamalılar, yarıda kalabilir. Kısacası Sağlık Bakanlığının kararı şöyledir; “ tıp doktoru olduklarında mecburi hizmete gönderilerek uyarılan, uzman hekim olunca mecburi hizmetle tekrar uyarılan ancak tüm uyarılara kulak asmayıp yine de daha çok çalışan daha çok okuyan bu arkadaşlarımız, tüm düzenlerini kurmuşken mecburi hizmetle tekrar cezalandırılarak düzenlerini bozmalarına karar verilmiştir.”  Bu arkadaşlarımızın maaşları ne kadardır peki görelim. İşte bordroları…….
TEMMUZ 2010 TARİHİ İTİBARIYLA NET 1749 TL 65 KRŞ
Gelelim doçent doktorlara, doçentlik sınavının yarattığı tahribat atlatılır cinsten değildir. Pek çok doçentte yayın yapma korkusu kitap okuma fobisi korkusugelişmiştir. Bir dönem kendi kabuğuna çekilerek yaşamını sorgulamaya koyulur. Hayat hızla geçmiş yaş kırkı bulmuştur. Yoğun tempo içinde hiçbir hobi oluşturulamamıştır. Spor hep uzakta olmuştur. Önce bir müzik aleti çalınmaya niyetlenilir, hiç bitmeyecek bir kurs dönemi başlamıştır ve sıklıkla öğrenilmeden sonlandırılır. Arkadaşlarla maç yapılarak ihmal edilen spor hayatı başlatılır ancak alışık olmayan vücutla sakatlıklar ve kardiyak sorunlar yaşanır. Doçentimiz yavaş yavaş kendine gelir ve okuyup kendini geliştirmeye, bilimsel çalışmalara yeniden başlamaya karar verir ancak hiçbir şey eskisi gibi değildir. Araştırmaya parasal kaynak yoktur, para olsa da zaman yoktur artık son yılların değimiyle “in” olan müşteri, kâr, nicelik, paket fiyatları ve performanstır, “out” olan ise bilimsel araştırma, eğitim-öğretim, niteliktir. Doçent arkadaşlarımız bütün bu sorunlarla uğraşarak, bol bol hasta bakarak, garantisi olmayan döneri, tabâbetle uzaktan yakından alâkası olamayan performansı bekleyerek günlerini geçirir. Burada parantez açılması gereken öğretim üyeleri ise temel bilimlerde çalışan öğretim üyeleridir. Tamamıyla performansa dayandırılmaya çalışılan ücretlendirme sistemi içerisinde zaten kötü olan ekonomik koşullar daha da kötü hale getirilecektir. Mevcut sistem öğretim üyelerini birbirine düşürerek bu arkadaşların döner sermayelerinin sorgulanmasına çanak tutmaktadır. Hâlbuki Tıp Fakültesi öğrencilerinin üzerine kurulu olan çarkın bir parçası da temel bilimlerde çalışan öğretim üyeleridir. Elbetteki hasta bakma riskini alan, nöbet tutan, ameliyat yapan hekimler daha fazla ücret alabilirler ancak bunun kaynağı bir başka hekim arkadaş olmamalıdır. Ve bir Tıp Fakültesi Öğretim üyesi insanca yaşayacak, bilimsel toplantı ve aktiviteleri karşılayacak, yayınları ve mesleki kitapları takip edebilecek maddi güce sahip olmalıdır. Acaba durum böyle midir?  Gerçekten kamuoyuna bildirildiği gibi bir doçentin maaşı 14.000 TL midir? Bakalım görelim. İşte doçent doktorun bordrosu……….
TEMMUZ 2010 TARİHİ İTİBARIYLA NET 2368 TL 56 KRŞ
Ve işte akademik yükselmenin en son basamağı PROFESÖR hocalarımız. Geç kurdukları yuvaları neticesinde çocukları henüz üniversiteye yerleştiler, masraflar arttı, eşi çalışmayanlar daha çok çalışmak zorunda, nede olsa performans var. Bunca yıldır yaşadıkları sıkıntıların, çalışmaların, emeklerin son mükâfatı garantisiz ücret, insanüstü bir şekilde sergilenmesi gereken performans, emekli olamama, keyfince ağız tadıyla eğitim verememe, bilimsel araştırma yapamama, mesleğin tekrar gözden geçirilmesi ve oldukça geç kalındığının farkına varılması ve burada sayamayacağımız kadar armağandır. Bilgi ve deneyimlerinden en verimli şekilde yararlanılacak, asistan ve öğrencilerine ışık tutacak kıdeme gelen profesör hocalarımız, döner yatar mı yatmaz mı, performansı şöyle artırın böyle artırın gibi eğitim ve araştırmada verimsiz konularla etkisiz hale getirilmişlerdir. Maalesef sistem; ister tam gün olsun ister yarım gün olsun motive edici bir sistemle bilgilerinden yararlanılan, danışılan, eğitim alınan hocaları yaratmak yerine; küstürülen, etkisiz hale getirilen, bütün yaşadığı zorluklardan sonra üzülen hocalar ordusu yaratmıştır. İşte bütün bu ahval ve şerait içinde Sayın Sağlık Bakanının profesör hocalarımıza 17.000 TL ücret verilecek müjdesi hocalarımızın içini rahatlatmıştır. Sayın Bakanın sözünü ettiği ücretleri alabilmek için bir öğretim üyesinin günde 500 hasta bakması yada haftada 100 ameliyat yapması gerekecektir. Peki tamamıyla hayal ürünü olan, ütopik olan bu performansı gösterdiğini varsaydığımız hocamız Sayın Bakanın beyanatlarında ifade ettiği gibi tam gün yasası ile üniversiteye dönüp nezaman ve nasıl eğitim verecektir. Hastalara verilen hizmetin kalitesi nasıl olacaktır. Asistanlarla, öğrencilerle nezaman ve nasıl ilgilenecektir. Hangi ara asil işlerini yapacaklardır, yorumu siz değerli basın mensuplarına ve değerli halkımıza bırakıyoruz. Arkadaşlar bu beyanatlara rağmen alınan ücretler sözü edildiği gibi değildir. İşte profesör hocalarımızın bordroları……..
TEMMUZ 2010 TARİHİ İTİBARIYLA NET 2989 TL 65 KRŞ
Değerli Arkadaşlar son zamanlarda kamuoyunu yaygın olarak meşgul eden tam gün yasasıyla ilgili açıklamalar da üzülerek belirtiyoruz talihsizdir. Sayın Sağlık Bakanı, tam gün yasasını halka anlatırken “sizi hocalara özel muayene parası vermekten kurtarıyoruz demektedir” ve maalesef döner sermayeye yatan özel muayene ücretinin yalnız yüzde 25-30’unu alan hocalarımız bu açıklamalarla rencide edilmektedir.
 
Değerli Arkadaşlar;
·         Tıp Fakülteleri öğretim görevlileri, asistanlar ve yönetim görevlileri; döner yatar mı yatmaz mı kaygısı yaşamak istememektedirler.
·         Performans ve döner sermayeye bağlı ücretlendirmeler yerine emekliliğe yansıyacak, iş zorluğuna uygun katsayılarla belirlenen güvenceli, yukarıda anlattığımız zorluklara uygun bir maaş talep etmektedirler.
·         Tıp Fakülteleri öğretim görevlileri, asistanlar ve yönetim görevlileri; bunca uğraşıdan ve zorluktan sonra popülist yaklaşımlarla siyasete malzeme olmak istememektedirler.
·         Tıp Fakülteleri öğretim görevlileri, asistanlar ve yönetim görevlileri; öğrencilerine ve içinde bulunduğu topluma olan görevlerinin farkındadırlar. Sürekli mesleki gelişimlerinde önemli bir yere sahip kurs, kongre, toplantı gibi etkinliklere “maaşının yetmeme ve hatta kesilme ” kaygısını taşımadan gitmek istemektedirler. Eğitim ve araştırma kurumunda çalıştıklarını anlamak istemektedirler.
·         Tıp Fakülteleri öğretim görevlileri, asistanlar, yönetim görevlilerinin varlık sebebi olan öğrencilerine daha nitelikli bir eğitim verebilmekiçin, içinde bulundukları kurumda tam gün çalışmayı elbette arzu etmektedirler. Ancak; yalnızca ve özellikle de hizmet temelli “performans” ile ücretlendirmeye dayalı, “öğretme, öğrenme ve iyileştirme” motivasyonundan çok “maddi getiri” motivasyonuna odaklayan tam gün yasasını bu haliyle kaygıyla karşılamaktadırlar.
·         Tıp Fakülteleri öğretim görevlileri, asistanlar ve yönetim görevlileri; eğitim, araştırma ve akademik gelişmeyi destekleyecek, rekabet yerine işbirliğini özendirecek, bilimsel ve insancıl, “öğrenci merkezli”, kendini geliştiren ve zenginleştiren bir tıp fakültesi kültürü için çabalamak istemektedirler.
 
Sayın basın mensubu arkadaşlar;
Tıp Fakülteleri öğretim görevlileri, asistanlar ve yönetim görevlileri kısa ve öz olarak mesleki ve özlük haklarını yeniden talep etmektedirler.
 
Saygılarımla,
Dr. B. İlker Büyükyavuz
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Beyin Tümörü, Anne Sesi, Müzik Sesi…..06.07.2010
Değerli Halkımız;
 
Yerel ve Ulusal basına yansıyan ‘Isparta\'dabeynindeki 5 santimlik tümör nedeniyle bitkisel hayata giren 5 yaşındaki B. K., annesinin sesi ve İsmail YK şarkılarıyla gözlerini açtı. Doktorlar, "Tümör, 6 ayda 2 santimetreye düştü" açıklaması yaptı.’ konulu haber kamuoyunda yanlış algılanmaya ve tedavi arayışlarında olan hasta sahiplerini de yanıltmaya neden olmuştur.
Hasta cerrahi, kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi gibi tedavileri gördükten sonra uzun bir yoğun bakım dönemini başarıyla atlatarak şifa bulmuştur. Özellikle uzun soluklu tedavi gerektiren hastalarda moral ve motivasyon tedaviye oldukça yardımcıdır. Bu kapsamda anne ve yakınların ilgisi, müzik ve benzer moral, motivasyon artırıcı yöntemler hastanın tedavi süreci açısından olumlu olabilirler.
Hastayı tedavi eden Doktorlar; cerrahi, kemoterapi, radyoterapi gibi tedavi yöntemlerini kullanarak hastayı tedavi etme başarısını göstermişlerdir. Hekimlerimizin dilinden gibi aktarılan ve hastanın anne sesi ve müzikle tedavi edilmiş gibi gösterildiği haber benzer sorunlara sahip olan hastaları ve hasta yakınlarını yanıltmaktadır. Değerli basın mensubu arkadaşlarımızdan bu tarz bir yanılsamayı bu vesileyle ve bu haberle düzeltmelerini rica ediyoruz.
 
Saygılarımla;
Dr. B. İlker Büyükyavuz    
     Tabip Odası Başkanı
* Tam Gün Yasası 12.07.2010
 
 
Değerli Basın Mensupları, Sevgili Isparta-Burdur Tabip Odası Hekim Dostu Medya Topluluğu Üyeleri; Odamızın da katıldığı ve paylaştığı TTB tarafından sunulan Tam Gün Yasası ile ilgili yorumlar şu şekildedir;
1.      Hükümet sürekli olarak yanıltıcı beyanlarla hekim ücretlerine yönelik açıklamalar yapmakta ve hekimleri hedef tahtası haline getirmektedir. Biliyoruz ki global bütçeye geçildiği, Kamu Hastane Birlikleri kurularak maaşların da döner sermayeden ödeneceği koşullarda şu andaki ücretleri almak bile hayal olacaktır. Çünkü Kamu Hastane Birliği işletmesi kurulduğunda devletin maaş ödemesi kalkacak elde edilen gelir ölçüsünde para ödenecektir.
 
2.      Ayrıca hekimlerce yine çok iyi bilinmektedir ki Sağlık Bakanı ve Başbakan’ın kamuoyuna duyurduğu ücretler kağıt üzerinde olup tavan rakamları yansıtmaktadır. Halen mevcut döner sermaye ödemeleri bile tavandan yapılmamakta, tasarıda belirtilen mesai dışı çalışma ile elde edilecek kazanca ulaşabilmek ise günde en az 13-14 saat çalışmayı gerektirmektedir. Bu gerçeği de bütün hekimler bilmektedir.
 
3.      Emekli hekimlere 1.250 TL civarında ödeme yapılmaktadır. Yasa mevcut emeklilere hiçbir iyileştirme sunmamakta; yasa çıktıktan bir yıl sonra emekli olan hekimin maaşında ise 19-44 TL arasında iyileştirme yapmaktadır. Bugün çalışmakta olan hekimler için bir tür zorunlu bireysel emeklilik sigortası getirilerek 30 yıl sonra emekli olacakların maaşının 2.000 küsür TL’yi ancak geçeceğini vaat etmektedir. Oysaki bugün emekli bir hakimin maaşının 3.000 TL’nin üzerinde olduğu bilinmektedir.
 
4.      Yasa araştırma ve sağlık hizmeti açısından da eğiticilere, öğretim üyelerine daha iyi bir ortam sağlamamaktadır. Hekimleri güvencesiz bir ortamda çalışmaya iten bu anlayış, hekimlerin gelirini performans sistemiyle hastaların cebinden alınacak paraya, daha fazla ve niteliksiz hasta bakmaya endekslemiştir. Son beş yılın performans uygulamasının sonucu budur.
 
5.      Sağlık hizmetlerinin katkı-katılım payı, fark ücreti getirilerek giderek daha fazla paralı hale dönüştürülmesi gidilen yolu göstermektedir.
 
6.      Yasa radyoloji çalışanlarının sağlığını riske etmektedir.
 
7.      Zorunlu mesleki sorumluluk sigortası ise sağlık hizmet sunumunda zarar gören vatandaşı mahkemelerde süründürüp -eğer parası varsa- sigorta avukatlarıyla boğuşmaya ve yıllar sonra zararını tazmin etmeye yöneltirken hekimlerden de içine ittiği uzun ve olumsuz çalışma koşullarında daha fazla yapacağı hatalar için prim kesmektedir. Amerika’nın iflas etmiş modelini Türkiye’de yaşatmayı hedeflemektedir. Sürekli suçlu ilan ettiği hekimleri şiddete maruz bırakmaktadır. İşin özü ise kesilen paralarla sigorta şirketlerini zengin etmeye, kaynak aktarmaya dayanmaktadır.
 
 Yasa tasarı halindeyken uyarmıştık, yine uyarıyoruz:
 
Tam Gün adıyla bilinen yasa halen TBMM gündeminde olan Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısı ile birlikte değerlendirildiğinde Bakanlığa bağlı eğitim ve araştırma hastaneleri ile tıp fakülteleri hastaneleri başta olmak üzere sağlık ortamında telafisi mümkün olmayan sakıncalar doğacaktır:
 
 ·        Hastane gelirlerinin artırılması temel hedef olurken, nitelikli hasta bakımı, eğitim ve araştırma bugünkünden daha da geri plana itilecektir;
 
·        Zor ve zaman harcanması gereken hastalardan uzak durularak, sadece "bakılan" hasta sayısının artırılmasına çalışılacak;
 
·        Öğretim üyesinden sağlık ocağı hekimine tüm sağlık çalışanları, emekliliğe yansımayan düşük bir temel ücrete mahkum edilerek, daha fazla hasta bakıp daha fazla kazanç elde etmeye yönlendirilecektir.
 
·        Sonuç olarak verilen sağlık hizmeti her alanda giderek kötüleşecektir.
 
Biz; hekimlerden taşeron işçilere, kamu-özel ayrımı olmaksızın bütün sağlık çalışanlarının, iş güvencesi başta olmak üzere, özlük haklarının kalıcı bir şekilde düzeltilmesini;
 
Hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarının, iyi ve nitelikli hizmet üretecekleri, işsizlik kaygısı duymayacakları ve emekliliklerinde geçinebilecekleri düzenlemelerin acilen yapılmasını bir kez daha talep ediyoruz.
 
Buradan Anayasa Mahkemesine sesleniyoruz:
 
Bugüne dek uyarılarımıza kulak verilmemiştir. Bu yasa basit bir “çalışma alanı” düzenlemesi değildir. Bu yasa sağlık alanında hekim iş gücü piyasası düzenlemesidir.
 
Neredeyse 7 gün 24 saat çalışmayı dayatan, hizmetin niteliğini daha fazla tehlikeye sokan, ülkenin kaynaklarını özel sigorta şirketlerine aktaran/heba eden, radyoloji çalışanlarının sağlığı başta olmak üzere uzun çalışma süreleri sonucu bütün sağlık çalışanları ile birlikte halkın sağlığını tehdit eden bir düzenlemedir.
 
Anayasa Mahkemesinden; sadece bizlerin değil, gelecek nesillerimizin de sağlık hakkını gasp eden uygulamaların bir parçası olan bu yasayla ilgili yürürlüğü durdurma ve iptal kararı vermelerini talep ediyoruz.
 
Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
Tabip Odası Başkanı
 
 
* Kamu Hastane Birlikleri Yasası 25.05.2010
Değerli Medya Mensupları, Değerli Halkımız;
 
Bugün buraya sağlık emekçileri, eğitim emekçileri, değerli sendika temsilcileri, değerli parti temsilcileri ve sağlıkla doğrudan ilgili ve duyarlı sivil toplum örgütleri hep birden tek yürekle kamu hastane birlikleri yasasına karşı dik duruşumuzu bir kez daha göstermeye ve topluca haykırmaya geldik. “Kamu hastane birlikleri yasasına hayır diyoruz !!!”
Neden hayır diyoruz?
Önce Ülkemiz için!
Halkımız için!
Ve nihayet Sağlık Emekçileri için hayır diyoruz!
Peki, sağlıkta dönüşümün son basamağı olan bu yasa ne diyor? Ne vaat ediyor? Birlikte görelim…
 
Yasa; devletimizin, halkımızın, sağlık emekçilerinin hastanelerini Siz hekimler, Siz sağlık çalışanları iyi yönetemiyorsunuz o yüzden sağlıkla ilgisi olmayan ya da sağlıkla ilgili olsalar dahi siyasete göbekten bağlı olan kişilerle en mükemmel şekilde yöneteceğini söylüyor. Acaba mevcut yöneticilerimizden daha iyi, daha başarılı olan bu yönetim kurullarında kimler olacak gelin hep birlikte bakalım?
 
Tasarıya göre; Yönetim Kurulu, ikisi İl Genel Meclisi (biri hukukçu, biri de mali müşavir ), biri Vali (iktisat, işletme ya da maliye eğitimi almış), ikisi bakanlık (biri tıp hekimi, diğeri de sağlık sektöründe deneyim sahibi, üniversite mezunu), biri de Sanayi ve Ticaret Odası tarafından belirlenen üyelerle İl Sağlık Müdürü’nden ya da yardımcılarından birinden oluşacaktır. Aynı tasarı kamu sektöründe hiç deneyimi olmayan birinin bile yönetim kurulu üyeliğine seçilmesinde bir sakınca görmemektedir. Ayrıca maalesef Yönetim Kurulu üyelerinin yukarıda da görüldüğü gibi siyasetle ve hükümetlerle ilintili olma olasılığı da yüksektir bu durum sağlık alanında verilecek olan hizmetin adalet ve kalitesini düşürme kuşkusunu akıllara getirmektedir.
 
Her zaman sözünü ettiğimiz gibi, yönetim kurulunun sağlık dışındaki alanlarda çalışan değerli şahıslarına hiçbir sözümüz yok, ayrıca sağlıkla ilgisi olan üyelerden siyasetin dışında olan ve kalanlarını tenzih ediyoruz. Ancak, sağlık gibi evrensel olan, en önemli olan ve her insanın doğumdan itibaren hakkı olan bir konunun yönetiminin de işin ehli olanlarına verilmesi gerektiğine inanıyoruz. Böylesine zor ve hassas bir alanın yönetimin sağlıkla ilgileri olmayan meslek gurubundan kimselere verilmesinin, kendi alanlarında insanlığa yararlı olan bu kişilerin kişisel haklarına da aykırı olduğunu düşünmekteyiz.
Tasarı diğer yandan kamu sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesine olanak vermektedir. Tasarıdaki 3. ve 6. maddeler tasarının ana amacının özelleştirme olduğunu açıkça göstermektedir. Yasa tasarısının 3. maddesinin (d) fıkrası, Yönetim Kurulu’na “birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda birlik adına kayıtlı taşınmazları, üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte satmak, kiralamak, kiraya vermek, devir ve takas işlemlerini yürütmek; Hazineye ait ve birliğe tahsisli taşınmazları üzerindeki yapı ve tesisler ile birlikte tahsis amacı doğrultusunda kiraya vermek, işletmek, işlettirmek” yetkisini tanımaktadır. Aynı maddenin (ğ) fıkrası ise Yönetim Kurulu’na, “ihtiyaç duyulması halinde tıbbi uzmanlık hizmeti satın alınmasına karar vermek” yetkisi tanımaktadır.
 
Değerli halkımız, değerli sağlık çalışanları, duyarlı parti yetkilileri, sivil toplum örgütleri; amaç açıktır, nettir. Halkımıza ait olan şifa dağıtım yerleri ticari işletmeler yerine konarak önce özerk sonra özelleştirilerek küresel sermayeye sunulmaya çalışılmaktadır.
Vahşi kapitalizmin ağa babaları yer altı, yerüstü zenginlikleri derken Afrika’yı sömürmüş, Ortadoğu’yu sömürmüş ve halen sömürmektedir. Sömürü, vahşice devam ederken bir yandan silah sektörüne de hizmet etmekte ve insan hayatının değeri maalesef önemsenmemektedir. Savaşların nedenleri; ırk, din, mezhep, sözde dini terör gibi gerekçelerle değişirken, tek ve ana gerçek sebep olan “para” dan söz edilmemektedir. Dünyada pek çok kaynağı sorumsuzca, israfla tüketen ve her tükettiğiyle toplumlara acı çektiren sistem yeni kaynaklar arayışına girmektedir. Maalesef göz dikilen son kaynak “sağlık sektörüdür” yani açık adı “halkın sağlığıdır”. Sağlıkta dönüşüm paketinin son adımı olan bu adım öncelikle bakanlık bünyesindeki sağlık kuruluşlarını “özerk” sağlık işletmeleri haline dönüştürecek sonrasında bu işletmelerin işletme haklarının devredilerek özelleştirilmelerine olanak verilecektir. Kamuoyu olarak hepimizin açıkça gözlediği gibi bu tür özelleştirmeler de nedense hep yabancı sermayelerle birlikte anılmaktadır. Üzülerek ve endişeyle izliyoruz ki, dişiyle tırnağıyla çalışıp, sağlık hizmeti veren kuruluşlara sahip olan değerli meslektaşlarımız da tedirgindir. Çıkarılan ya da kuvvetle muhtemel çıkarılacak olan kanun ve yönetmelikler tıpkı her biri halkımızın sırdaşı ve danışma merkezleri olan eczanelerimizi tekelleştirip kapattırma arzusu gibi, sağlık emekçilerinin binbir emekle kurdukları bu merkezlerimizi de büyük sermayelere yem etmeye çalışmaktadırlar.
 
Değerli Medya Mensupları, Isparta- Burdur Tabip Odası Hekim Dostu Medya Topluluğunun değerli üyeleri; Biz Ülkemizin değerlerini, halkımızın sağlığını, bizim olan hastanelerimizi “dış kaynaklı büyük sermaye balinalarına” yem etmemeye kararlıyız. Halkımızdan, Ülkemizin tüm duyarlı sivil toplum örgütlerinden, sendikalardan dik bir duruş, haklı bir haykırış ve ortak mücadele bekliyoruz.
 
Saygılarımızla,

Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
Isparta- Burdur Tabip Odası
Yönetim Kurulu Adına
* Kınama 20.05.2010
Sevgili Basın Mensupları, Değerli Halkımız, Saygıdeğer Meslektaşlarımız;
Değerli Meslektaşlarımız Dr. Rezzan Demiralay ve Dr. Halit Demiralay maalesef, bir inşaat firmasının yetkilileri tarafından organize bir şekilde darba maruz bırakılmışlardır. Öncelikle bu elim olayı kınıyor değerli meslektaşlarımıza acil şifa ve sabır diliyoruz.
Hekimlerimize uygulanan mesleki kaynaklı şiddet uygulamalarının yanında, meslek dışı kaynaklı şiddet uygulamalarını da meslektaşlarımız, sağlık çalışanları da dâhil tüm halkımıza yapılan haksız ve üzüntü verici durumlar olarak değerlendirmekteyiz. Toplumdaki değer yargılarında yozlaşma, kalem yerine kılıca ilgi alâka, hukuk yerine şiddetle çözüm, maalesef bu kez de toplumda zor yetişmiş ve alanlarında topluma şifa dağıtılmasına aracı olan değerli meslektaşlarımızı hedef almıştır. Toplumun tüm kesimlerine uygulanan bu tür şiddet olaylarını değerli meslektaşlarımız nezdinde kınıyoruz, hem madden hem mânen değerli meslektaşlarımızın yanında olduğumuzu belirtmek istiyoruz.
                                                                               
                                                                                                     
Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Kamu Hastaneleri Birlik Yasası 27.04.2010


          Meclis bütçe komisyonundan geçen Kamu Hastane Birlikleri yasası üzerinde aciliyetle durmamız gerektiğini bir önceki buluşmamızda vurgulamıştık. Yasa, yalnız sağlık çalışanlarını değil, pek çok kurum ve kuruluşu ve en önemlisi değerli halkımızı da yakından ilgilendirmektedir. Yasa ile birlikte, türlü zorluklarla yetişmiş, hayatlarını adamış olan Saygıdeğer Meslektaşlarımız, iş güvencesiz, sözleşmeli, ucuz işçi olarak çalıştırılan ve sözüm ona (!) 4-C’ li olmanın getirdiği tüm ayrıcalıkları yaşayan !!!, saygın??? hekimler olacaklardır. Sağlıkta taşeronlaşmanın son basamağı olan bu yasa; hastane yönetiminde “başhekim soğan almasını nereden bilsin” gibi ucuz ve yersiz bir şekilde kamuoyuna yayılan söylenti, gerekçe ve bahanelerle, sağlıkla ilgisi olmayan meslek guruplarının çoğunluğunu oluşturduğu yönetim kurullarının (mütevelli heyeti) yönetimde söz sahibi olabilmelerine izin vermekte, ancak böylesi görevler verilen ve her biri kendi mesleklerinde önemli işler yapan ve memlekete yararlı olan bu değerli şahıslara “sağlıktan acaba anlarlar mı?” diye sormaksızın haksız yükler yüklemeye hazırlanmaktadır. Kanun bu yönüyle de sağlıkla ilgileri olmayan, kendi alanlarında insanlığa yararlı olan yönetim kurulunun kişisel haklarına aykırıdır.
Yasa ile Yönetim Kurulu’nun kâr etmeyen (yada etmediği düşünülen) hastane bölümlerini kiralama yada satma yetkisi bulunmaktadır. Sosyal Devlete ve insan haklarına aykırı olan bu uygulama, sağlığı yalnız kâr-zarar hesabı olarak değerlendirmektedir. Oysa Biz sağlık emekçileri; sağlıklı bir nefesi, hastaya verilen şifayı, kurtarılan bir canı her şeyin üzerinde tutup, her türlü maddi zararda dâhi kendimizi kârda saymaktayız ve sağlık alanındaki kâr-zarar hesaplarının da bu duygu ve mantıkla yapılmasını önermekteyiz.
Aklıselim, adaletli hükümet yetkililerini hariç tutuyoruz ancak; bu yasa ile siyaset, hastane yönetimlerinin içerisine iyice işleyerek sözleşilmesi planlanan değerli meslektaşlarımızın örnekleri fazlasıyla görülen şekliyle, siyasetin kötü emellerine ve hükümetlerin çıkarlarına uygun şekilde, sözleşmelerinin iptal edilme olasılığı her daim bulunmaktadır. Böylesine kutsal bir işi tüm zorluklarına karşın özveriyle sürdüren saygıdeğer meslektaşlarımıza böylesi kanunlarla sözleşme dayatılmasını şiddetle kınıyoruz.
 Sevgili medya mensubu arkadaşlar, değerli halkımız, ilgili ve yetkili Kimseler; bizler sağlık kurumlarının en önemli ve en büyük yapılanmalarından olan hastaneleri ticarethane değil, şifa dağıtım yerleri olarak görüyoruz ve görmeye de devam edeceğiz. Özelleştirmenin, diğer alanlarındaki uygulamalarını alanımız ve bilgimiz dışı olduğu için ilgili kişilere bırakıyoruz, ancak sağlığın her doğan canlının hakkı olduğu felsefesi ve gerçeğinden hareketle, üzerinde oyunlar oynanamayacağını, yap-boz tarzı denemeler yapılamayacağını, halka ait olan kamu hastanelerinin kâr-zarar bahaneleriyle, işletme-ticarethane zihniyetiyle halktan koparılmaması gerektiğine inanmaktayız.
Isparta- Burdur Tabip Odası olarak internet sayfamızda başlattığımız anket sonuçları, Kamu Hastane Birlikleri yasasına hayır oranının % 83’ lere ulaştığını göstermektedir. Bu süreçte saygıdeğer meslektaşlarımızın sağlık çalışanlarıyla, halkımızla yasaya ilişkin gerçekleri paylaşarak bilgilendirmelerinin haklı mücadelemizin yasal araçlarından ve etkili silahlarından biri olduğuna inanmakta ve önermekteyiz. Önümüzdeki günlerde Oda olarak parti yetkilileri, ilgili sivil toplum örgütleri ve sendikalarla yasayı paylaşıp destek isteyeceğiz. Yine Siz değerli medya mensubu arkadaşlarımızın bu mücadelemizde bize gerek görsel gerekse kalemlerinizle vereceğiniz destek için şimdiden teşekkür ediyoruz. Halkımız ve meslek onurumuz adına mücadelemizin olumlu sonuçlanması dileklerimizle…..
 
Dr. B. İlker BÜYÜKYAVUZ
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Acil Servislerde Aile Hekimi Çalıştırılamayacak.22.04.2010

             Oda Başkanlığımız tarafından Isparta il merkezinde Aile Hekimi olarak görev yapan hekimlerin hizmet içi eğitim amaçlı olarak 1\'er gün süre ile Şubat ve Mart ayları için Isparta Devlet Hastanesi’nde görevlendirilmelerine ilişkin 01.02.2010 tarih ve 2130 sayılı işleme karşı Isparta İdare Mahkemesinde 2010/130 E sayılı dosya ile açılan iptal davasında ekte örneği sunulan kararla yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir.
 
Kararda; "Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının yangın, deprem, sel felaketi gibi olağanüstü durum ve hallerde çalışma saatleri ile bağlı olmaksızın çalıştırılabilecekleri ve aile hekimliği uzmanları uygulamaya yetkilendirilmiş diğer hekimlerle birlikte Bakanlıkça uygun görülen periyotlarda hizmet içi eğitime alınabilir şeklindeki yönetmelik hükümleri ile birlikte dikkate alındığında, aile hekimlerinin yangın, deprem, sel felaketi gibi olağanüstü durum ve haller hariç çalışma saatleri dışında çalıştırılmaları ve Bakanlıkça uygun görülen periyotlar hariç hizmet içi eğitime alınmaları mümkün olmadığından yangın, deprem ve sel felaketi gibi olağanüstü bir durum yokken acil serviste çalıştırılabilecek pratisyen hekim ihtiyacı ve hizmet içi eğitim gerekçesiyle aile hekimlerinin Aile Sağlığı Merkezi dışında Isparta Devlet Hastanesinde periyodik olarak birer gün görevlendirilmelerinde mevzuata uyarlık görülmemiştir" gerekçesiyle idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
 
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak; Isparta İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Isparta il merkezi ve kırsalında görev yapan Aile Hekimlerine Acil Servis, 112 ve Adli Nöbet uygulamalarının Aile Hekimliği mevzuatına göre düzenlenmesini, görevlendirmelerin iptal edilmesini ve görev yapan Aile Hekimlerinin hak mağduriyeti yaratılmamasını ivedilikle talep etmekteyiz.
 
 
                                                                             Dr. B.İlker BÜYÜKYAVUZ
                                                         Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Isparta-Burdur Tabip Odası\'nda Devir Teslim Töreni 21.04.2010
Sevgili Yazılı ve Görsel Medya Mensupları, Saygıdeğer Meslektaşlarım;
 
10-11 Nisan 2010 tarihlerinde yapılan seçimli genel kurulda Saygıdeğer Meslektaşlarımızın takdir ve tercihleriyle seçilen Isparta- Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu şahsımı Tabip Odası Başkanı olarak seçmiştir. Öncelikle yönetim kurulumuza bu olanağı veren, türlü sosyal ve mesleki sorun arasında zaman ayırarak seçime katılan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyorum. Ayaklarına ve yüreklerine sağlık. Sayın Meslektaşlarımızın özgür iradesiyle seçilen Isparta- Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu’na şahsımı başkan olarak tercih etme nezaketlerinden ötürü ayrıca teşekkür ederim. Özellikle böylesi bir bayrak yarışını son iki yıldır başkan olarak en üst düzeye taşıyan Sayın Dr. Metin Aydın ve değerli ekibine teşekkürü borç bilirim. Seçim döneminde sosyal yaşamları ve ailelerini ihmal etme pahasına, gece gündüz çalışan değerli yol arkadaşlarıma ve ailelerine teşekkür ederim. Seçim dönemi boyunca kendi adıma tatlı bir rekabet ortamı oluşmasına aracı olan Sayın Prof. Dr. Recep Çetin ve değerli arkadaşlarına teşekkür ederim. Tıp Fakültesinde yaptığım çalışmalarda bana yardımcı olan çok değerli asistan kardeşlerime, nazik konukseverliklerini ve hoş sohbetlerini her daim sunan, gerek kurumumdaki değerli öğretim üyeleri, gerekse diğer kurumlarda çalışan hekim arkadaşlarıma teşekkür ederim. Çalışmalarım sırasında, sıcak çaylarını sunan emekçilerden, sağlık memurları ve hemşirelere kadar ilgi ve güler yüzlerini esirgemeyen tüm sağlık emekçilerine teşekkür ederim. Genel Kurul ve seçimler sırasında bizlere en üst düzeyde sundukları hizmet ve konukseverlikten ötürü Tıp Lokali işletmeci ve çalışanlarına teşekkür ederim. Seçimler sırasında desteklerini esirgemeyen sıcak yuva arkadaşlarım değerli eşim ve sevgili kızımla birlikte tüm aileme teşekkür ederim.
Saygıdeğer Meslektaşlarımız Bizlere kutsal bir emaneti teslim ettiler. Bu emanet hekimlerin bayrağıdır ve bayrağı taşımanın ön koşulu ise bayrağı yarış havasında taşımaktır. Bizden önceki yönetimin tüm zorlu koşullara rağmen başı dik bir şekilde yükseklere taşıdığı hekimlik bayrağını daha ileriye taşıyacağımıza yönetim kurulu ve diğer kurullardaki arkadaşlarım adına söz veriyorum. Bayrağımızı taşımaya çalıştığımız hedefler açıktır:
İlerideki hedef:  HEKİMLİK ONURUDUR !!!
             Hedef;  HEKİMLERİN ÖZLÜK HAKLARIDIR !!!
             Hedef; SÖZLEŞMEYLE EZİLEN VE SÖZLEŞİLMESİ PLANLANARAK EZİLMEYE ÇALIŞILAN HEKİMLERİMİZİ KURTARMAKTIR !!!
             Hedef; MEDYA ARACILIĞIYLA VE DENSİZ DEMEÇLERLE HALKA DÜŞMAN EDİLEN MESLEK SAYGINLIK VE ONURUMUZU AYAKLAR ALTINDAN ALMAKTIR !!!
             Hedef; PERFORMANS KAYGISIYLA, DÖNER YATAR MI YATMAZ MI PAPATYA FALLARIYLA, BORDROLARINI ÇEŞİTLİ MESLEK GURUPLARIYLA KARŞILAŞTIRMAKTAN YORULAN, EMEKLİ OLMAKTAN KORKAN SAYGIDEĞER MESLEKTAŞLARIMIZIN SORUNLARINA ÇARE OLMAKTIR !!!
             Hedef; ASİSTANLIKTA EMEKLİ OLACAK KADAR MESAİ YAPAN VE MECBURİ HİZMETLE MÜKAFATLANDIRILAN, ÜCRETLERİNDEN UTANAN ARKADAŞLARIMIZIN SORUNLARINA ORTAK VE ÇARE OLMAKTIR !!!
             Hedef;  ÖĞRETİM ÜYESİ Mİ DEĞİL Mİ ANLAYAMAYAN, KONGRELERE GİDECEK MADDİ OLANAKLARI BULAMAYAN, ARAŞTIRMA YAPAMAYAN, HER GEÇEN GÜN ANORMAL BİR HIZLA ARTAN ÖĞRENCİ SAYILARINA ÇARE BULAMAYAN SÖZDE AKADEMİSYENLERİMİZİN SORUNLARINI ÇÖZMEYE ÇALIŞMAKTIR !!!
                         VE HER ŞEYDEN ÖNEMLİSİ MUTLU VE SAĞLIKLI BİR HEKİM ORDUSUYLA ÇOK DEĞERLİ HALKIMIZA ARAMIZDA PARA İLİŞKİSİ VE KAYGISI OLMAKSIZIN SON DÖNEMLERİN MODA TERİMİYLE MÜŞTERİ DEĞİL ANA, BABA, KARDEŞ, EVLAT GÖZÜ VE YÜREĞİYLE EN ÜST DÜZEYDE HİZMET ETMEYİ SAĞLAMAYA KATKIDA BULUNMAKTIR !!!
 
Bu hedefler doğrultusunda yönetim kurulu ve diğer kurullar olarak hekim arkadaşlarımızla ve halkımızla iç içe olmak ve sorunlarını yerinde görerek ilgili kurumlara hızla taşımak ana yöntemimiz olacaktır. Şu ana kadar ki çalışmalarımızda aldığımız geri bildirimler ve farklı kurumlardaki gözlemlerimiz, kutsal hekimlik binasının türlü yöntemler ve hatalarla harabeye çevrildiğini göstermektedir. Yoğun idari işler yanında siyasetin getirdiği türlü zorluklar maalesef idareci arkadaşlarımızın işlerini oldukça zorlaştırmakta ve hekimlere ait sorunların zaman zaman gözden kaçmasına neden olmaktadır. Bu konuda kendilerine destek olacağımıza ve sorunları ivedilikle ileteceğimize ve çözümlerinin takipçisi olacağımıza söz veriyoruz.
Sayın medya mensubu arkadaşlarım; hekimlik onur ve haklarımıza ilişkin mücadelemizde Sizler bizim sesimiz, aynamız, elimiz kolumuz olacaksınız. Sizlere şimdiden bu uğurdaki emekleriniz için teşekkür ediyorum. Sorunlarımıza çözümcü yaklaşımlar sürecinde Sayın Milletvekillerine önemli işler düşmektedir, bizler de bu amaçla, en kısa zamanda “hekimsever vekiller lobisi” oluşturmak üzere harekete geçeceğiz, aynı konu iletişimin ve paylaşımın en büyük ve etkili silahı olan medya için de geçerlidir; “hekimsever medya topluluğu” oluşturmak ta hedeflerimiz arasındadır. Önümüzdeki süreçte aciliyetle üzerinde durulması gereken konuların başında kamu hastaneleri birlik yasası gelmektedir hızla bu konunun üzerine gideceğiz, ayrıca tıp fakültelerine alınan öğrenci sayısı ve popülist yaklaşımlarla tamamen politikaya alet edilerek kurulan yeni tıp fakültelerinin verilen yada verilecek eğitimin kalitesi yönünden değerlendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınmasına yönelik çalışmaların da ön planda olması gerektiğine inanmaktayız.
Bizler; yönetim kurulu ve diğer kurullardaki arkadaşlarımız, Kutsal mesleğimiz, Halkımız ve Saygıdeğer Meslektaşlarımız için dik bir duruşla, özgürce haklı mücadelemizi sergileyeceğimize söz veriyoruz. Siz Değerli Medya Mensubu Arkadaşlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Saygılarımla,
Dr. B. İlker Büyükyavuz        
                         
* Takiyye Değil Gerçek Demokrasi İstiyoruz 05.04.2010
Türkiye gündeminde bir süredir çok değişik isimler altında “Açılım” konuları tartışılmaktadır. Maalesef bu Açılım’lar pek çok antidemokratik uygulamaları içermesine rağmen “Her şey demokrasi adına yapılıyor” denilerek savunulmaktadır. Günlük pratikte bunlar doğru olmayıp aslında yapılan “Takiyye Demokrasi Açılımı” politikalarıdır.
Çalışanlara cop, biber gazı, haksız tutuklamalar, yasaklamalar içeren bu Demokratik Açılımlar eşkıyalara Habur Açılımı olarak sunulmaktadır. Bu sözde demokratik Açılımlarda çalışanlar için bağımsız örgütlenme hakkı, toplu görüşme ve grev hakkı yoktur. Yine bu Açılım’larda bağımsız meslek örgütlerine asla yer yoktur. Bu demokratik (!) yaklaşımlar; Türkiye genelinde olduğu gibi, Isparta genelinde de aynıdır. Örnek verecek olursak;
1- Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ 07.03.2010 tarihinde Samsun’da MÜSİAD toplantısında şöyle demiştir; “….. Bakın, 2 maddelik kanundur arkadaşlar …. Bir kanun yaparız, deriz ki Eczacılar Birliği, Tabipler Birliği, Diş Hekimleri Birliği’nin kanunları iptal edilmiştir. Hadi bakayım Danıştay karar alsın da göreyim bakayım….”
2- Isparta merkezde görev yapan Aile Hekimlerine Isparta Devlet Hastanesi Acil Servisinde nöbet yazılması üzerine konu hukuk büromuzca değerlendirilmiş ve haksız / kanunsuz bulunarak dava edilmiştir.
            Bu uygulamadan sonra 24.02.2010 tarihli Isparta Sağlık Müdürlüğü tarafından bu konu ile ilgili Oda Başkanlığımıza bir yazı gönderilmiştir. Yazının son bölümünden alıntı şu şekildedir;
“... Bu bağlamda hem Aile Hekimlerinin motivasyonunu kırıcı, hem kurum içindeki iç barışı zedeleyici hem de yasal olan bu uygulamayı, yasal değilmiş gibi sunarak ve kamuoyunu yanıltarak yapılan açıklamalardan uzak durulması konusunda Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı ve temsilen Oda Başkanı Metin Aydın’ın daha hassas davranmasını bekliyoruz.”
            Anayasayı demokratikleştireceğini söyleyen siyasi iktidarın aslında demokrasiyi içine sindiremediği, yargının yanında, demokratik kitle meslek örgütlerini bile önünde engel olarak gördüğü Sağlık Bakanı’nın bu konuşmasıyla bir kez daha anlaşılmaktadır. Sağlık Bakanı’nın demokrasi (!) anlayışını ve kendi alanındaki meslek temsilcilerine yönelik söylemini kınıyoruz.
            Siyasi iktidarın demokratikleşme (!) söylemleriyle gündeme getirdiği Anayasal ve yasal değişikliklerin ardındaki anlayışını yurttaşlarımızın değerlendirmesine sunuyoruz.
 
 
                                                                                      Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Sağlık Haftası Sağlıkta Dönüşümle Sancılı 16.03.2010
2000’ li yıllardan itibaren Türkiye’de uygulanmaya başlanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın 4 ana bileşeni vardır.
1- Aile Hekimliği
2- Genel Sağlık Sigortası
3- Tam Gün Yasası
4- Kamu Hastaneleri Birlik Yasası
Bu 4 ana bileşene hasta ve hekimler açısından bakacak olursak;
 
Şu anda Türkiye’de içinde Isparta ve Burdur ilinin de olduğu 40 ilde Aile Hekimliği pilot uygulaması yapılmaktadır. Aile Hekimliği ile hekimler sözleşmeli çalışmaya başlamış, ekip anlayışı terkedilmiş, koruyucu sağlık hizmetleri dışlanıp tedavi edici sağlık hizmetleri ön plana çıkarılmıştır. Aile Hekimliği Kanunu’nda 1. Basamak sağlık hizmetleri ücretsizdir denilmesine rağmen bugün itibari ile hastalar muayene olmak için 2 TL ödemek durumundadır.
Gelinen nokta 1. Basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesidir.
 
GSS ilk çıktığında sağlık primi ödeme gücü olandan prim alınacak, olmayanın primini devlet karşılayacak, muayene olmak için sadece T.C. nüfus kağıdı yetecek denilmişti. Ayrıca isteyen hasta istediği hastanede muayene olabilecek, ilave ücret ödemeyecek denilmişti. GSS’nin kabul edilişinin üzerinden 1 yıla yakın süre geçmiştir. Bugün hastalar muayene olabilmek için 1. Basamakta 2 TL, 2. ve 3. Basamakta 8 TL, özel hastanelerde 15 TL, muayene ücreti ödemek, özel hastanelerde ayrıca % 70 ilave ücret ödemek zorundadır. Bugün itibari ile % 14’e ulaşan Türkiye işsizlik oranı ile bu vatandaşlarımızın sağlığı ise Allah’a havale edilmiştir.
GSS ile özel hastaneler A-B-C-D-E diye sınıflara ayrılmış hastalar parasının yettiği yere kadarki hastanelere gidebilmektedir.
 
Tam Gün Yasası tartışılırken hekimlerin 17 - 14 bin TL arası para alacağı söylenmişti. 30 Ocak 2010 tarihinde Tam Gün Yasası kabul edildi. 15 Mart 2010 tarihi itibari ile 1/4 derecesindeki 21 yıllık uzman hekim 1.699 TL maaş alıyor.
Tam Gün Yasası ile hekimler daha fazla para kazanabilmek için hastaların hastalıklarını kötü amaçla kullanmak durumlarına zorlanmaktadır.
 

Şu anda TBMM’ye sunulan Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ile kamu hastaneleri özerk hastane birliklerine devredilmektedir. Bu birliklere hastanelerin kảrlı olmadığını düşündükleri bölümlerini kapatma, daha fazla kảr etmek için de bazı bölümleri satma ve kiralama yetkisi verilmektedir. Bu sistemde tüm sağlık çalışanları sözleşmeli yani 4/C’ li olacaktır. Yine bu yasa ile bu hastaneler de A-B-C-D-E diye sınıflara ayrılacak, hastalar parasının yettiği yere kadarki hastanelere ancak gidebilecektir. Sağlıkta Dönüşüm bugün itibari ile geldiği noktada hastalar için “paran kadar sağlık” çalışanlar için ise “Sağlıkta Taşeronlaşma” yani “4/C’ li çalışma” noktasına gelmiştir.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm sağlık hizmetlerinin kamusal ağırlıkla verilmesini, herkesin eşit-ücretsiz-ulaşılabilir-nitelikli sağlık hizmeti almasını; Tüm sağlık çalışanlarının da bu sağlık ortamlarında iş-gelir-mesleki güvence altında çalışmalarını savunuyor ve talep ediyoruz.         
 
 
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Sadece Kanuni Uygulama İstiyoruz. 03.02.2010
Tabip odamız tarafından 01.02.2010. tarihinde Isparta il merkezinde görev yapan 60 Aile Hekiminin “5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu”na aykırı şekilde Isparta Devlet Hastanesi Acil Servisinde nöbet tutma ve çalıştırılma şeklinde “ek görevlendirilme” yapıldığı bu uygulamanın mevcut kanunlara uygun olmadığı ve durdurulması gerektiğini içeren basın açıklaması yapılmış idi.
            03.02.2010 tarihli Isparta yerel basınında Isparta İl Sağlık Müdürü Dr. Süleyman ÖNAL tarafından Aile Hekimlerinin ek görevlendirilmesi konusu dışında, Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyeleri ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Metin AYDIN hakkında uygun olmayan, gerçeği yansıtmayan, toplum karşısında hedef gösterilen tarzda açıklamalar yapılmasını üzüntü ile öğrenmiş bulunuyoruz.
            Konumu itibari ile kanunları herkese eşit ve tarafsız uygulamakla yükümlü kişiler tarafından doğru olmayan bu açıklamaların yapılması üzüntümüzü daha da arttırmış olup bu konuda kanuni haklarımız konusunda gerekli mercilere müracaatlar yapılacaktır.
            Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu olarak gerçekleri Isparta kamuoyu ile paylaşır, takdirlerine sunarız.
            1- Isparta-Burdur Tabip Odası 6023 Sayılı Kanunla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki meslek odasıdır. Görevleri arasında hekimlerin haklarını, halkın sağlık haklarını, Türkiye’nin değerlerini-kazanımlarını-kurumlarını savunmak vardır. Yönetimimiz Isparta sağlık çalışanları ve halkına hizmet etmeye kanunlar ve ilgili merciler izin verdiği ölçüde yapmaya çalışmakta, bu konuda gerekli hassasiyet ve kararlılığını sürdürmektedir.
            2- Tabip Odaları öncelikle üyelerine, sonra halka karşı yükümlü ve sorumlu olup, görevlerini bu doğrultuda yapar. Oda yönetimimiz de bu doğrultuda görev yapmaktadır.
            3- Oda Yönetim Kurulu Başkanımıza Haziran 2009 tarihinde Yalvaç Devlet Hastanesi’ne haksız görevlendirme işlemi yapılmış olup, bu haksızlık müracaatlarımız sonucu T.C. Isparta İdare Mahkemesinin 29.07.2009 tarihli kararı ile haklı bulunmuş geçici görevlendirme durdurulmuştur.
            4- Yönetim Kurulu Başkanımız Dr. Metin AYDIN’ ın bu rotasyon uygulaması sırasında başka yere gitti denilen yer T.T.B. Kanunu’na göre katılmakla zorunlu olduğu 26-27 Haziran 2009 tarihlerinde Ankara’da yapılan TTB 58. Büyük Kongresi’dir. Resmi müracaata rağmen Yalvaç Devlet Hastanesi Başhekimliği bu katılımı engellemek istemiş, kanuni haklarımız sorulunca izin vermek zorunda kalınmıştır.
            5- Dr. Metin AYDIN Nöroloji uzmanıdır. Yalvaç rotasyon görevi sırasında bir hastada felç başlangıç bulgusu saptadığı, Beyin Damar Tıkanıklığı düşündüğü, bu hastalık tanısı için Bilgisayarlı Tomografiye gerek olduğu, Bilgisayarlı Tomografi cihazı Yalvaç’ta olmadığı, hastanın kendi özel araç ve ilgileneni olmadığı ve hastanın hayati tehlike taşıması nedeni ile tetkik ve tedavisi için bu hastayı ambulansla Isparta’ya sevk etmiştir. Devleti zarara uğrattı denilen olay bundan ibarettir. Ayrıca Dr. Metin AYDIN bu ambulansı kendi özel çıkarı, işleri (!) için kullanmamış bu araçta kaza yapmamış sadece hastanın sağlık hakkı için kullanma iradesi göstermiştir.
            Olaya el atarak hastanın ambulansla ileri merkeze sevkini engellediği söylenen, hastayı hayati tehlikeye atarak sağlık hakkını engellemesi üstün başarı olarak gösterilen başhekim ise ortopedi uzmanıdır. Dr. Metin AYDIN Nöroloji uzmanıdır. Hasta da nörolojik şikayeti olan hastadır.
            6- Hastayı ambulansla ileri bir merkeze sevk ederek devleti zarara uğrattığı iddia edilen Dr. Metin AYDIN hakkında niye ilgili mercilerce araştırma veya soruşturma yapılmamıştır? Şimdi Biz Soruyoruz. Şu an tespit edip bu konuda gerekli araştırma yapmamak, göz yummak kanuni midir? Görev ihlali midir? Yoksa suç mudur?
            Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu olarak tüm ilgilileri kurumlara saygıya ve kanunlara uygun hareket etmeye davet ediyoruz, takdirleri Isparta kamuoyuna bırakıyoruz.
 
 
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
Yönetim Kurulu
 
                      
* 60 Aile Hekimine Ek Görevlendirme 01.02.2010
Isparta ilinde 3 yılı aşkın süredir Aile Hekimliği uygulanmasına rağmen hem hastalar hem Aile Hekimleri hem de Aile Hekimliği sisteminin kurumsallaşması açısından sürecin tamamlanmadığını, aksine her geçen gün sıkıntıların giderek tüm kesimler için arttığına şahit olmaktayız.
            Öncelikle kırsal bölgelerde daha fazla olmak üzere 1. Basamak sağlık hizmeti veren kurum sayısı azaltıldığı için hastaların en temel sağlık hizmetlerini bile alması engellendi, hastalar mağdur edildi. Azaltılan 1. Basamak sağlık kurumu, hekim, yardımcı sağlık çalışanı, hemşire ve ebe sayısı nedeni ile normalde Aile Hekimliği sisteminin olmazsa olmazı olan sağlık kurumları arası sevk zinciri sistemi uygulanamadı.
            En son olarak da yasada ücretsiz olacağı belirtilmesine rağmen 1. Basamak Aile Hekimliği hizmetleri de SGK kararları ile ücretli hale getirildi. Hastalardan 2 TL alınmaya başlandı.
            Sağlık ocağı sisteminde 1. Basamak sağlık hizmetleri bir ekip halinde verilirken, Aile Hekimliğinde sağlık hizmetleri bir hekim ve bir yardımcı sağlık elemanı ile verilir hale getirildi. 1. Basamak sağlık hizmeti veren sağlık çalışan sayısı azaltıldığı ve bu nedenle bazı hizmet kusurları ortaya çıkabildiği için Aile Hekimleri sürekli soruşturma geçirmekten kurtulamaz hale geldi. Ocak 2010 tarihinde 4 Aile Hekiminin sözleşmesi fesih oldu.
                Aile Hekimlerine görev tanımlamaları dışında her geçen gün giderek artan sayıda ek iş yükleri verilmek bir yana, son zamanlarda 1. Basamaktaki asli görevlerinin aksamasına sebep veren diğer sağlık kurumlarında ek görevlendirmeler yapılması hem hastalar hem de hekimler açısından büyük sıkıntı yaratmaya başlamıştır.
            Son olarak 01.02.2010 tarihinden itibaren Isparta il merkezinde çalışan 60 Aile Hekimine sıra ile Isparta Devlet Hastanesi acil servisinde 24 saat süreli çalışma ve nöbet tutma şeklinde ek hizmet görevlendirmeleri yapılmıştır.
            Aile Hekimlerinin görevleri, çalışma ortamları, verdikleri hizmetin içeriği ve niteliği “5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu” ile tarif edilmiştir. Bu kanuna göre bir Aile Hekiminin ancak yangın-deprem-sel felaketi gibi olağanüstü durum ve hallerde ek görevlerde çalıştırılabileceği belirtilmiştir.
            Isparta ve çevre illerde şu an itibari ile olağanüstü haller tanımına uyan herhangi bir durum söz konusu değildir. Ayrıca Isparta Devlet Hastanesinin elinde şu an için acil servis hizmetlerinin yeterli ve tam verilmesini sağlayacak sayıda pratisyen hekim kadrosu mevcuttur.
            Aile Hekimlerinin kanuni güvenceleri ve Isparta Devlet Hastanesinin pratisyen hekim kadro gerçekliği ortada iken Isparta il merkezinde çalışan 60 Aile Hekimine yapılan geçici görevlendirmeleri anlamak mümkün değildir.
            Isparta-Burdur Tabip Odası olarak Aile Hekimlerine Isparta Devlet Hastanesi acil servisinde yapılan ek görevlendirmelerin derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Aksi durum Aile Hekimlerinin kazanılmış kanuni haklarının ihlaline, hizmet verdikleri halk kesiminin ciddi sağlık hizmet kaybı yaşamasına sebep olacaktır.
            Yine Isparta-Burdur Tabip Odası olarak yetkilileri hasta ve hekimler açısından telafisi mümkün olmayan mağduriyetler yaşanmadan gerçekleri görmeye ve göreve davet ediyoruz.  
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı. 
 
* Isparta Kızılay Kan Merkezi 22.01.2010
Isparta’ da yaşayan halkımızın acil durumlarda kan ve kan ürünlerini karşılamak üzere kurulan ve görev yapan Isparta Kızılay Kan Merkezi’nin kapatılarak halkımıza hizmet sunumundan çekilmesini hayret ve büyük üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.
 
15.01.2010 tarihinden itibaren Isparta halkı ve sağlık kuruluşları kan ihtiyaçlarını Antalya Kızılay Bölge Müdürlüğünden karşılamaya başlamıştır. Üstelik bu ihtiyaçların her gün değil haftanın sadece Pazartesi, Çarşamba ve Cuma günleri ve ihtiyaç durumunda ancak üç gün önceden bildirilirse            Antalya’ dan karşılanabileceği şart koşulmuştur.
 
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak biz yetkililere soruyoruz?
1-            Isparta halkının kan ihtiyacı yok mudur? Varsa Antalya iline göre ikinci planda tutulması niçindir.
2-            Bu uygulamaya hangi gerekçe ile geçilmiştir. Bu uygulamaya hangi sağlık hizmetlerinde hangi gerekçe ile ihtiyaç duyulmuştur.
3-            Hangi doktor hastasının kan ihtiyacı olacağını, hangi yetkili Isparta ilinde sel, deprem, kaza, felaket olacağını 3 gün önceden bilip, gerekli kan ihtiyaçlarını 3 gün önceden tedarik edebilecek bilgi ve öngörüye sahiptir.
 
Her yönü ile Isparta halkı ve sağlık çalışanlarına ciddi sıkıntı ve sağlık problemleri yaratacak bu uygulamadan derhal vazgeçilmeli, halkın sağlık hizmetlerine ulaşması konusunda önüne çıkarılan engellere derhal son vermelidir.


Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Bu Tam Gün Yasası Tam Değil 19.01.2010

            Tam Gün Yasa Tasarısı TBMM’ de bugün görüşülüyor. Bu tasarı basit bir “çalışma alanı” düzenlemesi olmayıp sağlık alanında “hekim iş gücü piyasası düzenleme” yasasıdır. Hekimlerin, hemşirelerin, teknisyenlerin, eczacıların, diş hekimlerinin temsilcileri olarak biz hepimiz buradayız. Bizler bu yasanın hükümetin, Sağlık Bakanlığı’nın kamuoyuna söylediklerinin doğru olmadığını, gerçeği yansıtmadığını, aldatmaca olduğunu biliyoruz.
             Tasarı ile ilgili olarak gerçek dışı beyanların en başında kamuoyunu yanıltmak ve hekimleri hedef tahtası haline getirmek için sürekli olarak hekimlerin ücretlerine ve şu anda ancak %5 hekimin yaptığı muayenehane hizmetlerine yönelik yapılan gerçek dışı açıklamalar gelmektedir.
            Biliyoruz ki Global Bütçeye geçildiğinde, Kamu Hastane Birlikleri kurularak maaşlarında döner sermayeden ödeneceği koşullarda şu andaki ücretleri almak bile hayal olacaktır. Çünkü Kamu Hastane İşletmesi kurulduğunda devletin maaş ödemesi kalkacak elde edilen gelir ölçüsünde para ödenecektir.
            Biz hekim ve tüm sağlık çalışanları olarak
            Özlük haklarımız, iş güvencemiz, meslek onurumuz, hepimizin sağlık hakkı için “Herkese sağlık, güvenli gelecek” için buradayız.
            Bu tasarı;
-          Sağlık çalışanların ücretlerinde kalıcı ve emekliliğe yansıyan bir düzenleme içermemektedir.
Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak:
Hiçbir ek ücret artışı sağlamadan! Zaten almakta olduğumuz performans ücretinin 549 TL’sini 1450 TL maaş alan Pratisyen Hekime, 1008 TL’sini 1625 TL maaş alan Uzman Hekime yeniden veren, Pratisyen Hekimin 1200TL emekli maaşına 19 TL, Uzman Hekimin 1450 TL olan emekli maaşına 36 TL zam yapacak, “Tam Gün Yasa Tasarısını” “Hekimlerin ücretlerini arttırıyoruz” şeklinde savunmasında gösterdiği üstün başarıdan dolayı meslektaşımız Sayın Sağlık Bakanımız Prof . Dr. Recep AKDAĞ’ ı kutluyoruz.
- Bu tasarı halkı / hastaları hekimlere, sağlık çalışanlarına karşı kışkırtmaktadır.
- Bu tasarıyla hekim ücretleriyle ilgili kamuoyuna yansıtılan rakamlar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır.
- Sağlık Bakanlığı’nın söylediği ücretleri bir hekimin alabilmesi için 7 gün 24 saat çalışması ya da günde en az 400 hastaya bakması gerekir.
Şimdi biz soruyoruz? Bu kadar uzun çalışma sürelerinde ve fazla hasta bakma zorunluluğunda Sayın Sağlık Bakanımız siz bir hekimin 100.cü hastası, Sayın Başbakanımız siz 200.cü hastası olarak acaba muayene olmak ister misiniz?
            Sizin istemekte zorlanacağınız bir şeyi nasıl bir hastaya yapmamızı bizden isteyebiliyorsunuz ve buna reform diyebiliyorsunuz?
- Bu tasarı hekimleri daha fazla muayene, daha fazla tetkik, daha fazla ameliyat yapmaya yönlendirmektedir.
- Üniversitelerde ve eğitim hastanelerinde eğitimin kalitesini daha da düşürmektedir.
- Getirdiği “Mesleki Sorumluluk Sigortası” ile yerli / yabancı özel sigorta şirketlerine yeni bir kazanç kapısı açmaktadır. 
- Radyasyonla çalışan sağlık çalışanların haftalık mesai süresini 25 saatten 35 saate çıkarmaktadır.
- Bu tasarı 30 yıl çalışmış ve emekli olmuş bir uzman hekimin 1400 TL olan emekli maaşına 1 kuruş artış getirmemektedir.
- Bu tasarı 4/a, 4/b, 4/c, 4924 sözleşmeli, taşeron ve benzeri statülerdeki sağlık çalışanlarına iş ve ücret güvencesi getirmemektedir.
Bu tasarı hekimlerin dışındaki sağlık çalışanların ücretlerinde bir artış yapmamaktadır.
 Kısacası: Bu tasarı ne sağlık çalışanları, ne de hastalar için hiçbir olumlu düzenleme içermemektedir. Gerçekte bu tasarı Tekel işçilerine dayatılan 4/c yi sağlık alanına da dayatma tasarısıdır. Bu tasarı özellikle en başta hekimler olmak üzere bütün sağlık çalışanlarına “çok hasta bak”, “ çok ameliyat yap”, “işletmene çok para kazandır”, “kazandığın paradan payına düşeni belki alabilirsin” diyen bir tasarıdır.
Üstelik tüm sağlık örgütleri olarak  bizler biliyoruz ki;
- Tam Gün Tasarısını da içeren Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın temel hedefi sağlığın ticarileştirilmesi / özelleştirilmesidir.
- Sağlık hizmetleri son 7 yılda daha önce hiç olmadığı kadar ticarileşmiş, özelleşmiştir.
- SGK’ nın fonlarıyla büyüyen özel hastane zincirleri daha şimdiden yabancı tekellere satılmaya başlanmıştır.
- Vatandaşlar sağlık hizmetlerine ulaşabilmek için her geçen gün daha fazla para ödemek zorunda bırakılmıştır.
- Devlet hastanelerinin özelleştirilmesini hedefleyen Kamu Hastane Birlik Yasası da mecliste beklemektedir.
- Özel hastaneler yıldızlaştırılmış, vatandaş bizzat devlet tarafından ödeme güçlerine göre sınıflandırılmıştır.
- Bu gün gelinen sonuç itibari ile Sağlık Bakanlığı iş güvenceli istihdam yerine, yüz binin üzerindeki taşeron çalışan istihdamıyla “Taşeron Bakanlığı’na” dönüşmüş durumdadır.
Bizler mevcut “Tam Gün Taslağı’na” başından itibaren karşı çıktık, karşı çıkmakla yetinmedik, kendi talep ve önerilerimizi yetkililere defalarca ilettik.
            Soruyoruz
            Bu yasayı destekleyen, sağlık çalışanlarını temsil eden bir sağlık örgütü var mıdır? Sağlık Bakanlığı sağlık çalışanların sesine kulak vermek yerine kendi programını okumaya devam etti, halen devam etmektedir.
            Tekrarlıyoruz
            Bu Tam Gün Yasası’nın “Tam” olabilmesi, vatandaşın 1. Basamaktan üniversite hastanesine kadar hiçbir katkı payı ödemeden sağlık hizmeti alabilmesi, ilaç ve diğer sağlık harcamaların tamamının devlet tarafından karşılanması halinde mümkün olacaktır. Tam Gün Yasası, tıp fakültelerinin temel işlevi olan eğitim ve araştırmayı özendirici olduğunda, hekimlere ve diğer sağlık personeline “performans puanı karşılığı” ek ödeme yerine emeklerini karşılayacak düzeyde, emekliliğe yansıyan bir temel ücretin verilmesini sağladığında “Tam” olacaktır. Bu tasarı tüm sağlık çalışanlarına “kadrolu ve iş güvenceli çalışma” sağladığında “Tam” olacaktır.
            Biz tüm sağlık örgütleri olarak
- Halkımızın sağlığına zararı olacak bu yasa tasarısının geri çekilmesini
- Hekimlerden taşeron işçilere, kamu özel ayrımı olmaksızın bütün sağlık çalışanlarının, iş güvencesi başta olmak üzere, özlük haklarının kalıcı bir şekilde düzeltilmesini
- Hekimlerin ve sağlık çalışanların, iyi ve nitelikli hizmet üretecekleri, işsizlik kaygısı duymayacakları ve emekliliklerinde geçinebilecekleri düzenlemelerin acilen yapılmasını talep ettik, etmeye de devam edeceğiz.
Şimdi artık sözün bittiği yerdeyiz….
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı 
                
* Söz; Yarısı Sizin Yarısı Bizim Olsun… 13.01.2010

             Tüm sağlık çalışanlarını yakından ilgilendiren Tam Gün Yasası’nın bu hafta içinde TBMM’ de görüşüleceği hükümet tarafından dile getirildi. Biz TTB ve tüm Tabip Odaları olarak yıllardır “Tam Gün Yasası”nı savunduğumuzu fakat şu anda TBMM’ ne sunulan “Tam Gün Yasası”nın bizim savunduğumuz “Tam Gün Yasası” ile isim benzerliği dışında en ufak ortak noktasının olmadığını hep söyledik, halen söylemekteyiz. Maalesef hükümet bazı icraatlarını topluma kabul ettirebilmek adına bu ve benzeri yöndeki uygulamalarını normal çalışma şekli haline getirmeyi alışkanlık edinmiş görülmektedir. Bizler bu yasa içeriğinin, hekimlerin ücret ve çalışma koşullarına getireceği iddia edilen iyileştirme ve değişikliklerin gerçeği yansıtmadığını sürekli şekilde dile getirmemize rağmen, yasanın TBMM’ ye getirildiği bu günlerde halkı yanlış bilgilendiren açıklamaların hala ısrarla devam etmesinden üzüntü duymaktayız.
En son TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cevdet ERDÖL “Tam Gün Yasası” kabul edilirse “Hekimlerin aylık ücreti 17 bin TL olacak” şeklinde gerçeği yansıtmayan, olması mümkün olmayan bir açıklamada bulunmuştur.
Sayın Erdöl’ün açıkladığı bu rakamı bir hekimin alması için 160 saatlik normal çalışma süresi üstüne ekstra aylık 250 saat daha çalışması, yurtiçi ve yurtdışı bilimsel yayın, araştırma yapması, tüm bu çalışmalar sonrası ürettiği hizmetin karşılığını SGK’ dan zamanında ve tam alabilirse, hekim bu kadar yoğun çalışma sonrası hala yaşıyorsa belki alabilir. Bir hekimin söylenen rakamı alabilmesi için 30 günden oluşan 1 ay içinde “51 iş günü” çalışması gerekiyor.
Halkın yanlış bilgilendirilmesi maalesef alınacağı iddia edilen ücretlerle sınırlı değil. Tam Gün Yasası’nın gerekçeleri içinde hekimlerin bir günlük mesai saati içinde çok yoruldukları, dikkatlerinin dağılmaması, daha verimli olmaları için mesai saati sonrası çalıştıkları muayenehanelerde çalışma haklarının hekimlerin iyiliği için ortadan kaldırıldığı söylenirken, diğer taraftan hekimlerin daha fazla ücret kazanabilmesi için günlük mesai saati sonrası hastanelerde veya başka sağlık kurumlarında çalışma hakkının getirildiği söylenmektedir. Bu kadar çelişkili söylemler aynı anda kullanılırken aslında denilen “Sen hekim olarak bana, benim verdiğim ücretlerle, benim istediğim sürede ancak çalışabilirsin; kendi adına çalışamaz ve tercih hakkı kullanamazsın” denilmekte.
Nöbet ücretlerinde büyük iyileştirme getiriyoruz denilirken 3 TL’lik saatlik nöbet ücreti 5 TL’ ye yükseltilmektedir. Bu ücret günlük mesai saati ücretin üçte biri (1/3) dir. Normalde her kesimde ve meslekte mesai sonrası çalışmalar daha fazla ücretlendirilirken hekimlere iyileştirme adına 1/3 daha az ek mesai saatlik ücreti verilmektedir.
Emekli olan hekimlere 1 kuruş iyileştirme sunmayan ve onları yok sayan “Tam Gün Yasası” mevcudun üzerine 30 yıl daha çalışabilen bir hekime emekli maaşında 1000 TL iyileştirme sunacağını büyük müjde olarak sıkılmadan söyleyebilmektedir. Bir hekim 30 yıl mevcut sağlık ortamlarında çalışabilirse şu anda aldığı 1300 TL’lik emekli maaşı 2300 TL olabilecek. Oysa şu anda halihazırda bir hekimden daha az eğitim gören bir hakim, savcı, asker 3000 - 4500 TL arası emekli maaşı almaktadır.
Bu yasa ile hekimlere çalıştıkları ortamlarda karşılaşacakları sağlık hatalarına karşı “zorunlu sağlık sigortası” uygulaması getirilmektedir. Bu sigorta parasının yarısını hekim bizzat kendisi verecektir. Hiçbir meslek grubu çalışanı şu anda Türkiye’de ister özel ister kamuda olsun çalıştığı kurumda iş ortamındaki mesleki hatalar için kendi parası ile kendini sigortalatmamaktadır.
 Ne acıdır ki bu uygulama hükümet tarafından hekimlere verilen müjdeli bir hakmış gibi söylenebilmektedir. Bizim hekimler ve Tabip Odaları olarak bu “ Tam Gün Yasası”nın eksik yanlarını, hatalarını bir bir söylemekle bitirmemiz mümkün değildir. Çünkü bu yasanın tamamı gerçek dışı ve sanaldır.
Biz Isparta-Burdur Tabip Odası hekimleri olarak hükümetten tek bir isteğimiz var. “Tam Gün Yasası” ile alacağımız iddia edilen 17 bin TL. ücretleri biz kabul etmiyoruz ve istemiyoruz. Eğer hükümet samimi ise sözünde durur ve bu rakamı sabit güvenceli ve emekliliğe yansıyacak şekilde verirse hekim sözü olarak bu paranın yarısını bizler almayıp, hükümetin istediği herhangi bir kuruma bağış olarak vermeye yemin ediyoruz. Ve yine söz veriyoruz Yasanın diğer hiçbir maddesine itiraz etmeyip hepsini kabul edeceğiz.       
 
 Uz. Dr. Metin AYDIN                                                                                         
 Tabip Odası Başkanı
* Sözleşmeli Çalışma Zor Zanaat 05.01.2010
2003 yılından itibaren Türkiye’de Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı bir ulusal sağlık politikası olmayıp, Türkiye’de Dünya Ticaret Örgütü’nün direktifleri doğrultusunda uygulanan bir projedir. Amaç sağlık hizmetlerini tamamen özelleştirmek, hastaneleri işletme, hastaları müşteri haline getirmek, herkesin parası ölçüsünde sağlık hizmetlerinden faydalandığı sağlık sistemini oluşturmaktır. Kışkırtılan özel sağlık ortamında ilaç-tıbbi cihaz ve teknoloji aracılığı ile ülkemizin kaynakları yabancı ülkelere transfer edilmekte veya tamamen yabancı sermaye gruplarına satılmaktadır.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile 1. Basamak sağlık hizmetlerinde sağlık ocağı sistemi yerine Aile Hekimliği uygulamasına geçilmekte olup, bu işlem 1. Basamak sağlık hizmetlerinin özelleştirilmiş şeklidir.
            Aile Hekimliğinde en son SUT ile hastalardan 2 TL muayene ücreti alınmaya başlanmış olup, bu normalde Aile Hekimliği pilot uygulaması kanununa göre suçtur. Çünkü Aile Hekimliği pilot uygulama kanunu 1. Basamak sağlık hizmetlerinin tamamen ücretsiz olduğunu hükmeder. Aile Hekimliğinde çalışan hekim ve yardımcı sağlık personelleri bu kanuna göre sözleşmeli çalıştırılmaktadır. Sistem sağlık çalışanlarını bu uygulama içinde iş güvencesiz (sözleşmeli) ve örgütsüz çalışmasını istemektedir. Sözleşmeli çalışan sağlık çalışanların geleceği yerel mülki ve idari yöneticilerin iki dudağı arasındadır. Bu sağlık hizmeti ortamlarında ne özgür hekimlik yapılabilir ne de toplumsal çıkarlar gözetilebilir, sahiplenilebilinir. Maalesef bu sağlık ortamlarında hekim ve diğer sağlık personellerinin kıyımı çok kolay olabilmektedir.
Bu özelleştirilen 1. Basamak Aile Hekimliği uygulamalarından Isparta’da çalışan Aile Hekimleri ve diğer sağlık çalışanları her geçen gün giderek artan oranlarda daha fazla etkilenir hale gelmektedir. Her gün şu ya da bu sebeple istenen savunma, soruşturma, sözleşme iptali gözdağı altında Aile Hekimleri hizmet vermektedir.
02.01.2010 tarihinde Aile Hekimleri ile yapılan yeni sözleşme imzalanması uygulamasında bugün itibari ile süreç gözdağı aşamasını geçmiş 4 Aile Hekimi ile yeniden sözleşme imzalanmamış, bu hekimler mağdur edilmişlerdir.
Şimdi biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak Sağlık Müdürlüğü’nün bu uygulama hakkında topluma açıklama ve şu sorulara cevap vermesini bekliyoruz.
1- Bu Aile Hekimlerinin sözleşmeleri ne gerekçe ile iptal edilmiştir? Bu kişiler hekim olma özelliklerini kaybetmişler midir?
2- Bu Aile Hekimleri bu aşamadan sonra hekimlik yapacaklarmı, yapacaklarsa hangi koşul ve statülerde nerede çalışacaklardır? Özlük hakları ne idi, ne oldu ve gelecekte ne olacaktır?
3- Bir hekimin Aile Hekimi olabilmesi için aynı eğitimi görmüş diğer hekim arkadaşından ne gibi farklı özellikleri olması gerekiyor?
4- Sözleşme iptali işleminden ne kadar hemşire, ebe, sağlık memuru etkilenmiştir? Bunların gelecekleri ne olacaktır?
5- Sözleşme iptal işlemleri bundan sonra da devam edecek mi? Sözleşmelerin iptal edilmemesi için sağlık çalışanları ne tür kriterlere sahip olmalıdır?
            Geçtiğimiz günlerde bazı Isparta yerel basın yayınlarında Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu’ndan bir hekim arkadaşımızın Aile Hekimliğine geçmesi haber konusu olmuştur. Bu haberde Isparta-Burdur Tabip Odası’nın Aile Hekimliği uygulamasını sürekli eleştirirken, nasıl olur da bir hekimin bu sistemde çalışmaya başlayabildiği sorulmakta ve bu uygulama Aile Hekimliğinin bir başarısı olarak gösterilmekte idi.
            Tıp fakültesinden mezun olan herhangi bir hekim, hekimlik yapabilmek için mecburen yaşadığı ülkede uygulanan sağlık sisteminde çalışmak zorundadır. Tercih hakkı yoktur çünkü mezun olunca kendisine diploması verilmez, yaşamak ve çalışmak için zorunlu hizmet yapması şarttır. Türkiye’de hekim olarak çalışabilmek için bu mecburi hizmetin pratisyen, uzman, yan dal uzmanı iken ayrı ayrı yapılması gerekir.
            Yine bir hekim yaşadığı ülkede sağlık sistemi tamamen ters düz edilse bile ortaya çıkan tabloda çalışmak zorundadır. Çünkü yaşamak için hekimlik yapmaktan başka şansı yoktur.
            Hele hele hekim olmasına rağmen kendisine hekimlik yapma hakkı verilmiyorsa, aynı eğitimi aldığı hekim arkadaşının 1/3’ü ücretle çalışmaya mahkum ediliyorsa, sürekli geçici görev, rotasyona tabi tutuluyorsa, üstüne üstlük sürekli baskı ve tehdit görüyorsa, hekimlik yapacak başka sağlık ortamı yoksa, Aile Hekimliğine geçmesi kadar doğal bir işlem olamaz. Burada doğal olmayan ise bir hekimin ve meslek örgütünün yanlış olarak gördüğü herhangi bir sistemi, işlevi görmezlikten gelip sisteme ve kişilere biat etmesi, susması, içine sindiriyormuş gibi görünmesidir.
            Biz Türk hekimleri olarak Türk halkına her ortamda her sağlık sisteminde hizmet etmekten kaçmayız ve utanmayız. Aksine yaptığımız işten, hizmet sunduğumuz kesimden her zaman gurur duyarız. Burada utanılacak bir olay varsa o da Türk halkının günümüz Türkiye gerçekliğinde sağlık hizmeti almak, tüm sağlık çalışanlarının da sağlık hizmeti vermek için mahkum bırakıldığı koşullardır.
            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası ve TTB olarak yıllardır Aile Hekimliği sistemini savunduk halả savunduklarımızın arkasındayız. Fakat şu anda Türkiye’ de uygulanmakta olan Aile Hekimliği ile bizlerin savunageldiği Aile Hekimliği arasında isim benzerliği dışında ortak bir nokta yoktur.
            Bizlerin savunduğu Aile Hekimliği ile şu anda uygulanan Aile Hekimliği sistemini karşılaştıracak olursak;
1- Bize göre bir Aile Hekimi 1500-2000 kişilik nüfustan sorumlu olmalı. Şu anda 4000 kişiden sorumlu.
2- Biz bölge tabanlı Aile Hekimliğini savunuyoruz. Şu anda nüfus tabanlı hekimlik yapılmakta ve ailedeki her bireyin farklı farklı Aile Hekimi olabilmektedir. O nedenle şu anda uygulanan gerçek Aile Hekimliği değil, “Kişiye Yönelik (muayenehanecilik) Hekimlik” uygulamasıdır
3-  Biz topluma yönelik topyekün koruyucu hekimliği savunuyoruz. Şu anda ise bireysel, kişiye yönelik, kişi ancak başvurursa koruyucu hekimlik hizmeti verilmektedir.
4-  Bizim savunduğumuz Aile Hekimliğinde hekim ücretini genel bütçeden almaktadır. Şu anda ise sözleşme yaptığı SGK’dan alacak.
5- Bizim savunduğumuz Aile Hekimliği hemşire, ebe, sağlık memuru, şoför, hademe vs.’ den oluşan bir ekip hizmetidir. Şu anda ise sadece bir sağlık çalışanı ile hizmet verilmektedir.
6- Bizim savunduğumuz Aile Hekimliği’nde koruyucu sağlık hizmetleri ön planda verilmektedir. Şu anda ise tedavi edici sağlık hizmetleri ön plandadır.
7- Bizim savunduğumuz Aile Hekimliğinde sevk zinciri uygulaması vardır. Şu anda ise yoktur veya bu yapılanma ile uygulanamamaktadır.
8- Bizim savunduğumuz Aile Hekimliğinde Toplum Sağlığı Merkezleri ve işyeri hekimliği ile eşgüdüm içinde çalışmaktadır. Şu anda ise farklı kurumlar olarak hizmet vermekte ve eşgüdüm yoktur.
9- Bizim savunduğumuz Aile Hekimliğinde hekimler kadrolu (iş güvenceli) çalışmalıdır. Şu anda ise sözleşmeli çalışmaktadırlar. Isparta’da 4 Aile Hekiminin, Ankara’da tekel işçilerinin, İstanbul’da itfaiye işçilerinin, Isparta Eğirdir Hastanesi’nde çalışan işçilerin yaşadığı sıkıntılı durumun sebebi sözleşmeli çalışmanın getirdiği sonuçtur.
10- Bizim savunduğumuz Aile Hekimliği tamamen ücretsiz olmalıdır. Şu anda ise ücretli hale getirilmiştir.
            Bizim Tabip Odası olarak anladığımız, savunduğumuz, bundan sonra da savunacağımız evrensel kabul gören Aile Hekimliği sistemi bu uygulamadır.
            Isparta-Burdur Tabip Odası olarak inandığımız ve savunduğumuz Türkiye gerçekleri ve kazanımlarını, sağlık çalışanları gerçeklerini bundan sonra da aynı doğrultuda savunmakta kararlıyız.     
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
 Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Ülke ve Sağlık El Değiştiriyor 29.12.2009
1980 yılından sonra dünyadaki büyük sermaye gruplarının dayatması sonucu uygulanan neoliberal politikalar ile Türkiye’de özelleştirme adı altında tüm Cumhuriyet kazanımları satıldı, el değiştirdi. Türkiye ekonomisi ve halkı üretmeden aşırı tüketen hale getirildi, dışa bağımlı kılındı. Bu uygulamalar sonrası 1980 yılında hiç iç borcu olmayan sadece 9 milyar dolar dış borcu olan Türkiye 2004 yılında çoğu dış borç olmak üzere 277 milyar dolar, 2009 yılı itibari ile de 460 milyar dolar borçlu haline getirildi.
Türkiye ekonomisi alınan bu dış borçlarla ve tüketimin özendirilmesi ile son 7 yılda ortalama % 5 büyümüştür. Buna karşılık çalışanların maaşlarında artış ancak binde 3 olmuştur. Yine bu süreçte kamu çalışanlarının milli gelir içindeki payları 2000 yılında % 7 iken 2009’da % 5’e düşmüştür. Yani çalışanlar bu dönemde giderek yoksullaşmıştır. Özel0leştirilen kamu kurumlarındaki çalışanlar sözleşmeli, sendikasız ve daha düşük ücretlerle çalışmaya mahkum bırakılmışlardır. Kabul etmeyenler, işten çıkarılmış ya da en son tekel işçilerinde olduğu gibi biber gazı ve coplarla dövülerek su havuzlarına atılmışlardır.
Neoliberal politikaların uygulandığı bu dönemde sağlık hizmetleri kamusal ağırlıktan ve sunumdan tamamen serbest piyasa ekonomisinin geçerli olduğu özel sağlık hizmetlerinin desteklendiği ve arttığı döneme girmiştir. 1980’li yıllarda bu sağlık politikalarına Sağlıkta Reform 2002 yılından sonra da Sağlıkta Dönüşüm denilmeye başlanmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile hastaneler işletme, hastalar müşteri haline getirilmiştir. Yine Sağlıkta Dönüşüm Programı ile özel sağlık hizmetlerinin desteklenmesi yanında koruyucu hekimlik uygulamaları dışlandı, yabancı ülkelerden ithal ettiğimiz ilaç tıbbi malzeme ve teknolojinin aşırı tüketimine dayalı olan tedavi edici sağlık hizmetleri desteklenmiştir. Bu uygulamalar sonrası 2002-2008 döneminde toplam sağlık harcamaları 4 kat, ilaç harcamaları 3 kat artmıştır. Aşırı artan sağlık tüketimi nedeni ile sağlık hizmetlerinin finansmanını devam ettirmek bugün itibari ile imkansız hale gelmiştir. Nitekim SGK 2007 yılında 27 milyar TL, 2009 yılında da 32 milyar TL açık vermiştir.
2009 bütçesi kabul edilirken bütçenin 2009 yılında 10 milyar TL açık vermesi öngörülmüşken 2009 yılı sonu itibari ile açık 63 milyar TL olmuştur. Bu açığın 32 milyar TL’si de, yani yarısı sağlık hizmetlerinden kaynaklanmaktadır.
Şu anda TBMM’ de bulunan Tam Gün ve Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ile kamu hastanelerinin de özelleştirilmesi, satılması istenmektedir.
Bu sağlık ortamlarında sağlık çalışanları için layık görülen iş ortamları ise; iş-can-gelir-mesleki güvencesiz sağlık hizmet ortamlarıdır.
Biz tüm hekim örgütleri olarak bize ve halkımıza layık görülen bu sağlık ortamlarını kabul etmediğimizi bu uğurdaki haklı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğimizi şimdiden ilan ediyoruz.
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ilaç sektörüne bakacak olursak;
Sağlıkta Dönüşüm Programı ile tedavi edici ve özel sağlık hizmetleri teşvik edildiği için 2002-2008 sürecinde ilaç harcamaları 3 kat artmış, toplam sağlık harcamaların % 50’ sini oluşturur hale gelmiştir. OECD ülkelerinde ise bu oran % 15’ dir. Daha önce Türkiye’ de tüketilen jenerik ilaçların % 85’ ini yerli ilaç firmaları üretirken, özelleştirme programı ile bu yerli ilaç firmalarını yabancılar satın aldı.
Yine bu süreçte SSK ilaç fabrikaları kapatıldı ve SSK dışarıdaki ilaç pazarına açıldı. Bu uygulamalar sebebi ile Türkiye ilaç pazarı 3 kat arttı. 2009 itibari ile Türkiye dünyadaki 13. en büyük ilaç pazarı haline geldi. 2010 yılında ise ilk 10 içinde yer alması beklenmektedir. SSK’nın dışarıdaki ilaç pazarına açılması ile kişi başı ilaç harcaması 134$’ dan 250$’ a, kişi başı sağlık harcaması da 124$’dan 316$’ a yükseldi. AKP hükümeti kendi uyguladığı Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucu ilaç giderlerinin artması sonucu 2500’ e yakın ilacı ödeme kapsamından çıkardı ve tamamen ücretli hale getirdi. 2009 itibari ile Türkiye’ de reçetesiz satılan ilaç pazarı 2 milyar dolar civarında olup 2009-2011 arası yıllık %2 - % 2,5 artması beklenmektedir.
Yine aşırı sağlık ve ilaç gider gerekçesi gösterilerek çalışanların ilaç alırken ödedikleri katkı payı % 20’ den % 30’ a, emeklilerin ise % 10’ dan % 15’ e çıkarılmaktadır.
Bu kadar büyüyen ve özelleşen Türkiye sağlık ve ilaç pazarını Sağlıkta Dönüşüm Programını destekleyen küresel yabancı sermaye grupları hiçbir kesim ile paylaşmak, AKP hükümeti de bırakmak niyetinde değildir. Nitekim Sayın Başbakan daha yeni SGK’ nın eczanelerle sözleşme yenilemeyeceğini, ilaçların eczanelerden çıkarılarak marketlerde, zincir eczanelerde satılmaya başlanacağını ilan etti. Bu zincir eczanelerin kime ait olacağı ise herkesin malumudur.     
Şu anda Türkiye’ de satılan ilaçların % 65’ i ithal. Tüm ilaç pazarının % 80’ e yakını yabancıların elinde. ABD’ de tüm dünyadaki ilaç pazarının % 45’ ine hakimdir.
Bugün eczanelerin yaşamaya mahkum bırakıldığı, 2010 yılında 3 eczaneden 1 tanesinin kapanacağı sıkıntılı sürecin tek sebebi Türkiye’ de sağlık hizmetlerinde yaratılan serbest ve özel sağlık pazarında ilaç sektörüne küresel sermaye gruplarının göz dikmesi, ele geçirmek istemesinden kaynaklanmaktadır. Bunu gerçekleştirmek içinde eczane giderleri, vergiler, stopajlar sürekli arttırılırken kâr oranları giderek düşürülerek eczaneler ödeme krizi içine bilerek sokulmak istenmekte, banka ve belli sermaye gruplarının elindeki ilaç depolarının eline geçmesi istenmektedir.
Maalesef hükümet bunu gerçekleştirebilmek için TEB üzerinde Devlet Denetleme Kurumu ile antidemokratik baskı yapmaktan, eczacılar ile TEB arasındaki bağı kopartmak için bazı kanunsuz mesleki uygulamalara göz yumacağını ilan ederek eczacıların etik ve ahlak dışı davranmaya çağırmaktan bile geri kalmamıştır. Hükümet tüm bu amaçlarını gerçekleştirmek için ilaç fiyatlarında ucuzlama yapıyorum derken, ödeme kapsamı dışına çıkarılan ilaç sayısını ve bazı ilaçlarda % 50’ ye varan oranlara çıkarılan katkı payını arttırdığını, ilaca hastaların erişimini zorlaştırdığını, hastalara verilen ilaç miktarının azaltılacağını gizlemekten geri kalmamaktır.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak diyoruz ki;
1980 yılından beri Türkiye’ de uygulanmakta olan ekonomik ve sağlık politikaları tüm ülke kazanımları ve kaynaklarının tamamen el değiştirilmesi projesidir. 2003 yılından sonra uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile bu sağlıkta bugün itibari ile en üst düzeye ulaşmıştır. Sağlık hizmetlerinin sunumunda doktoru, hemşiresi, ebesi, eczacısı, diş hekimi, teknisyeni, hepsi bir bütünün parçası olup sağlık hizmetlerinin eksiksiz sunumu için her biri olmazsa olmazıdır. Halkımızın ve Türkiye’nin sağlığı için her bir sağlık çalışanın, kamu veya özel sağlık kurumumun yaşaması, var olması gerekir. Biz tüm sağlık çalışanları için yaşam hakkı, çalışma koşullarında iyileştirme, mesleğimizi yapabilmek için mesleki bağımsızlık ve örgütlenme hakkı istiyoruz. Tüm kesimlere yapılan her türlü antidemokratik baskı ve engellemelere derhal son verilmesini istiyoruz.
Biz yaşatmak için yaşamak istiyoruz.

Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı 
 
* Sağlıkta İlave Ücret İlave Ölüm Getirir. 14.12.2009

            2003 yılından itibaren Türkiye’de uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın amaçlarından biri, sağlık finansmanında tüm kamu finansman kurumlarını (SSK, Bağkur, Emekli Sandığı) birleştirerek tek bir kamu sağlık finansman kurumu oluşturmak ve Genel Sağlık Sigorta (GSS) uygulamalarına geçmek idi. GSS uygulaması ile hükümetin açıkladığına göre; Sağlık güvencesi olmayan hiçbir vatandaş kalmayacak; prim ödeyebilenden prim alınacak, ödeyemeyenin primini devlet ödeyecek; 18 yaşın altındaki çocuklar sağlık yardımlarından koşulsuz olarak yararlanacaktı. 1 Ekim 2008’de GSS yürürlüğe girerken verilen sözler böyle idi.
 
Peki verilen sözler tutuldu, vaatler yerine getirildi mi? Yoksa tam tersi mi oldu?
GSS başlar başlamaz;
1- Muayene ücretleri (2 TL, 8 TL, 15 TL) % 650 arttı. Tamamen ücretsiz olacağı söylenen Aile Hekimliği hizmetleri bile ücretli hale getirildi.
2- İlaçta devletin ödediği pay düşürülüp, hastaların ödediği pay yükseltildi. Üstelik emekliler için % 10, çalışanlar için % 20 olan ilaç katılım paylarının da % 15 ve % 30’a çıkarılması gündemde.
3- Milyonlarca yurttaş hala hiçbir sağlık güvencesine sahip değil. Kriz nedeniyle işsiz kalan yüz binlerce çalışan ve ailesi sağlık güvencesini kaybetti, GSS kapsamı dışında kaldı.
4- Annesi veya babası GSS primi ödeyemeyen 18 yaşın altındaki çocuklar için kısıtlamalar getirildi.
5- Hastanelere yatan, ameliyat olan hastalara da katılım payı zorunluluğu getirildi.
6- SGK’ nın yaptığı en son açıklamaya göre özel hastanelere giden hastalar 15 TL’lik muayene ücretleri dışında 01.01.2010 tarihinden itibaren ekstra % 70 ilave ücret ödemek zorunda kalacaklar.
 
Oysa GSS ilk yasalaştığı 2006 yılında, GSS kapsamındaki tüm vatandaşların ister devlet ister özel hastaneye gitsin hiçbir ücret ödemeyeceğini ilan etmişti. Bu söze rağmen 2007 yılında özel hastaneye giden GSS’ li hastalardan % 30 ‘ilave ücret’ alınmasına başlandı. Yine verilen ilk söze rağmen GSS’ li hastalar özel hastanelere giderlerse 01.01.2010 tarihinden itibaren % 70 ‘ilave ücret’ ödemek zorunda, o da şimdilik. Çünkü özel hastane patronları ilave ücretteki tavanın tamamen kaldırılmasını istiyor.
Bu süreçte Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Ömer DİNÇER özel hastanelerde ‘ilave ücret’ payının % 30’dan % 70’e çıkarılmasından sonra yaptığı ilk açıklama “ÖZEL HASTANELER İSTEDİ YAPTIK” şeklinde olmuştur. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulayan şu anki hükümetinbakış açısı, 24 Ocak 1980 kararlarını uygulayan ve Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın öncüsü olan Sağlıkta Reform politikalarını savunan o zamanki hükümetin “BEN ZENGİN İNSANLARI SEVERİM” yaklaşımından farklı olmayıp, devamıdır.
Sağlıkta Dönüşüm’ün diğer bir amacı da; kamunun sağlık hizmeti sunumundan tamamen çekilmesi, 1.-2.-3. Basamak tüm sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, koruyucu değil tedavi edici sağlık hizmetlerinin teşvik edilmesi, özel sağlık sektörlerinin desteklenmesi, sağlık çalışanların performansa göre ücretlendirilmesi ve istihdamı, çalışanların sözleşmeli çalışma koşullarına zorlanmasıdır. Özel ve tedavi edici sağlık hizmetlerinin desteklenmesi sonrası 2001-2008 sürecinde SGK harcamaları 5.5 kat, tedavi hizmetleri ise 7.56 kat arttı. 2002-2008 döneminde SGK’ nın Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerden aldığı tedavi edici hizmetler % 64.1’den % 52.5’e, üniversitelerde % 21.9’dan % 16.1’e gerilemiştir.   
Oysa aynı dönemde özel sektörden alınan sağlık hizmetleri % 14’ den % 31.4’ e yükselmiştir. Sağlık hizmetlerinin bu kadar çok özelleştirilmesi ve tüketiminin aşırı şekilde teşvik edilmesi sonucu SGK 2007’ de 27 milyar TL. açık vermiş, 2009’da da 32 milyar TL. açık vermesi beklenmektedir. Bu koşullarda Sağlıkta Dönüşüm Projesinin sürdürülebilirliği bizce kuşkulu hale gelmiştir. Fakat ne hikmetse hükümet Sağlıkta Dönüşümde ısrarlı. Sağlıktaki faturayı da hastalara, sağlık çalışanlarına, kamu ve özel sağlık kuruluşlarına kesmeye, ödettirmeye kararlı görünmektedir.
           Ülkemizde ekonomik krizinde etkisiyle çoğu hizmet kesimleri zarar edip iflas ederken, bu süreçte sadece belli sermaye gruplarına ait özel hastaneler kâr etmiş ve büyümelerini sürdürmüşlerdir. Çünkü hükümet kararını vermiştir. “BEN ZENGİN İNSANI SEVERİM”, “ÖZEL HASTANELER İSTEDİ YAPTIK, YAPARIZ” politikalarında ısrarlıdır.
            Özel hastaneler bu süreçte sahip oldukları donanıma göre ayrıca yıldız alacak veya A-B-C-D-E diye sınıflara ayrılacaktır. Hastanelerde alınacak ‘ilave ücret’ lerde bu sınıflara göre belirlenecektir. Artık herkes her hastaneye gidemeyecek, parası olanlar ‘lüks sınıf hastanelere” veya “yüce rabbimizin gösterdiği Cleveland’ a giderken, verecek parası olmayanlar ise “9. Hariciye Koğuşu”na mahkum olacaklardır.
            SGK’nın hastalar üzerindeki mali yükü ‘katılım payı’, ‘katkı payı’, 01.01.2010’ da özel hastanelerde % 70’ lere çıkarılan ilave ücretler ile sınırlı kalmayacaktır. Sırada SGK’ nın ödeme kapsamı dışına çıkaracağı ilaç sayısının arttırılması, ilaçta katkı payının daha da arttırılması, ilaca ve hastanelere erişimin zorlaştırılması, verilen ilaç miktarının düşürülmesi vardır.
            Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak hükümete sesleniyoruz. Bu kadar yoğun işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımda adaletsizliğin ve eşitsizliğin yaşandığı ülkemizde sağlık hizmetlerinin tamamen piyasa koşullarına bırakılması sosyal devlet anlayışı ile bağdaşmaz. Ülkemizin bu zor koşullarında kamunun sağlık hizmetlerinden çekilmesi, Sağlıkta Tasarruf Tedbirleri adı altında halkın pek çok haksız uygulamaya maruz kalarak sağlık hakkının tamamen piyasa koşullarına bırakılması ve paraya endekslenmesi sağlık değil ancak ölüm getirir. O nedenle ‘katılım payı’, ‘katkı payı’ dahil 01.01.2010’ da özel hastanelerde yürürlüğe girecek olan % 70 ‘ilave ücret’ uygulamalarına derhal son verilmeli, halkın sağlık hizmetlerine ulaşması önündeki tüm engellemeler kaldırılmalıdır.
            Yine Isparta-Burdur Tabip Odası olarak hükümetin GSS kabul edilirken verdiği, herkesin sağlık güvencesi altına alınacağı, tüm sağlık harcamalarının kapsam içinde olacağı, sigortalılara mevcut olanlar dışında ek yük getirilmeyeceği, 18 yaşın altındaki çocukların sağlık yardımlarına koşulsuz ulaşacağı sözünü hatırlatıyor; tüm sağlık çalışanları ve halk adına bu sözün yerine getirmesini bir an önce istiyoruz.
 

Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Eczaneler Yaşamalı 02.12.2009
         Türkiye’de 2002’den beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hizmetlerinin her sağlık basamağında özelleştirilmesi amaç edinilmiştir. Bu özelleştirme 1. Basamak sağlık hizmetlerinde Aile Hekimliği ile olmuştur. 2.+3. Basamak sağlık hizmetlerinde özelleştirme süreci performansa dayalı döner sermaye uygulamaları ile başlamış, kamu eli ile dışarıdan taşeronlar aracılığı ile sağlık hizmetlerinin satın alınması ile devam etmiş, şimdi de TBMM’ de bulunan Kamu Hastane Birlik Yasası ile tüm kamu hastanelerinin özelleşmesi süreci ile tamamlanmış olacaktır. Bu süreçte hastaneler işletme, hastalar müşteri haline gelmiştir. Sağlık Bakanlığı sağlık hizmet sunumundan çekilmiş kendisine koordinatörlük rolü verilmiştir. Sağlık Bakanlığı ve Devlet sağlık hizmet sunumundan çekilmek bir yana sağlık hizmetlerinin finansmanından da elini çekmiştir. Özelleşen ve aşırı şekilde tüketimi kışkırtılan Türkiye sağlık hizmetlerinin finansörü bu uygulamalar sonrası hastalar, sağlık çalışanları, kamu ve özel sağlık kurumları getirilmiştir. Fakat bu süreçte kamu hastaneleri devletten olan alacaklarını zamanında ve tam almak bir yana 2007’de alacaklarının % 70’inin silinmesi gibi çoğu zaman alacakları ödenmemekte. Bu gün pek çok hastane devletten alacaklarını tahsil edemediği için icralık olmuş, hizmet veremez ve kapanacak hale gelmiştir.
        18 Eylül 2009 tarihinde alınan SUT kararları ile 4 Aralık 2009 tarihi itibari ile ilaçta kurumlara uygulanan iskonto oranı % 11’den % 24’e çıkarılacaktır. Yine bu uygulama ile orijinal ilaçta % 40, jenerik ilaçta % 20 fiyat azalması ile 3 binden fazla ilaçta fiyatlar düşecektir. Fakat burada ilaç fiyatlarında yapılan ucuzlama halkın eczaneden aldığı ilacın fiyatı üzerinde değil, kamunun eczaneden aldığı ilaç fiyatları üzerinde yapılacaktır.
        Daha açıkçası bu uygulama ile hükümet çoğu ilaç fiyatlarında azaltmaya gidiyorum diyerek vatandaşa şirin görünecek fakat ilaç fiyatlarındaki azaltılma işlemini eczanenin peşin para vererek rafına koyduğu ilacın ve eczanenin öz sermayesinin üzerinden yapacaktır. İlaç fiyatlarındaki aşırı azaltılma işleminin diğer tehlikesi ilaç fiyatlarının maliyetinin altına düşecek olmasından dolayı çoğu ilaç firmasının ilaçları üretmeyecek olması nedeni ile hastaların mağduriyet yaşayacak olmasıdır. Hastaların diğer mağduriyeti orijinal ve yeni ilaçlara ulaşamayarak yeni tedavilerden mahrum kalmaları da olacaktır. Sağlıkta Dönüşüm ile son 7 yılda eczanelerin gelirlerinde sürekli bir şekilde azalma, giderlerinde artış olmuştur. Türkiye Eczacılar Birliği (TEB)’nin açıklamasına göre 2008 yılında 700 eczane yaşadıkları maddi sıkıntılar nedeni ile kapanmış olup, 18 Eylül 2009 SUT kararlarında ısrar edilirse 2010 yılında 7 binden fazla eczane kapanacaktır. Kapanacak eczanelerden 3000 tanesi kırsal bölgelerde tek eczane olarak hizmet veren eczaneler olacak olup bu bölgelerde yaşayan halkımız ilaca ulaşım konusunda yoğun sıkıntı yaşayacaktır. Sağlıkta Dönüşüm uygulamaları sonrası halkımız zaten 1.+2. Basamak sağlık hizmetlerinde yapılan değişiklikler nedeni ile sağlık kurumu ve sağlık çalışanı sıkıntısı yaşamaktadır. Aile Hekimliği uygulaması ile oluşturulan yeni sağlık yapılanması ile özellikle kırsal bölgelerdeki 1. Basamak sağlık hizmetlerinde sağlık ocağı, sağlık evi, sağlık çalışanı sayısı azaltılmaktadır. Örneğin Isparta ilinde bu süreçte 34 tanesi kırsal bölgede olmak üzere 38 sağlık ocağı, Burdur ilinde 18 tanesi kırsal bölgede olmak üzere 21 sağlık ocağı kapatılarak aktif sağlık hizmeti veremez hale gelmiştir. Sağlıkta Dönüşüm ile özel sağlık hizmetleri devlet tarafından desteklenerek ön plana çıkarıldığı için kırsal bölgedeki 2. Basamak hastanelerde çalışan uzman hekimlerin çoğu kamudan ayrılarak özel sektöre geçmiş kırsal bölgelerde yoğun uzman hekim sıkıntısının yaşanmasına sebep olunmuştur. Şimdi özellikle kırsal bölgelerde yer alan tek eczanelerin kapanması durumunda bu bölgelerde yaşayan halkımızın mağduriyeti daha da artacaktır.
          TEB 4 Aralık 2009 tarihinde eczanelerin içinde bulunduğu mağduriyet durumunun ciddiyetini Sağlık Bakanlığı’na göstermek için 1 gün eczaneleri kapatma kararı aldıklarını, gerekirse bu etkinliklerin artarak devam edeceğini ilan etmiştir.
          Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm kamuoyunu sağlık ve idari yöneticilerini uyarıyor, yetkilileri göreve davet ediyoruz.
          Sağlık hizmetleri sağlık çalışanı ve sağlık kurumları olarak bir bütün içinde hep beraber olursa, sağlık hizmeti verirse ancak anlam ve önem taşır. Sağlık hizmetlerinin kesintisiz bir bütün içinde sürekli olarak verilebilmesi için çalışanı ve kurumu olarak hepsinin yer alması, yaşaması gereklidir. Her biri olmazsa olmazdır. Her biri nitelikli sağlık hizmeti üretimi ve sunumu için değerlidir. Hiç biri bu sağlık hizmetlerinde gözden çıkarılıp feda edilemez veya hiçbirinin yaşam koşulları daraltılamaz. Aksi bir durum sağlık hizmetlerinin ciddiyeti ve önemi ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.
            Artık yeter;
           Sağlıkta Dönüşüm Programı sonucu bu gün eczaneler, yarın kamu hastaneleri ve her daim sağlık çalışanları olarak bu sistemin suçlusu değiliz ve mağduru da olmak istemiyoruz.
          Hükümete sesleniyoruz; Bugün itibari ile Türkiye’nin, sağlık çalışanlarının ve kurumlarının sağlığı hasta. Artık bizlerin sırtından sağlıkta uygulanan populist politikaları kabul etmiyoruz, aracısı da olmak istemiyoruz. Artık sağlık hizmetlerini hem üretip sunan, hem de finanse eden, ne halimiz ne sabrımız ne de vaktimiz kaldı.
           18 Ekim 2009 tarihinde sağlıkçılar İstanbul Kadıköy mitinginde idi.25 Kasım 2009 tarihinde tüm memurlar gibi sağlık çalışanları 1 günlük uyarı grevi yaptı. 4 Aralık 2009’da eczaneler 1 gün kapatılarak uyarı eylemi yapacaklar. Yarın bir gün tüm çalışanlar ve kurumlar artık süresiz iş bırakma eylemi yapacaklar.
         Türkiye sağlık ortamının ateşi her geçen gün yükselmekte. Artık hükümetin sağlıkta neler oluyor diye ciddi ciddi düşünmesi her kesimi dinlemesi gerçekçi ve tutarlı, bütünleştirici tedbirler alma zamanı geldi ve geçmektedir.
           Dileğimiz ülke yöneticilerinin gerçeği bir an önce görüp, hiç kimsenin bu yükselen ateşli ortamda havale geçirmesine neden olmadan gerçekçi yaklaşımlar ile doğru çözümler üretmeleridir.

Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Hava Kirliliği Sağlığı Tehdit Ediyor 24.11.2009
Isparta ilimizde daha kış mevsiminin başı olmasına rağmen yanan soba ve kaloriferlerden çıkan dumanlar nedeni ile özellikle akşam üstü ve geceleri aşırı şekilde hava kirliliği oluşmakta, bu durum ise normal yaşamı ciddi şekilde tehdit etmektedir.
Özellikle Astım, KOAH, Kronik bronşit, kalp rahatsızlığı olan hastalar için hava kirliliği Isparta’ da hayati tehlike oluşturacak boyutlara ulaşmıştır.
Çocuklar ve yaşlılarda bu tehlike daha fazladır. Hava kirliliği ayrıca gribal enfeksiyonlar gibi bulaşıcı hastalıkların artmasına sebep olmaktadır. Son zamanlarda içinde Isparta ilimizin de olduğu tüm Türkiye’de Domuz Gribi pandemisi yaşanmakta ve halk yoğun bir şekilde panik içinde yaşamaktadır. Domuz Gribi salgınının önlenmesi için “Aşı” yapılması tabiî ki esas ve en önemli tıbbi işlemdir. Ama en az aşı kadar önemli olan diğer tedbirler, aralarında hava kirliliğinin önlenmesi de yer alan koruyucu sağlık hizmetleridir.
Domuz Gribi veya diğer bulaşıcı hastalıklar konusunda hava kirliliği önlenmezse ne yapılırsa yapılsın, yapılanlar mutlaka bir eksik kalacak olup can kayıpları artacaktır.
Vatandaşlarımızın hava kirliliğinin yoğun olduğu saatlerde zorunlu olmadıkça dışarıya çıkmamaları, çıkanların maske takmaları ve kalabalık ortamlardan uzak durmaları sağlıkları açısından faydalı olacaktır.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak biz can kayıplarına sebep olmadan hava kirliliğinin bir an önce önlenmesi konusunda Isparta Valiliği, Belediye Başkanlığı ve Sağlık Müdürlüğü’ nü acilen göreve çağırıyoruz.
Bilindiği üzere soba ve kaloriferlerin yanmadığı bu yaz mevsimi içinde Sağlık Bakanlığı ve Sağlık Müdürlüğü tarafından “Dumansız Hava Sahası” kampanyası yapılmış ve büyük bir başarıya ulaşmış idi. Hatta yakın bir zaman içinde Sağlık Bakanlığı tarafından İl Sağlık Müdürlüğü’ne bu konuda başarı ödülü verilmiş idi.
Biz Isparta- Burdur Tabip Odası olarak İl Sağlık Müdürlüğü’nün yazın “Dumansız Hava Sahası” konusunda gösterdiği yoğun çaba ve gayreti bu kış mevsimi boyunca hava kirliliği konusunda da aynı ciddiyetle yürütmesini talep ediyoruz.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm yetkililerin dikkatini çekmek istiyoruz. Kahvelerde ve kapalı ortamlarda sigara içmeyi yasaklama işlemi üzerine kurulan Dumansız Hava Sahası kampanyasını, bugünlerde yaşadığımız yoğun hava kirliliği ortamlarında aynı duyarlılıkla açık hava sahaları içinde göstermek gerektiğine inanıyoruz. Yoksa bugün geldiğimiz nokta itibari ile hava kirliliği aynı şekilde devam ederse sigara içilen kahvehane ve kapalı ortamlar, hava kirlilinin çok daha yoğun olduğu açık hava sahalarından daha temiz ve güvenli halde olacaklardır ki; Tabip Odası ve vatandaşlar olarak bu trajikomik durumu yaşamak istemeyiz.      
 

Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* “Global Bütçe” “Global Kefen” olmasın! Sağlık Kurumları Yaşasın! 19.11.2009


           Türkiye’ de 2002 yılından beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası kamu sağlık harcamaları 4 kat arttı, 2009 itibari ile 40 milyar TL.’ye ulaştı. SGK’nın bunun içindeki payı 2001 yılından bu yana 5 kat artarak 25 milyar TL.’ yi buldu. Bu sağlık giderlerinin artmasında en önemli sebep Sağlıkta Dönüşüm ile koruyucu sağlık hizmetlerinin (%2,6) dışlanarak tedavi edici sağlık hizmetlerinin (%97,4) ön plana çıkarılması, sağlık kurumları arasında sevk zincirinin kaldırılması, özel hastanelerin kontrolsüz büyümesi, üniversitelerde eğitim ve araştırmaların bir kenara bırakılarak mali kaygılarla çok fazla hasta bakar hale getirilmeleri, hastanelerde muayene ve tüm tıbbi girişim sayısının artmasına sebep olan performansa dayalı döner sermaye uygulamaları, kamunun taşeronlar aracılığı ile dışarıdan hizmet satın alması etkili olmuştur. Sağlık giderlerinin aşırı artışında sağlık sistemine kolay ulaşılabilirliğin sağlanmasına paralel bir denetim mekanizmasının kurulamaması da etkili olmuştur.
Bugün geldiğimiz nokta itibari ile sağlık hizmetlerini finansal olarak sürdürebilmek artık olanaksız hale gelmeye, SGK giderleri her geçen gün artmaya ve bütçesi açık vermeye başlamıştır. 2009 yılında SGK gelirlerinin giderlerini karşılama oranı % 66’ ya düşmüştür. 2008’ de bu oran % 72.2 idi. Nitekim 2007 yılında SGK 27 milyar TL. açık vermiş, 2009 yılında da 32 milyar TL. açık vermesi beklenmektedir. Bugün itibari ile Sağlıkta Dönüşüm Programının sürdürülebilmesi için SGK bütçesi yetmez hale gelmiş olup, için kamudan SGK’ ya her yıl 35 milyar TL. ek para aktarmak zorunlu hale gelmiştir.
Hükümet bu tablo karşısında tüm sağlık hizmet kurumlarında Global Bütçe uygulamasına geçmeye başlamıştır. Bu Global Bütçe uygulaması sonucu hükümet 2010 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelere 12.7 milyar TL., özel hastanelere 5.2 milyar TL., üniversite hastanelerine 3.9 milyar TL. ayırmış olup, ilaç sektöründen de 2.5 milyar TL. tasarruf yapmayı planlamaktadır.
Sağlık Bakanlığı en son yaptığı açıklamada “Bugün gelinen noktada sağlık sistemini artık sadece devletin finanse etmesi mümkün değil” demiştir. Maalesef Sağlık Bakanlığı bugün gelinen noktada sanki kendisi sorumlu değilmiş gibi, Sağlıkta Dönüşüm Programının tüm acı faturasını hastalara, sağlık çalışanlarına, sağlık kurumlarına çıkarmaya niyetlidir. Emeği ve sermayesi ile sağlık hizmeti veren, yürüten sağlık çalışanları, sağlık kurumları en son yapılan uygulamalarla bu sağlık sistemini ayrıca finanse eden kesim haline getirilmiştir.
Mevcut Sağlıkta Dönüşüm Programını finanse eden tüm kesimlere ayrı ayrı bakacak olursak;
1- Hastalar: Tamamen piyasa kurallarının egemen olduğu Türkiye sağlık ortamında hastalar sağlık hizmetlerini alabilmek için “katılım payı+katkı ücreti+ilave ücret+tamamlayıcı sigorta+ekstra cepten para” öderlerse ancak sağlık hizmetlerine ulaşabilir hale getirilmişlerdir. Bu hastalar Türkiye’ de % 20 nüfusun hiçbir sosyal güvencesinin olmadığı, işsizlik oranın % 13.4 olduğu; açlık sınırının 750 TL. asgari ücretin 542 TL olduğu; 1. basamak sağlık hizmetlerinin bile paralı hale getirildiği; 4 gençten birinin işsiz olduğu ama 18 yaşını geçtiği için ailesinin sağlık güvencesinden faydalanmasının yasaklandığı Türkiye ve halk gerçeklerinin olduğu ortamlarda Sağlıkta Dönüşüm Programını finanse etmeye mahkum bırakılmıştır.
2- Sağlık Çalışanları: Çalışanların maaşlarına yıllardır enflasyonun altında zam yapılmıştır. Türkiye son 10 yıl içinde ortalama % 6 büyümüş olmasına rağmen çalışanlar bu büyümeden kendilerine düşen payı hiçbir zaman aynı oranda alamamışlardır. Sağlık çalışanları şimdi Tam Gün Yasası ile iş ve gelir güvencesiz çalışmaya mahkum edilmek istenmektedir. Hekimler emekleri dışında bu yasa ile zorunlu mali sigorta uygulaması, ağır malpraktis cezaları, yıllık % 2.5+%2.5 maaşlarına zam ile emekleri sömürülerek bu Sağlıkta Dönüşüm Programını finanse etmeye mahkum bırakılmışlardır.
             3- Hastaneler ve diğer sağlık kurumları: Sağlıkta Dönüşüm ile kamu hastanelerine genel bütçeden yapılan ödemeler azalmış, hastaneler kendi döner sermayeleri ile hizmet vermeye mahkum edilmişlerdir. SUT ile hizmetlerin gerçek dışı fiyatlandırılması, SGK kesintilerinin aşırı olması nedeni ile kamu, özel, üniversite hastaneleri bu gün itibari ile hizmet veremez noktaya gelmişlerdir. Bu gerçekler ortada iken Global Bütçe ile hastanelerin bütçelerinin sınırlandırılması, bu hastanelerin ölüm fermanının imzalanmasıdır. Örneğin 2010 yılında tüm özel hastanelere 5.2 milyar TL. Global Bütçe ayrılmışken, bu özel hastanelerin sadece personel ödemeleri 5.7 milyar TL.’ yi bulmakta olup, bu uygulama özel hastanelerin kapanması demektir. 2007 yılında kamu hastanelerinin SGK’ dan alacaklarının % 70’ i silinmiştir. Şimdi Global Bütçe uygulamaları ile bu kesintiler rutin hale gelecektir. Sağlıkta Dönüşüm ile ilaç giderleri aşırı şekilde artmış olup tüm sağlık giderlerinin % 40-50’ sini oluşturur hale gelmiştir. İlaç giderlerinin artmasında koruyucu sağlık hizmetlerinin dışlanıp tedavi edici sağlık hizmetlerinin kışkırtılması, SSK’ların ilaç üretiminden ve toplu ilaç alımlarından çekilmesi sebep olmamış gibi ilaç giderlerinin aşırı şekilde artması şimdi hastalara ve eczanelere kesilmek istenmektedir. Sağlıkta Dönüşüm ile 300 çeşit ilaç ödeme kapsamından çıkarılmış olup hastalar bu ilaçları sadece paraları ile almaya mahkum bırakılmıştır.
Global bütçe ile ilaçtan 2.5 milyar TL. tasarruf yapılması planlanırken bu maliyet eczanelerin sırtına yıkılmıştır. 
18 Eylül 2009 tarihinde alınan SUT kararları ile 4 Aralık 2009 tarihinden itibaren ilaçta yapılan iskonto % 11’den % 24’e çıkacak, orijinal ilaçta % 40 jenerik ilaçta % 20 fiyat azalması ile 3 binden fazla ilacın fiyatı düşecek. Hiçbir zaman faturalarını zamanında alamayan eczanelerin tamamen öz sermayelerinin üzerinden yapılan bu fiyat indirimleri eczaneleri depoların borç sarmalına sokacaktır. Sağlıkta Dönüşüm ile son 7 yılda eczanelerin giderlerinde artma, gelirlerinde ise azalma meydana geldi. 2008 yılında bu yıkıma dayanamayan 800 eczane kapandı. 4 Aralık 2009 süreci ile önlem alınmazsa 2010’da 7 binden fazla eczane kapanacak.
 Görüldüğü gibi kamu ve özel hastaneler, üniversite hastaneleri, eczaneler ve diğer sağlık kurumları Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık hizmeti vermek bir yana SUT-SGK-Global Bütçe Uygulamaları ile bu programı finanse eden kurumlar olmaya mahkum edilmişlerdir.
4- Sağlık Bakanlığı: Sağlıkta Dönüşüm Programı ile Sağlık Bakanlığı hizmet sunan değil, sağlığı koordine eden ve düzenleyen Bakanlık haline getirilmiştir. Sağlık Bakanlığı bütçesinin toplam bütçe içindeki payı önceki yıllara göre nispeten artmış olsa da OECD ülkeleri ile kıyaslandığında çok azdır. Fakat arttı gibi görülen Sağlık Bakanlığı bütçesi ile sunulan hizmetlerde tercih hakkı halkın eşit, ücretsiz, sürekli, ulaşılabilir sağlık ihtiyaçları için değil Türkiye sağlık hizmetlerinin tamamen özelleştirilmesi ve taşeron sağlık hizmetlerinin alımı için kullanılmaktadır.
5- Dünya Bankası kredileri: Türkiye Dünya Ticaret Örgütü’nün üyesidir. Şu anda Türkiye sağlık ortamının özelleşmesini, tamamen piyasa kurallarına terk edilmesini belirleyen ve destekleyen Dünya Ticaret Örgütü’dür. Özelleşen Türkiye sağlık ortamında Türkiye’deki ilaç, tıbbi cihaz ve teknoloji sektörünün % 70’inden fazlasına yabancı küresel şirketler sahiptir. Dünya Ticaret Örgütü Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı kredi vererek finanse etmektedir ama karşılığında tüm sağlık sektörünün yönetimini ve kârını eline geçirmektedir. En son Türkiye’de yaygınlaştırılması dondurulan Aile Hekimliği’ne, Dünya Bankasından alınan 56 milyon dolar kredi sonrası tekrar start verilmektedir. Fakat bu kredi uygulaması sonrası normalde Aile Hekimliği mevzuatında ücretsiz olması gereken Aile Hekimliği bile ücretli hale getirildi.   
Sağlık Bakanlığı bütün vatandaşların sağlığından ve sağlık hizmeti vermeye çalışan mesleklerin ve kurumların korunmasından sorumludur. Fakat ne yazık ki 2002’ den itibaren Türkiye’de uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası Türkiye sağlık ortamı tamamen piyasa ve küresel sermaye aktörlerine terkedilmiş olup hastalar müşteri, sağlık çalışanları ucuz ve iş güvencesiz işgücü, kamu ve özel sağlık kurumları sağlık hizmetlerini hem veren hem de finanse eden taraf haline getirilmiştir. Oysa 2002’ de mevcut iktidarın sağlıktaki vaadi “Herkese ulaşılabilir, herkesi kapsayan, kaliteli bir sağlık hizmeti sunmak” idi. Bu gün geldiğimiz nokta ortadadır.
Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak sağlık yöneticilerini gerçekleri görmeye ve acil göreve davet ediyoruz. Bu ülkede sağlık hizmetlerinin sürmesi için ister kamu ister özel tüm hastanelerin, eczanelerin yaşaması ayakta kalması gerekir. Yine sağlık hizmetlerini veren tüm sağlık çalışanların iş-gelir ve mesleki güvence içinde çalışmaları garanti altına alınmalıdır. Türkiye halkı bu ülkenin en önemli zenginliği olup geleceğinin güvencesidir. Halka ve hastalara bu sistemin finansörü olarak bakmadan herkese eşit, ulaşılabilir, kapsamlı, kaliteli ve ücretsiz sağlık hizmeti vermek T.C. devletinin asli görevidir.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak uyarıyoruz: 1 yıldır uygulanmakta olan GSS sonuçları, her gün değişen SUT ve SGK kararları göstermiştir ki; sağlıkta Global Bütçe uygulamasına geçmekte ısrar etmek, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hastası, tüm kamu ve özel sağlık kurumlarına “Global Bütçe” değil “Global Kefen” dayatmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Domuz Gribi ve GDO 04.11.2009
Domuz Gribinde Panik Yok, Sağlıkta Oyun Çok
 
Ülkemizde son günlerde yoğun bir şekilde Domuz Gribi ( HıNı virüsü ) tartışılmaktadır. Tüm basında ve kamuoyunda estirilen havaya bakılınca bu gripten çok büyük toplumsal ölümlerin olacağı algısı yaratılmak istendiği görülmektedir. Domuz Gribinin diğer mevsimsel griplere göre daha fazla yayılma özelliğinde olduğu doğrudur. Fakat öldürme oranının diğer mevsimsel griplere göre daha az olduğu ve genelde daha hafif seyirli olduğu da bir gerçektir. Nitekim şu anda toplumda geçirilen gribal enfeksiyonların % 99’unun Domuz Gribi olduğu yetkililerce belirtilmektedir. Bir gribal enfeksiyonun öldürücülüğü grip olan kişinin bağışıklık sistemi ve sahip olduğu kronik hastalıkların ağırlık derecesi ile yakından ilişkilidir. Bu tıbbi gerçekler ortada iken Domuz Gribinin salgın halinde toplumsal ölümlere şu anki tıbbi gelişmişlik ve tedavi imkanların olduğu ortamlarda sebep olacağı söylemi doğru değildir. Her gün basında Türkiye’de Domuz Gribi olan kişi sayısının tek tek sayılarak ilan edilmesi toplumda yaratılan panik durumunun artmasına sebep olmaktadır. Bulunduğumuz sonbahar ve kış mevsimlerinde gribal enfeksiyonların görülmesi kadar doğal bir durum yoktur. Doğal ve doğru olmayan ise her gribal enfeksiyon geçirenin ölümle sonuçlanacak bir süreç yaşayacağı algısının toplumda yaratılmasıdır. Bulaşıcı hastalıklardan korunmanın en temel ve önemli yolu toplumda koruyucu sağlık uygulamalarına devletçe önem verilmesi, halkın yaşam koşullarında ve çevre faktörlerinde iyileştirmelere gidilmesi ve tabi ki aşı uygulama işlemleridir. Şu anki Domuz Gribi için geliştirilen tüm aşıları Dünya Sağlık Örgütü, Amerika İlaç ve Gıda Dairesi (FDA), Avrupa Sağlık Otoritesi önermektedir.
            Türkiye Devleti de bu aşılardan 43 milyon adet doz alacağını ve bunun için de 600 milyon dolar ödeneceğini açıklamıştır. Türkiye Novartis, İnternational Baxter, Glaxo Smith Kline firmalarının ürettiği aşıları ithal edecektir.
Dünya ilaç pazarının % 50’sini 20 büyük ilaç firması yönetiyor. Bizim aşı alacağımız firmalar da dünyadaki en büyük ilk 5 ilaç firmaları arasında yer almaktadır. Dünyadaki toplam ilaç pazarının büyüklüğü 800 milyar dolar olup bu pastadan en fazla pay alanlar arasında bizim aşı ithal ettiğimiz firmalar da mevcuttur. Küresel büyük ilaç firmaları elde ettikleri kârları daha fazla arttırabilmek için özellikle ülkemizin de içinde yer aldığı gelişmekte olan ülkelerin yerli ilaç firmalarını, küreselleşme adı altında satın almaktadır. Nitekim Türkiye’deki en büyük 20 ilaç firmasının 15 tanesini yabancı sermaye grupları satın almış olup Türkiye ilaç pazarının % 74’ünü ele geçirmişlerdir. Yabancı ilaç firmalarına yerli ilaç firmalarını satın almak yetmemiştir. Kârlılıklarını daha da artırmak için bu ilaç firmaları dünya aşı üretim tekellerini de ellerine geçirmişlerdir. Şu anda tüm dünyada salgın yapacağı, büyük ölümlere sebep olacağı, tüm dünya ve yerli medyada yetkililer tarafından ilan olunan Domuz Gribine karşı dünyada 5 milyar doz Domuz Gribi aşısı üretileceği belirtilmektedir. Domuz Gribi aşısının tüm ilaç firmalarına yıllık getirisi 49 milyar dolar olacaktır.
            Oysa normalde çok daha fazla öldürücü seyreden mevsimsel gribe karşı bu firmalar yıllık 1 milyar dolarlık mevsimsel aşı satmaktadır.
            Bu gerçekler ışığında Türkiye’de ve dünyada estirilen panik havasına baktığımızda bizler tüm bu olaylara ister istemez şüphe ile bakar hale geldik. Geçmişte tüm dünyada panik yaratılan “Kuş Gribi” ve “SARS” sonuçlarına baktığımızda şu anda bizlere yaşatılan Domuz Gribi korkusuna, hele hele dünya ilaç sanayisinin bu konuda temiz bir geçmişe sahip olmaması nedeni ile şüphelerimiz daha da artmaktadır.
Sağlık Bakanlığı’nın Domuz Gribi salgınına gösterdiği hassasiyet ve aşı getirmesi girişimi aslında ilk bakıldığında takdire şayan davranış gibi görülmektedir. Fakat bu kadar büyük boyutta aşının getirilmesini, hele hele sağlıkta tasarruf tedbirleri adı altında Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın acı faturasının hastalara, hekimlere, kamu ve özel sağlık kurumlarına kesildiği şu günlerde, sonuçları ve seyri belli olan bir hastalık için bu kadar büyük miktarlarda paraların, yabancı ilaç firmalarına koruyucu hekimlik kılıfı adı altında ödenmesini anlamakta zorluk çekiyor ve uygun bulmuyoruz.
           Yine bu aşılara yapılan ödemeleri haklı göstermek için toplumda yaratılan panik havasını ve tartışmalı hasta ölümlerini Domuz Gribi ile iliştirmeye yönelik çaba ve gayretleri hekim olarak hayretle ve esefle izlemekteyiz.
            Türkiye’de 2002 yılından itibaren uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile koruyucu sağlık hizmetleri dışlanmış, yabancı ilaç sanayi ve teknolojisine bağımlı kılındığımız tedavi edici sağlık hizmetleri ön plana çıkarılmış ve son sürat teşvik edilmektedir.
            Türkiye’de koruyucu hekimlik hizmetlerine sağlık bütçesinden ayrılan pay 1996-2005 yılları arasında % 12’den, % 6’ya gerilemiştir. 2009 yılı itibari ile ise sağlık bütçesinde koruyucu hekimlik hizmetlerine ayrılan pay % 2.6’ya gerilemiştir. Sağlık Bakanlığı’nın koruyucu hekimlik uygulamalarını tamamen gözden çıkardığı ortadadır. Son “Sağlıkta Tasarruf” tedbirleri ile ödeme gücü olmadığı için yeşil kart verilenlerden bile katılım payının alınmaya başladığı, koruyucu hekimlik hizmetlerinin ön planda verilmesi gereken Aile Hekimliği’nin bile ücretli hale getirildiği, toplumun % 20’sinin hiçbir sosyal güvencesinin olmadığı Türkiye ve halk gerçekliğinde Domuz Gribi hastalığına Sağlık Bakanlığı’nın yaklaşımı tutarlı görülmemektedir.
            Domuz Gribi paniğinin yaşandığı günümüz Türkiye’sinde adeta gündemden kaçırırcasına Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) yasası kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Pek çok genetik hastalık ve kansere sebebiyet veren gıda ürünlerinin bu yasa ile rahatlıkla ülkemiz piyasasına sürülmesi bizce Türkiye toplumunun sağlığında yaratacağı hasar ve zarar Domuz Gribinden çok daha fazla ve kalıcı olacaktır. Koruyucu hekimlik uygulamalarını çok önemsiyoruz diyen Sağlık Bakanlığı’nın bu uygulamaya göz yumması ve sessiz kalması ise kabul ve af edilemez. Ne tesadüftür ki GDO üreten ve satan firmalar ile, laboratuar ortamlarında hastalık üretip yayan, ilaç ve aşı üreten tüm dünyaya pazarlayan firmalar hep aynıdır.
 Tüm bu yaşadıklarımız büyük dünya ilaç kartellerinin daha fazla kâr etme hırsı adına, planlayıp uygulamaya soktuğu ve bizlere dayatılan senaryolardan başka bir şey değildir.
            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak Domuz Gribi ve GDO konusunda tüm kamuoyunu uyarıyor, yetkilileri göreve davet ediyoruz.
1-     Domuz Gribi hastalığı konusunda panik yaratmadan koruyucu hekimlik tedbirleri alınmalı, halka doğru eğitici bilgiler verilmelidir.
2-     Domuz Gribi aşısı öncelikle bağışıklık sistemi tam gelişmemiş çocuklara, kronik hastalığı olan risk altındaki kişilere, insanlarla yakın temas halinde hizmet sunan meslek gruplarına yapılmalıdır.
3-     1. Basamak Sağlık Hizmetleri ücretsiz hale getirilmeli buralarda koruyucu sağlık hizmetlerin verilmesine daha fazla önem verilmelidir.
4-     Sağlık çalışanların çalışma ortamları iyileştirilmeli, gribal enfeksiyon geçirenlere ücretleri kesilmeden istirahat verilmelidir.
5-     Halkın yaşam koşulları ve çevre tedbirleri iyileştirilmeli, tüm temel sağlık hizmetlerini ücretsiz alabilmeleri sağlanmalıdır..
6-     Sağlık bütçesinden koruyucu hekimlik hizmetlerine daha fazla pay ayrılmalı, yerli ilaç ve aşı sanayine destek verilmelidir.
7-     GDO yasası derhal iptal edilmeli, organik gıda üretimine önem ve destek verilmelidir.
8-     Her yönüyle yabancı ilaç ve teknoloji kartellerine hizmet eden Türkiye’deki Sağlıkta Dönüşüm Programı yerine milli değerlere dayalı “Sağlıkta Sosyalizasyon” politikaları uygulanmalıdır
                                                                                                          
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Burdur Sağlık Sorunlarının Sebebi Hekimler Değil Sağlıkta Dönüşümdür.14.10.2009
             
 
        Burdur yerel basınında ve gündeminde bir süredir, Burdur İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin ÖZEREN için “Sağlık Müdürü ne iş yapar”, “Sağlık İl Müdürü Burdurlu hemşehrilerine hizmet götürülmesi noktasında çok zayıf, vatandaşın hizmet alımında aksaklıklara ve engellemelere sebep olmaktadır.” içerikli Burdur Milletvekili Sayın Bayram ÖZÇELİK tarafından iddia ve söylemler, ısrarlı şekilde yer almakta ve sürmektedir.
            Öncelikle Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bir hekim olan Dr. Hüseyin ÖZEREN’ in toplum önünde bu şekilde suçlanarak hedef tahtası haline getirilmesini tasvip etmiyor ve kabul etmiyoruz. Aynı zamanda bir kurum amiri de olan Dr. Hüseyin ÖZEREN’ e yapılan bu suçlamalar kendisi dışında o kuruma, o kurumda çalışan tüm sağlık çalışanlarına da yapılmış olan bir suçlama ve haksızlıktır.
            Kurum amirlerinin göreve nasıl geldiği ve gittiği, görev yetkileri ve sorumlulukları memurların görevlendirilme mevzuatlarında açık ve net olarak bellidir. Siyasi iktidarların zaman zaman kurum amirlerinin atanması ve alınması konusunda takdir haklarını kullandıkları da bir gerçektir. Bir memur veya kurum amirinin suç işlediği, görevi kötüye kullandığı iddia edilirse nasıl hukuki yol izleyeceği kanunlarda bellidir. Nitekim Dr. Hüseyin ÖZEREN için 8 defa görevi kötüye kullandığı iddiası ile görevden alınma, bilahere mahkemelerin bu uygulamaları kanunsuz bulmaları nedeni ile göreve iade edilmesi şeklinde sonuçlanan hukuki süreçleri olmuştur. Şuanda da adı geçen kurum amiri için bazı delil ve iddialar söz konusu ise yapılması, izlenmesi gereken yollar bellidir. Fakat bu yol Sayın Milletvekili Bayram ÖZÇELİK’ in izlediği yol kesinlikle değildir.
            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak hiçbir kurum amirinin bulunduğu konum ve sorumlulukları itibari ile halkın bilerek hizmet almasını engelleyici davranışlarda bulunacağına inanmak istemiyoruz. Hele hele bir hekimin halkın sağlık hizmetlerini engelleyecek veya geciktirecek davranışlarda bilerek ve isteyerek bulunması mümkün değildir. Hekim olarak bizlerin aldığı eğitim ve terbiye, ettiğimiz yemin buna kesinlikle izin vermez. Sayın Milletvekili Bayram ÖZÇELİK’ in “Burdur halkının yeterli ve iyi sağlık hizmeti alamadığı, sağlık hizmetlerine ulaşmada bazı zorluklarla karşılaştığı” iddialarına, Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tamamen katılıyor ve kendilerine bu konuda hak veriyoruz. Fakat şu anda Burdur halkının yaşadığı sağlık hizmetlerindeki sıkıntıların sebebi ve suçlusu kendilerinin ifade ettiği gibi şu anki veya daha önceki Burdur il sağlık müdürleri olmayıp, 2002’ den beri Türkiye’ de uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programıdır.
            Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde aralarında Burdur ilinin de olduğu Aile Hekimliği uygulamasına geçilmiştir. Aile Hekimliği ile Burdur ilinde 18 tanesi kırsal bölgede olmak üzere toplam 21 sağlık ocağı kapatılmış, aktif sağlık hizmeti veremez hale getirilmiştir. Köylerde sağlık evleri kapatılmış ebeler bu görev yerlerinden geri çekilmiştir. Bugün geldiğimiz nokta itibari ile bu bölgelerde tansiyon ölçme, enjeksiyon-pansuman yaptırma gibi bazı temel sağlık hizmetleri dahi verilemez hale gelmiştir. Nitekim bunu fark eden Burdur Valiliği bu hizmet açığını gidermek için köylerdeki imam ve öğretmenlere sağlık eğitim dersi verilerek, bunları sağlık hizmetlerinde kullanmayı önermek durumunda kalmıştır.
Türkiye’ de 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinin çökmesinde ne Dr. Hüseyin ÖZEREN ne de diğer sağlık il müdürleri suçludur. Suçlu şuanda 1. Basamak Sağlık Hizmetlerini paralı hale getiren Sağlıkta Dönüşüm Programı ve siyasi iradedir.
            Sağlıkta Dönüşüm ile kamu sağlık hizmetleri dışlanmış, özel sağlık hizmetleri desteklenmektedir. Bu uygulamalar sonrası sağlık giderleri Türkiye’ de aşırı şekilde artmıştır. Bugün geldiğimiz noktada sağlık giderleri aşırı şekilde arttı diye, sağlık hizmetlerinin her kademesinde hastaların sağlık hizmetine ulaşması engellenmekte, sağlık hizmet kapsamı daraltılmakta, hastanın cebinden mutlaka para ödemesi zorunlu hale getirilmektedir.
            Sağlıkta tasarruf tedbirleri adı altında bir hastanın 10 gün içinde aynı branş doktoruna, aynı gün içinde farklı branş doktorlarına muayene olması engellendi. 300 çeşit üstünde ilaç ödeme kapsamından çıkarıldı. Yatan hastalardan katkı payı alınır hale geldi. En son hastalardan 1. Basamakta 2 TL, 2. ve 3. Basamak sağlık hizmetlerinde 8 TL, özel hastanelerde 15 TL katılım payı alınması zorunlu hale getirildi. Burada acı ve üzücü olan Aile Hekimliği mevzuatında “Aile Hekimliği hizmetleri ücretsizdir” denilmesine rağmen ücretli hale getirilmesi, ödeme gücü olmadığı için yeşil kart verilen hastalardan bile para alınmaya başlanmasıdır. Görüldüğü gibi sağlık hizmetlerinin tüm basamaklarda ücretli hale gelmesinden hiçbir sağlık müdürü sorumlu olmayıp, sorumlu 2002’ den beri bu programı uygulayan siyasi irade ve Sağlıkta Dönüşümdür.
            2008’ de kabul edilen Sosyal Güvenlik Kanunu ile herkesin sağlık hizmeti alabilecek hale geleceği, prim ödeyemeyenlerin primlerinin devletçe ödeneceği müjdesi verilmiş idi. Aradan daha 1 yıl geçmesine rağmen bugün baktığımızda toplumun % 20’ sinin hiçbir sosyal güvencesi yok ve sağlık hizmetini ücretsiz alamıyor. İşsizlik % 13.8 ve bunlar ücretsiz sağlık hizmeti alamıyor. İşsiz anne ve babası olan çocukların ücretsiz sağlık hizmeti kısıtlandı. Yine tüm bunların sorumlusu sağlık il müdürleri değil 2002’ den beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı ve siyasi iradedir.
Sağlıkta Dönüşüm ile bir tarafta bilerek sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi devlet eli ile teşvik edilmekte, diğer taraftan da sağlık giderleri arttı diye sağlık hizmetleri tüm basamaklarda ücretli hale getirilmekte, hastaların ulaşabileceği  sağlık hizmet kapsamı daraltılmaktadır.
            Bugün geldiğimiz noktada Sağlıkta Dönüşüm Programı sosyal yönünü, katılımcı ve herkesi kapsayıcı yönünü tamamen kaybetmiş olup her yönü ile çökme noktasına gelmiştir. Gerçekler çok net ve ortada iken bu çöküşten ne hastalar ne hekimler ne de herhangi bir sağlık il müdürü sorumludur.
Gerçekleri görmezlikten gelip şu veya bu gerekçeler ile bir hekimi veya bir sağlık il müdürünü Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın sonuçlarından sorumlu tutmak toplum önünde bu kadar acımasızca suçlamak samimi ve doğru değildir.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak herhangi bir haksızlığı kabul etmemiz, gerçeklerin saptırılmasını görmezlikten gelmemiz hele hele hedef tahtasındaki bir hekim ise asla mümkün değildir. Israrla tekrar ediyor ve söylüyoruz. Bu sistemin sorumlusu hekim olarak bizler değiliz. Cezasını da hekim ve hastalar olarak biz çekmek istemiyoruz. Herhangi bir suç iddiası durumunda izlenmesi gereken hukuki yol ve usuller bellidir. Fakat bu yolların da hiçbir meslek grubunu veya makamı incitecek şekilde olmaması gerekir.
      Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bizlerin suç olan herhangi bir davranışı ve suçluyu savunmamız mümkün değildir. Ama unutulmamalıdır ki buna karar veren kurum sadece ve sadece yargıdır. Hoşumuza gitmese de yargı kararlarına hepimizin saygı göstermesi gerekir.
        Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm yetkilileri sağlıktaki kötü gidişin, yanlışların, hataların sorumlusu sadece hekimlermiş gibi sürekli olarak hekimleri hedef gösterme alışkanlığı ve kolaycılığından vazgeçmeye ve Türkiye gerçeklerine, halkın gerçeklerine uymayan, sağlıkta yıkım yaratan Sağlıkta Dönüşüm Programı’na son vermeye davet ediyoruz.
 
 
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
 
 
           
 
             
* Sağlıkta Dönüşüm, Eğirdir Kemik Eklem Hastalıkları ve Rehabilitasyon Hastanesi’nin Durumu, Geleceği 09.10.2009
Eğirdir Hastanesi bugün hasta yatağında can çekişmekte, hakkında karar verilmesini beklemektedir.
            Hastanenin bugünkü noktaya gelmesinde yerel bazı yanlışlar ve problemler sorumlu olsa bile esas neden Türkiye’de belli bir süredir uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’dır.
Bu sağlık ortamında Eğirdir Kemik Hastanesi’nin durumuna bakacak olursak;
Sağlıkta Dönüşüm ile Eğirdir Kemik Hastanesi’nin fiziki durumunda belirgin bir iyileştirme yapılmıştır. Hastalar daha temiz ve insana yaraşır koşullarda sağlık hizmeti alır hale gelmişlerdir. Bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Fakat bu süreçte bize göre hastanenin bu günkü haline gelmesine sebep olan bazı yönetim hataları yapılmıştır. Örneğin; Hastanede var olan hekim kadrosunu ayrılmasını adeta teşvik edecek şekilde hekimlere yönelik zaman zaman haksız geçici görevlendirmeler yapılmıştır. Eğirdir Kemik Hastanesi’ndeki hekimleri geçici görevlere gönderip hekim ihtiyacımız var diye Isparta’dan Eğirdir Hastanesi’ne geçici görevlendirme ile hekim getirilmesi işlemini ise anlamak mümkün değildir. Geçici görevle gelen hekim o hastaneye sahip çıkmaz, hasta yatırmaz, ameliyat etmez. Geçici göreve gönderilen hekimler özellikle tecrübeli, hastaneye uzun süre hizmet etmiş, hastaların tanıdığı ve güvendiği hekimler idi. Unutulmamalıdır ki bir hastaneyi hastane yapan ne o hastanenin fiziki durumu, ne de tıbbi teknoloji ve cihaz zenginliğidir. Bir hastaneyi hastane yapan esas unsur yıllar içinde hastaların deneyerek, tecrübe ederek bildikleri ve inandıkları hekimlerin o hastanede çalışıyor olmalarıdır. O nedenle bir hastanede çalışan hekim faktörü göz ardı edilerek o hastane işler ve kâr eder hale kesinlikle getirilemez.
Haksız geçici görevlendirmeler, çalışma ortamlarındaki huzursuzluklar, Eğirdir kentindeki sosyal ve kültürel yaşantının hekimlerin beklentilerini karşılayamaması Eğirdir Hastanesi’nden zaman zaman bazı hekim gruplarının ayrılmasına sebep olmuştur.
Eğirdir Hastanesi’nin tarihine baktığımızda Eğirdir Hastanesi’ne gelen ve bakılan hasta sayısının, hastane gelirlerinin azaldığı dönemler şunlardır;
- Bazı hekim gruplarının hastaneden ayrılması
- Yeşil kartlılara sevk zorunluluğunun getirilmesi
- Hastanenin yangın geçirdiği ve yeterli sağlık hizmeti veremediği dönemler olduğunu görmekteyiz.
Eğirdir hastane giderlerinin artmasına sebep olan diğer bir olay da dışarıdan gereğinden fazla taşeronlar aracılığı ile hizmet ve personel alınması durumudur.
Çalışma ortamlarındaki huzursuzluk, hekimlerin kazançlarının her geçen gün azalması bunun karşılığında iş yüklerinin her geçen gün artması, baktıkları hastaların kronik ve komplikasyona açık halde olmasına rağmen hasta hakları-malpraktis gibi uygulamaların hekimlerin üzerinde sürekli baskı unsuru olarak kullanılması, sağlık hizmetlerindeki her türlü kötü gidişten hekimler sorumlu imiş gibi gösterilerek hekimlerin toplum önünde hedef tahtası haline getirilmesi, hekimlerin hastalara çekimser yaklaşmasına sebep olmakta aktif sağlık hizmeti vermelerini zorlaştırmaktadır. Bu ise beklentilerini karşılayamayan hastaların her geçen gün artan oranlarda Eğirdir Hastanesi’nden uzaklaşmasına, başvuruların azalmasına sebep olmaktadır. Eğirdir hasta istatistiklerine bakıldığında 2007 yılından itibaren hastane poliklinik sayıları, yatan hasta sayılarının giderek azaldığı görülmektedir.
Eğirdir Kemik Hastanesi’nin mevcut durumu için Tabip Odası olarak çözüm önerilerimiz;
1- Hastanenin şu anki sorununu çözmek için öncelikle samimi ve gerçekçi bir siyasi irade olması gerekir.
2- Karar verilmesi gereken ikinci önemli konu bu hastane bundan sonraki süreçte normal devlet hastanesi statüsünde mi? Yoksa ortopedi ve travmatoloji hizmetlerinin ön planda olduğu bir hastane statüsünde mi hizmet verecek? Yoksa 82 dönümlük göl kenarındaki arsası için kapatılarak, hastane hizmetleri Isparta’ya mı taşınacak?
3- Eğer ortopedi ve travmatoloji hizmetlerinin ön planda olduğu bir hastane düşünülüyorsa, hastane öncelikle şu anda verdiği klasik ortopedi ve travmatoloji sağlık hizmetleri dışında, daha farklı ve spesifik ortopedi sağlık hizmetleri verilir hale getirilmelidir.
   Bu ortopedi ve travmatoloji hizmetlerini verebilmesi için mevcut ortopedi uzmanları dışında, spesifik ortopedik hizmetler veren yan dal uzmanlarının hastanede çalışır hale getirilmesi gerekir.
Spesifik ortopedi uzmanlarının burada çalışır hale gelmesi için bunlara mutlaka belli gelir, sosyal yaşantı veya Eğirdir Kemik Hastanesi’nde çalışma karşılığı olarak kariyer güvencesi verilmelidir.
Hastane spesifik ortopedi hizmetleri verilir hale getirilirse, spor hekimliği ve sporcu yaralanmalarına müdahale edecek ortopedi hizmetlerinin verilmesi de mümkün olacaktır.
Bu çerçevede Davraz Dağı’nda kışın kayak yapan sporculara, yazın da futbol takımlarına ortopedi ve travmatoloji sağlık hizmetleri verilmiş olur ki bu da spor kulüplerinin Davraz’ı daha fazla kamp yeri olarak tercih etmelerine sebep olacaktır.
Spesifik ortopedi sağlık hizmetleri verir hale getirilen Eğirdir Kemik Hastanesi mutlaka iyi ve donanımlı fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile desteklenmelidir.
 Eğirdir Kemik Hastanesi’nde verilecek ileri ve spesifik ortopedi sağlık hizmetleri SDÜ Tıp Fakültesi yönetimi ve işbirliği içinde yürütülmelidir.
Hatta hastane SDÜ Tıp Fakültesi’ ne bağlı veya ayrı olarak ortopedi ve travmatoloji ile fizik tedavi ve rehabilitasyon branşlarında ihtisas veren Eğitim Hastanesi statüsüne getirilebilir. Ortopedi ve travmatoloji ile fizik tedavi ve rehabilitasyon Eğitim Hastanesi spesifik ortopedi uzmanı, spesifik ortopedi sağlık hizmetleri, hasta sıkıntısı sorununa kesin ve kalıcı çözüm olacaktır.
Hastane spesifik ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verecek tıbbi donanım ve cihazlar ile donatılmalıdır.
4- Eğer Eğirdir Kemik Hastanesi’nin normal devlet hastanesi statüsünde hizmet vermesine karar verilirse; hastanenin büyüklüğü de göz önüne alındığında hastanelerde genelde uzun süre yatan kronik hasta grupları olan ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon, göğüs hastalarına daha fazla yer ve hizmet verecek şekilde hastanede düzenleme ve uygulama yapılması doğru olacaktır.
5- Eğirdir Kemik Hastanesi’ndeki ortopedi sağlık hizmetleri Isparta iline taşınacak ise; hastane binası normal devlet hastanesi artı uzun süre yatan bakım ve rehabilitasyon gerektiren hastaların yattığı depo hastanesi haline getirilerek işler hale getirilebilir.
6-Eğirdir Kemik Hastanesi’nin hangi statüde hizmet vermesine karar verilirse verilsin öncelikle yapılması gereken; burada çalışacak hekim ve diğer sağlık personelinin sosyal imkanları arttırılmalı, kendilerine sabit emekliliğe yansıyacak gelir ve tayin güvencesi verilmeli, mesleklerini bağımsız olarak yapabilecekleri çalışma ortamları, hastane yönetiminde söz ve katılım hakkı sağlanmalıdır. 

Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
  
* IMF ve Dünya Bankası Sağlığa Zararlıdır 01.10.2009
           Sağlık güvencesi olmayan hiçbir vatandaş kalmayacak. Prim ödeyebilenden prim alınacak, ödeyemeyenin primini devlet ödeyecek. Tüm sağlık harcamaları kapsamda olacak. Sigortalılara mevcut olanların dışında ek bir yük getirilmeyecek. 18 yaşın altındaki çocuklar sağlık yardımlarından koşulsuz olarak yararlanacak…
            1 Ekim 2008’ de Genel Sağlık Sigortası (GSS) yürürlüğe girerken verilen vaatler böyleydi. Peki verilen sözler tutuldu, vaatler yerine getirildi mi? Bir yıl içinde neler olduğuna bakacak olursak;
- Muayene ücretleri % 650 arttırıldı. Devlet hastanelerinde 8 TL, özel hastanelerde 15 TL’ ye çıkarıldı. Parasız olan sağlık ocakları paralı hale getirildi.
- İlaca ulaşmak zorlaştı. İlaçta devletin ödediği pay düşürülüp hastaların ödediği pay yükseltildi.
- Özel hastanelere giden hastalar “ ilave ücret “ adı altında paralar ödemeye zorlandı.
- Türkiye nüfusunun % 20’ si halâ sosyal güvenceden kesin olarak mahrum.
- Kriz nedeniyle işsiz kalan yüz binlerce çalışan ve ailesi sağlık güvencesini kaybetti.
- Annesi yada babası GSS primi ödeyemeyen 18 yaşın altındaki çocuklar için kısıtlamalar getirildi.
- Muayene olurken, ilaç alırken ödediğimiz yetmedi; bundan sonra hastaneye yattığımızda, ameliyat olduğumuzda da katılım payı ödeyeceğiz.
- Emekli olabilmek bir ayrıcalık haline geldi ve emekli maaşları geriledi.
          Bütün bunlar “ her derde deva “ diye sunulan GSS henüz ilk yılını doldurmadan oldu. Kısacası; GSS’ nin sağlıkta yaşanan sorunları çözemeyeceği, tam tersine sağlığı her geçen gün daha paralı hale getireceği ve sağlığa ulaşmayı daha da zorlaştıracağı ilk yıldan belli oldu.
        Şimdi geldiğimiz noktada ülke yöneticileri “ sağlık harcamaları çok arttı, yeni önlemler almak zorundayız “ demeye başladılar. “ Yeni önlemler “ dedikleri de belli; yeni katkı payı-katılım payı, yeni ve daha fazla cepten harcama mecburiyetleri, yeni ilave ücretler, yeni mali külfetler. Kısacası, hastaların cebinden çıkacak yeni paralar.
        Peki bu GSS’ den kazançlı çıkan kim? Çok uluslu ilaç tekelleri, tıbbi cihaz- teknoloji üreticileri, belli sermaye gruplarına ait özel hastane patronları. Kısacası, tekmil sağlık sermayesi. Devlet teminatlı, müşteri güvenceli, ödeme garantili bir garip “ müteşebbüs “ sermaye sınıfı.
        Peki ülke yöneticileri GSS’ yi çıkarmak için neden bu kadar çok ısrar etmişti?
       Çünkü uluslar arası sermayenin sömürü örgütleri, IMF ve Dünya Bankası böyle istemişti. Sermaye bütçeden sosyal harcamalara kaynak aktarılmasını istemiyordu. Amaçları sağlığı piyasalaştırmak, özelleştirmek ve kendileri için kâr alanına dönüştürmekti.
      Onlar emretmişti; bütün siyasi geleceğini küresel sermaye grupları ile olan ilişkilerine bağlayan ülke yöneticileri de GSS’ yi TBMM’ den geçirmişti.
       GSS’ nin birinci yılını doldurduğumuz bu günlerde sağlığımızı, sosyal güvenliğimizi, geleceğimizi çalan küresel sermaye grupları “ IMF ve Dünya Bankası Yıllık Toplantısı “ adı altında ülkemize, İstanbul’ a geliyorlar. Bizleri daha yoksul, daha sağlıksız, daha güvencesiz, daha çaresiz bırakmak için yeni planlar, programlar yapacaklar.
       Biz bu ülkenin hekimleri olarak bunlara sessiz kalmayacağımızı, tüm emeği ile çalışanlar, ezilenler, yoksullar adına IMF ve Dünya Bankası politikalarına karşı insandan yana alternatif politikalarımızın olduğunu ilan ediyoruz.
       IMF ile Dünya Bankası’ nın ve onların yoksulluğu, işsizliği, güvencesizliği arttıran politikalarına “ ARTIK YETER “ diyoruz.
       Krizin teğet geçmediği, etkilenenlerin yani işçilerin, işten atılanların, emeklilerin, öğrencilerin, kadınların, tarım işçilerinin pek çok sorunları olduğunu biliyoruz. Onların sağlık haklarına sahip çıkıyor ve çözümlerini de biliyoruz. IMF buyrukları ve ülke yöneticileri eliyle uygulanan sosyal güvenlik politikası artık ülkemizde iflas etmiştir.
        Sağlık hakları satılamaz, kısıtlanamaz, sağlıktan tasarruf yapılamaz.
        Sağlık hizmetleri eşit, ücretsiz ve ulaşılabilir olmalıdır.
        Ve tekrar ilan ediyoruz;
        IMF ve Dünya Bankası Sağlığa Zararlıdır.
        Başka bir sağlık sistemi, başka bir dünya mümkündür.
 
 
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Sağlıkta Tasarruf Ölüm Getirir 28.09.2009
        Türkiye’de 01.06.2008 tarihinde Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu kanunun amacı; Sosyal Sigortalar ile Genel Sağlık Sigortası bakımından kişileri güvence altına almak, bu sigortalardan yararlanacak kişileri ve sağlanacak hakları, bu haklardan yararlanma şartları ile finansman ve karşılama yöntemlerini belirlemek, Sosyal Sigortaların ve Genel Sağlık Sigortaların işleyişi ile ilgili usul ve esasları düzenlemektir. Fakat aradan daha bir yıl geçmiş olmasına rağmen halkın bırakın daha fazla sosyal güvence altına alınmasını, sağlık haklarının artması ve sağlık hizmetlerine daha rahat ulaşılabilir olmasını, yapılan pek çok değişiklik ve uygulamalar ile halk adeta bu sağlık sistemini finanse eden ve karşılayan esas unsur haline getirilmiştir.
         Nitekim Türkiye sağlık giderlerinin aşırı şekilde artması gerekçe gösterilerek Maliye Bakanlığı 1 Ekim 2009’dan itibaren uygulanmak üzere 18.09.2009 tarihinde “ Sağlıkta Tasarruf Tedbirleri ” adı altında önlemler paketi açıkladı..Bu önlemler paketi ile 2010 yılında sağlık hizmetlerinde 3 milyar TL tasarruf yapılması amaçlanmaktadır.
            Bu tasarruf tedbirleri çerçevesinde tüm sağlık basamaklarında her hastadan mutlaka elini cebine atarak para ödemesi, sağlık hizmetlerinin içeriğinin daraltılması, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve piyasa kurallarına göre yönetilmesi amaçlanmaktadır.
        Bu doğrultuda 1 Ekim 2009’ dan itibaren ödeme gücü olmayan vatandaşlara verilen yeşil kartlar da dahil olmak üzere tüm hastalar 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde 2 TL, 2. ve 3. Basamak Sağlık Hizmetlerinde 8 TL, özel hastanelerde 15 TL katılım payı vereceklerdir.
         Bu düzenlemeler ile ayrıca özel hastanelerde hastaların ödediği % 30 fark ücreti % 70’ e çıkmaktadır. Bu tasarruf tedbirlerini çalışanlardan ilaç alırken alınan % 20 katkı payının % 30’a, emeklilerden alınan % 10 katkı payının % 15’ e çıkarılması, hastanelerde yatan hastalardan katılım payı alınması gibi vs. uygulamalar izleyecektir.
        Sağlık hizmetlerinin her basamakta paralı hale gelmesi demek olan bu uygulamalar hangi Türkiye ve halkın gerçeklerinin yaşandığı günümüz koşullarında alınıyor diye bakacak olursak;
        Şu anda Türkiye nüfusunun % 20’ sinin hiçbir sosyal güvencesi yok, 16.5 milyon kişi yeşil kartlı, 7 haneden 1 tanesi ekonomik yardım alıyor, 10 haneden 4 tanesinin geliri 450 TL’ den az, 1.800.075 kişinin günlük geliri 1 dolardan az, işsizlik oranı % 13.8 olup 35 yaş altı nüfusta yer alan 3 kişiden 1 tanesi işsiz durumdadır.
        Türkiye’ de şu anda ücretli ve yevmiyeli çalışanların % 28’i kayıt dışı çalışıyor, kendi hesabına çalışan kişilerin % 68.8’inin sosyal güvenlik kaydı yok, işveren olarak çalışanların % 25.1’ inin sosyal güvencesi yok.
        Sosyal bir devlette, devlet herkesin yaşama hakkını garanti altına almak, sağlığını korumak ve sağlık hizmet hakkını gerçekleştirmek zorundadır.
        T.C. Anayasası’nda Türkiye Devleti’nin sosyal bir devlet olduğu, sağlığın herkes için hak olduğu yazmaktadır. Maalesef T.C. Anayasası’nda yazılanlar ile gerçek hayatta uygulananlar arasında büyük farklılıklar vardır. Sağlık hizmetlerinin tamamen piyasa koşullarına terk edildiği günümüz Türkiye’ sinde sağlık halk için bir hak olarak görülmek bir yana, halk yapılan uygulamalarla adeta sistemi finanse edecek ana unsur olarak görülmekte, ona göre düzenlemeler yapılmaktadır. Maalesef bazen bu düzenlemeler insaf dışı, halkın yaşam damarlarını kurutacak düzeylere varabilmektedir. Bunlara örnek verecek olursak; emeklilere daha düşük aylık bağlamak için emekli aylıklarının bağlanma oranları % 2.6’ dan % 2’ ye düşürüldü. Yine emeklilerin tekrar çalışmaları halinde alınan destek primi % 10’ dan % 15’ e çıkarıldı.  Daha önce sigortalının dul eşine sigortalının aylığının % 75’ i oranında ölüm aylığı bağlanırken şu anda bu oran % 50’ ye indirildi. Huzurevlerinde kalanların ödemelerine % 30 zam yapılırken, işçi emeklisinin maaşına günlük 36 kuruş, bağkur emeklisinin maaşına günlük 16 kuruş zam yapıldı. Elektrik, su ve doğalgaza % 65-160 arası zam yapılırken çalışanların maaşlarına % 2.5 + % 2.5 zam yapıldı. Maaşlarına zam yapmak bir yana taşeronların elinde çalışanların ve bazısının asgari ücret üstündeki ücretlerinin asgari ücrete indirilmesine karar verildi.
        Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak halkın, emeklinin, çalışanın, Türkiye’ nin gerçekleri bu noktada iken sağlık hizmetlerinin acımasız piyasa koşullarına bırakılmasına, sağlığın metalaştırılmasına, hele hele ödeme gücü olmadığı için yeşil kart verilenlerin bile bu sistemi finanse etmek için kullanılmasını, gelir kapısı olarak görülmesini, Aile Hekimliği yönetmeliğinde Aile Hekimliği ücretsizdir diye yazmasına rağmen 1. Basamak Sağlık Hizmetlerinde de ücret alınmasını algılamakta zorluk çekiyor ve kesinlikle kabul etmiyoruz.
        Mevcut uygulamalarla Türkiye halkının çoğunluğu için yaşam işsizlik, zamlar, sağlık kuruluşlarına gidebilmek için katkı payı ve fark uygulamalarıyla iyice katlanılmaz olmuştur.
        Şu anda sağlık hizmetlerinde bulunduğumuz durumun sebebi Türkiye’ de 2002 yılından beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’ dır. Bu program ile koruyucu sağlık hizmetleri dışlanmış, tedavi edici sağlık hizmetleri ön plana çıkarılmıştır. Özel sağlık hizmetleri devlet eli ile desteklenmiştir. Nitekim Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık giderleri 4 kat artmıştır.
        Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak sağlık tüketimini aşırı şekilde arttırdığı belli olan sağlık sistemini bilerek uygulayıp, bu sağlık sisteminde giderler aşırı şekilde arttı, yürütemiyoruz diye dul, yetim, emekli, yeşil kartlının bile bu sistemin devam edebilmesi için finans kaynağı olarak görülmesini samimi ve tutarlı bir davranış olarak görmüyor ve kabul etmiyoruz.
        Bu çerçevede “ Sağlıkta Tasarruf “ adı altında halkın sağlık hakkını kullanmasını daha fazla kısıtlayarak, halkın sağlığının tehlikeye girmesine sebep olan, ülke ve vatandaş gerçeklerinden uzak olan katkı ve katılım payı alınması uygulamasından, ülke ve sağlık yöneticilerini vazgeçmeye davet ediyoruz.      
    
     Uz. Dr. Metin AYDIN
    Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Burdur Aile Hekimliği 14.09.2009


             11.09.2009 tarihli Burdur ili yerel basınında Burdur’ da 1. Basamak Sağlık Hizmetleri, Aile Hekimliği Uygulaması ile ilgili Burdur Valiliği Basın Bürosunun yaptığı açıklama Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bizleri üzüntü ve hayret içerisinde bırakmıştır. Yapılan açıklamada Burdur ilinde 3327 kişiye 1 Aile Hekiminin düştüğü, kırsal bölgelerde halkın en basit sağlık hizmetlerinden olan pansuman-tansiyon ölçme-iğne yaptırma konularında bile sıkıntı yaşadığı, bu sıkıntının giderilmesi için köylerdeki imam ve öğretmenler aracılığı ile bu temel sağlık hizmet eksikliklerinin giderilmesine yönelik adı geçen meslek gruplarına Sağlık Bakanlığı tarafından kurs açılmasının önerileceği, Aile Hekimliğinin ücretsiz olmasının önünde bazı suistimallerin olduğu ve katılım payı alınması gerektiği ifade edilmiştir.
Burdur ilinde 1 yılı aşkın süredir Aile Hekimliği uygulanmaktadır. Aile Hekimliği öncesi Burdur ilinde 1. Basamak sağlık hizmetleri 53 sağlık ocağında ve 141 pratisyen hekim ve diğer sağlık çalışanları ile veriliyor idi. Aile Hekimliği Uygulaması ile Burdur ilinde 1. Basamak Sağlık Hizmetleri 32 Aile Sağlığı Merkezinde 71 Aile Hekimi ile verilir hale getirildi. Yani Aile Hekimliği Uygulaması ile birlikte 18 tanesi Burdur kırsalında 3 tanesi de merkezde olmak üzere 21 sağlık ocağı kapatıldı, aktif sağlık hizmeti veremez hale getirildi. 21 sağlık ocağı kapatılması dışında pek çok köy ve beldede sağlık evleri de kapatılıp buralarda çalışan ebe, hemşire, sağlık memurları il veya ilçe merkezlerinde bulunan Toplum Sağlığı Merkezlerinde toplandı.
Burdur Valiliği’nin de belirttiği gibi Aile Hekimliği Uygulamasının başladığı ilk günden itibaren öncelikle kırsal bölgelerdeki halkımız mağdur olmaya, en temel sağlık hizmetlerini dahi almakta zorlanır hale gelmiştir. Buna isyan eden Bağsaray, Kozluca ve Aziziye halkları ‘Biz AB’yi değil Sağlık Ocağımızı istiyoruz’ diye gösteri yapmışlar, kendilerine yaşamak zorunda bırakıldıkları mağduriyetlere isyan etmişlerdir.
Burdur halkının Aile Hekimliğinin ilk gününden itibaren yaşamaya başladığı sıkıntılara Burdur Valiliği’nin yaptığı çözüm önerileri ise Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak bizleri hayret ve üzüntü içinde bırakmıştır.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bizler Burdur 1. Basamak sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ile ilgili çözüm önerilerimizi tüm kamuoyu ve yetkililerle paylaşmak istiyoruz.
1- Burdur Valiliği’nin yaptığı açıklamaya göre şu anda 1 aile hekimine 3327 kişi düşmektedir. Aile Hekimliği öncesinde 1. Basamak sağlık hizmetlerindeki 141 pratisyen hekim dengeli ve doğru kullanılmış olsa idi toplam Burdur il nüfusunu düşündüğümüzde 1 Aile Hekimine 1620 kişi düşecekti. Şu anda 1 Aile Hekimi başına düşen fazla kişinin ve kırsal bölgelerde sağlık hizmet sunumunda yaşanan sıkıntıların sebebi; Aile Hekimliği ile tüm pratisyen hekimlerin Aile Hekimi-Toplum Sağlığı Hekimi olarak ayrılması ve sayılarının azaltılması; yani gerçekçi ve doğru kullanılmamaları ile, hemşire-ebe- sağlık memuru gibi yardımcı sağlık çalışan sayısında da özellikle Burdur kırsal bölgelerinde azaltma işlemine gidilmiş olması, sağlık ocağı ve sağlık evleri kapatılarak 1. Basamak sağlık hizmeti veren birim sayılarının azaltılmasıdır.
2- Aile Hekimliği ile Burdur kırsal bölgelerinde bilerek azaltılan hekim, sağlık çalışanı ve sağlık kurum sayısı sonrası ortaya çıkan pek çok sıkıntı yanında, en temel sağlık hizmet ihtiyaçlarının giderilebilmesi için köylerdeki imam ve öğretmenlerin kullanılması düşüncesi kabul edilemez trajikomik bir olaydır. Sağlık eğitimi almamış kişilerin ne tür kurs alırlarsa alsınlar sağlık hizmetlerinde kullanılmaya başlanması öncelikle suç olup, verilen sağlık hizmetlerinin ciddiyeti ve önemi göz önüne alındığında bırakın uygulamayı, düşünülemez bile. Burdur kırsal bölgelerinin yaşadığı sağlık sıkıntılarının çözümü kapatılan sağlık ocakları ve sağlık evlerinin açılması, tüm pratisyen hekimlerin aynı statü içinde toplanarak çalıştırılması, il ve ilçelerdeki toplum sağlığı merkezlerinde toplatılan ebe - hemşire ve sağlık memurlarının kapatılan sağlık ocağı – sağlık evlerinde tekrar görevlendirilerek aktif sağlık hizmetlerinde kullanımı kadar basit ve net iken sorunun çözümünü imam ve öğretmenlerle çözmeye çalışmak Burdur kırsal bölgelerinin sağlık sorunlarını Allah’a havale etmekten başka bir şey değildir.
3- Sağlık en temel insani hak olup, sosyal bir devlet tarafından da verilmesi zorunlu olan bir hizmettir. Şu anda Türkiye nüfusunun % 20’ ye yakınının hiçbir sosyal güvencesi yoktur. Ayrıca ülkemizde ekonomik krizle daha da artan yoğun işsizlik, yoksulluk ve gelir adaletsizliği de yaşanmaktadır. Bu olumsuz koşullar içinde tüm sağlık hizmetlerine ama özellikle de temel sağlık hizmetlerine halkın rahat, kolay ulaşabilmesi ve kullanabilmesi çok daha fazla önem arz etmektedir. Normalde hiç kimse durduk yerde, zevk olsun diye sağlık kurumlarına başvurmaz veya gitmez. Kişinin kendini hasta ve kötü hissetmesi başvuru için yeterlidir. Ülkemizin ve Burdur ilinin ekonomik-sosyal ve toplumsal sağlık gerçekleri ortada iken “Aile Hekimliğinin ücretsiz olmasının suistimal edildiği ve o nedenle katılım payı alınmalı” , “Hastaların müşteri olarak görülmesi gerekir.” şeklindeki Burdur Valiliği’ nin açıklamasını biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak kabul etmiyoruz. Bu yaklaşım Burdur halkının gerçekleri ve ihtiyaçları ile örtüşmeyen, aksine çelişen tespit ve yaklaşımlar olup doğru bir uygulama değildir.
Isparta-Burdur Tabip Odası olarak biz tüm topluma sağlık hizmet hakkının tartışılmadığı, sağlık hizmet sunumunda modern bilimsel uygulamalar dışındaki alternatif girişimlerin önerilmediği, herkesin sağlık hizmetlerine rahat ulaşabildiği ve kullanabildiği, eşit ücretsiz sağlık hizmeti istiyoruz.  
 
 
                                                                      
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
 
* Bölge Hastanesi 09.09.2009

              Isparta gündeminde bir süredir Isparta’ya yapılacak olan hastane kompleksi ve yer olarak Sümer Halı Fabrikası’nın olup olmaması konusu tartışılmaktadır. Ayrıca Isparta Belediyesi’ nin istenirse başka bir yerde hastane yeri verebileceği önerisi söz konusudur.
Hastaneler yapılırken hastaların hastanelere rahat ve en hızlı ulaşması dikkate alınırken dikkate alınan diğer çok önemli bir konu da hastanelerin deprem, sel, hava kirliliği gibi çevresel ve doğa faktörlerinden en az etkilenen yerlerde kurulmasına özen gösterilmesidir. Çünkü bu gibi felaketlerde ayakta hizmet verir halde kalması gereken en önemli binalardan birisi de hastanelerdir. Şu ana kadar kurulan pek çok hastaneye baktığımızda bu hususlar dikkate alınarak hastaneler kurulmuştur. Isparta’nın en eski hastaneleri olan Isparta Devlet Hastanesi ve Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi de kurulurken depreme dayanıklı zeminlerde, hava kirliliği en az olan bölgelerde, sel felaketlerinden en az etkilenebilecek şehrin yüksek rakımlı yerlerine kurulmuştur.
Oysa şu anda hastane kompleksi olarak düşünülen Sümer Halı Fabrikası’nın yeri Isparta’da kış ayları en fazla hava kirliliğinin olduğu, yoğun yağmurlarda Isparta’nın tüm suyunun aktığı ve toplandığı bölgede kuruludur. Bu bölgede daha önce sel felaketinin olmaması bundan sonra olmayacağı anlamına gelmez. Hatırlanacağı üzere Isparta olarak Senirkent ilçesinde çok ciddi ve üzücü sel felaketi yaşadık. Sümer Halı Kompleksi dışında tarıma elverişli bölgelerde de yeni hastane ve yerleşim yeri yapılması işlemi bize göre uygun değildir. Verimli tarım arazilerini yeni yerleşim yerlerine açmak, gelecek nesil için yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yeni yerleşim yerleri tarım arazilerinin yok olması dışında çevresel kirliliğe, yeraltı sularının kirliliğine, yok olmasına da sebep olacaktır. Hızla nüfusun arttığı Türkiye ve Isparta ilinde bizlerin gelecek adına en büyük zenginliğimiz verimli topraklarımız ve temiz içilebilir su kaynaklarımızdır. Bu kaynakların çok kötü programlamalar ile yok edilmesi gelecek adına kabul edilebilir değildir.
Son 1-2 gündür İstanbul, Silivri ve Trakya bölgesinde yoğun yağışlar sonrası can ve mal kaybına yol açan sel felaketleri yaşıyoruz. Sel taşkınlarına uğrayan yerler arasında üzülerek görmekteyiz ki hastane binaları da söz konusu. Kuruluş amacı özellikle sel, deprem ve diğer doğa felaketlerinde hastalara öncelikle hizmet verecek yerler olması gereken bu sağlık kuruluşları, yanlış planlama ve uygulama sonrası bu felaket günlerinde maalesef hizmet veremez hale gelmişlerdir. Örneğin Silivri Devlet Hastanesi bu sel felaketlerinden aşırı şekilde etkilenmiş olup, hizmet vermek bir yana o sağlık kuruluşundaki hasta ve sağlık çalışanları için bile hayati tehlike oluşturan yer haline gelmiştir.
            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm yetkilileri ve kamuoyunu bu çerçeve içinde uyarıyoruz ve dikkatini çekmek istiyoruz. Isparta ili gerçekten sağlık kuruluşların tek çatı altında toplandığı bir hastaneye ihtiyaç göstermektedir. Fakat yapılması düşünülen bu hastane alanında mutlaka çevresel faktörler, deprem, sel, hava kirliliği, temiz ve verimli su-toprak kaynakları, yeni yerleşim yerlerinin açılmasına sebep verip vermeyeği, hastaların en hızlı ve en kolay hastaneye ulaşabilirliği, hastane kompleksi dışında diğer hastane dışı sağlık kuruluşların örgütlü ve yerinde hizmet verebilirliği de düşünülmesi gereken çok önemli faktörlerdir.
            Bu çerçevede şu anda tüm bu unsurlar değerlendirildiğinde yeni hastane kompleksi için yıllardan beri denenmiş ve halen hizmet veren tecrübe edilmiş, çevresel sağlık sektör alt yapısının da hazır ve uygun olduğu Isparta Devlet Hastanesi veya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinin yeri bize göre en uygun yerlerdir. Bu bölgelere yapılacak yeni hastane kompleksi Gülkent Devlet Hastanesinin de sahip olduğu sağlık birimleri düşünüldüğünde sağlık hizmetlerinde hiç aksamaya sebep vermeden sürdürülürken aynı zamanda rahatlıkla yapılabilir.

Uz.Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Eğirdir Kemik Hastanesi 02.09.2009
Daha önceki basın açıklamalarımızda Eğirdir Kemik Hastanesi’nin son durumu ile ilgili             Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığımızca bazı açıklamalarda bulunmuş idik. Eğirdir Kemik Hastanesi’nin mevcut durumdan kurtulup Isparta ve Türkiye halkına daha da iyi sağlık hizmetlerini verir hale gelmesi için biz önerilerimizi tüm kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz. Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi’nin sağlık hizmetlerini sürdürebilmesi için öneriler;
 
1-    Hastane verdiği klasik ortopedi sağlık hizmetleri dışında, daha ileri ve spesifik ortopedi sağlık hizmetleri verir hale getirilmeli. Örneğin: El cerrahisi, diz cerrahisi, omurga cerrahisi, pediatrik ortopedi cerrahisi gibi.
2-    Bu hizmetleri verebilmesi için sayısı daha da arttırılacak mevcut ortopedi uzmanları dışında, spesifik ortopedi hizmetleri verecek yan dal uzmanlarının hastanede çalışır hale getirilmesi gerekir.
3-    Hastanede spesifik ortopedi hizmetleri verilir hale getirilirse, ayrıca spor hekimliği ve sporcu yaralanmalarına müdahale edecek ortopedi hizmetlerinin verilmesi mümkün olur. Bu çerçevede Davraz Dağı’nda kışın kayak sporcularına, yazın da futbol takımlarına ortopedik sağlık hizmetleri de verilmiş olur. Geliştirilmiş Eğirdir Kemik Hastanesi’nin imkanları ön plana çıkarılırsa Davraz Dağı ve Eğirdir Gölü sporcuların kamp ve spor yapacağı cazip bir yer haline getirilmiş olur. Yani Davraz Dağı’nın ve Eğirdir Kemik Hastanesi’nin iyi imkanları Isparta ili turizmine büyük fayda sağlayacaktır.
4-    Spesifik ortopedi sağlık hizmetleri verir hale getirilen Eğirdir Kemik Hastanesi mutlaka iyi ve donanımlı fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri ile desteklenmelidir.
5-    Eğirdir Kemik Hastanesi’nde verilecek sağlık hizmetleri SDÜ Tıp Fakültesi kontrolü, yönetimi ve işbirliği içinde yürütülmelidir.
6-    Hastane spesifik ortopedi, fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verecek tıbbi donanım ve cihazlar ile donatılmalıdır.
7-    Bizce yukarıda saydığımız öneri ve uygulamalardan daha da önemlisi burada çalışacak hekim ve diğer sağlık personelinin sosyal imkanları arttırılmalı, kendilerine gelir ve tayin güvencesi sağlanmalı, hastane yönetiminde söz ve katılım hakkı sağlanmalıdır.


Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Eğirdir Kemik Eklem Hastanesi 27.08.2009

           Bir süredir Isparta gündeminde Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi’nin misyonunu tamamladığı, verimli çalışmadığı, aylık 300 bin TL’yi bulan zarar ettiği, yakıt parasını dahi ödeyemez hale geldiği, kapatılacağı tartışılmaktadır.
            Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi, Isparta ve tüm Türkiye halkına çok değerli sağlık hizmetleri vermiş, çok önemli bir sağlık kurumumuzdur. Türkiye’nin her bölgesinde devlet ve üniversite hastanelerinde ortopedi sağlık hizmetleri verilmeye başlanması ile, Eğirdir Kemik Hastalıkları Hastanesi’nin öneminin ve hasta başvurularının nispeten azaldığı gerçek olsa bile, halen Türkiye’nin pek çok bölgesinden çok sayıda hasta şifa bulmak için Eğirdir Kemik Hastanesi’ne başvurmakta, gelmektedir.
            Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak, bize göre Eğirdir Kemik Hastanesi’nin bugünkü duruma gelmesinde tüm Türkiye’de ortopedi sağlık hizmetlerinin yaygın verilir hale gelmesinin etkili olduğu gerçeği doğru olsa bile, son yıllarda Eğirdir Kemik Hastanesi yönetiminde ve işletmesinde yapılan bazı önemli yanlışlıklar bizce hastanenin bugünkü hale gelmesinde en az bu sebepler kadar büyük rol oynamıştır. Öncelikle bir gerçeği belirtmekte fayda görmekteyiz. Eğirdir Kemik Hastanesi fiziki koşullar bakımından gerçekten önceki zamanlara göre çok daha iyi duruma getirilmiştir. Emeği geçen herkese teşekkür ederiz. Fakat hastane bu kadar iyi fiziki koşullara kavuşmasına rağmen hastane ve işletme hizmetlerinde bizce en önemli unsur olan insan faktörü yani o kurumda çalışan sağlık personeli faktörü göz ardı edilerek büyük yanlış yapılmıştır. Yapılan uygulamalarla sağlık çalışanlarının adeta verimli çalışmaları engellenmiş, hastaların da bu hastaneden yeterli ve iyi sağlık hizmeti almaları kısıtlanarak hastane işletilemez, zarar eder hale getirilmiştir. Yanlış yönetim uygulamalarına örnek verecek olursak; doktorların ve diğer sağlık çalışanlarının sağlık kurumlarında nasıl çalışacağı, hangi durumlarda geçici görevlere gönderileceği ve bu görevlere nasıl gönderileceği, Personel Dağılım Cetveli ve Atama-Tayin Yönetmeliği’nde çok net ve kesin belirtilmiş iken, Eğirdir Kemik Hastanesi’nde çalışan özellikle eski, tecrübeli bazı hekimler kanunlara aykırı olarak sürekli şekilde geçici görevlere gönderilmiş, iş ortamlarında huzursuz bırakılarak verimli çalışmaları, hastalara faydalı olmaları, hastaneye de gelir getirmeleri adeta engellenmiştir. Nitekim iş ortamlarındaki bu kanun dışı uygulamalara tahammül edemeyen sürekli rahatsız şekilde çalışmak zorunda bırakılan Op. Dr. Cüneyt TURAN ve Op. Dr. Özcan ÇELİK tayin istemek zorunda kalmışlar, Eğirdir Kemik Hastanesi ve Isparta’dan ayrılmışlardır. Yine bu hastanede çalışan Op. Dr. Kazım ERDOĞAN bir komplo sonrası hastadan para aldığı gerekçesi ile açığa alınmış, aradan uzun süre geçmesine rağmen hakkındaki kanuni soruşturma zamanında sonuçlandırılmamış, sonuçlandırılmama olayından sanki kendisi sorumlu imiş gibi çifte cezaya tabi tutularak yine Atama-Tayin Yönetmeliği’ne aykırı şekilde Afyon Dinar ilçesine tayin edilmiştir.
            Op. Dr. Kazım ERDOĞAN, Op. Dr. Cüneyt TURAN ve Op. Dr. Özcan ÇELİK Eğirdir Kemik Hastanesi’nde yapılan tüm ameliyatların %70’ine yakınını yapan eski, tecrübeli hekimler idi. Yaptıkları bu ameliyatlar sonrası hastanenin döner sermayesine ve hastane sağlık işletmeciliğine büyük oranda katkıda bulunmaktaydılar. Hangi amaçla, niye, bu hekim arkadaşlar kanun dışı uygulamalara maruz kalarak ayrılmak zorunda bırakılmış, komploya uğramışlardır? Bunların açıklanması, çok net bir şekilde ortaya konması gerekir.
            Kanun dışı uygulamalar sonunda Eğirdir Kemik Hastanesi’ndeki adı geçen ortopedi uzmanları ayrılmak zorunda kalınca, hastanede geri kalan ortopedi uzmanları yeterli sağlık hizmeti veremez hale gelmiştir. Buna çözüm olarak da Isparta’daki devlet hastanelerinde çalışan ortopedi uzmanları yine Personel Çalışma ve Atama-Tayin Yönetmeliği’ne aykırı şekilde Eğirdir Kemik Hastanesi’ne geçici görevlendirmeye tabi tutulmuşlardır. Bu uygulamalar ile şu anda hastanenin ortopedi sağlık hizmeti vermesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Hiçbir hekim kanunlara aykırı şekilde ve zorunlu geçici görevlendirmeler ile hastalara ve hastaneye yeterince faydalı olamaz, verimli çalışamaz. Eğirdir Kemik Hastanesi’nde son yıllarda yapılan sebebi, amacı anlaşılmaz, yanlış hekim çalışma uygulamaları sonucu bu hastanenin bugün geldiği ve tartışıldığı acı durum ortadadır.
Peki bu yanlış uygulamaların cezasını şimdi kim çekecek? Hastası, hekimi, tüm sağlık çalışanı, Eğirdir ve Isparta halkı, hizmet bekleyen tüm Türkiye halkı bu uygulamalardan mağdur olmuştur ve daha da olacaktır.
            Sağlık kurumlarında, bu kurumların sahip olduğu fiziki ve tıbbi donanım sağlık hizmetlerinin verilmesi için çok önemli faktörlerdir. Fakat Isparta-Burdur Tabip Odası olarak herkese ilan ediyoruz ki bu faktörlerden daha da önemli olan şey, o sağlık kurumlarında çalışan hekim ve sağlık çalışanlarının sayısı, kalitesi, tecrübesi ve iş ortamlarındaki huzur, barıştır. Hiçbir kurumda, orada çalışan insan faktörünü dışlayarak, görmezlikten gelerek şu veya bu sebeple baskı oluşturarak başarılı olamazsınız, o işletmeyi verimli hale getiremezsiniz.
            Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak biz bugün Eğirdir Kemik Hastanesi’nin geldiği acıklı duruma Isparta’daki diğer hiçbir sağlık kurumunun düşmemesi için, ilgililerden Isparta ilinde adil, gerçekçi, açık tüm sağlık çalışanlarının katılımcı olacağı bir il sağlık yönetimi öneriyor, bekliyoruz. 
 
 
Uz. Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Sağlıkta Görev ve Yetki Devri Ölüm Getirir 20.08.2009
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak Isparta Devlet Hastanesi Üroloji servisinde yatan Burhan TURAN adlı hastanın sağlık çalışanı olmayan bir temizlik işçisi tarafından idrar sondası takılması sonrası gelişen idrar yolu enfeksiyonu ve bunun sonunda ölüm olayının meydana geldiği iddiasını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Öncelikle merhuma tanrıdan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyoruz. Olaya Sağlık Bakanlığı, Isparta Valiliği ve Sağlık Müdürlüğü tarafından araştırıldığı için Burhan TURAN’ın kesin ölüm sonucu ortaya çıkana kadar konu hakkında doğru karar ve hüküm vermek mümkün olmadığından araştırma sonucunu beklemekte fayda olduğu kanaatindeyiz.
            Fakat sonuç ne çıkarsa çıksın sağlık çalışanı olmayan bir kişinin tıbbi müdahalede bulunmasına ne sebeple olursa olsun bir hekim veya hastane idaresi tarafından izin verilmesi veya göz yumulması kabul edilecek bir durum değildir. Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bu acı olay bizler için sürpriz olmamıştır. Maalesef bu üzücü olay şu anda uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesindeki sağlık hizmet uygulamaları içinde ne ilk ne de son olay olacaktır. 2002 yılından itibaren Türkiye’de uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın ana amacı kamu sağlık kurumlarının içini sağlık çalışanı sayısı ve kalitesi yönünden boşaltarak, iyi hizmet vermelerini engellemek, özel sağlık hizmetlerinin devlet eli ile gelişmesini desteklemektedir.
            Yine Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık kurumları işletme, hastalar müşteri olarak görüldüğü için bu sağlık kurumlarında verilen sağlık hizmetlerinin kalitesi değil kâr etme düşüncesi ön plana çıkmıştır. Aşırı kâr etme hırsının olduğu her işleme işletme mantığı ile bakılan ortamlarda her türlü etik dışı uygulamalar maalesef olabilmekte veya görmezlikten gelinmektedir. Oysa kamusal sağlık hizmetlerinde kâr etme düşüncesi hiçbir sosyal devlet uygulamalarında öncelik olamaz ve kabul edilemez.
            Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hizmetlerinde para ve kâr ön plana çıkarıldığı için, sağlık kurumlarında taşaronlar eli ile hizmet satın alımları, böylece de hiçbir sağlık eğitimi almamış kişilerin sağlık kurumlarında direkt sağlık hizmetlerinin verildiği ortamlarda çalıştırılması süreci başlamıştır.
            Sağlık eğitimi almamış bu kişiler bugün hastanelerin her bölümünde poliklinikten servise, ameliyathaneye kadar her yerinde çalıştırılmaktadır. Bu kişilerin herhangi bir tıbbi girişimde bulunmalarına izin vermek bir yana, normalde hastaların muayene ve ameliyat oldukları hasta mahremiyetinin olduğu herhangi bir ortamda bile bulunmalarına, çalışmalarına verilmesini kabul etmek mümkün değildir.
            Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bizlerin anlayamadığı olay Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sürekli şekilde hasta memnuniyetini, hasta haklarını ön planda tutuyoruz derken sağlık hizmet ortamlarında, sağlık eğitimi ve terbiyesi almamış çalışan kişi sayısının sürekli şekilde arttırılması bu kişilerin hastalara direkt sağlık hizmeti verilen ortamlarda kullanılması, salık hizmetlerine taşaronların sokulması ve çok güzel bir uygulama diye sunulması savunulmuştur. Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası sağlık kurumlarının işletme haline getirilmesi, sağlık hizmetlerine taşaronların sokulmasını yarattığı sonuçlar İzmir, Ankara, Şanlıurfa’daki bebek ölümlerinde ve Bursa’daki hastane yangınında ortaya çıkan ölümlerde çok net bir şekilde üzülerek gördük.
            Sağlıkta Dönüşüm Programı’na yaşadığımız üzücü olaylarla artık makyajı dökülmüş, gerçekler ortaya çıkmaya başlamıştır. Isparta-Burdur Tabip Odası olarak her kesime ilan ediyoruz;
            Bu sistem hastalar, sağlık çalışanları için sürdürülebilir ve kabul edilebilir bir sistem değildir.
            Bu programda ısrar telafisi mümkün olmayan üzücü pek çok olaya davetiye çıkarmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır.
            Sağlık hizmetleri sağlık kurumlarında sadece ve sadece sağlık çalışanları tarafından birebir verilen hizmet olup, bu hizmetlerde görev ve yetki devri, görev ihmali kabul edilemez ve suçtur.   

Dr. Metin AYDIN
Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı
* Adalet Yerini Buldu 13.08.2009
                                                                BASIN AÇIKLAMASI                              
                                                                                                                                                                                                                                                                                                    13.08.2009 
                                                                                                                                                 
 
                                                       ADALET YERİNİ BULDU…                                  

 
           Bir süre önce aralarında Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin AYDIN’ ın da olduğu Isparta Devlet Hastanesi nöroloji uzmanlarına 15’er gün arayla dönüşümlü toplam 1 ay Yalvaç Devlet Hastanesi’ne rotasyon uygulaması başlatılmış olup, bu rotasyon işlemi halen devam etmektedir.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak Yönetim Kurulu Başkanımıza yapılan bu uygulamanın 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanununa, Dünya Çalışma Örgütü’nün 150. maddesine ve Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği’ne aykırı ve haksız olduğunu, kazanılmış haklarda kayıp ve mağduriyetlere sebep olacağını Isparta Valiliği ve Sağlık Müdürlüğü’ne resmi olarak iletmemize rağmen rotasyon uygulamasına devam edildi.

            Bunun üzerine Isparta- Burdur Tabip Odası Başkanımız Uz. Dr. Metin AYDIN Isparta İdare Mahkemesi’ne uygulamanın iptali ve yürütmenin durdurulması isteği ile dava açtı. T.C. Isparta İdare Mahkemesi 29.07.2009 tarihinde verdiği karar ile Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin AYDIN’ a yapılan geçici görevlendirme uygulamasının haksız ve yanlış olduğuna, geçici görevlendirmelerin sürekli çalışma şekli olamayacağına, bir bölgenin hekim ihtiyaçlarının sürekli geçici görevlendirmeler ile değil Personel Dağılım Cetveline göre kalıcı atamalar ile giderebileceğine karar vermiş olup, Uz. Dr. Metin AYDIN hakkındaki geçici görevlendirme uygulamasının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak yaptığımız pek çok yerel ziyaretlerde Isparta kırsal bölgelerinde 1. ve 2. basamak sağlık hizmetlerinde hekim, sağlık personeli ihtiyacı olduğunu tespit ettik, dile getirdik ve halen getiriyoruz. Isparta ilinde yeterli hekim ve sağlık personeli sayısı olmasına rağmen Isparta kırsal bölgelerindeki mağduriyetin sebebi Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası kamusal sağlık hizmetlerinin dışlanarak hizmet veremez hale getirilmesi, özel sağlık hizmetlerinin kamu eli ile desteklenmesidir. Diğer bir sebebi de mevcut kanunlarla Personel Dağılım Cetveli belirlenmiş olmasına rağmen bunların uygulanmayıp, kırsal bölge hekim ihtiyaçlarının geçici görevlendirmeler ile günübirlik giderilmeye çalışılmasıdır. Böyle bir uygulama ise hekim ve sağlık personellerinin haksız ve adaletsiz uygulamalar ile karşı karşıya kalmalarına, kırsal bölge halkının da eksik, yetersiz ve süreklilik arz etmeyen sağlık hizmeti almalarına sebep olmaktadır.

            Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak biz mevcut sağlık uygulamalarının yanlış olduğunu tekrar ilan ediyoruz. Yine biz sorunların çözümü noktasında herkesle her ortamda bir arada olacağımızı ve doğru uygulamalara destek vereceğimizi tekrar ilan ediyoruz.

            Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bizlerin tek isteği T.C. Anayasası ve Kanunlarında yazılanlara uyulması, kurumlara ve sağlık çalışanlarının haklarına saygı gösterilmesidir. Bilinmelidir ki T.C. Devleti Anayasal ve Demokratik bir devlettir. Demokrasi ise kurumlar ve kurallar rejimi olup, bu rejim T.C. Anayasa Kanunları ile güvence altına alınmıştır. Yine bilinmelidir ki her mülki, idari ve kurum yöneticisi kanunları eşit ve adil uygulamakla yükümlü olup, her kesimin kanunlarla kazanılmış haklarının bekçisi, güvencesi ve uygulayıcısıdır.

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

Yönetim Kurulu
* Sağlıkta Fatura Hastalara ve Sağlık Çalışanlarına 03.08.2009

Türkiye’de 2002’li yıllardan itibaren sağlık hizmetlerinde Sağlıkta Dönüşüm programı uygulanmaktadır. Bu dönüşümün esas amacı sağlık hizmetlerinde kamunun dışlanması, devlet eli ile özel sağlık hizmetlerinin desteklenmesi, hastaların sağlık hizmetlerine ulaşma aşamalarının her kademesinde mutlaka elini cebine atması yani para ödemesinin sağlanmasıdır.

            Gelinen son noktada tüm sağlık hizmetleri özelleşecek, hastaneler işletme, hastalar müşteri, sağlık çalışanları ise taşaronların elinde iş, gelir ve meslek güvencesi olmayan birer çalışan haline geleceklerdir.

            Sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi 1. Basamak sağlık hizmetlerinde Aile Hekimliği ile başlamış olup bütün Türkiye’de içinde Isparta ve Burdur illerinin de olduğu 33 ilde uygulanmaktadır. Bu sürece 2. ve 3. Basamak sağlık hizmetleri şu anda TBMM’de bulunan Tam Gün Yasası ve Kamu Hastane Birlikleri Yasası ile dahil olacak olup tüm sağlık hizmetlerinin özelleştirilme süreci bu şekilde tamamlanmış olacaktır.

            Sağlıkta Dönüşüm uygulamaları ile koruyucu sağlık hizmetleri dışlanıp, tedavi edici sağlık hizmetleri, özel sağlık hizmetleri desteklendiği ve özendirildiği için Türkiye’deki sağlık harcamaları aşırı şekilde artmıştır. 2001 yılında 4.5 milyar TL olan toplam sağlık harcamaları, 2008 yılında 20 milyar TL olmuş, 2009 yılında 30 milyar TL olması beklenmektedir. Bu aşırı sağlık harcamaları sonrası Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2008 yılında 30 milyar TL açık vermiş olup, 2009’da 50 milyar TL açık vermesi beklenmektedir.

            Türkiye’de yönetimler tarafından tüm uygulamalarda olduğu gibi sağlık hizmetlerinde de yapılan yanlış uygulamaların, ortaya çıkan olumsuz sonuçların faturası ve cezası sürekli şekilde hastalara ve sağlık çalışanlarına çıkarılmaktadır.

            Şu anda tüm dünyada yaşanmakta olan küresel ekonomik kriz bahane gösterilerek T.C. hükümeti tarafından alınan en son ekonomik tasarruf tedbirleri ile hastaların sağlık hakkı daha da kısıtlanmakta, hastaların cebinden daha fazla para ödenmesi amaçlanmaktadır. Yine bu kararlar ile sağlık çalışanlarının gelirleri de azaltılmaktadır.

             Ekonomik tasarruf tedbirleri çerçevesinde sağlık hizmetlerinde alınan en son kararlara bakacak olursak;

1-     1 Ağustos 2009 tarihinden itibaren hastaların ilaçlarını alırken vereceği katkı payı emeklilerde % 10’dan % 15’e, çalışanlarda % 20’den % 30’a yükseltilmiştir. Şu anda SGK tarafından ödeme kapsamı dışına çıkarılan 250’ye yakın çeşit ilacı da  göz önüne alırsak hastalar bundan sonra ilaca ancak parası ölçüsünde ulaşır hale geleceklerdir.

     2- Bundan önce hastalar orijinal ilaç ile eşdeğer ilaç arasındaki % 22’ye kadarki fiyat farkında fark ödemeden reçetede hekimin yazdığı ilacı alabiliyordu. Bundan sonra ise orijinal ilaç ile eşdeğer ilaç arasındaki ödenilen fiyat farkı % 15’e indirildi. Bu uygulamalar ile hastalar reçetede hekimin yazdığı ilaçları almak için artık daha fazla para ödemek zorunda kalacağı gibi, alabileceği ilaç çeşit sayısı daha da azalacaktır.

3-     Yine bu ekonomik tasarruf tedbirleri çerçevesinde huzurevlerinde kalanların bu kurumlara yaptıkları ödemeler % 30 oranında zamlandı. Oysa aynı süreçte işçi emeklisinin maaşına günlük 36 kuruş, Bağkur emeklisinin maaşına 16 kuruş zam yapıldı.

4-     Özürlü hastalara evde yapılan bakım ve eğitim desteği azaltıldı.

5-     Hastanelerde yatan hastalar ile ortez ve protez katkı payı alınması uygulamalarının kapsamı genişletilecek. Yatan hastalardan % 1 ile % 2 arası katkı payı alımı için Maliye Bakanlığı yetkilendirildi.

6-     Hastaların kamu sağlık kurumlarında ödedikleri katılım payı 2 ile 20 TL arasında olacak.

7-     Sağlık kurumlarının mal ve hizmet alımları sınırlandırılacak. Yani hastaların kamu sağlık kurumlarında zamanında ve eksiksiz sağlık hizmeti alması imkansız hale gelecek.

8-     1. Basamak sağlık hizmetlerinde Sağlık Ocağı sistemi Sağlıkta Dönüşüm ile dışlanarak Aile Hekimliği sistemine geçildi. Aile Hekimliği uygulaması ile Türkiye’de sağlık kurumları arasında sevk zinciri eksiksiz uygulanacak böylece de 1. Basamak sağlık hizmetlerinde % 15-20 sağlıkta tasarruf sağlanacak idi. Bugün geldiğimiz noktada ise T.C. hükümetinin açıklaması ile Aile Hekimliği’nde sevk zinciri uygulaması 1 Temmuz 2009 itibari ile süresiz ertelendi. Sağlık giderlerinde aşırı artış yaptığı için Aile Hekimliği uygulaması 33 il ile sınırlandırıldı. Yani uygulama donduruldu.

                        Sağlıkta Dönüşüm ile  sağlık giderlerini 4 kat artırdığı için Avrupa ülkelerinde Aile Hekimliği terk edilmiştir. Bu gerçek Türkiye’de Aile Hekimliği’ne geçilmeden önce biliniyor idi. O nedenle şu anda Türkiye’de Aile Hekimliği’nde gelinen nokta biz Tabip Odaları için sürpriz ve şaşırtıcı değildir.

9-     Şu anda sağlık çalışanlarının gelirlerinin esasını aldıkları döner sermaye gelirleri oluşturmaktadır. Bu ekonomik tasarruf tedbirleri ile sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirleri düşecektir. Döner sermaye gelirlerinden yapılan pek çok kesintiye ilave olarak artık sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinden % 15 katkı payı daha kesilecektir. Bu uygulama ile şu anda TBMM’de bulunan Tam Gün Yasası ile sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinde yapılacağı iddia olunan iyileştirmeler daha uygulamaya  geçmeden ortadan kaldırılmış olacak ki, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık çalışanlarının ekonomik koşullarını düzelttik, düzeltiyoruz yaklaşımı konusundaki samimiyetini ve gerçek niyetini açıkça göstermektedir.

10-  Yine bu tedbirler ile memurlara verilmekte olan toplu görüşme primleri kaldırılmaktadır.

                        Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak küresel kriz bahane edilerek hastaların sağlık hakkından, sağlık çalışanların ücret haklarından yapılan bu akıl almaz kesinti uygulamalarını kabul etmiyor, anlamıyor ve derhal son verilmesini talep ediyoruz. Bu gün sağlık uygulamalarında yaşadığımız sıkıntı ve ekonomik çıkmaz, 1 yıldır yaşanmakta olan küresel ekonomik krizin sonucu değildir.Türkiye’de bugün sağlık uygulamalarında yaşanılan ekonomik kriz 2002 yılından itibaren uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm’ün ürünüdür. O nedenle bu günlerde sağlık hizmetlerinde yaşadığımız ekonomik kriz 2002 yılından beri yürürlükte olan bu sistemin ve sağlıktaki yönetim zaafının sonucudur. T.C. hükümeti bu sistem ve yönetim zaaflarını giderme yerine ne yazık ki sağlık uygulamalarında yaşanılan hataların faturasını hasta ve sağlık çalışanlarına çıkarmaya son sürat devam etmektedir.

                        Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak T.C. hükümetinin son sağlık uygulamalarındaki yaklaşımını küresel ekonomik krizi bahane ederek, 2002’den beri uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı ile hedef edinilen sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, piyasa koşullarına terk edilmesi, kamunun sağlık hizmetlerinden tamamen çekilme uygulamasına hız kazandırılması işlemi ile ancak izah edebiliyoruz.

                        Sağlık hizmetleri kar edilmesi düşünülecek ve tamamen piyasa koşullarına terk edilebilecek hizmetler değildir. Sağlık doğumdan ölüme kadarki süreçte insanların en doğal hakkıdır ve sosyal bir devlet bunu yerine getirmede yükümlüdür.

                        Huzurevindeki düşkün vatandaşın, evdeki yatalak hastanın, hastanedeki hastaların sağlık hakkı kısıtlanarak sosyal devlet olunmaz.

                        Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bütün sağlık uygulamalarında yaşadığımız ekonomik kriz, karmaşa ve akıl almaz uygulamaların tek sorumlusu olarak 2002’den beri yürürlükte olan Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı görüyoruz. Bu gerçekler çok net ve ortada iken doğru olmayan farklı gerekçeler öne sürerek hastaların sağlık hakkının, sağlık çalışanlarının ücret hakkının her geçen gün daha fazla kısıtlanmasını kabul etmiyor, doğru bulmuyor, bu uygulamalara acilen son verilmesini talep ediyoruz.

 

 

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı 

* Geçici Görevlendirmeler 17.07.2009

Sağlık hizmetlerinin verilmesinde kurumların hekim ihtiyacı, hekimlerin il içindeki eşit ve dengeli dağılımı, şuanda yürürlükte olan Sağlık Bakanlığı mevzuatları ile yerine getirilmektedir. Bu mevzuatlar; “sağlık kurumlarının hekim norm kadroları”, “personel dağılım cetveli” ve “hekimlerin hizmet puanları” olup, hekimlerin bir il içindeki dağılımı bu kurallara göre düzenlenmektedir. Bu kurallar adil olarak uygulandığında çok güzel ve net olmasına rağmen maalesef Isparta ilinde bu mevzuatlara tam uyulmadığı için hem il merkezi hem de ilçelerdeki sağlık kurumları yoğun hekim ihtiyacı ve sıkıntısı yaşarken, hekimler de pek çok haksız ve adaletsiz uygulamalar ile karşı karşıya kalmaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile kamusal sağlık hizmetleri dışlandığı özel sağlık hizmetleri devlet eli ile desteklendiği için özellikle ilçelerdeki devlet hastanelerinde daha yoğun olmak üzere tüm devlet hastanelerinden pek çok hekim ayrılıp özel sağlık sektörüne geçmiştir.

Bu ise Isparta il içindeki tüm devlet hastanelerinin hekim sıkıntısı nedeni ile hizmet vermelerini güçleştirmekte, hekimlerin de bu süreçte pek çok haksız ve anlaşılmaz rotasyon uygulamaları ile karşı karşıya kalmalarına sebep olmaktadır. Bu uygulamaları daha iyi izah etmek için bazı gerçek örnekler verecek olursak;

Yalvaç Devlet Hastanesi’ne ihtiyaca binaen atanan göz doktoru il merkezine alınmakta daha sonra da Yalvaç Devlet Hastanesi’nde göz doktoru yok diye il merkezinden Yalvaç Devlet Hastanesi’ne tüm göz doktorları rotasyona tabi tutulmaktadır. Senirkent Devlet Hastanesi’ne göğüs ve üroloji uzmanları atanırken daha sonra bu doktorlar il merkezine alınmakta Senirkent Devlet Hastanesi’nde doktor yok diye il merkezinden Senirkent Devlet Hastanesi’ne rotasyon ile geçici görevlendirmeler yapılmaktadır. Burdur Devlet Hastanesi’nde göz doktoru yok diye Isparta Devlet Hastanesi’nden Burdur’a göz doktoru rotasyona gönderilirken, Ankara’dan Isparta Devlet Hastanesi’ne göz doktoru ihtiyacı var diye göz doktoru geçici olarak görevlendirilmektedir. Yalvaç Devlet Hastanesi’nin intaniye uzmanı ihtiyacı ve talebi yok iken Yalvaç Devlet Hastanesi’nde hekim ihtiyacı var diye intaniye uzmanı Isparta il merkezinden Yalvaç’a gönderilirken ise tam bir trajikomik olaylar dizisi yaşanmaktadır. Yalvaç Devlet Hastanesi’ne Gülkent Devlet Hastanesi’nden tek intaniye uzmanı rotasyona gönderilirken, Gülkent Devlet Hastanesi’nin intaniye uzmanı ihtiyacı var diye Gülkent Devlet Hastanesi’ne Isparta Devlet Hastanesi’nden intaniye uzmanı rotasyona gönderilmektedir.

Bu ve benzeri kavramakta zorluk çektiğimiz sayısız olayları anlatmakla bitirmek mümkün değildir. Fakat yaşadığımız en son olayı ise Isparta-Burdur Tabip Odası olarak biz anlamakta gerçekten zorluk çekiyoruz. Şuanda Eğirdir Devlet Hastanesi’nde 3 ortopedi uzmanı görev yapmaktadır. Eğirdir ilçesi yaklaşık 10 bin nüfusun yaşadığı bir merkezimizdir. Isparta Devlet Hastanesi’nde ise 1 tanesi başhekim olmak üzere toplam 4 tane ortopedi uzmanı görev yapmaktadır. Yaz dönemi izin ayları olduğu için şuanda Isparta Devlet Hastanesi’nde 2 tane ortopedi uzmanı görev yapmaktadır. Eğirdir Devlet Hastanesi’nde 3 ortopedi uzmanı şuanda aktif görev yaparken ortopedi uzmanı ihtiyacı var diye Isparta Devlet Hastanesi’nden Eğirdir Devlet Hastanesi’ne 1 ortopedi uzmanı geçici görevle rotasyona gönderilmiştir. 150 bin nüfusun yaşadığı Isparta il merkezinde bölge hastanesi statüsünde olan Isparta Devlet Hastanesi’nde şuanda bu uygulama sonrası 1 tane ortopedi uzmanı kalmış, Eğirdir\' de ise 4 tane Ortopedi uzmanı olmuştur. Aynı zamanda başhekimlik görevi de yapan ortopedi uzmanı hekim arkadaşımız şuanda tek başına poliklinik, acil icap nöbeti, ameliyathane, sağlık kurulu ve idarecilik görevlerini yapmak zorundadır. Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak daha önceki ve en son yaşadığımız bu akıl almaz uygulamaları anlatmakta gerçekten zorluk çekiyoruz. Bu uygulamalar kime hizmet etmektedir, ne amaçlanmaktadır, kimler cezalandırılmaktadır bunların açıklanması gerekir. Türkiye’de bir il’e düşen toplam hekim sayısı yönünden Isparta ilini diğer illerle karşılaştırdığımız zaman Isparta il’i gerçekten en iyi iller arasındadır. Sayısal olarak hekim yönünden bu kadar iyi olmamıza rağmen özellikle ilçelerde daha fazla olmak üzere Isparta il içindeki bu kadar dengesiz hekim dağılımının sebebi nedir, hekimler niye süreklilik arzeden geçici rotasyon uygulamalar ile çalışmak durumunda kalmaktadır. Bunların da yetkililer tarafından açıklanması gerekir. Sağlık mevzuatları çok net ve açıktır. Bu mevzuatların adil ve gerçekçi olarak uygulanması hem ilçelerde hem de Isparta il merkezinde sağlık hizmetlerinin dengeli ve eşit verilmesi için yeterlidir. Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak uygulanmayan bu mevzuatlar sonrası sürekli şekilde geçici görevlendirmeler ile çalışmak zorunda kalan adeta birer siyasi oyuncak haline getirilen hekimlere yapılan bu haksız ve adaletsiz eylemlerin acilen son bulmasını istiyoruz. Sağlık kurumlarındaki hekim kadrolarını darmadağın edip hastaneleri yeterli sağlık hizmeti veremez hale getirip sonra bu sistemin ve yanlışların sorumlusu hekimlermiş gibi açıklamaların yapılmasını Tabip Odası ve hekimler olarak bizlerin kabul etmesi mümkün değildir.

Yine Tabip Odası olarak Sağlıkta Dönüşüm Uygulamaları sonrası ortaya çıkan bu acı gerçekleri toplumun gözünden kaçırmak için sürekli şekilde hekimlerin almadığı ücretleri alıyormuş veya alacakmış gibi gösterip hekimlerin toplum önünde hedef haline getirilmesini kabul etmiyor ve kınıyoruz.

 Biz Isparta-Burdur Tabip Odası hekimleri olarak herkese eşit, dengeli ve sürekli ulaşılabilir sağlık hizmeti vermek istiyoruz. Bunun güvencesi mevcut sağlık uygulama mevzuatlarında vardır. Yetkililerden tek isteğimiz ise bu mevzuatların yazıldığı gibi herkese adil, eşit ve gerçekçi şekilde uygulanması hekimlerin ve hastaların mağdur edilmemesidir.

 

 

 

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Geçici Görevlendirme 29.06.2009
Türk Tabipleri Birliği ve Tabip Odaları kamu hizmeti veren, Anayasa’nın 135. Maddesinde tanımlanmış olan ve 6023 Sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu ile kurulan Kamu Kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üyelerin çokluğu, ürettikleri iş ve hizmetlerin toplumun temel ihtiyaçlarına yönelik olması ve ülke genelinde yaygınlığı, çoğulcu demokratik gelişim ortamında etkili bir sivil toplum örgütü rolünde bulunmaları, örgütlülüğün üyelere getirdiği yararlar ile toplum çıkarlarının uygun düzeylerde dengelenebilmesi ve demokratik toplum kültürünün kamu düzeninde olumsuzluk yaratmadan derinleştirilebilmesi nedeniyle bu kuruluşlara kamusal nitelik kazandırılarak Anayasa’da yer verilmiştir.

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak görev yaptığımız 2008 Nisanından itibaren kanunların bize verdiği yetkiler ölçüsünde hekimlerin, hekimlik mesleğinin haklarını ve değerlerini, toplumumuzun sağlık haklarını her ortamda dile getirdik, savunduk. Bu görevlerimizi yaparken pek çok haksız suçlanmaya maruz kalmış olsak bile inandığımız doğruları yapmaktan hiçbir zaman geri kalmadık.

Türk Tabipleri Birliği’nin 6023 Sayılı Kuruluş Yasasında belirtilen amaçları gerçekleştirmekte Tabip Odaları yöneticileri ve özellikle Tabip Odası Başkanları büyük rol oynamaktadır. Tabip Odaları tarafından yürütülen kamu hizmetinin kesintisiz ve gereği gibi yerine getirilmesi için Tabip Odası yönetiminin çalışmalara aktif katılmaları gerekmektedir. Kamuda çalışan hekimlerin kendi mesleki kuruluşların çalışmalarına katılıp görev almaları Anayasamız ve Uluslararası Anlaşmalarda yer alan örgütlenme hak ve özgürlüğü çerçevesinde güvence altına alınmıştır. Yine T.C. Devletinin de onayladığı ve kabul ettiği Uluslararası Çalışma  Örgütü’nün (ILO) kamu görevlilerinin örgütlenme hakkının korunmasına yönelik 151 Nolu Sözleşmenin 6. maddesinin             1. bendinde “kamu görevlilerinin tanınan örgütlerinin temsilcilerine çalışma saatleri içinde veya dışında görevlerini çabuk ve etkin bir biçimde yerine getirmesine olanak verecek şekilde kolaylıklar sağlanacağı” hüküm altına alınmıştır.

            Kamu Kurumu niteliğindeki Tabip Odası ve yönetim kurulu üyelerinin görevleri tanımlanmış, çalışmaları Anayasa’da ve Uluslararası anlaşmalarda kanunen güvence altına alınmış olmasına rağmen, Isparta-Burdur Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Nöroloji Uzmanı Dr. Metin Aydın, Isparta il merkezine 105 km uzaklıkta olan Yalvaç Devlet Hastanesi’nde bir ay süreli geçici göreve tabi tutulmuş olup 22.06.2009 tarihinde Yalvaç’taki görevine başlamıştır. Bir ay önce geçici görevlendirme yazısı Yönetim Kurulu Başkanımız Uz. Dr. Metin AYDIN’ a bildirildiğinde, Oda Başkanlığımız tarafından aynı gün kanuni haklarımız ve güvencelerimiz çerçevesinde uygulamanın iptali yönünde Isparta Sağlık Müdürlüğü’ne gerekli itiraz yapılmış olmasına rağmen Odamıza resmi cevap ancak geçici görevlendirmenin başladığı 22.06.2009 tarihinden önceki Cuma günü mesai saatlerinin sonunda olumsuz olarak gelmiştir.

            Oda Yönetim Kurulu Başkanımız Uz. Dr. Metin Aydın 22.06.2009 tarihinde görevine Yalvaç’ta başlarken, Oda Başkanlığımız tarafından yürütmenin durdurulması ve uygulamanın iptali yönünde Isparta İdare Mahkemesi’nde dava açılmıştır. Uz. Dr. Metin Aydın Yalvaç’ta görev yaparken rahatsızlanmış Isparta Devlet Hastanesi’ne sevk istediğinde kendisine zorluk çıkarılmıştır.

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin Aydın aynı zamanda T.T.B. Merkez Delegesidir.          26-27 Haziran tarihlerinde Ankara’da yapılacak olan ve katılması kanunen zorunlu olan 58. T.T.B. Büyük Kongresi’ne katılmak için Yalvaç Devlet Hastanesi Başhekimliği’ne resmi yazı ile başvurup kanuni izin istemiş, kendisine yine olumsuz cevap verilmiştir.

6023 Sayılı T.T.B. Yasası’nın 60. maddesinin 2. paragrafında “T.T.B.’nin düzenlediği kongreye iştirak edecek tabiplere kongrenin devamı müddetince ilgili müessese, daire veya vekaletce gerekli izin verilir” denmektedir. Uz. Dr. Metin Aydın bu kanuni hakkını geçici görevli olduğu Yalvaç Devlet Hastanesi Başhekimliği’ne hatırlatmasına rağmen izin verilmeyip, 58.T.T.B. Büyük Kongre’ye katıldığı için, hakkında  tutanak tutulmuştur.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak Yönetim Kurulu Başkanımız Uz. Dr. Metin Aydın’a sürecin başlangıcından itibaren yapılan kanun dışı haksız uygulamaları anlamakta zorluk çekiyor, kabul etmiyoruz, derhal son verilmesini talep ediyoruz. Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak Oda Yönetim Kurulu Başkanımıza yapılan bu kanun dışı uygulamanın, 1 yıllık görev süresince yaptığımız Isparta ve Burdur hekimlerinin, sağlık çalışanlarının, Isparta ve Burdur halkının sağlık sorunlarını dile getirmemiz ve çözüm önerileri sunmamız önündeki engellemeye yönelik bir girişim olarak görmek istemiyoruz. Yanlış bir uygulama sonucu olduğuna inanmak istiyoruz

Yalvaç Devlet Hastanesi’ ne aralarında Yönetim Kurulu Başkanımız Nöroloji Uzmanı Dr. Metin AYDIN’ ın da olduğu Nöroloji ve İntaniye uzmanlarına geçici görevlendirme yapılmıştır. Oda Başkanlığımız tarafından Aile Hekimliği Uygulaması ve Sağlıkta Dönüşüm Programı sonrası Isparta kırsal bölgelerinin yaşadığı hekim açığı ve sağlık problemleri sürekli şekilde her ortamda dile getirilmiştir. Aralarında Yalvaç’ ında olduğu Senirkent ve Şarkikaraağaç’ ta 4 ana branş hekimi olan dahiliye-çocuk hastalıkları-genel cerrahi-kadın doğum uzmanına öncelikle ihtiyaç vardır. 4 aydır içinde Yalvaç’ ında olduğu 200 bin kişinin yaşadığı Isparta kırsal bölgesinde görev yapan hiç çocuk hastalıkları uzmanı yoktur. Buna rağmen hiç çocuk hastalıkları uzmanının olmadığı Yalvaç Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi’ ne “Bebek Dostu Hastane” ödülünün de verildiği bugünlerde sağlık uygulama ortamlarında ihtiyaç olan branş hekimlerine değil de şimdiye kadar o bölgede hiç hizmet vermemiş Nöroloji ve İntaniye hekimlerine yapılan haksız uygulama Isparta Sağlık Müdürlüğünce bölgenin sağlık ihtiyaçlarının çözümü yönünde yaptığı uygulamalar konusunda Oda Başkanlığımızda şüphe ve tereddüt uyandırmaktadır.

            Isparta kırsal bölgesinin sağlık sorunları, hekim ihtiyacı olduğu doğrudur. Fakat gerçekçi çözümler de vardır. Çözüm meslek odalarını işlemez hale getiren, sorunların dile getirilmesini engelleyen, ihtiyaç olan hekim branşlarında değil de göstermelik, iyi niyetten uzak, kurumları ve hekimleri cezalandıran işlemler uygulamak değildir.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak yaptığımız görevin, yetkilerin ve kanuni haklarımızın farkında olarak çalışmaktayız. Isparta-Burdur bölgesinde çalışan hekimler, sağlık çalışanları ve halkına karşı taşıdığımız kanuni yükümlülüklerimizin idrakındayız. Biz bu görevleri yaparken yerel mülki ve idari yöneticilerin sahip olduğumuz kanuni haklara ve görevlere anlayış göstereceklerine, kanuni haklarımızın uygulayıcısı ve güvencesi olacaklarına inanıyor, Yönetim Kurulu Başkanımız Uz. Dr. Metin AYDIN’ a yapılan haksız ve gayri kanuni uygulamaya derhal son verilmesini talep ediyoruz.

                       

 

                                                                                                         

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

Yönetim Kurulu Adına

Dr. Musa BACAKSIZ

Genel Sekreter

* Tam Gün ve Kamu Hastane Birlikleri Yasası 24.06.2006
Biz uzman hekim, pratisyen hekim, asistan hekim, tıp öğrencisi, öğretim üyeleri olarak buradayız. Yine sağlık hizmetlerinin vazgeçilmezleri olan diş hekimi, eczacısı, hemşiresi, sağlık teknisyenleri, sağlık memurları yani tüm sağlık çalışanları olarak buradayız. Odalar, sendikalar, dernekler olarak buradayız.

 Biz sağlık hizmetlerinde çalışan tüm ekipler adına, 500 bine ulaşan tüm sağlık çalışanları adına buradayız. Doğruları, sağlıktaki ve ülkemizdeki gerçekleri söylemek, yıllardır bizlere yapılan haksızlıkları dile getirmek, sabrımızın tükendiğini, yaşadıklarımıza, dayatmalara HAYIR, ARTIK YETER demek için buradayız.

1980’li yıllardan sonra tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de küreselleşme adı altında kamu kurumlarının yok pahasına elden çıkarılması, özelleştirilmesi ve sonuçta kapatılması süreci yaşanmaktadır. Ülkemizde %15.8’e ulaşan işsizlik oranı, 20-25 yaş arası 3 genç insandan 1 tanesinin işsiz kalması ile bu süreçte bugün geldiğimiz acı sonuç ortadadır.

 Bu değişime sağlık hizmetleri, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile dahil edilmiştir. 2002 yılından sonra Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi, kamusal sağlık hizmetlerinin gözden çıkarılması yani sağlık hizmetlerinde el değiştirme süreci yaşanmaktadır.

Bugün TBMM’de bulunan Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ve Tam Gün Yasa Tasarısı ile sağlıktaki bu sürece ivme kazandırılmak istenmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile önce SSK hastaneleri, devlet hastaneleri ile birleştirildi. Şimdi çıkarılması düşünülen Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ile devlet hastaneleri özerk hale getirilmekte, büyük ve belli sermaye gruplarının oluşturduğu hastane zincirine sunulacak hale sokulmaktadır. Bu sürecin bir adım sonrası SGK uygulamaları ile ödeme krizine sokulmaya başlanan özel hastanelere el konulmasıdır. Yaşadığımız ve yakın zamanda yaşayacaklarımız ile tüm hastane hizmetleri işletmeciliği, tekelleşen özel hastane zincirlerinin eline geçecektir. Özel sektör doğası gereği hizmeti değil kârı ön planda tutar. Kârı artırabilmek için mutlaka çalışanı düşük ücretle, uzun süreli ve iş güvencesiz çalıştırmak ister. Şu anda TBMM’de adı “Tam Gün” olan Yasa ile bu özel sağlık sektörün kullanımı için ucuz işgücü sağlayacak “sağlık çalışan piyasası” yaratılmak istenmektedir. Bu amaca hizmet edebilmek için de bu gün Tıp Fakültesi sayıları ve kontenjanları plansız programsız artırılmaktadır.

 Biz yıllardır TTB ve Tabip odaları olarak mesleki etik değerlerini yıpratmayan, ekip anlayışını bozmayan, emekliliğe ve özlük haklarına yansıtılan gelir güvencesi sağlayan, çalışma ortamlarını sağlık çalışanların onuruna ve gereklerine yaraşır şekilde düzenleyen, hekim hasta ilişkisini zedelemeyen, sağlık hizmetlerinde paranın hiç konuşulmadığı Tam Gün Yasası’nı hep savunduk, bugün yine savunuyoruz ve şimdi, şuanda şiddetle istiyoruz.

 Fakat şu anda TBMM’de adı Tam Gün Yasası olan yasa ile bizlerin savunduğu Tam Gün Yasası isim benzerliği dışında en ufak ortak bir noktaya sahip değildir. Gerçek olan şuandaki Yasa “Hekim ve Sağlık Çalışanları İşgücünü Düzenleme Yasası” olduğudur. Hükümet mevcut yasaları kabul ettirebilmek için bizlerin yıllardır savuna geldiği Tam Gün Yasası’nın içeriğini boşaltıp, ismini kullanarak halkı yanlış bilgilendirmekte, gerçekleri söyleyen bizleri ise hedef tahtası haline getirmektedir.

Gerçekleri dile getirecek olursak mevcut yasa ile;

1-            45 saatlik çalışma süreleri diğer devlet memurlarında olduğu gibi 40 saate inerken, bu bize sunulan bir lütuf, ayrıcalık değil yıllardır yapılan haksızlığın telafisidir. Fakat radyoloji çalışanlarının 25 saatlik çalışma sürelerinin 37,5 saate çıkarılması gerçek amacın ve niyetin ne olduğunu ortaya koymaktadır.

2-            Muayenehaneleri kapattırarak mesai sonrası çalışma durumunu kaldırıyoruz denilirken, tasarıda iddia edilen maddi gelirleri alabilmek için aylık 160 saatlik çalışma süresi üstüne 250 saatlik ekstra mesai sonrası çalışma şartı getirilmektedir. Oysa Dünya Çalışma Örgütü herhangi bir meslek mensubunun yıllık en fazla 270 saat mesai sonrası çalıştırılabilir demektedir. 

3-            Sağlık çalışanları çok paracı, çok para kazanıyor söylemi gerçek değildir. Şu anda ¼. 20 yıllık uzman hekim 1600 TL, emekli uzman hekim ise 1300 TL almaktadır.

4-            Mevcut yasa özlük haklarımıza, emekliliğe yansıyacak bir kuruş iyileştirme getirmemektedir. Bu isteğimize çözüm olarak,  özel emeklilik sigortalarının gösterilmesi ise bizlerle alay etmekten başka bir şey değildir. Şu anda sağlık çalışanların temel gelirlerini performansa dayalı döner sermayeler oluşturmaktadır. Performansa dayalı döner sermaye uygulamaları bizlerin senelik izin hakkını, hastalık hakkını, analık ve emzirme hakkını, bilimsel aktivitelere katılma hakkımızı kullanamaz hale getirmektedir. Döner sermaye uygulamaları ile sağlık çalışanları arasında %500’e varan oranlarda adaletsiz gelir farklılıkları ortaya çıkmıştır. Bu ise aşırı sağlık tüketimi dışında iş barışını, iş ahlakını bozmaktadır.

5-            Hekimlere bu yasa ile “ya kamu ya özel” tercihi sunulacak söylemi gerçek değildir.15 Şubat 2008 kararları ile özel sağlık sektörünün kadroları dondurulmuş, Sağlık Bakanlığı iznine bağlanmıştır.  Mevcut yasa ile tüm sağlık çalışanlarına “bizim verdiğimiz ücretlerde, çalışma sürelerinde, isteseniz de istemeseniz de zorla biz sizi çalıştırırız” denilmekte, dayatılmaktadır. Yani bizden tam gün kölelik istenmektedir.

6-            Mevcut yasa ile kamu hastanelerindeki performans uygulaması üniversite hastanelerine de getirilmektedir. Performans uygulamaları ile kamu hastanelerindeki tüm tıbbi hizmetlerde %300’lere varan oranlarda artış olmuştur. Hastalar müşteri, hastaneler işletme haline getirilmiştir. Tedavi edici sağlık hizmetlerini ve sağlık tüketimini aşırı şekilde teşvik eden bu performans uygulamaları sonrası 2008’de SGK 30 milyar TL açık vermiştir. Bu acı gerçekler ortada iken üniversitelerin bu sisteme dahil edilmesini anlamak mümkün değildir.

7-            Mevcut yasa ile üniversite hastanelerinde öğretim üyeleri eğitim ve öğretimi bir kenara bırakıp hasta peşinde koşar hale geleceklerdir. Bu ise sağlık sistemimizin geleceği için çok ciddi problemler yaratacaktır.

8-           Mevcut yasa ile sağlık çalışanların çalışma koşulları, nitelikli sağlık hizmeti verilmesini zorlaştırmaktadır. Bu ise hastaların sağlığını tehlikeye atmaktadır. Muayenehanelerde alındığı söylenen bıçak parası ön plana çıkarılırken, kamu ve özel hastanelerde hastalardan katkı payı, katılım ücreti, ilave ücret, yatan hastalardan otelcilik ücreti adı altında alınan ekstra ödemeler ile bıçak parasına resmiyet kazandırılırken, tüm bu gerçekler halkın gözünden kaçırılmaktadır.

Şu anda Türkiye’de 110 bin hekim mevcut olup bunların sadece 7000 tanesinin muayenehanesi vardır. Bu 7000 hekimi halkın önünde hedef gösterip 100 bin hekimin ve 400 bin sağlık çalışanın cezalandırılmasını anlamak ve kabul etmek mümkün değildir. Yine bu yasa ile hekimler hedef gösterilirken hastaların hastanelerde muayene olma hakları, tetkik istemleri kısıtlanmakta, tedavi paketleri daraltılıp sağlık hizmetlerinin her aşamasında hastanın cebinden mutlaka para çıkması hedeflenmektedir.

9-           Sağlıkta Dönüşüm ile hasta müşteri, hastane işletme haline getirilirken, bu müşteriye 1.+2.+3. Basamak sağlık hizmetlerinde daha ucuz ve kalıcı koruyucu sağlık hizmetleri verilmezken, daha pahalı ve aşırı sağlık tüketimine sebep olan tedavi edici sağlık hizmetlerini kullanması için adeta zorlama yapılmaktadır. Mevcut Tam Gün Yasası hastayı adeta bir tüketim eşyası olarak görürken, maalesef biz hekimleri performansa dayalı ücret düzenlemesi içinde bu tüketim eşyasının aşırı kullanımına sebep olan birer aracı konumuna sokmaktadır.

 

 Bu gerçekler ışığında şu anda TBMM’de olan Tam Gün Yasası ve Kamu Hastane Birlikleri Yasası’na sadece muayenehanesi olan %10 hekim karşı çıkıp, gürültü yapmamaktadır

. Bu yasaya hekimler, diş hekimleri, eczacılar, hemşireler, sağlık memurları, teknisyenler yani 500 bine ulaşan tüm sağlık çalışanları karşı çıkmaktadır.

 İşte o nedenle Tabip Odası, Eczacılar Odası, Diş Hekimleri Odası, Sağlık Sendikaları, Hemşireler derneği buradalar.

Biz tüm sağlık çalışanları olarak özel hastane zincirlerinin elinde “iş güvencesiz, ucuz işgücü” olmak istemiyoruz ve olmayacağız.

 Biz hastaların sağlık haklarının sömürüldüğü ortamlarda “sermayenin maşası, tetikçisi” olmak istemiyoruz.

 Biz sağlık çalışanları olarak bu “sistemin suçlusu değiliz”, cezasını da hastalarla hep beraber çekmek istemiyoruz.

Sürekli hedef gösterilmekten bıktık, usandık, sabrımız kalmadı.

Artık “tüm bu baskılara”, dayatmalara YETER diyoruz.

Artık “tam gün enerji” ile “tam gün mücadele” dönemini başlatıyoruz.

Biz “özü sözü, içi dışı bir gerçek Tam Gün Yasası” istiyoruz.

Biz “tam gün kölelik değil, tam gün hekimlik” istiyoruz.

Biz herkes için “sağlık hakkı” istiyoruz.

 

     

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Tam Gün 16.06.2009
Daha önce Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığımız tarafından şu anda TBMM’ de bulunan “Tam Gün Yasa Tasarısı”nın yıllardır Tabip Odaları ve TTB tarafından savunulan Tam Gün Uygulaması ile isim benzerliği dışında herhangi ortak bir noktasının olmadığı, halkın bu konudaki gerçekler konusunda yanlış bilgilendirildiği bir basın açıklaması ile duyurulmuş idi. Maalesef hali hazırda bu konuda kamuoyunun ısrarla yanlış bilgilendirilmeye devam edildiğini ulusal ve yerel basından üzülerek izlemekteyiz. Halkın yanlış bilgilendirilmesi sürecinde bizi en çok üzen olay gerçeklerin çarpıtılıp halka sunulmasından çok kendileri de hekim olan yöneticilerin ısrarla halkı yanlış bilgilendirip tüm hekimleri toplum önünde hedef tahtası haline getirmeleri olmaktadır. O nedenle gün geçmiyor ki hekimler karşıtı üzücü pek çok şiddet olayları yaşanmasın, hekimler tartaklanmasın.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak mevcut sağlık gerçeklerini, çıkarılması düşünülen Tam Gün Yasa Tasarısı gerçeklerini söylemeye devam edeceğiz. Halka doğruları, sadece doğruları anlatmaya devam edeceğiz. Tüm kamuoyuna mevcut gerçekleri, Tam Gün Yasa Tasarısı ile çıkarılması düşünülen değişiklikleri görev sorumluluğuz içinde tekrar sunuyoruz.

1-     Hekimlerin çok para kazandıkları, çok paracı oldukları gerçek değildir. Şu anda ¼’deki 20 yıllık bir uzman hekim 1600TL. alırken  ¼’den emekli uzman hekim 1300TL. almaktadır.

2-     Tam Gün Yasa Tasarısı iddia edildiği gibi sadece muayenehanesi olan 7000 kamu hekimi ve 1200 üniversite hekimini ilgilendirmemektedir. Yasa Tasarısı T.C. Devletinde çalışan sağlık memuru, ebe, hemşire, hekimden oluşan 400-500 bin sayıya ulaşan tüm sağlık çalışanlarını ilgilendirmektedir.

3-     Yasa Tasarısı tüm sağlık çalışanların özlük haklarında, emekliliklerinde hiçbir iyileştirme getirmemektedir.

4-     Yasa Tasarısı ile sağlık çalışanların çalışma süreleri diğer devlet memurlarında olduğu gibi 40 saat olurken, radyoloji çalışanlarının çalışma süreleri 25 saatten 37,5 saate çıkarılmaktadır.

5-     Bu yasa tasarısı ile hasta ile hekim arasında finansal ilişki kesinlikle olmayacağı iddia edilirken aksine hekim ile hasta arasındaki ilişkiyi işletmeci-müşteri ilişkisine indirgeyen performansa dayalı döner sermaye uygulamaları ile bu finansal ilişki daha da artacaktır. Nitekim hastanelerde uygulamaya başlanılan performansa dayalı döner sermaye uygulamaları ile tüm hastanelerdeki sağlık girişimleri % 300 oranlarında artmıştır.

6-     Tam Gün Yasası ile özel kurumlara hasta yönlendirme köprüleri kesileceği iddia edilirken, Sağlıkta Dönüşüm Programının temelinde kamudan özel sağlık sektörüne hasta sevklerinin yattığı ve sistemin bu şekilde çalıştığı, devletçe desteklendiği görmezlikten gelinmekte, halk yanıltılmaktadır. Nitekim Sağlıkta Dönüşüm Programının başladığı 2002 yılından 2007 yılına kadar ki sürede kamu tarafından özel sağlık kuruluşlarına ödenen tedavi bedelleri %496 artmıştır. Bu ödemeler getirilmesi düşünülen Tam Gün Yasa Tasarısı uygulamaları ile daha da artacaktır.

7-     Muayenehanede çalışan hekimlerin mesai sonrasında çalışarak yoruldukları, enerjilerini tükettikleri o nedenle Tam Gün Yasa Tasarısı getirildiği iddia edilmektedir. Oysa Tam Gün Yasa Tasarısı ile hekimlerin alacakları iddia olunan maddi rakamları alabilmesi için mesai sonrası çalışma zorunluluğu getirilerek halk yanlış bilgilendirilmektedir. İddia olunan maddi rakamları alabilmek için aylık normal 160 saatlik çalışma süresi üzerine 250 saatlik ekstra “aylık çalışma” zorunluluğu getirilmektedir. Oysa Dünya Çalışma Örgütü herhangi bir meslek grubunun yılda en fazla 270 saat mesai sonrası çalıştırılabileceğini söylemektedir.

8-     Muayenehanesi olan hekimlerin yarı zamanlı çalıştıkları iddiası gerçek değildir. Yarı zamanlı çalışıyor denilen hekimlerin % 85’ i diğer devlet memurları gibi 40 saat çalışmaktadır.

9-     Muayenehanesi olan hekimlerin % 80’inin kendi isteği ile muayenehanelerini kapattıkları iddiası gerçek değildir. Muayenehanesini kapatanların çoğunluğu kamuda hak ettikleri performans ücretlerinin % 70 oranında haksız kesilmesi, maliye ve idari baskılar sonrası muayenehanelerini kapatmışlardır.

10-  Tam Gün Yasa Tasarısı ile tüm sağlık çalışanların şartları eşitlenecek iddiası gerçek değildir. Şu anda tüm sağlık çalışanları arasında performansa dayalı döner sermaye uygulamaları ile %400-500’ e varan oranlarda gelir adaletsizliği vardır. Bu yasa tasarısı ile bu gelir adaletsizliği daha da artacaktır.

11- Tam Gün Yasa Tasarısı ile hastaların hekim seçme özgürlüğü kalmayacak. Sistem hastayı müşteri olarak gördüğü için hastaların hekimlerin uygulamalarına, tedavilerine şüphe ile bakmasına sebep olacak, hekim hasta ilişkisi bozulacaktır. Mevcut uygulamada ağır ve problemli hastaları kimse sahiplenmeyecek hasta mağduriyetleri artacaktır.

12- TBMM’ ndeki Tam Gün Yasa Tasarısına karşı çıkan hekim grubu sadece % 10 kadardır söylemi gerçek değildir. Bu mevcut Tam Gün Yasa Tasarısına karşı çıkan toplam sağlık çalışanı hemşiresi, ebesi, sağlık memuru ve hekimi ile beraber  400-500 bin kişidir

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak tüm sağlık yöneticilerine tekrar sesleniyoruz. Çıkarılması düşünülen Tam Gün Yasa Tasarısı ülkemizin, sağlık çalışanların, hastaların gerçekleri, beklentileri ile uygunsuz olup, tamamen sağlık hizmetlerinin yıkılmasına sebep olacak girişimlerdir. Şu anda sağlık sistemindeki acı gerçekler, Tam Gün Yasa Tasarısı ile getirilecek daha da acı değişiklikler sağlık çalışanlarını suçlayarak ve hedef göstererek, halktan gizleyerek doğru bir sonuca varmak mümkün değildir.

                        Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak bu gerçekler ışığında toplumun tüm kesimlerinin aleyhine olan bu yasa tasarısının mevcut hali ile çıkmaması için tüm ilgilileri sağduyuya ve göreve davet ediyoruz.

 

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Tam Gün Yasa Tasarısının Gerçek Gerekçeleri 09.06.2009
Sağlıkta Dönüşüm Uygulamaları ile sağlıkta kamu eli ile kamusal sağlık hizmetlerinden özel sağlık hizmetlerine dönüşümün desteklendiği dönemi yaşarken, aynı zamanda yıllardır sağlık uygulamalarında sürekli gündemde olan, konuşulan Aile Hekimliği, Tam Gün Yasası, Sosyal Devlet İlkeleri gibi kavramların içeriğinin boşaltılarak dönüşüme uğratıldığını üzülerek görmekte, yaşamaktayız. Aile Hekimliği, Tam Gün Yasası ve Sosyal Devlet İlkelerindeki kamusal ağırlıklı sağlık söylemleri özel sağlık uygulamaları, hasta ve hastane kavramları müşteri ve işletme kavramları ile yer değiştirirken, sosyal devlet ilkeleri terk edilerek paran kadar sağlık hizmet uygulamaları yürürlüğe sokulurken, sanki savunulanlar aynı sağlık uygulamaları imiş gibi gösterilerek kamuoyunun zihninde bilerek karışıklık yaratılmaktadır. Adeta kamuoyu bu uygulamalarla yanlış algı ve idrak dönüşümüne zorlanmaktadır. Oysa her şey çok net ve açık. Tabip Odalarının yıllardır savunduğu Aile Hekimliği, Tam Gün Yasası ve Sosyal Devlet İlkeleri ile şu anda uygulanan ve uygulanmak istenen sağlık sistemlerinin arasında ana başlıklar dışında hiçbir en ufak ortak nokta yoktur ve olamaz. Bu şekildeki hareketlerle kavram kargaşası yaratılarak yapılmak istenen, Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık sisteminde yapılan tahribatın, hastaların sırtına yüklenen yükün, kamuoyu tarafından farkına varılmasını engellemek, yanlışları halka kabul ettirebilmek için yıllardır Tabip Odalarının savunduğu sosyal içerikli Aile Hekimliği, Tam Gün Yasası ve Sosyal Devlet kavramlarını içeren sağlık uygulamalarının sadece isimlerinin kullanılmasından başka bir şey değildir. Tabip Odaları bu uygulamalara itiraz edince de kamuoyunda bu kurumların izlediği politikalar çelişkili ve tutarsızmış gibi gösterilmek istenmektedir. Yapılan tamamen gerçeklerin saptırılması, bilgi kirliliği yaratmak ve halkın bu ortamda kandırılmasıdır.

 

            Gerçeklere bakacak olursak;

 

1-     Tabip Odaları olarak yıllardır bizlerin savunduğu Aile Hekimliği bölge tabanlı, koruyucu sağlık hizmetlerinin öncelendiği, sağlığın hekim- hemşire- sağlık memuru- ebe- sekreter vs. ile bir bütün olarak verildiği, 1.Basamak sağlık hizmetlerinin özellikle kırsal bölgelerde desteklendiği, sağlık çalışanları arasında statü ayrımının yapılmadığı, sağlık çalışanların kadrolu ve iş güvenceli çalıştıkları, halkın eşit- ücretsiz- sürekli ve dengeli olarak hizmet alabildiği bir sağlık sistemidir.

Oysa şu anda uygulanan Aile Hekimliği ile nüfus tabanlı, tedavi edici sağlık hizmetlerinin öncelendiği, sağlık çalışan sayısı azaltılarak en aza indirgenerek ekip anlayışının olmadığı, 1. Basamak sağlık hizmetlerinin kentsel bölgelere tam süreli kırsal bölgelere yarı zamanlı verildiği, sağlık çalışanları arasında Aile Sağlığı- Toplum Sağlığı çalışanı ayrımının yapıldığı, sağlık çalışanlarının sözleşmeli çalıştığı 1. Basamak sağlık hizmetleri, sağlıkta özelleştirmenin ilk basamakta uygulanan  bir sağlık sistemi şeklidir.

 

2-     Tabip Odaları olarak yıllardır bizlerin savunduğu Tam Gün Yasası özlük haklarımıza ve emekliliğe yansıtılan iyileştirmelerin yapıldığı, iş güvenceli, hekim uygulamalarında her türlü baskıdan uzak kaldığımız, hasta ile hekim arasına her türlü maddi ilişkinin girmediği, hekimler arasında ayrım yapmayan ve uyumu bozmayan sağlık hizmet ortamlarının olduğu, tüm memurlar gibi 40 saat çalıştığımız, kanuni izinlerimizi rahat kullanabildiğimiz, bilimsel aktivitelere katılabildiğimiz, mesai saatleri sonrası kendimize ve ailemize zaman ayırabileceğimiz çalışma ortamları idi. Tabip Odaları olarak Tam Gün Yasası ile üniversitelerde eğitim- öğretim- araştırmanın öncelendiği, iyi hekim ve asistanın yetiştirildiği, hocaların bulundukları konumlarına ve sahip oldukları eğitimlere uygun, gelecek kaygısı duymadan onurlu yaşayabilecekleri gelirlerin güvencesinde çalıştıkları sağlık hizmet ortamlarını savunduk. Yine Tabip Odaları olarak Tam Gün Yasası ile kurum hekimlerinin ve işyeri hekimlerinin hiçbir gelecek ve iş ortamı kaygısı duymadan hekim onuruna yaraşır şekilde çalışacakları sağlık hizmet ortamlarını savunduk.

Oysa şu anda getirilen Tam Gün Yasası ile özlük haklarımıza ve emekliliğe yansıtılan hiçbir iyileştirme getirilmezken adeta alay edercesine emeklilik güvencesi için özel sağlık sigortası yaptırmamız önerilmektedir. Tam Gün ve Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ile sözleşmeli çalışma ortamları yaratılarak, hekimlik uygulamaları her türlü baskıya açık hale getirilmekte. Hasta ile hekim arasında her türlü maddi alışverişi kaldıracağız denilerek muayenehaneler kapattırılırken getirilen performans ve döner sermaye uygulamaları ile hekimin her hastaya müşteri, para gözü ile bakmasına sebep olacak sağlık uygulamaları getirilmektedir. Hizmet başı ödeme kavramı getirilerek hekimlerin aşırı şekilde sağlık hizmet tüketimine aracılık etmesi istenmekte. Bu ise hastaların hekimlerin verdiği kararlara şüphe ile bakmasına sebep olunmaktadır. Döner sermeye uygulamaları ile hekimler arasında % 400-500’ e varan oranlarda gelir farklılığına sebep olunarak, hekimler arasında iş barışı ve uyum bozulmakta, hekimler ve diğer sağlık çalışanları arasında da problemler yaratılmaktadır. Tam Gün Yasa Tasarısı ile 45 saat çalışma süresi 40 saate indirilirken, Radyoloji çalışanlarının çalışma süresi 25 saatten 37,5 saate çıkarılmaktadır. Tam Gün Yasa Tasarısı ile sabit ücretlerde iyileştirme yapılmadığı, performans ve döner sermaye uygulamaları ön planda tutulduğu için hekimler kanuni izinlerini kullanamaz, bilimsel aktivitelere katılamaz hale gelmektedir. Bu ise hizmet kalitesini düşürmekte. Tam Gün Yasa Tasarısı gerekçeleri arasında kamuda verilen sağlık hizmet kalitesini arttırmak için mesai saati sonrası çalışma hakkı olan muayenehane açma hakkı yasaklandığı iddia edilirken getirilmesi düşünülen performans ve döner sermaye uygulamalarındaki iyileştirmelere sahip olabilmek için mesai saati sonrası daha çok çalışmayı gerektiren sağlık uygulamaları yürürlüğe sokulmaktadır. Örneğin aylık 160 saatlik normal çalışma süresi üzerine mesai saati sonrası 130 saat nöbet, 120 saat icap nöbeti tutarsanız yani aylık 250 saat daha fazla çalışırsanız ve sağlığınız elverirse iddia edilen performans ve döner sermaye gelirlerini, sistemde de para olursa belki alabileceksiniz. Oysa Dünya Çalışma Örgütü herhangi bir meslek grubunun yılda en fazla 270 saat mesai sonrası çalıştırılabileceğini söylerken bizlere bir ayda 250 saat fazla çalışırsanız yoksulluk ve açlık sınırlarının üzerinde gelir elde edebilirsiniz denilmektedir. Kamu hastanelerine getirilen performans ve döner sermaye uygulaması ile sağlık çalışanların iş yükünde 4 kat, tüm sağlık girişimlerinde ise % 300 artış olmuştur. Bu sağlık sisteminin getirdiği aşırı sağlık tüketimi nedeni ile 2008 yılının ilk 11 aylık döneminde SGK 24 milyar TL. açık vermiştir. 

            Tam Gün Yasası ile üniversite hastanelerinde çalışan öğretim görevlilerinin gelirlerinde de özlük haklarına yansıtılan iyileştirmeler yapılmamaktadır. İyileştirme olarak mali sonuçları ortada olan performansa dayalı döner sermaye uygulaması getirilmektedir. Yine tasarı ile eğitim, öğretim, hekim ve asistan yetiştirilmesi hizmet kapsamında değerlendirilmemekte, dışlanmaktadır. Eğitim ve öğretimin tamamen dışlandığı yeni Tam Gün Yasa Tasarısına, Tıp Fakültelerinde öğrenci kontenjan artışının yapıldığı, açılan yeni tıp fakülte sayısının giderek arttığı ortamlarda bakacak olursak; yeni yetişecek hekimlerin mesleki yeterliliği maalesef gelecekte tartışılır hale gelecektir. Mevcut Tam Gün Yasa Tasarısını hazırlayanlar da bunu öngörmüş olsa gerek, yeni tasarı ile gelecekte artması muhtemel hekim hatalarına karşı hekimlerin kendilerini korumak için özel sağlık sigortası kurumlarına sigorta yaptırmalarını zorunlu hale getirmektedirler.

Yeni Tam Gün Yasa Tasarısında kurum hekimlerinden hiç bahsedilmemektedir. Bunlar için herhangi bir iyileştirme söz konusu değil. Tasarıda mesai sonrası 2. Basamak ve 3. Basamak sağlık çalışanların nöbet ve ücretlerinde kısmi iyileştirme yapılırken, 1. Basamakta nöbet tutan hekimler ve diğer sağlık çalışanları için bu iyileştirmeler yapılmamakta, buradaki sağlık çalışanları dışlanmaktadır. Tasarı ile mesai sonrası kamu kurumu dışında çalışma yasaklandığı için işyerleri işyeri hekimi bulma konusunda ciddi sıkıntıya girecektir. Bu ise işçilerin iş güvenliğini tehlikeye atacak, iş yerlerinde iş kazaları, meslek hastalıkları ve ölümler artacaktır.

            Sağlık Bakanlığının Tam Gün Yasa Tasarısının gerekçeleri arasında yer alan bir başka yanlış bilgilendirme de muayenehanesi olan hekimlerin  % 80’ inin kendi istekleri ile muayenehaneleri kapattıkları söylemidir. Bu tamamen yanlış bir bilgilendirme ve gerçeklerin gizlenmesi işlemidir. Şu anda muayenehanesi olan bir hekim çalıştığı kurumda muayenehanesi olmayan bir hekimle aynı süre çalışmış, aynı sayıda hastaya bakmış ve sağlık hizmeti vermiş, haftalık 40 saat çalışmış olsa (Dikkat: Bu süreye Sağlık Bakanlığı yarı zamanlı çalışma demekte!) bile sadece mesai saati dışında serbest çalıştığı için anasının ak sütü gibi hak ettiği döner sermaye ücretinin % 70’ i kesilmekte, adeta gasp edilmektedir. Yine muayenehaneler özel hastane işletmeciliğine dönüşümün önünde birer engel olarak görüldükleri için çok ciddi maliye ve idari baskılar altında kalmış, halen kalmaktadır. Hakları gasp edilen ve baskılara dayanamayan % 80 muayenehane sahibi hekim işte bu gerekçelerle muayenehaneleri kapatmak zorunda kalmışlardır.

 

3-       Tabip Odaları olarak Sosyal Devlet İlkelerini savunurken herkesin eşit, ücretsiz, dengeli, ulaşılabilir ve sürekli sağlık hizmeti almasını savunmaktayız. Ve bunun insan olmaktan kaynaklanan en doğal ve tabii hak olduğuna inanıyoruz. Bize göre kamusal sağlık hizmeti almak için sadece T.C. nüfus kağıdına sahip olmak yeterlidir. T.C. Devletinde yaşayan herkesin eğitim hakkının, temiz ve yaşanılabilir sağlıklı çevre hakkının, barınma-iş hakkının olduğunu savunduk ve sosyal devlet anlayışından bunu anladığımızı sürekli dile getirdik. Sosyal bir devletin bu hizmetleri genel bütçeden finanse etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu hizmetleri yapabilmek için bütçeye maddi kaynak yaratabilmenin yolu adil bir istihdam ve vergi uygulamaları ile pekala mümkündür.

Oysa mevcut sosyal devlet uygulamaları ile herkesin ancak parasını ödediği prim ölçüsünde sağlık hizmeti alması öngörülmektedir. Asgari ücretin 1/3 ünden fazla geliri olan zengin sayılmakta, sağlık hakkı için prim ödemesi gerekmekte. 60 günü geçen prim borcu olanlara sağlık hizmeti verilmemekte. Sağlık hizmetine ulaşması için hastaların katkı payı-katılım ücreti-ilave ücret-tamamlayıcı sigorta ödemesi gerekir. Sağlık primini ödemesine rağmen pek çok ilacı ücretli almak zorunda. Hastanelere yatanlardan otelcilik ücreti alınmakta, hekimlere başvurma hakkı ve tetkik yaptırma hakkı kısıtlanmakta. Sosyal güvencesini kaybeden kadın hastaların koruyucu hekimlik ve doğumlarından ücret alınmakta. 18 yaşını dolduran ve okumayan çocuklar ile okulunu bitiren 25 yaşını dolduran çocuklarda soysal güvence kapsamı dışında tutulmakta. Şu anda savunulan ve uygulanan sosyal devlet anlayışı bu şekildedir. Tam Gün Yasa Tasarısının gerekçeleri içinde sosyal devlet anlayışında hastaların özel muayenehanelere para ödemesi düşünülemez denilirken, kamu hastanelerinde hastanın tamamen müşteri ve para olarak görüldüğü performansa dayalı döner sermaye uygulamaları teşvik edilmekte, kamu eli ile özel sağlık hizmetleri desteklenerek hastalar adeta buralardan ücretli sağlık hizmeti almak için zorlanmaktadır. Sağlıkta Dönüşüm Uygulamaları ile şu anda Türkiye’ de sağlık hizmetlerinin kamusal hizmetlerden özel sağlık hizmetlerine dönüştürülmesi yani geçiş süreci yaşanmaktadır. Süreç SSK Hastanelerinin Devlet Hastaneleri ile birleştirilmesi ile başlamış olup şimdi de bu hastanelerin Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ile özerk hale getirilmesi amaçlanmaktadır. Bundan sonraki aşama ise özerk hale getirilen bu kamu hastanelerinin bazı özel hastane zincirleri tarafından alınmasıdır. Şu anda kamu eli ile desteklenen özel hastaneler içinde benzer tehlike söz konusudur. SGK uygulamaları ile ödeme krizine sokulan özel hastaneler yakın gelecekte bu özel hastane zincirlerinin birer şubesi haline gelecektir.

            Şu anda TBMM’ nde çıkarılması düşünülen Tam Gün Yasası Tıp Fakültelerinin kontenjanlarının artışı ve yeni Tıp Fakültelerinin açılması ile hekimler, gelecekte iş ve gelir güvencesiz hale getirilerek, özel hastane zincirlerinde çalışacak ucuz iş gücü haline getirilmek istenmektedir.

            Sosyal Devlet ilkelerini gözeterek Sağlıkta Dönüşüm Yasaları çıkarıyoruz denilirken, tüm kamusal sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesinin hedef edinildiği bu sistemde, hastalar tamamen özel bir müşteri olarak görülmektedir. Hastalar bu uygulamalar sonucunda ancak parası ölçüsünde sağlık hizmeti alır hale geleceklerdir.

            Görüldüğü üzere yıllardır Tabip Odalarının sağlık uygulamaları içinde savunduğu Aile Hekimliği, Tam Gün Yasası ve Sosyal Devlet İlkeleri ile; şu anda tüm sağlık çalışanlarına ve halka dayatılan Aile Hekimliği, Tam Gün Yasası ve Sosyal Devlet İlkelerinin isim benzerliği dışında herhangi en ufak bir ortak noktası yoktur. Yaşadığımız süreç halktan ve sağlık çalışanlarından gerçeklerin saklanarak, sağlık sisteminde yapılan tahribatların, sağlıkta tamamen özelleştirmeyi ve kartelleşmeyi amaç edinen Sağlıkta Dönüşüm Programını tüm hekimlere ve halka kabul ettirebilmek için yıllardır Tabip Odalarının savunduğu doğru ve haklı söylemlerin sadece ismini kullanarak kamuoyunun kandırılması sürecidir.

            Biz Tabip Odaları olarak bu oyunun bir parçası olmayacağız. Tüm bu kandırmaca senaryoları asla kabul etmeyeceğiz. Doğru bildiklerimizi, halkı kandırmadan, ısrarla ve sürekli şekilde savunacağımıza, dile getireceğimize tüm kamuoyuna söz veriyoruz.     

 

 

     

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Sağlıkta Dönüşüm 27.05.2009
Bilindiği gibi Burdur ilinde 14.07.2008 tarihinde Aile Hekimliği Uygulamasına geçilmiştir. Aile Hekimliği Uygulaması sonrası 1. Basamak sağlık hizmetlerinde çalışan pratisyen hekim ve sağlık ocağı sayısında azaltılma işlemine gidilmiştir. Burdur ilinde Aile Hekimliği öncesi 53 sağlık ocağında 141 pratisyen hekim ile 1.Basamak sağlık hizmeti verilirken Aile Hekimliği sonrası 32 Aile Sağlığı Merkezinde 71 Aile Hekimi ile 1.Basamak sağlık hizmeti verilmeye başlanılmıştır. Çoğunluğu Burdur kırsal bölgelerinde olmak üzere 21 sağlık ocağı kapatılmıştır. Aile Hekimliği ile il merkezlerinde tedavi edici sağlık hizmetlerini önceleyen sağlık sistemi uygulanmaktadır. Koruyucu sağlık hizmetleri dışlanmakta, koruyucu hekimliğin özellikle verilmesi gereken kırsal bölgelerde hem hekim hem de sağlık kurum sayısında azaltılma işlemine gidilmektedir.

Aile Hekimliği uygulaması ile pratisyen hekim sayısında eksilme özellikle acil servislerde ve 112 sağlık istasyonlarında meydana gelmiştir. O nedenle buralarda çalışan hekimlerin iş yükleri aşırı şekilde artmış, hastalarda mağdur olmaya başlamıştır.

En son Burdur ilinin Kemer ilçesinde bulunan 1 ilçe, 1 belde ve 13 köyden sorumlu 112 Acil Servis Merkezinde hiç doktor kalmamıştır. Acil bir olaya doktorsuz müdahale eden 112 merkezi hasta ve yaralıları Burdur Devlet Hastanesi’ ne taşımaktadır.

Şu anda Türkiye’ de kentsel bölge ile kırsal bölgeler kıyaslandığında bebek, çocuk, gebe annelerin ölüm oranı kırsal bölgelerde çok daha fazladır. Ayrıca sürekli ve gelişkin sağlık hizmetine ulaşan nüfus kent bölgelerinde % 96 iken kırsal bölgelerde bu oran % 72’ dir. Koruyucu hekimliği dışlayan, tedavi edici sağlık hizmetlerini önceleyen, kırsal bölgelerde çocuk, bebek, gebe annelerin daha fazla ölümüne sebep olan, sağlığı hak değil piyasa malı olarak gören sistemin adı şu anda Türkiye’ de uygulanan Sağlıkta Dönüşüm Programıdır. Sağlıkta Dönüşüm ile 1. Basamak sağlık hizmetleri de özelleştirme sürecine girmiştir.

Biz Isparta- Burdur Tabip Odası olarak tüm Türkiye’ de ve Burdur genelinde halkın sağlık hizmetlerine ulaşımında mağduriyet, eşitsizlik yaşamasına sebep olan, 1. Basamak sağlık hizmetlerinin tamamen piyasa kurallarına göre hizmet vermesine sebep olan, il genelinde dengesiz hekim ve sağlık kurum dağılımına sebep olan 1. Basamak sağlık hizmeti yapılanmasından bir an önce vazgeçilmesini talep ediyoruz. Biz koruyucu hekimlik hizmetlerini önceleyen, hekimler arasında işbirliğini bozmayan, sağlığın hak olarak görüldüğü kentsel ve kırsal bölgelerde sağlık hizmetlerine ulaşımda dengesizlik yaratmayan “Herkese ücretsiz, eşit, ulaşılabilir” sağlık hizmetleri istiyoruz.

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* SGK Uygulamaları 20.05.2009
SGK UYGULAMALARI KARA MİZAH

 

Türkiye’de 2000’li yıllardan itibaren Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaktadır. Sağlık hizmetlerinin tamamen piyasa kurallarına göre yönetilmesi amaç edinilen bu sistemde hastaneler işletme, hastalar ise müşteri haline getirilmektedir. Yine bu sağlık sistemi ile kamu sağlık hizmetleri dışlanmakta, güçsüz, zayıf hale getirilirken, özel sağlık hizmetleri ön plana çıkarılmakta ve bu süreç kamu eli ile desteklenmektedir. Bu işlemler ise kamunun elinde yeterli sayıda sağlık çalışanı, tıbbi donanım ve cihaz olmasına rağmen kamunun sağlık hizmeti vermesi engellenerek hastaların kamudan özel sağlık sektörüne sevk edilmesi ve özelden taşeronlar aracılığı ile hizmet satın alınması yolu ile olmaktadır.

 

            Sağlıkta Dönüşüm süreci sonucu ise sağlık giderleri aşırı şekilde artmıştır. 2002 yılında 7,6 milyar TL. olan sağlık harcamaları 2008 yılında 25,3 milyar TL. olmuştur. Şu anda Türkiye’ de sağlık hizmetlerinin               %85 oranını kamu, % 15’ ini özel hastaneler vermektedir. Bu oranlarda bile sağlık giderleri aşırı şekilde artmışken sağlık hizmetleri içinde özel sektör payının giderek artışının devlet eli ile desteklendiği bu süreçte sağlık giderlerinin daha da artması kaçınılmazdır.

 

            Bugün gelinen noktada ise sağlıkta dönüşümün ortaya çıkardığı yüksek sağlık gider faturasının sebebi, sorumlusu hastalarmış, sağlık hak değilmiş gibi Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) akıl almaz uygulamaları yürürlülüğe girmekte, sağlıktaki yanlış uygulamaların cezasını hastaların ödemesi istenmektedir.

 

Gün geçmiyor SGK tarafından hastaların sağlık haklarının kısıtlandığı yeni uygulamalar yürürlüğe girmesin, hastaların sağlık hizmetlerine ulaşımı önüne engeller çıkarılmasın. Bir süredir SGK’ ya bağlı hastaların ödediği 3-4-6-10TL.’lik katkı payını şimdi memur ve yeşil kartlarda ödenecek.  10 günde aynı branş doktoruna muayene olamama, aynı gün içinde farklı ikinci branş doktoruna  kısıtlı muayene olma durumu daha de ileri noktaya götürüldü ve son 2 ayda 5’ten fazla hastaneye giden hastalar incelenmeye başlandı. Yine ortalama hasta başı çekilen tomografiler incelenerek ortalamayı geçen hastalardan parasının istenmesi kararlaştırıldı. Hastanelerden muayene randevusu alıp randevusuna gitmeyene farklı branşlarda bile muayene olma hakkının kısıtlanması gündemde.

           

Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) ile şu anda 200’ ün üzerinde ilaç ödeme kapsamından çıkarıldı. Yatan hastalar bile sosyal güvenceleri olmasına rağmen hastane eczanelerinde olmayan pek çok ilacı para ile almak durumunda kalmaktadır. Yatan hastalardan otelcilik ücreti alınması planlanmakta. Tedavi hizmetleri ‘tedavi paketleri’ ile kısıtlandığı için daha fazla sağlık hizmeti için hastalar ekstra ücret ödemek zorunda kalmaktadır.

 Son ekonomik krizin etkisi ile Türkiye’ de işsizlik oranı % 13,6’ ya yükseldi. Pek çok kişi işini ve sosyal güvencesini kaybetti. Sosyal güvenceden mahrum kalan hastalar sağlık hizmetini ancak hastane acil servislerinde alabildikleri için hastane acillerinde hasta sayıları her geçen gün artmaktadır. SGK bu sefer hastanelerinde muayene olan hastaların acil oranı % 30 ve üzerinde artış gösteren hastaneleri incelemeye almaya, onlara yaptırım uygulamaya başladı. SGK mevcut uygulamaları ile adeta ajan gibi çalışarak hastaları, doktorları, eczane ve hastaneleri incelemeye başlamıştır.

 

SGK en son olarak sosyal devlet kurallarını da bir tarafa bırakarak işini, sosyal güvencesini kaybeden hamile kadınlara verilen koruyucu sağlık hizmetlerini ve doğum hizmetlerini de ödeme kapsamından çıkararak, ciddi anne ve bebek sağlık sorunları yaşanmasına sebep olacak uygulamalara da başladı. SGK ve SUT uygulamaları ile adeta hasta olmak, hastalara bakmak, sağlık hizmeti vermek suç haline gelmekte ve cezalandırılmaktadır. SGK mevcut uygulamaların gerekçesini ise adeta toplumla alay edercesine ‘Sağlıkta kaliteli hizmet vermek’ amacı ile açıklamaktadır. Buda yetmezmiş gibi 11-17 Mayıs arası dönem ‘Sosyal Güvenlik Haftası’ olarak kutlanmıştır. Yani içinde hastanın olmadığı ve olması yasaklanan, sağlık hizmeti verilmeyen, verilmesi suç olan, sosyal devlet kurallarının tamamen terk edildiği, tamamen piyasa kurallarının egemen kılındığı, ‘paran kadar sağlık’ denildiği, tamamen sosyal bir yıkımın yaşandığı bir sağlık ortamında Sosyal Güvenlik Haftası kutlamak ise bize göre kara mizahtan başka bir şey değildir.

 

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak sağlık ve idari yöneticilerinden ülkenin ve hastaların sağlık, ekonomik ve sosyal gerçeklerini görmeye bunlara göre gerçekçi çözümler üretmeye, cezalandıran değil kucaklayan, dışlayan değil acil çözüm üreten uygulamalar istiyoruz. Sağlıkta dönüşümün sonuçlarında hasta, hekimi ve sağlık kurumu olarak bizler suçlu değiliz, o nedenle de sistemin cezasını çekmek ve faturasını da bizler ödemek istemiyoruz.

 

 

 

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Kadın Hekime Saldırı 07.05.2009
Türkiye’nin her bölgesinde her gün değişik boyutlarda şiddet ve terör olayları meydana gelmektedir. Şiddet olayları toplumsal yaşantının her kademesinde olabilmektedir. İş alanları da bunlardan birisidir. Şiddet olayları işyerleri arasında en çok sağlık alanında meydana gelmektedir. Sağlık kurumlarında çalışmak, diğer işyerlerine göre şiddete uğrama yönünden 16 kat daha risklidir. Giderek artan ivme kazanması ile şiddet olayları toplumda ve işyerlerinde yaygın bir halk sağlığı sorunu ve mesleki tehlike oluşturmaya başlamıştır.

            Sağlık kurumlarında gözlenen şiddet toplumdaki profilin bir yansıması olduğu unutulmamalı ve toplumsal nedenlerden bağımsız değerlendirilmelidir. Sağlık çalışanlarına dönük şiddetin nedenleri arasında en başta sistemden kaynaklanan sorunlar yer alır. Sağlık kurumlarında alt yapı ve donanım eksiklikleri, personel yetersizliği veya kötü işletmecilikten kaynaklanan beklemeler, uzayan kuyruklar, geciken randevular, boş yatak bulunmaması, hastalar için asgari konfor ve güvenliğin sağlanmaması şiddeti doğurmaktadır.

            Sağlık hizmetlerinde şiddete en fazla maruz kalınan yer % 23 ile acil servisler olup şiddet uygulayanların % 92’si erkek, % 86’ da hasta ve hasta yakınıdır. Isparta ve Burdur’da çalışan sağlık çalışanların % 96’ sı tüm yaşamları boyunca en az bir defa sözel veya fiziki şiddete maruz kalmıştır. Son 1 yıl içinde işyerinde sözel veya fiziki şiddete maruz kaldığını söyleyen sağlık personel oranı ise % 45’ tir. Isparta ve Burdur’ da tüm sağlık çalışanları arasında kadın uzman, pratisyen ve asistan hekimler, erkek hekimlerden daha fazla oranda sözel veya fiziki şiddete maruz kalmaktadır. Nitekim son 1 yıl içinde kadın uzman hekimlerin % 58’ i, erkek uzman hekimlerin % 26’sı; kadın pratisyen hekimlerin % 69’ u, erkek pratisyen hekimlerin % 61’ i; kadın asistan hekimlerin % 45’ i, erkek asistan hekimlerin % 20’ si sözel veya fiziki şiddete uğramıştır.

            Kadın sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin daha fazla olmasının nedenleri arasında toplumda erkek egemen kültür nedeni ile kadına yönelik şiddetin daha kolay kullanılabilmesi, toplumda fiziksel olarak kadınların direnme ve karşı koyma güçlerinin daha az olduğuna inanılması ve otoritenin temsilcisi olarak görülen erkek görevlilere aynı kolaylıkla şiddet kullanılamaması gösterilebilir.

            İlimizde kadın hekimlere yönelik şiddet olaylarının en son örneği 02.05.2009 günü SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisinde Çocuk Hastalıkları Asistan Hekimi Dr. Tuğçe TÜLÜMEN’ e yapılmıştır. Dr. Tuğçe TÜLÜMEN02.05.2009 tarihinde acil nöbetini tutarken ve acil bir hastaya müdahale ederken Dinar’ dan sevkli bir hasta getiren Mehmet Fatih BAL adlı kişi kendi hastasının daha öncelikli olduğunu, hemen hastasına müdahale edilmesini bağırarak ve tehdit ederek acil servise girmiş ve Dr. Tuğçe TÜLEMEN’ e önce sözlü tehdit, ağır küfür sonra da tartaklayarak fiziki saldırıda bulunmuştur. Dr. Tuğçe TÜLÜMEN o an için acilde boş sedye olmadığını fakat acil müdahale ettiğini, hastanın işinin bittiğini, onu çıkarınca onların hastasını alacaklarını söylemesine rağmen saldırgan adlı kişi sözlü ve fiziki saldırılarına devam etmiş, acilde görevli polis ve güvenlik görevlilerine de şiddet uygulamıştır.

            Dr. Tuğçe TÜLÜMEN bu saldırı sonrası iş ve gücüne engel teşkil edecek derecede ağır fiziki saldırı almamış olsa da haksız olarak maruz kaldığı bu çirkin şiddet olayı sonrası derin bir üzüntüye ve hayal kırıklığına kapılmıştır. Dr. Tülümen bu çirkin saldırıya rağmen hekimlik görevine ve hastalarına şifa dağıtmaya devam edeceğini söylemiş ancak kendisinin görev yapmasını engelleyen, ağır hakaret, küfür, tartaklama ve fiziki şiddet uygulayan Mehmet Fatih BAL isimli şahıstan davacı ve şikayetçi olmuştur.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak öncelikle Dr. Tuğçe TÜLEMEN’ in maruz kaldığı bu çirkin saldırıyı lanetliyor, kınıyor, suçlunun en kısa zamanda adalet önüne çıkarılıp cezasını çekmesini talep ediyor, kendisine acil şifalar ve geçmiş olsun diyoruz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak sağlık ve idari yöneticileri göreve davet ediyor ve talep ediyoruz;

1-     Toplumun her kesiminde, her iş kolunda şiddetin her türlüsüne “sıfır tolerans” anlayışı ile yaklaşılmalı ve tedbirler gecikmeden alınmalıdır.

2-     Sağlık sektöründe yaşanan olumsuzluklardan, ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik krizden ve onun yarattığı toplumsal psikolojik travmalardan biz sağlık çalışanları olarak sorumlu değiliz, cezasını da çekmek istemiyoruz. Yetkililerden sorunlara acil çözüm üretmelerini, hedef saptırmaktan vazgeçmelerini istiyor, gerçekleri bir an önce görmeye davet ediyoruz.

3-     Sağlık kurumlarını ve iş ortamlarını sağlık çalışanların rahat ve güvenle en iyi sağlık hizmeti vermelerini sağlayacak şekilde düzenlemelerini, gerekli güvenlik tedbirlerini acilen almalarını istiyoruz.

4-     Hasta haklarının hekim çalışma alanına müdahale hakkı olmadığı, herkesin kendi rahatsızlığını ön plana çıkararak en önce sağlık hizmeti alma hakkı olmadığı hastalara yetkililerce iyi anlatılması gerekir. Hasta haklarının sağlık ve idari yöneticiler tarafından saptırılıp, hekimler üzerinde baskı unsuru olarak kullanılmasından, hasta ve hekimlerin birbirinin düşmanıymış gibi gösterilmesinden bir an önce vazgeçilmesini talep ediyoruz. Hasta haklarının eşit, ücretsiz, adil, ulaşılabilir, sürekli ve modern sağlık hizmeti alma hakkı olduğu, hekimlerin ve Tabip Odalarının da her zaman bunu savunduğunu ve savunacağını herkesin bilmesi gerekir. 

* Domuz Gribi 30.04.2009
Domuz gribi influenza A virüsünün neden olduğu esas olarak domuzlarda salgına yol açan bir grip türüdür. Ölüm oranı % 1-5’ tir. Domuz gribi domuzlarla teması olan kişilere bulaşır ve insandan insana bulaşma potansiyeli vardır. Dünya Sağlık Örgütü 29 Nisan 2009 itibari ile Pandemi ( Salgının yayılma tehlikesi) düzeyini 4’ den 5’ e çıkardı. Pandemi düzeyi 1 ile 6 arasında değerlendirilir. Pandemi 4 insandan insana yayılım olabileceği anlamına gelir. Bu gribin yayılımı mevsimsel gribin yayılımı gibidir. İnsandan insana hapşırma ve öksürme ile saçılan damlacıklar yolu ile yayılır. Ayrıca el teması da önemlidir. Hasta olan kişiler belirtiler görülmeden bir gün önce ve hastalık boyunca enfeksiyonu yayabilirler. Bu virüsler kafelerde masaların üzerinde, kapı kolları gibi yüzeylerde yaklaşık iki saat canlı kalabilirler. Bu nedenle el yıkamak önemlidir.

           

Bu hastalığın belirtileri mevsimsel gribe benzer. Ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yaygın vücut ağrıları, baş ağrısı, titreme ve yorgunluk ön plandadır. Bazı kişilerde ishal ve kusma görülebilir. Bu hastalıktan korunmanın en önemli önlemi ellerin yıkanmasıdır. Genel sağlık önlemlerine dikkat etmek gerekir. Uykusuz kalınmamalı, fiziksel aktivite sağlanmalı, günlük stresten uzak durulmalı, bol sıvı ve besleyici gıdalar alınmalıdır. Hasta kişilerle yakın temastan kaçınmalıdır. Bu hastalığın tedavisinde kullanılabilen osektamin veya zanamivil adlı ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlar belirti görüldükten sonra ilk iki günde kullanılmalıdır.

           

Bu hastalığın önemi insandan insana bulaşabilir olması ve uluslar arası boyutta salgın gerçekleştirebilecek olmasındandır. Bu durum insanlardaki çapraz bağışıklık yapısına bağlı olarak değişebilir ve önceden kesin bir çıkarım yapmak olanaklı değildir.

 

Bu hastalığı başkalarına bulaştırmamak için şunlara dikkat etmek gerekir. Öksürürken ve hapşırırken ağzımızı ve burnumuzu kapatınız. Mendili hemen çöpe atınız. Ellerinizi sabunlu suyla yıkayınız. Su ve sabuna ulaşılamazsa alkollü temizleyicilerden de kullanılabilir. Elinizi ağzınıza, burnunuza götürmeyiniz. Virüs bu yolla yayılabilir. Hastalardan uzak durunuz. Hastalanırsanız vakit geçirmeden doktora başvurunuz. Hastalanırsanız okula ve işe gitmeyiniz

 

 

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Tam Gün Yasası 21.04.2009
Doktorların sabırsızlıkla beklediği Tam Gün Yasa Taslağı sonunda şekillendi ve TBMM’ne gönderildi. Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Dr. Metin AYDIN, hazırlanan taslağın hekimlerin beklentilerine cevap verecek düzeyde olmadığını söyledi.

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin AYDIN, hekimler olarak kendilerinin emekliliklerine yansıyacak kalıcı haklar istediklerini fakat Tam Gün Yasasında performansa dayalı iyileştirmelerin yapıldığını belirterek çıkarılacak olan Tam Gün Yasasının önümüzdeki yıllarda kamu hastanelerini tamamen güçsüz kılacağını söyledi.

            Kamu hastanelerinin her şeyin önünde ve her kesimin ulaşabileceği yerler olması gerektiğine değinen Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin AYDIN, sağlık sisteminde yapılan dönüşümlerin hekimlerin hizmet vermelerini zorlaştırdığını ve özel sağlık hizmetlerinin ön plana çıkarılmasıyla da hekimlerin özel hastaneleri tercih ettiklerini belirterek, çıkarılması planlanan Tam Gün Yasasında hekimler açısından gerekli iyileştirmelerin yapılmaması halinde kamu hastanelerinde önümüzdeki yıllarda çalışacak hekim kalmayacağının altını çizdi. Isparta- Burdur Tabip Odası Başkanı Uz. Dr. Metin Aydın Tam Gün Yasasıyla ilgili olarak görüşlerini şöyle dile getirdi:

\\\\\\\"Tam Gün Yasası biz hekimler için çok önemli bir yasa. Bu yasanın taslağı geçtiğimiz günlerde hazırlandı. Bu yasa taslağı Meclise geldiğinde alt komisyonlarda bir takım değişikliklere uğrayabilir. Bu yasaya hekim, hasta hakları ve sağlık finansman sorunları gözüyle bakmak lazım. İşin doğrusu biz yıllardan beri Tam Gün Yasasıyla özlük haklarımızda iyileştirmeler bekliyoruz. Biz hekimler olarak Tam Gün Yasasının çıkmasını istememizdeki en önemli sebeplerden biri özlük haklarımızda iyileştirmeler yapılmasıydı. Ama geçtiğimiz günlerde tamamlanan Tam Gün Yasa taslağında maalesef biz hekimlerin yıllardan beri beklediğimiz özlük haklarımızda bir iyileştirme yok. Özlük haklarımızdan kastımız emekliliğimize yansıyan iyileştirmeler bekliyorduk. Fakat şuanda hazırlanan Tam Gün Yasa taslağının getirmeyi düşündüğü iyileştirmeler, performansa dayalı iyileştirmeler. Bu iyileştirmeler 1. basamak sağlık kurumlarında çalışanlar içinde, kamu hastaneleri içinde, üniversite hastaneleri içinde aynı şekilde geçerli. Şuanda bizim hekimler arasında pek çok haksızlık yapıldığını iddia ettiğimiz, sağlık giderlerinin aşırı şekilde artmasına sebep olan Performans sistemi daha da ön plana çıkmakta. Bu şekilde eğer Tam Gün Yasası çıkarılırsa, var olduğunu iddia ettiğimiz haksızlıklar ve özellikle branş hekimleri arasındaki ücret dengesizliği daha da derinleşip, daha da artacaktır. Sağlık giderlerindeki aşırı şekildeki artış, Tam Gün Yasasıyla daha da artacaktır. Çünkü Tam Gün Yasasındaki iyileştirmelerin temeli sadece performansa ve döner sermayeye bağlı kalındığı için tabi daha çok para kazanmak, maaşını arttırmak, iyileştirme yapmak için gereksiz tahliller, gereksiz tetkikler, gereksiz yada fazla ilaç tüketimine sebep olacaktır. Bizim savunduğumuz Tam Gün Yasası bu şekilde değil. Tam Gün Yasasında savunduğumuz performansa bağlı değil, sabit ücretlerde kalıcı iyileştirmeler, emeklilik gibi özlük haklarına yansıyacak iyileştirmeler şeklinde. Esas Tam Gün Yasasındaki iyileştirme kalıcı yani sabit ücretlerdeki iyileştirme sağlandıktan sonra yapılırsa daha iyi olur diye düşünüyoruz. Türkiye’ de bütçe açığı aşırı şekilde arttı ve giderek artmakta. Bu açığın en büyük sebeplerinden birisi de aşırı şekildeki sağlık tüketimindeki artış. Biz hekimlerin şuandaki Tam Gün Yasa taslağına karşı çıkmamızdaki en büyük sebeplerden birisi sağlık giderlerindeki artışın çok daha fazla olacak olmasındandır. Tam Gün Yasası bu haliyle çıkarsa sağlık giderlerindeki artışı daha da derinleştirecektir. Şuandaki Tam Gün Yasasında yapılan iyileştirmede performans esas alındığı için hekimlerden belli bir gelir elde edebilmeleri için sürekli çalışmaları isteniyor. Sürekli bir şekilde hekim çalışırsa iddia edilen iyileştirmeleri belki alabilecek. Bizim yaptığımız meslek sağlık hizmeti hata götürmez. Sağlık hizmeti veren kişinin her şeyden önce dinlenmiş olması lazım, 24 saat çalışan bir hekimin ertesi gün de çalışması hataları da beraberinde getirecektir. Sürekli çalışan bir hekim ne kadar bu sisteme dayanabilir ve her şeyden önemlisi de hastaya ne kadar verimli olabilir. Tam Gün Yasasında biz hekimler olarak kongre hakkı, tıbbi bilgilere ulaşma hakkı ve emekliliğe yansıyacak şekilde kalıcı iyileştirmeler bekliyoruz. Gittiğimiz kongrelerde, tıbbi eğitimlerde, kullandığımız izinlerde ücretlerimizde kesinti olmasın istiyoruz. Bizde diğer devlet memurları gibi olmak istiyoruz. Bizde insanız sonuçta bizim de hastalıklarımız var, bizimde ailemiz, çoluğumuz çocuğumuz var. Bizde 20- 30 gün senelik izinlerimizi gelir kaybı yaşamadan kullanmak istiyoruz. Çıkarılacak olan Tam Gün Yasası bize bir lütuf değil. Biz bunların gözetildiği bir Tam Gün Yasası çıkarılmasını istiyoruz. Sağlıktaki dönüşüm hizmetleriyle özel sağlık hizmetleri ön plana çıkarılıyor. Özel Sağlık hizmetlerinin ön plana çıkarılmasıyla kamudaki hekim açığı arttı. Kamuda çalışan hekimler özel sektöre geçmek durumunda kaldı. Özellikle Isparta ve Burdur açısından konuşacak olursak, Isparta\\\\\\\'nın ve Burdur’un kırsal kesiminde ilçe, yani köy ve kasabalarında birçok branşta hekim açığı sıkıntısı çekiliyor. Özellikle birinci ve ikinci basamakta ciddi anlamda hekim açığı bulunuyor. Şuanda kamu hastanelerinden ilçelere geçici görevlendirmelerle hekim gidiyor. Bu uygulama buralarda hekim açığı yaşandığı için yapılıyor. Bunun sebebi de Sağlıktaki Dönüşümlerin özel sağlık hizmetlerini ön plana çıkarması kamunun hekim kaybetmesinden kaynaklanıyor. Çıkarılacak bu Tam Gün Yasasıyla kamudaki hekim açığı daha da artacaktır. Kamudaki hekim açığı daha da artacağı için sağlıktaki çalışma koşulları bizi hekim ve hastalar olarak sürekli tedirgin etmekte. Biz hekimler gergin bir pozisyonda, tedirgin olarak hizmet vermekteyiz. Değişik dayatmalarla sağlık hizmeti vermekteyiz. Hekimlerin sürekli çalışma koşullarının zorlaştırılması hekimlerin kamudan ayrılarak özel sağlık hizmetlerine yönelmelerine neden oluyor. Buda kamuda hizmeti vermeyi zorlaştıracaktır. Biz her zaman kamu sağlık hizmetinin daha ön planda olmasını istiyoruz. Kamu her zaman her kesime hitap edebilecek şekilde gerek tıbbi gerekse hekim bakımından özel sağlık hizmetlerinin önünde olması gerekir. Tam Günün en büyük dezavantajlarından biri de kamudaki hekim açığının daha da artmasına neden olacak olması ve özellikle de kırsal kesimde sağlık hizmetlerinin verilmesini daha da zorlaştırmasıdır. Bu uygulama hasta mağduriyetlerinin artmasına neden olacaktır. Türkiye’ de şu anda hekim açığı yok ama dağılımda dengesizlik var. Bu dengesizlik de mevcut sağlık sistemindeki yapılanmadan kaynaklanıyor. Özel sağlık hizmetlerinin ön plana çıkarılması bu dengesizliği arttırmıştır. Tam Gün uygulaması ile hekim dağılımındaki dengesizlik daha da artacak, kamu sağlık çalışanı yönünden daha da güçsüz hale gelecek, hastaların mağduriyeti artacaktır.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlı olarak tüm tarafların bir araya gelip ülke koşullarına uygun hasta ve hekimlerin sağlıklı çalışma haklarında mağduriyet yaratmayacak düzenlemeler yapılması için ortak çalışmaya hazırız.

 

                                  

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı
* Ergenekon 17.04.2009
13 Nisan 2009 pazartesi sabahı Cumhuriyet devrimlerini ve Atatürk ilkelerini her ortamda savunan, ülkenin aydın bilim adamlarının evleri, dernek genel merkezleri ve şubelerinin arandığını öğrendik. Bu haberle bir kez daha sarsıldık. Bunu yapanların kim olduklarını, neye hizmet ettiklerini anlamakta güçlük çeker hale geldik. ÇYD Derneği Genel Başkanı Sn. Prof. Dr. Türkan Saylan, Cumhuriyet gazetesi yazarı Sn. Prof. Dr. Erol Manisalı, Başkent Üniversitesi Rektörü Sn. Prof. Dr. Mehmet Haberal, ADD Genel Başkan Vekili ve Uludağ Üniversitesi Eski Rektörü Sn. Prof. Mustafa Yurtkuran ve 19 Mayıs Üniversitesi Eski Rektörü Sn. Prof. Dr. Ferit Bernay, eski İnönü Üniversitesi rektörü Sn. Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Giresun Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman Metin Öztürk evlerinde aramalar yapıldığına ve gözaltına alındıklarına tanık olduk. Yine Atatürk ve Cumhuriyet değerlerinden söz eden birkaç televizyondan biri olan Kanal B’nin de yeniden arandığını öğrendik.

 

Bugün kamuoyunda Ergenekon diye adlandırılan soruşturmanın yeni bir aşaması ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Cumhuriyet Devrimleri ve Atatürk ilkelerini ödün vermeden savunan herkes, hırsız ile yolsuz ile aynı çuvala atılmakta; haklı ile haksızın, suçlu ile masumun ayırt edilmesi zorlaştırılmaya çalışılmaktadır. Cumhuriyet mitingleri gibi toplumun hassasiyetlerinin demokratik bir ortamda dile getirilmesini sağlayan kurum ve kuruluşlar, terör örgütleri ile” aynı kefeye konarak toplumun gözünde yıpratılmaya çalışılmaktadır.

 

Gelinen nokta, Cumhuriyet değerlerine ve Atatürk’e yakın olanların tasfiye edilmesi operasyonlarının devamıdır. Bu noktada herkesi uyanık olmaya ve bu yanlışa dur demeye çağırıyoruz. Sessiz çoğunluğu uyarmayı bir görev olarak görüyoruz.

 

Türkiye’ yi sevenler susmayacaklar... \\\"Demokratik ve çağdaş bir ülkede ülkemiz için inandığımız doğruları, düşüncelerimizi uygarca ifade ederek yaşamaktan da vazgeçmeyeceğiz.

 

Saygılarımızla.

 

Aydın Tabip Odası

Antalya Tabip Odası

Balıkesir Tabip Odası

Isparta – Burdur Tabip Odası

İzmir Tabip Odası

* Dünya Sağlık Günü 08.04.2009
7 Nisan Dünya Sağlık Hakkı günü olarak kutlanmaktadır. İnsanların tartışmasız en doğal hakkı yaşam hakkıdır. Yaşam hakkı insanlar sağlıklı olursa ancak önem arz eder, anlam taşır. Sağlıklı bir yaşam içinde insanların temiz yaşanılır bir çevreye, temiz su ve havaya, sağlıklı ve dengeli beslenmeye, sağlıklı konutlara, bedensel ve ruhsal sağlıklı bedenlere ihtiyacı vardır.

Sağlıklı bir insan beden ve ruhsal yapısı içinde, doğumdan ölüme kadar ki yaşam sürecinde insanların sağlık hizmetlerine kolay, rahat, ücretsiz, dengeli bir şekilde ulaşabilmesi gerekmektedir. Bu sağlık hizmetleri de ancak insanı, yaşamı önceleyen sosyal bir devlet yapısında gerçekleşebilecek hizmetlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Anayasasında belirtildiği gibi bir sosyal ve hukuk devletidir. Her Türk vatandaşının yaşam ve sağlık hakkı anayasa da güvence altına alınmıştır. Maalesef 2000’ li yıllardan itibaren Sağlıkta Dönüşüm Programı ile T.C Anayasasında yer alan sağlıklı yaşam hakkı artık bir hak olmaktan çıkarılmış, sağlık hakkı kişilerin sahip oldukları gelirleri ölçüsünde ulaşabildikleri, alınıp satılabilen bir ticari hizmet haline getirilmiştir. Bu dönüşüm kamu sağlık hizmetlerinin dışlanması, özel sağlık hizmetlerinin ön plana çıkarılması ile gerçekleşmektedir. Özel sağlık hizmetleri ise kâr amaçlı yapıldığı için toplum sağlığı ve koruyucu sağlık hizmetleri değil, tedavi edici sağlık hizmetleri ön planda tutulmaktadır. Bu süreçte kâr miktarını arttırmak içinde sağlık hizmet alanları genişletilmiş sağlık tüketimi ise adeta teşvik edilmiş, kışkırtılmıştır. Aşırı sağlık tüketimleri sonrası ise Türkiye’deki sağlık giderleri, bütçe açıkları artmıştır.

Sağlıkta Dönüşüm Programının ülkenin ve halkın sağlık gerçeklerinden uzak yapılanmasının sonucu ortaya çıkan bu durum maalesef hastalara fatura edilmektedir. Hastalar şuanda sağlık hizmetine ulaşmak için yıllarca sağlık primi ödemek dışında katkı payı, katılım payı, ilave ücret, ekstra ücret de ödemek zorunda bırakılmaktadır. 2008 Kasım ayında yürürlüğe giren GSS ve SGK kanunlarına göre bu paraları ödemeleri bile sağlık hakkı için yeterli görülmemekte, aldıkları sağlık hizmetleri daraltılmakta, ücretli hale getirilmektedir.

 1 Nisan 2009 da yürürlüğe giren 10 gün içinde aynı branş doktoruna ikinci defa muayene olamama, aynı gün içinde ikinci branş doktoruna muayene olma hakkında kısıtlama dışında pek çok ilaçta ödeme kapsamından çıkarılmış, ücretli hale getirilmiştir. Mevcut uygulamalar ile sağlık hak olmaktan çıkarılmış,  piyasa kurallarının egemen olduğu bir ortamda sosyal devlet yapısı da tamamen ortadan kaldırılmıştır. Sağlıkta Dönüşüm ile aşırı şekilde tüketilen, artan sağlık hizmet ve bütçelerinden kim faydalanmakta diye bakarsak özel sağlık sektörünün olduğunu görmekteyiz.

            Ödeme kapsamından çıkarılan ilaçların sayısının çok fazla olmasından kim faydalanmakta diye bakacak olursak, bugünlerde kurulmakta olan yabancı ortaklı “ Drugstor For You” ilaç market zincirlerinin olduğunu görmekteyiz. Aşırı şekilde artan sağlık piyasasını finanse eden, bu sistemin faturasını ödeyen kim diye bakacak olursak, orada da hastalarımızı vatandaşımızı görmekteyiz.

            2000’ li yıllardan beri uygulanmakta olan “ Sağlıkta Dönüşüm Programı” mevcut uygulamalar ile hastalarımız için giderek artan şekilde “Sağlıkta Dönüşüm Problemine” dönmüştür.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak insan yaşamı için vazgeçilmez bir unsur olan sağlığın, bu kadar fazla piyasa kurallarının ön plana çıkarıldığı, hastalara sadece müşteri gözü bir bakılan ortamlarda olamayacağını sağlık hakkının kullanılamıyacağını söylüyoruz. Mevcut uygulamalar ülkemizde sağlıklı bir gelecek ve nesil yetiştirmemiz önündeki en büyük engeldir.

            Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm vatandaşlarımızın Dünya Sağlık Hakkı günlerini kutlar eşit, ücretsiz, ulaşılabilir sağlık hizmet ortamlarında sağlık haklarını kullanıp kullanamayacakları kaygısı edinmeden yaşamalarını dileriz.

Uz. Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Sağlık Hakkı Kısıtlanamaz 31.03.2009
Türkiye’ de 1980’li yıllardan itibaren Sağlıkta Reform adı altında giderek artan şekilde kamu sağlık hizmetlerinin çökertilmesi, özel sağlık hizmetlerinin ise kamu eli ile desteklenerek ön plana çıkarılması süreci yaşanmaktadır. 2000’li yıllardan sonra günümüze kadar bu süreç daha da fazla sürat kazanarak devam etmektedir. Bu dönemde bu sürece ise “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adı verilmiştir.

           

Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hak olmaktan çıkarılmış hastalara verilecek sağlık                hizmetleri, kişinin ödediği prim yada parasının miktarına endekslenmiştir. Bu süreçte hastaneler adaletli ve eşit sağlık hizmeti veren kurumlar değil birer ticari işletme, kişilerde hasta değil birer müşteri haline getirilmiştir. Tamamen piyasa kurallarının egemen olduğu bu sağlık sisteminde amaç sadece kâr etmek olduğu için sağlık tüketimi aşırı şekilde teşvik edilmiş, kışkırtılmıştır. Daha ucuz, köklü ve kalıcı sağlık çözümü üreten koruyucu sağlık hizmetleri dışlanmış, ülke kaynaklarının gereksiz ve aşırı tüketilmesine sebep olan tedavi edici sağlık hizmetleri ön plana çıkarılmış, özendirilmiştir. Nitekim bu uygulamalar sonucu 2002 yılında 2.831 milyon TL. olan tedavi edici sağlık hizmetleri 2008 yılında 13.953 milyon TL’ ye, 2002 yılında 4.301 milyon TL. olan ilaç giderleri 2008 yılında 10.717 milyon TL.’ ye yükselmiştir. 2009 yılında ise bu tedavi edici sağlık hizmetleri ile ilaç giderlerinin daha da artması beklenmektedir.

 

            Türkiye’ de 2008 Kasım ayında Genel Sağlık Sigortası (GSS)  kabul edilmiş ve sağlık hizmetlerinin verilebilme kurallarını Sağlık Bakanlığı değil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) belirlemeye başlamıştır. SGK ise her şeye para gözü ile baktığı için koyduğu kurallar ile hastaların sağlık hizmeti alma biçiminde, miktarında, kalitesi ve içeriğinde tasarruf adı altında ya kısıtlamaya gitmiş yada sağlık hizmetlerinde çıkan faturayı tamamen bu hizmeti alan hastaya ödettirmeye başlamıştır. Nitekim bu süreçte pek çok ilaç ödeme kapsamından çıkarılmış, sağlık hizmetleri ‘Temel Sağlık Paketleri’ ile sınırlandırılmış, kısıtlanmıştır. Hastalar bu süreçte daha iyi ve fazla sağlık hizmetleri alabilmek için ödedikleri katkı payı, fark ücreti, ilave ücret dışında mutlaka ceplerinden ekstra para ödemek zorunda bırakılmışlardır. Oysa sosyal bir devlet olan ülkemizde hastaların yıllarca ödedikleri gelir vergileri ve vatandaşlık hakları ücretsiz ve eşit sağlık hizmeti almaları için yeterli olmalıdır. Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık hizmetlerinde yapılan yanlış yapılanmalar sonrası bu gün geldiğimiz noktada sağlık artık hak olmaktan çıkarılmış ancak hastanın cebinden ödeyebildiği parası ölçüsünde alabileceği bir hizmet haline getirilmiştir. Bu gün gelinen noktada ise sürekli şekilde arttı denilen sağlık harcamalarının, yıllarca yapılan yanlış uygulamaların faturasını, bedelini bizlerin yani hastaların ödemesi istenmektedir.

 

            GSS’ nin kabulü ile hastaların aynı gün içinde ikinci branş doktoruna muayene olma hakkı kısıtlanmış idi. Şimdi de 1 Nisan 2009 tarihinden itibaren hastaların 10 gün içinde aynı branş doktoruna ikinci kez başvuru hakkı kaldırıldı. Bu uygulama ile 10 günlük süre içinde aynı branşı ilgilendiren herhangi bir rahatsızlığınız olursa ya para ödemek zorundasınız yada paranız yoksa hastalığınızın doğuracağı her türlü kötü sonuçlara katlanmak zorunda kalacaksınız. Daha önce bir hasta hastaneye başvurarak yılda 3-4 defa muayene olurken, Sağlıkta Dönüşüm ile hastaların hastaneye başvuru sayısı yıllık 7-8’ e çıkmıştır. Sağlık yöneticileri sürekli şekilde hastaların hastaneye başvurusundaki bu sayısal artışı başarı, mevcut sağlık sisteminin iyi ve güzel olduğu, hastalar tarafından çok beğenildiğinin bir ölçüsü olarak suna gelmektedir. Oysa 1 Nisan 2009’ da yürürlüğe giren uygulama ile daha önce başarı diye sunulan hastaların hastaneye başvuru sayısındaki artış, hastalar cezalandırılırcasına ortadan kaldırılmakta veya ücretli hale getirilmektedir. Yani yıllardır Sağlıkta Dönüşüm ile sağlık sisteminde uygulananların başarısı sağlık yöneticilerine, sağlık harcamaları arttı denilerek ortaya çıkan sistemin hataları, başarısızlığı ve faturası hastaya çıkarılmaktadır. Hastaların aleyhine olan bu haksız ve adaletsiz uygulamayı anlamak, kabul etmek mümkün değildir.

           

Hastalıkların ne zaman, nerde, nasıl bir şekilde olacağı, ortaya çıkacağını hiç kimse bilemez. Hiç kimsede durduk yerde hasta olmak, acı ve ızdırap çekmek istemez. Bırakın fiziksel, bedensel rahatsızlıkları kişinin kendini herhangi bir zaman diliminde ruhsal olarak rahatsız, hasta hissetmesi bile o kişinin sağlık hizmeti alması için normalde yeterli bir sebeptir. Bedensel ve fiziksel rahatsızlıklarda yaşanan acı ve ızdırapların ruhsal rahatsızlıklarda yaşanan acı ve ızdıraplara üstünlüğü yoktur, olamaz. Kişi kendini hangi durumda olursa olsun hasta hissediyorsa hastadır ve sağlık hizmeti alması için önüne sosyal güvence, prim ödeme koşulları bir tarafa zamansal bir sınırlama gibi akıl almaz engellemeler konulamaz. Bu yanlış uygulamaları bir hekim olarak kabul etmek, anlamak mümkün değildir.

           

Sosyal bir devlet hastasının her koşulda, her yerde ve her zaman yanında olan devlettir. Yine sosyal bir devlet sunduğu sağlık hizmetlerinin kriterlerini ve koşullarını, vatandaşı ve hastası ile pazarlık, para konusu yapamaz. Sağlıklı bir toplum, nesil ve gelecek ancak bu şekildeki sosyal devlet kurallarının egemen kılındığı bir ortamda kurulur, sağlanır.

           

Biz Isparta- Burdur Tabip Odası olarak ülkemizde bu kadar çok yoksulluk, işsizlik ve gelir adaletsizliğinin olduğu bir ortamda, hastaların sağlık hizmetlerine ulaşmasının önündeki bu ve benzeri engelleri, sağlığın pazarlık konusu yapılmasını kabul etmemiz mümkün değildir.

 

            Yıllardır sağlık hizmetlerinde yapılan yanlış uygulamalarının hatasını biz hekimler ve hastalar olarak ödemek istemiyoruz. Bu yanlışların suçlusu biz değiliz. Bedelini de biz ödemek istemiyoruz.

 

            Biz Isparta- Burdur Tabip Odası olarak hastaların sağlık hizmetlerine ulaşması için bu ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olmasının yeterli koşul olduğuna inanıyoruz. Sağlıktaki finansman için genel bütçeden ayrılacak gerçekçi bir miktarın, hastaların eşit ücretsiz sağlık hizmeti alması için yeterli olduğuna, bu finansman içinde adil bir gelir vergisi sisteminin yeterli kaynak oluşturacağına inanıyoruz.

 

            Biz Isparta- Burdur Tabip Odası olarak ciddi ve geri dönüşü olmayan sağlık problemleri yaşanmadan 1 Nisan 2009’ da başlayacak hastaların sağlık hizmetlerine ulaşması önündeki kısıtlamaların ve daha önce yürürlüğe sokulan benzer engellerin biran önce ortadan kaldırılmasını ve uygulamalarına acilen son verilmesi talep ediyor, bekliyoruz.

 

 

 

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Ekonomik Kriz ve Sağlık Hakkı 11.03.2009
Türkiye’nin de etkisinde kalmaya başladığı ekonomik kriz giderek derinleşmeye, bunun sonucu olarak ta işten çıkarmalar çığ gibi artmaya başlamıştır. Şu anda Türkiye’ de işsizlik oranı % 12,8 olup her geçen gün artmaktadır. Nüfusumuzun % 19’ un hiçbir sağlık güvencesi yoktur. Bu oranda işsiz sayısının giderek çoğalması nedeni ile artmaktadır. Kriz öncesinde 1.800.075 kişinin günlük geliri 1 doların altında idi.

Günümüz sağlık sistemi açısından en temel sorun “eşitsizlik” ve “yoksulluk”tur. Yoksulluk aslında bir halk sağlığı sorunudur. Bu kadar yoğun yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımında adaletsizliğin yaşandığı Türkiye’de maalesef Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık hizmetleri tamamen piyasa koşullarına terk edilmekte, hastalar müşteri, hastaneler işletme haline getirilmektedir. Hastalar sağlık hizmetlerine ulaşmak için yıllarca ödedikleri vergiler ve sağlık primleri dışında ekstra katkı payı, katılım ücreti, ilave ücretler adı altında paralar da ödemek zorunda bırakılmaktadır. Oysa bize göre bu ülkede yaşamak ve TC Nüfus cüzdanına sahip olmak sağlık hizmetine ulaşmak için tek başına yeterli olmalıdır.

 2008’ de yürürlüğe giren Genel Sağlık Sigortası (GSS) ve Sağlık Uygulama Tebliği’ ne (SUT) göre asgari ücretin 1/3’ünden fazla geliri olan kişi zengin sayılmakta, sağlık hakkı için prim ödemek zorunda bırakılmaktadır. Ekonomik kriz ile işten çıkarılan yüz binlerce insan sosyal güvencelerini kaybetmekte, GSS primini ödeyemediği için hem kendi hem de bakmakla yükümlü olduğu ailesinin sağlık hakkı yok olmaktadır.

Sağlık hakkını kaybeden hastalar herhangi bir güvenceleri olmadığı için hastalandıkları zaman acillere başvurmakta, bu ise acillerde aşırı bir yoğunluğun yaşanmasına sebep olmaktadır. Nitekim Kasım 2008- Ocak 2009 sürecinde Sağlık Bakanlığına bağlı hastane acillerinde hasta yoğunluğu % 26, özel hastane acillerinde ise  % 11 artmıştır. Acile başvuran hastayı muayene eden doktor hasta acil değil derse hasta ücret ödemek zorunda kalmakta, gerçek acil olmayan hastaya hasta mağdur olmasın diye doktor acil derse bu sefer SGK doktora yaptırım uygulamaktadır. Bu  kısıtlayıcı uygulamalar ise acillerde hasta ile doktor arasında gerginlik, zaman zamanda değişik boyutlarda şiddet yaşanmasına sebep olmaktadır. Maalesef tamamen piyasa koşullarının egemen olduğu, paranın ön plana çıkarıldığı Sağlıkta Dönüşüm Programı mevcut uygulamalar ile hem hasta hem doktor için Sağlıkta Dönüşüm Problemine dönüşmüştür. Yaşadığımız işsizlik, yoksulluk bu problemleri giderek arttırmaktadır.

            Biz hekimler vahşi piyasa koşullarının egemen olduğu sağlık ortamlarında yaratılan haksız  adaletsiz, eşitsiz uygulamalardan sorumlu değiliz, cezasını da çekmek istemiyoruz. Biz hasta ile hekim arasında her ne sebeple olursa olsun para ilişkisinin girmesine, hastaların sağlık hakkının kısıtlanmasına karşıyız.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak giderek yoğun bir biçimde yaşadığımız ekonomik kriz ortamında TC Nüfus kağıdına sahip olma koşulunun tek başına tüm vatandaşların sağlık hakkına ulaşması için yeterli olduğu kanaatindeyiz. Anayasamızda da belirtildiği gibi sosyal bir devlet olan Türkiye’mizin gücü bu zor koşullarda tüm vatandaşlarımıza eşit, ücretsiz sağlık güvencesi ve hizmeti verecek yeterliliktedir. Gün toplumsal barışa, huzura, istikrara, sağlığa sahip çıkma, dayanışma ve paylaşma günüdür. Gün insan olmaktan kaynaklanan en temel insan haklarına  ve hepimizin sağlık haklarına sahip çıkma günüdür.

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Dr. Mehmet Göker 02.03.2009
Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçme Kütükleri Hakkındaki Kanun’ un Temel İlkeler kısmındaki Madde 6’ ya göre 18 yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme, seçilme ve halk oylamasına katılma hakkına sahiptir denilmekte. Yine Anayasanın Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakları bölümündeki madde 67’de; vatandaşların kamuda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halk oylamasına katılma hakkına sahip olduğu, madde 68’ de; vatandaşların siyasi parti kurma ve usulüne göre partilere girme ve partilerden ayrılma hakkına sahip olduğu belirtilmekte.

Anayasanın Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti bölümündeki madde 26’ da; herkesin, düşünce ve kanaatlerini,söz, yazı, resim ve başka yollarla tek başına ve toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Burdur Devlet Hastanesinde 10 yılı aşkın süredir ortopedi uzmanı olarak çalışmakta olan Op. Dr. Mehmet GÖKER Anayasa ve seçim kanunlarında belirtilen vatandaşlık haklarını kullanarak 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak yerel seçimlerde Burdur il merkezi için şuanda TBMM de muhalefette bulunan bir siyasi partiden Belediye Başkanlığı aday adaylığı için memuriyetten istifa ederek ayrılmıştır.

Biz hekimlerin, hekimlik görevleri dışında yaşam tarzı ve davranış şekli olarak topluma karşı ayrıca önderlik etme, örnek olma gibi görev ve sorumluluklarımızda vardır. Bu ülkenin vatandaşlarından kesilen vergilerle yaptığımız üniversite ve tıp eğitimi süresince bize aşılanan insan ve vatan sevgisi bu sorumluluğumuzu daha da arttırmaktadır. Anayasanın Temel Hak ve Hürriyetler bölümündeki madde de 12’ de; Kişinin, topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumlulukları olduğunu hatırlatır.Topluma ve ülkesine karşı sorumluluklarını yerine getirmek amacı ile memuriyetten istifa ederek ayrılan Op. Dr. Mehmet GÖKER Belediye Başkanlığı adayı olamayınca Burdur İl Sağlık Müdürlüğüne müracaat ederek, Burdur Devlet Hastanesindeki eski görevine başlamak için yeniden atama istemiştir. Op. Dr. Mehmet GÖKER daha önce ciddi kalp krizi geçirmiş, kalp ameliyatı olmuştur. Kendisine ayrıca kardiyoloji uzmanı olan bir yerde çalışması uygundur diye sağlık kurulu raporu verilmiştir.

Op. Dr. Mehmet GÖKER’ in Burdur Devlet Hastanesinden ayrıldığı ortopedi kadrosu boş ve sağlık kurulu hastalık raporu olmasına rağmen Burdur İl Sağlık Müdürlüğü bunları dikkate almayarak kendisini 19.02.2008 tarihinde Burdur’ a 110 km. uzak mesafede olan Gölhisar Devlet Hastanesi’ ne atamıştır. Sağlık Müdürlüğünün yapmış olduğu bu atamayı Isparta-Burdur Tabip Odası olarak anlamakta zorlanıyoruz. Biz bu uygulamayı Op.Dr. Mehmet GÖKER’ e yapılan kanun ve usul dışı bir cezalandırma işlemi olarak görmekteyiz.

            Memurluktan istifa edenlerin yeniden memuriyete atamaları 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu 92. Maddesinde ayrıntılı şekilde açıklanmıştır. Buna göre ikiden fazla olmamak üzere memurluktan kendi istekleriyle çekilenlerden veya bu kanun hükümlerine göre çekilmiş sayılanlardan tekrar memurluğa dönmek isteyenler;

            a-) Ayrıldıkları sınıfta boş kadro bulunması,

            b-) Bu sınıfın niteliklerini taşımak şartıyla ayrıldıkları tarihte almakta oldukları aylık derecesine eşit bir derecenin aynı kademesine veya 71. madde hükümlerine uyulmak suretiyle diğer bir sınıfta eşit derecedeki kadrolara atanabilirler, denilmekte.

            Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçme Kütükleri Hakkındaki Kanun’ un Temel İlkeler bölümünde; “memuriyetten adaylık döneminde ayrılanların sadece ayrıldıkları kuruma müracaat edebilecekleri, memuriyete tekrar dönmede kişinin döneceği kadronun şartlarını taşıması gerektiği” belirtilmiştir.

Bu kanunlarda da belirtildiği gibi Op.Dr. Mehmet GÖKER memuriyetten adaylık döneminde ayrılmış ve “sadece ayrıldıkları  kuruma müracaat edebilirler” hükmü gereğince Burdur İl Sağlık Müdürlüğüne, ayrıldığı Burdur Devlet Hastanesi Ortopedi kadrosunun kanuni şartlarına haiz olması nedeni ile, halen boş olan eski kadrosuna atanma isteği ile müracaat etmiştir.

            Anayasa’ nın Madde 19’ da; ‘hastalığını sağlık kurulu raporu ile belgelendirenler, tedavisinin yapılabileceği sağlık kuruluşunun bulunduğu bir ilin münhal kadrosuna öncelikle atanırlar’ hükmünü buyurmaktadır. Halen Burdur Devlet Hastanesinin ortopedi kadrosu boş olmasına, Op. Dr. Mehmet GÖKER bu kadro için gerekli şartları taşımasına ve kendisine geçirdiği rahatsızlıktan dolayı Kardiyoloji uzmanı bulunan Sağlık Kuruluşunun bulunduğu il merkezinde çalışması uygundur şeklinde bir sağlık kurulu raporu verilmesine, kendisinin eski kadrosu için Burdur İl Sağlık Müdürlüğüne yeniden atanması isteğiyle başvurusu olmasına rağmen Sağlık Müdürlüğünün yaptığı uygulama tamamen kanun dışı olup, kurumun uygulamaları ve yaklaşımlarına şüphe, kuşku düşürecek mahiyettedir.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak Op. Dr. Mehmet GÖKER’ in maruz kaldığı haksız ve kanun dışı uygulamaya bu seçimlerde adaylık tercih hakkını TBMM’ ndeki bir muhalefet partisinden yana kullandığı için muhatap kaldığına inanmak istemiyoruz. T.C. Devletinin de imza attığı İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ nin 19. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 10. maddesi  kişilerin ifade, görüş ve anlatma özgürlüğünü güvence altına almıştır.

            Burdur İl Sağlık Müdürlüğünün yanlış uygulamada ısrar etmesi biz dahil toplumun tüm kesimleri tarafından tek tip düşünceli insan yaratma, aksine tahammül göstermeme ve baskı uygulama, sindirme anlayışı olarak kabul edilebilecek olup Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bu yaklaşımı ve yakıştırmayı biz Sağlık Müdürlüğüne layık görmüyoruz.

            Isparta-Burdur Tabip Odası olarak biz Burdur Valiliği ve Sağlık Müdürlüğünü Op. Dr. Mehmet GÖKER’ e yapılan haksız ve kanun dışı uygulamaya derhal son vermeye, herkesin iş ve gelecek kaygısı yaşamadan demokratik vatandaşlık haklarını kullanabilecekleri iş ve yaşam haklarının güvence altında olduğu çalışma ortamlarını sağlamaya, korumaya davet ediyoruz.

 

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Hekimlere Yönelik Şiddet 06.02.2009
Yaşadığımız toplumda şiddet içeren olayların yaygınlaştığını üzülerek görmekteyiz.  Şiddet, kendisine bir başkasına grup yada bir topluluğa yönelik olarak ölüm, yaralama, ruhsal zedeleme, gelişimsel bozukluğa yol açabilecek yada neden olacak şekilde fiziksel zorlama, güç kullanımı yada tehdidinin amaçlı olarak uygulanmasıdır. Diğer bir tarife  göre de şiddet iradesinin diğer bir iradeyi tahakküm altına alıp arzu ettiği sonuca ulaşmak için kullanarak uyguladığı fiziksel veya psikolojik eylemlerin genel adıdır.

İşyerinde şiddet çalışanı işiyle ilgili durumlar sırasında bir kişi veya kişiler tarafından istismar edildiği veya saldırıya uğradığı olaylar olarak tanımlanmıştır.

Sağlık kurumlarında şiddet, hasta ve hasta yakınları yada herhangi bir bireyden gelen, sağlık çalışanı için risk oluşturan, tehdit davranışı, sözel tehdit, fiziksel saldırı  ve cinsel saldırıdan oluşan durum olarak tanımlanmıştır. Yapılan çalışmalarda sağlık kurumlarında çalışmanın diğer işyerlerine göre şiddete uğrama yönünden 16 kat daha riskli olduğu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin nedenleri arasında sağlık sisteminden kaynaklanan problemler, hekim hasta arasındaki sorunlar, sağlıkta yaşanan sorunların politikacılar ve yöneticiler tarafından medyada sürekli şekilde hekimler olarak gösterilmesi gibi vs. pek çok nedeni vardır.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak sağlık çalışanlarına yönelik yapılan şiddet eylemlerinin nedenlerini saptamak amaçlı 310 sağlık çalışanını kapsayan bir çalışma yaptık.Bu çalışmadan çıkan sonuçlara göre Isparta- Burdur illerinde çalışan sağlık çalışanlarınca kişilerin şiddete başvurma nedeni olarak gösterilen en önemli sebepler % 56 ile şu anda Türkiye de uygulanan Sağlıkta Dönüşüm adı altında liberal sağlık sistemi ve bu sağlık sistemini uygulayan politikaların ortaya çıkardığı problemlerle ilgili sorunlar görülmektedir. Sağlıkta Dönüşüm Uygulamaları ile sağlık kurumları evrensel insani değerler ile meslek etik değerler yerine ticaret kuralları ve dilinin yerleştirildiği ticari ortama çevrilmiştir.

Yine yaptığımız çalışmaya göre Isparta-Burdur’ daki sağlık çalışanların % 45’ i son 1 yıl içinde işyerinde şiddete maruz kalmıştır. Tüm meslek yaşantısı boyunca en az 1 defa şiddet gördüğünü söyleyen sağlık çalışanların oranı ise % 96.

Sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanların % 86’ sını hasta ve hasta yakını oluşturmaktadır. Şiddet uygulayanların % 14’ ü ise sağlık çalışanları ve sağlık idari yöneticileridir. Sağlık Bakanlığı tarafından sağlık uygulama alanında yaşanan problemlerin sebebi hekimler gibi gösterilerek bize yöneltilen şiddet, hasta ve hasta yakınlarının şiddet davranışlarını tetiklemektedir. Sağlık yöneticileri sağlık çalışanlarına uygulanan şiddete sıfır tolerans göstermek bir yana maalesef yaptıkları uygulamalarla sorunun bir parçası haline gelmektedirler.

Nitekim yaklaşık 10 gün önce İstanbul Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Yusuf Özengin bayan Dr. Dilek Argon’ a fiziki şiddet uygulamış, darp etmiştir. Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Hekimleri olarak bunun üzüntüsünü yaşarken, Sağlık Bakanlığı’nın bu olay karşısında suskunluğunu bozarak sorumluları bir an önce cezalandırmasını beklerken, bir başka üzücü olayı 04.02.2009 tarihinde maalesef biz Isparta’ da yaşadık. 04.02.2009 tarihinde Dr. Sadık Yağcı Ağız ve Diş Hastanesi Diş Hekimlerinden Dt.Emre KARATURGUT Başhekim Yardımcılarından Dt. Ahmet YAKIT’ ın fiziki saldırısına uğramış, gözüne aldığı darbe ile kör olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Tedavisi halen devam eden Dt. Emre KARATURGUT için bu darp sonrası mesleğini yapamama, gözünü kaybetme riski vardır.

Darp gerekçesi ise Dt. Emre KARATURGUT’ un poliklinikte hastalarına gerekli özeni, titizliği göstererek bakması, hastaların tedavisi için gerekli süreyi ayırmaya çalışması, bu nedenle de fazla hasta bakmıyor iddiası. Fazla hasta bakmıyor denilen ortamda ise Dr.Sadık Yağcı Diş ve Ağız Hastanesinde her diş hekiminin ortalama baktığı hasta sayısı 60-70. Normalde her diş hastasına en az 30-45 dk. zaman ayrılması gerekirken bu kadar yoğun çalışmalarına rağmen daha fazla hasta bakılması yönünde sağlık idarecilerince hekimlere sürekli baskı  yapılması kabul edilemez. Hastalara bakılsın ama nasıl bakılırsa bakılsın anlayışı sağlık yöneticilik anlayışı olamaz.

 

 

 

Halen Isparta-Burdur Diş Hekimleri Odası Yönetim Kurulu’ nda da görev yapan Dt.Emre KARATURGUT’ a yapılan bu insanlık dışı uygulamayı Isparta-Burdur Tabip Odası olarak lanetliyor, kınıyoruz. Kendisine acil şifalar diliyoruz.

Biz Isparta Valiliği ve Sağlık Müdürlüğünü bu konuda acilen göreve davet ediyoruz. Dt. Ahmet YAKIT derhal idari görevinden alınmalı, hakkında disiplin soruşturması başlatılmalı, olay kapatılmaya çalışılmamalıdır.

Biz hekimler mesleğimizi aldığımız tıp eğitimi, tecrübe ve vicdani duygularımıza göre yapmak istiyoruz. Mesleğimizi ve sanatımızı icra ederken hiçbir siyasi, idari, maddi baskı görmek istemiyoruz. Hasta ile hekim arasına para veya başka herhangi bir ilişkinin girmesini kabul etmiyoruz. O nedenle hastayı müşteri gören parası ölçüsünde sağlık hizmeti almasına imkan veren, hastaneleri sağlık kuruluşu değil de birer ticarethane haline getiren mevcut sağlık uygulamalarına son verilmesini talep ediyoruz.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bulundukları konum itibari ile sağlık yöneticilerini günlük rutinlerinde sağlık çalışanlarına şiddet uygulayan, hekimleri hedef gösteren kesim olarak değil, şiddete sıfır tolerans gösteren, hekimlerin mesleklerini özgürce icra edebilecekleri mesleki ve insani etik değerlerin korunduğu, hastaların hak ettikleri sağlık hizmetlerini modern tıbbın gerektirdiği şekilde alabilecekleri sağlık hizmet ortamları oluşturan, bu konuda çaba gösteren kesim olarak görmek istiyoruz.

 

 

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Sevk Zinciri 19.01.2009
Bilindiği üzere 2007 yılında Isparta ili Aile Hekimliği pilot uygulamasına geçerken 1. Basamak sağlık hizmetlerinde yeni bir yapılanmaya gidildi. Bu yapılanma sonucu 1. Basamak sağlık hizmetlerinde çalışan hekim, ebe, hemşire, sağlık memuru, personel sayısı ve sağlık ocağı sayısı büyük oranda azaltıldı. Sağlık ocağı  ve sağlık çalışanı sayısında azaltılma işlemi özellikle Isparta ilçe ve kırsal bölgelerinde yapıldı.

 

Nitekim bu uygulama sonrası Isparta ilçe ve kırsalında 34 sağlık ocağı, Isparta il merkezinde 4 sağlık ocağı olmak üzere Isparta genelinde toplam 38 sağlık ocağı aktif sağlık hizmeti veremez hale getirildi, kapatıldı.

1.Basamak sağlık hizmetlerinde bu sağlık ocağı ve sağlık çalışanı sayısında azaltılma işlemi sonrası aşırı yoğunluklar, sıkıntılar yaşanmaya başlandı. Aile hekimleri 3000 - 4000 kişiden sorumlu hale getirildiği ve 1 tek sağlık elemanı ile sağlık hizmeti vermeye mecbur bırakıldıkları için tedavi edici, koruyucu hekimlik hizmetlerini ve ev ziyaretlerini yaparken büyük problemler yaşamaya başladılar. Bu problemler özellikle Isparta ilçe ve kırsalında daha yoğun bir şekilde yaşanmaya başlandı. Bu kadar yoğun çalışma tempolarına rağmen Aile Hekimleri Isparta ilinde Aile Hekimliği pilot uygulamasını yerleştirmeye çalışırlarken, Isparta ilinde 1 Kasım 2008 tarihinde bir başka pilot uygulama olan sağlık kurumları arasında sevk zinciri uygulamasına geçildi.Bu sevk zinciri pilot uygulaması sonrası Aile Hekimlerinin iş yükleri %100 arttı, hastaların sağlık hizmeti veren kurumlara ulaşması geciktirildi, zorlaştırıldı.                   2. Basamak ve 3. Basamak sağlık hizmeti veren kurumların hizmet verdikleri hasta sayıları ve gelirleri %50’ye varan oranlarda azaldı. Maalesef hastaların sağlık hizmeti veren kurumlara ulaşamamasından dolayı sağlık harcamalarında meydana gelen azalma başarı olarak sunuldu, tasarruf ettik diye sevinildi.

 

Biz Isparta- Burdur Tabip Odası olarak hep dedik ve yine diyoruz. Sağlıkta ve eğitimde tasarruf olmaz. Sağlıkta yapılan tasarruf ölüm getirir, eğitimde yapılan tasarruf ise bir ülkenin geleceğini karartır.

Sevk zinciri pilot uygulaması sonrası 1. Basamak sağlık hizmetleri kilitlendi, verilemez hale geldi. Koruyucu sağlık hizmetlerinin adını hatırlayan kalmadı. Aile Hekimliğindeki bu yoğunluk görmezlikten gelinircesine toplum sağlığı merkezlerin bakmakla yükümlü oldukları il dışı hastalara bakma görevi de Aile Hekimlerine verildi. Bu yetmezmiş gibi 1 Ocak 2009 tarihinden sonra 657’ ye tabi memur ve aileleri ile yeşil kartlılarda sevk zincirine tabi tutulunca 1. Basamak sağlık hizmetleri Isparta ilinde durma noktasına geldi. Buna isyan eden Isparta haklıda sokaklara döküldü, bu uygulamalara son verilmesini istedi. Halkın, hastaların, hekimlerin, sağlık kurumlarının, tüm sivil toplum kuruluşları, sendika, derneklerin ve basının feryatlarına sağ olsun sayın sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep AKDAĞ kulak vermiş ve sorunları bizzat Isparta’ ya gelerek yerinde tespit etmiş, incelemişlerdir. Nitekim sayın Bakanımızın ziyaretleri sonucu Isparta ilinde Sevk Zinciri Pilot Uygulaması 17 Ocak 2009 tarihi itibari ile durdurulmuş, 1 Temmuz 2009 tarihine ertelenmiş ve 117 olan Isparta ilindeki Aile Hekimi sayısının  118’ e çıkarılmasına karar verilmiştir.

 

 

 

 

 

 

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak sayın Bakanımıza Isparta’ ya gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ediyor, kendilerine ve tüm kamuoyuna 1. Basamak sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılması için şu önerilerimizi sunuyoruz.

 

1-     Mevcut Aile Hekimliği yapılanması ile sevk zinciri uygulamasının yürütülmesi mümkün değildir. Sevk zinciri uygulaması 1 Temmuz 2009’ a ertelenmemeli, tamamen ortadan kaldırılmalıdır. Biz Isparta halkı ve sağlık çalışanları olarak bir daha böyle acı deneylere tabi olmak istemiyoruz.

2-      Bir aile hekimi ve sağlık elemanından oluşan Aile Sağlığı Merkezlerindeki sağlık çalışanı sayısı derhal arttırılmalı. Sisteme mutlaka daha fazla hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, çevre teknisyeni dahil edilmelidir.

3-     Gebe takibi ve izleminde, bebek aşılamasında çok önemli rolleri olan sağlık evleri yeniden açılmalı, ebelere buralarda görev verilmeli.

4-     1.Basamak sağlık hizmetlerinde Aile Hekimliği uygulaması ile kapatılan 38 sağlık ocağı derhal açılmalı, aktif sağlık hizmeti veren kurumlar haline getirilmelidir. Isparta ilinde Aile Hekimi sayısının 117’ den 118’ e çıkarılması 1. Basamak sağlık hizmetlerinin iyi ve tam verilmesi için yeterli değildir. Aile hekimliği uygulaması derhal 1800-2000 kişiye bir aile hekimi düşecek şekilde yeniden yapılandırılmalı. Isparta ilinde bu hizmeti verecek yeterli sayıda pratisyen hekim vardır. Yeter ki pratisyen hekimler arasında ayrışmaya sebep olan aile hekimi, toplum sağlığı hekimi gibi farklı statülerde hekim çalıştırılmasına son verilsin. Yeter ki pratisyen hekimlerden sadece aktif hekim olarak 1. Basamak sağlık hizmetlerinde faydalanılma yoluna gidilsin, hekimlik dışı görevler yapmalarının önüne geçilebilsin.

 

 

.                                                                     

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Yaşanan ve Yaşanılacak İlaç Sıkıntıları 12.01.2009
15.06.2007 tarihinde kabul edilen Kamu İlaç Alım Protokolüne ile 01.01.2008 tarihinden itibaren kamu hastanelerinde yatan hastaların ilaç ve tıbbi malzeme, alet temini sağlık kurum ve kuruluşlarınca yapılması kabul edildi. Buna göre kamu hastanelerinde yatan hasta reçetelerinin dışarı çıkarılması yasaklandı. İlaç ve tıbbi malzemelerin hastane ile eczanesinden karşılanmasına karar verildi. Bu uygulamanın başlandığı ilk günden itibaren kamu hastanelerinde ilaç ve tıbbi malzeme temininde problemler yaşanmaya başlandı. Kamu hastanelerin alt yapısı ve ekipman yetersizliği, ihale kanunları, hastane gelirlerinin büyük çoğunluğunu döner sermayelerin oluşturması, buna rağmen döner sermaye gelirlerinde de pek çok ödeme sıkıntısının yaşanması hastaneleri ekonomik olarak çıkmaza soktu. Ekonomik sıkıntı çeken hastanelerde ise zamanında ilaç ve tıbbi malzeme ihaleleri açılamadığı için pek çok ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği yaşanmaya başlandı. Yeterli ilaç ve tıbbi malzeme olmaması nedeni ile pek çok hastanın tedavisi gecikti, yapılamadı veya eksik yapılmak zorunda kaldı. Hastanelerde yaşanılan ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği en çok hastanelerde çalışan hekimleri sıkıntıya sokmaktadır. Şifa bulmak için size başvuran hastanın hastalığını tedavi etmek için bir hekim olarak yeterli tıbbi, bilgi ve yeteneğe, donanıma sahip olacaksınız ama ilaç ve tıbbi malzeme yetersizliği nedeni ile hastanıza gerekli olan en uygun ve  iyi tıbbi tedaviyi yapamayacaksınız. Bir hekime dolaylı olarak ta hastaya verilebilecek olan en büyük ceza bu olsa gerek. Bu eksik ve yetersizlikler nedeni ile hekimler hastalarını ancak hastane eczanelerinde var olan ilaç ve tıbbi malzeme ile tedavi etme durumunda kalmaktadır. Yani hekim hastanın hastalığını o günkü tıbbi ihtiyacına veya modern tıbbın hastalığı için uygun gördüğü ilaç veya malzemeye göre değil, hastane eczanesinde o an için var olan ilaç ve tıbbi malzemeye göre tedavi yapmak zorunda kalmaktadır. Eksiklerin temini için hekim hastane eczanesine başvurulduğu zaman ise genelde gecikmeli olarak veya hekimin hastasının tedavisi için uygun gördüğü tıbbi malzemenin dışında değişik gerekçelerle başka malzeme alınarak hastasını onunla tedavi etmesi istenmekte. Yani hekime hastası için uygun gördüğü veya en iyi bildiği ile değil bulabildiği ilaç ve tıbbi malzeme ile hastasını tedavi etmesi dayatılmakta.

 

Bu uygulamalar ile hekimin hastasını en uygun ilaç ve tıbbi malzeme ile tedavi etmesinin önü tıkanmakta, hastanın da en iyi tıbbi tedaviyi, gerektiği zamanda alması engellenmekte. Hastasını tedavi etmek için düşündüğü ilaç hastane eczanesinde var olmayınca hastane eczanesi de bunu temin edemeyince hekimler yazdıkları reçeteyi hastaların eline vermekte hastalar hastane dışındaki eczanelerden kendi paraları ile ilaçları almak zorunda kalmakta. Bunlar şu anda uygulanan sağlık sisteminde hekim olarak, hasta olarak yatan hastaların tedavisinde yaşadığımız sıkıntılardır. Maalesef bu sıkıntılar son zamanlarda giderek daha da artmaktadır. Normalde sosyal bir devletin tüm vatandaşların tedavisini ücretsiz karşılaması gerekirken ve bizim anayasamızda sosyal ve hukuk devleti olduğumuz yazılı iken maalesef pratikte bunlar yaşanmakta. Mevcut sağlık uygulamaları nedeni ile hastalar devletin sağlaması gereken ücretsiz tedaviden vazgeçmiş, sahip oldukları Emekli Sandığı, Sigorta,      Bağ-kur gibi sosyal güvenceleri ile bile hastanelerde yatarken uygun ve tam tıbbi tedavilerini olamaz hale gelmişlerdir. Çıkarılan pek çok mevzuat, kanun ile artık hastalar sosyal güvenceye sahip olmalarına rağmen sağlık hizmetlerinin pek çok kademesinde para ödemek zorunda kalmakta, tedavileri gecikmekte veya istenmeyen acı sonuçlarla karşılaşabilmektedir.

           

 

 

 

Hasta ve hekim olarak tüm bu yaşadıklarımız bizlere reform diye sunulan Sağlıkta Dönüşüm ile dayatılmakta. Yatan hastalarda bir yıldır yaşanılan bu sıkıntıların daha büyüğünü şimdi ayaktan tedavi olan tüm hastalar yakın zamanda daha ağır olarak yaşamak zorunda kalacaklar. Bilindiği üzere Türk Eczacılar Birliği ile Sosyal Güvenlik Kurumu kendi aralarında imzalanan ilaç alım protokolünde anlaşamadı. Bu nedenle 2 Şubat 2009 tarihinden itibaren tüm hastalar ilaçlarını ilk önce eczaneden para ile alacak, sonra eczanenin kendisine vereceği ilaç fatura bedelini Sosyal Güvenlik Kurumundan kendileri tahsil etmek zorunda kalacaklar. Hasta hali ile hangi vatandaş yaşadığımız ağır yoksulluk, işsizlik ve ekonomik kriz içinde ilaç parasını nereden ve  nasıl bulacaktır. Bu kabul edilebilir bir uygulama olmayıp Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığının buna derhal bir çözüm bulması gerekir. Halkın sağlığı üzerinde restleşme, tehdit ve oyunlar kabul edilemez.

 

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm vatandaşlarımızı ve sağlık yöneticilerini uyarıyoruz ve  soruyoruz.

1-                          Çıkarılan kanun ve mevzuatlar ile hastasını sahip olduğu tıbbi bilgi, görgüsüne göre tedavi etmesi engellenen hekimin vereceği sağlık hizmetlerindeki hata ve eksiklerin hesabını kim verecek, sorumlusu kim olacak?

2-                          Yıllardır bu ülkeye vergisini ödeyen, hizmet eden sosyal güvenceye sahip olmasına rağmen bile hastanelerde yatarken uygun tedavisi engellenen, şimdi ayaktan tedavi olurken ilaçlarını alamamasından dolayı yaşanacak istenmeyen sağlık sonuçları ile karşılaşacak hastaların hesabını kim verecek, sorumlusu kim olacak?

3-                          Çıkarılan pilot, deneme,sevk gibi uygulamalar ile sağlık kurumlarına ulaşması engellenen, geciktirilen hastaların tedavilerinin gecikmesinden, eksik tedavi olmasından kim sorumludur?

 

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak hastayı müşteri gören, parası ölçüsünde tedavi olmasına imkan veren, sosyal güvencesi olmasına rağmen bile tedavi olmasını geciktiren ve eksik tedavi olmasına, mutlaka cebinden para çıkmasına sebep olan Sağlıkta Dönüşüm Uygulamalarını kabul etmiyor, sağlık hizmetlerinde yapılan yap boz uygulamalara, halkın sağlığı üzerinde oynanan oyunlara artık bir son verilmesini istiyoruz.

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Sağlık Çalışanların Gerçekleri 06.01.2009
2008 İtibari ile Isparta ve Burdur Sağlık Çalışanların Gerçekleri

 

Yıllardır tüm sağlık çalışanları olarak hem mesleki hem de maddi anlamda pek çok kayıplar ile karşı karşıya kaldık. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile maalesef bu süreç daha da hızlanmıştır. Bu program ile tüm sağlık çalışanlarına iş ve gelir güvencesiz sözleşmeli çalışmalar dayatılmakta. Sağlıkta Dönüşüm Programının uygulamaya başlaması ile sağlık çalışanların gelirlerinin büyük miktarın performansa dayalı döner sermaye oluşturmakta. Performansa dayalı döner sermaye uygulaması hekimlik etik değer ve uygulamalarında yaptığı tahribat, aşırı sağlık tüketimini teşvik etmesi bir yana, farklı branşlardaki hekimler ve ülkenin farklı bölge hastanelerinde çalışan sağlık çalışanları arasında bir standart ölçüye sahip olmayıp, sağlık çalışanları arasında büyük miktarlara ulaşan maddi adaletsizlikler meydana getirmektedir.

            Sağlık ve maliye yöneticileri performansa dayalı döner sermaye uygulamasını gerekçe göstererek maaşlarda emeklilik ve özlük haklarımıza yansıyan hiçbir iyileştirmede bulunmamışlar,sağlık çalışanlarını yıllardır yoksulluk sınırların altında maaşlara mahkum etmişlerdir. Maalesef sağlık yöneticileri sağlık çalışanların temel gelirlerinde iyileştirme yapmak bir yana, almadıkları maaşları alıyormuş gibi gösterip toplumu yanıltmakta . Sağlık çalışanların özelliklede hekimlerin aşırı paracı olduğu fikrini yayarak, halkın sağlık çalışanlarına ön yargı ile bakmasına sebep olmakta, toplum nazarında sağlık çalışanların hak arama çabalarına suçmuş damgası vurarak , bilerek yanlış bir algı yaratmak istemekteler.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak bu yalanlara dur demek, gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamak için sağlık hizmetlerinde çalışan doktor, hemşire, yardımcı sağlık çalışanlarını kapsayan bir çalışma yaptık. Bu çalışmaya Isparta ve Burdur illerinde çalışan 87 uzman doktor, 65 pratisyen doktor, 91 hemşire, 46 yardımcı sağlık elemanı katıldı.

Araştırmamızdan çıkan sonuçlar şu şekilde idi;

1-Isparta ve Burdur illerinde çalışan tüm sağlık personellerinin %82’si şu anda aldıkları maaş ile geçinemediklerini, ekonomik sıkıntı çektiklerini, ek gelire ihtiyaç duyduklarını söyledi. Araştırmaya göre sağlık çalışanları arasında hemşireler (%97) ve yardımcı sağlık çalışanları (%93) en fazla ekonomik sıkıntı çeken personel olarak görülmekte. 2006 yılında yaptığımız benzer araştırmada sağlık çalışanların %71’i aldıkları maaş ile geçinemediklerini söylemiş idi. 2 yıllık sürede bu oran belirgin bir şekilde artmış, %82 olmuştur.

2- Isparta ve Burdur illerinde çalışan tüm sağlık personelinin %74’ü şu anda uygulanan sağlık sistemini kötü bulduklarını söyledi. 2006 yılında yaptığımız benzer araştırmada o anki sağlık sisteminden memnun olmayan sağlık çalışanların oranı %67 idi. Görüldüğü üzere uygulanan sağlık sisteminden memnun olmayanların oranı da giderek artmıştır. Araştırmaya göre kamuda (%86) ve özelde (%71) çalışan her iki uzman hekim grubu da mevcut uygulanan sağlık sisteminden memnun görülmemekte. İl merkezlerinde (%66) ve kırsal bölgelerde (%63) çalışan pratisyen hekimlerde mevcut sistemden benzer oranlarda memnun görülmemektedir.

3- Araştırmaya göre tüm sağlık personeli %85’i mevcut uygulanan sağlık sisteminde geleceğinden ümitsiz durumunda. 2006 yılında yaptığımız araştırmada o anki sağlık sisteminde geleceğine güvenle ve inançla bakamayan sağlık personeli oranı %76 idi. Görülmekte olduğu gibi mevcut sağlık sisteminde geleceğinden ümitsiz olan sağlık personeli sayısı da oransal olarak artmıştır.

Araştırmaya göre kamuda çalışan uzman hekimlerin geleceklerinden ümitsiz olma oranı %91 iken özel sektörde çalışan uzman hekimlerin geleceklerinden ümitsiz olma oranı %71. 1.Basamak sağlık hizmetlerinde çalışan kadrolu pratisyen hekimlerin geleceklerinden ümitsiz olma oranı %97, sözleşmeli çalışan aile hekimlerin ise %62. Hemşirelerin geleceklerinden ümitsiz olma oranı %87 iken, yardımcı sağlık çalışanların  %83 tür.

 

 

 

Sonuç olarak diyebiliriz ki; şu anda Isparta ve Burdur illerinde çalışan tüm sağlık personelin %82’si mevcut ücretlendirme sisteminde ekonomik sıkıntı çekmekte, %74’ü şu an uygulanan sağlık sistemini kötü bulmakta ve %85’i mevcut sağlık sisteminde geleceklerinde ümitsiz durumdadır. 2006 yılının sonuçlarına baktığımızda bu sonuçlardaki olumsuzluk oranı belirgin şekilde artmıştır. Isparta ve Burdur da çalışan tüm sağlık çalışanların acı gerçekleri maalesef bunlar.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm sağlık çalışanlara reva görülen bu ekonomik zulüm ve işkenceye artık son verilmesini istiyoruz. Biz sadece iki şey istiyoruz. Bir; yoksulluk sınırının üstünde insanca yaşayabileceğimiz emekliliğimize de yansıyan hakça ve adil bir ücretlendirme. İki; mesleğimizi hiçbir siyasi, idari ve yerel gücün etkisinde kalmadan kendi bilgi, tecrübe ve vicdani kanaatimize göre özgürce uygulayabileceğimiz bir sağlık ortamı.  

 

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Sağlık Gerçekleri 26.12.2008
Ülkemizde sağlık personelinin çalışma koşulları meslekle ilgili hastalık ve sakatlanma durumlarında tazminat ve güvence konularındaki düzenlemeler yetersizdir. Mesleki gelişme ve sürekli eğitim olanakları kısıtlıdır. Tüm bu ve benzeri etmenler sağlık alanında “ normal” çalışma koşullarını daha da zorlaştırmaktadır. Sağlık personelinin gece ve tatil günleri de çalışması söz konusudur. Üstelik çok hızlı gelişen tıp bilimini izlemek, bilimsel gelişmeleri uygulamaya aktarmak hekimlerin zorunlu sayılabilecek görevleri arasındadır.

 

657 sayılı Devlet Memurlar kanununda devlet memurlarının çalışma süreleri haftada 40 saat iken sağlık personeli için haftalık çalışma süresi 45 saat olarak belirlenmiştir. Tutulan gece nöbetleri, ev nöbetleri, vardiya çalışmaları, hastalar için gece, hafta sonu çağrılmalar ile gerçekte hekimlerin çalışma süreleri çok daha uzundur. Sağlık çalışanları yaptıkları işten kaynaklı olarak çok ve çeşitli risklere maruz kalmaktadır. Örneğin enfeksiyon hastalıkları, AIDS, Hepatit B, C vs. gibi. Hekimlerin hem eğitim hem uzun çalışma süreleri ve taşıdıkları mesleki riskler dışında diğer önemli bir çalışma sıkıntısı da sağlık sistemindeki en ufak bir yanlış uygulamanın sürekli bir şekilde sorumlusu olarak görülüyor olmalarıdır. Hastalar sağlık hizmet ortamında direk hekimlerle yüz yüze geldikleri için sağlık sistemindeki en ufak bir problemin dahi sorumlusu olarak hekimleri görmekte, hekimlere ve sağlık çalışanlarına şiddet uygulayabilmektedir.

 

Isparta- Burdur Tabip Odası olarak bizim yaptığımız 2008 yılındaki çalışmada Isparta ve Burdur da çalışan sağlık personellerinin % 45’ ne son 1 yıl içinde sözel veya fiziki şiddet uygulanmış, yine bu sağlık çalışanların %64’ü meslek hayatlarının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalmış. Bu kadar ağır yoğun ve stresli çalışma koşullarına rağmen sağlık çalışanları sürekli şekilde bir politik malzeme olarak kullanıla gelmiş ve toplum önünde hep hedef tahtası haline getirilmiştir.Gerçekler saptırılarak hekimler sürekli şekilde çok para alıyor diye gösterilerek, halkın sağlık çalışanlarına ön yargı ile bakmasına sebep olunmakta.

 

Şu anda ¼.derecedeki 20 yıllık bir uzman hekim 1405 YTL maaş alırken, yanlışlarda bilerek ısrar edilerek 2034YTL . maaş aldığı söylenmekte. Tam Gün Yasası çıkaracağız diye muayenehaneler zorla kapattırılmakta diğer devlet memurlarına yapılan ek zamlar sağlık çalışanlarına yapılmamakta . Sağlık çalışanlarının maaşlarında iyileştirme yapılmadan Sağlıkta Dönüşüm sonucu Aile Hekimliği, sevk zinciri uygulaması gibi pilot uygulamalarla Isparta ve Burdur illerinin de içinde olduğu pek çok ilde sağlık çalışanları bu pilot uygulamaların başlamadığı diğer illere göre maddi  anlamda mağdur edilmekte, hak kayıpları kalıcı hale getirilmekte. Sağlıkta dönüşüm uygulamalarının sağlıkta yaptığı tahribat sonucu Isparta ve Burdur’ da çalışan hekimlerin gelecek, iş ve sağlık sistemine güvenleri giderek azalmakta, yoğun moral bozukluğu içinde sağlık hizmeti vermeye çalışmaktalar.

           

Isparta-Burdur Tabip Odası olarak 2005 ve 2008 yıllarında da yaptığımız anket çalışmalarında bu durum net bir şekilde görülmektedir. 2005 yılında geçim sıkıntısı çektiğini söyleyen hekim oranı % 71 iken 2008 yılında % 74 olmuştur. 2005 yılında çalışma koşullarından memnun olmayan hekim oranı % 67 iken 2008 yılında % 74 olmuştur. 2005 yılında sağlıkta ve mesleki yaşantısında gelecek güvencesi göremeyen hekim oranı % 76 iken 2008 yılında bu oran % 85 olmuştur. Giderek artan bu olumsuz verilere rağmen bizlere şu anda TBMM’ de görüşülen Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ile yerel siyasi yönetimlerin elinde sözleşmeli, iş güvencesiz çalışma koşulları dayatılmak istenmektedir. Bizler sağlıkta yapılan bu kadar tahribata, sağlık çalışanları üzerinde oynanan bu kadar oyunlara ARTIK YETER diyoruz.

           

 

 

 

Sağlık çalışanlarının olumsuz çalışma koşulları ve maddi kayıplarına rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından kamuoyunun yanlış bilgilendirilmesi işlemleri halen devam etmekte, hekimlerin toplum karşısında moral ve mücadele dirençleri kırılmak istenmekte. Sağlık Bakanlığı yaptığı en son açıklamada hekimlere 14000YTL. verileceğini kamuoyuna ilan etmiştir.

           

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak tüm sağlık yetkililerine ve kamuoyuna ilan ediyor ve talep ediyoruz; ülkesinin bölünmez bütünlüğünü, parasız sağlık ve eğitimi savunan, sağlıktaki her türlü katkı payı, fark ücretini kabul etmeyen, herkese iş ve barınma olanağını, sağlıklı temiz çevre ve su hakkını savunan biz Isparta-Burdur Tabip Odası Hekimleri olarak yaşamakta olduğumuz şu ekonomik kriz ortamında Maliye Bakanlığını da düşünerek Sağlık Bakanlığının bize layık gördüğü 14000YTL.’ yi kabul etmiyor, üzerimizdeki paragöz damgasının kalkmasına fırsat vereceğine inanarak hakkımızdan % 50 fedakarlık yaparak 7000YTL.’ ye de  razı olduğumuzu, kabul ettiğimizi bildiriyor ve tüm kamuoyuna ilan ediyoruz.                              

 

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* 107 Aile Hekimine Soruşturma 15.12.2008
05.12.2008 tarihinde haftanın son iş günü olan Cuma günü, Isparta Sağlık Müdürlüğü teklif ve önerisi ile Isparta Valiliği tarafından Isparta ilinde sözleşmeli çalışan 117 Aile Hekiminin 107 tanesine Aile Hekimlerinin koruyucu hekimlik görevleri arasında olan gebelik tespiti ve takiplerini yapmadıkları iddiası ile ‘Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Çalıştırılacak Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik’in ‘sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi’ başlığı altındaki 16. madde kapsamında yazılı savunmaları istendi. Savunmalarını da 9 günlük bayram tatilinin dahil olduğu 10 günlük süre içinde vermeleri istenmiştir.

107 sözleşmeli Aile Hekiminden istenen savunmanın gerekçesini ise 19.02.2008 tarih 2008/ 13 sayılı Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan “ Doğum öncesi Bakım izlenim Protokolü” doğrultusunda belirtilen gebelik tespiti ve takiplerinin adı geçen aile hekimlerince yapılmadığı oluşturmakta.“ Doğum Öncesi Bakım İzlenim Protokolü” Dünya Sağlık Örgütü, Sağlık Bakanlığı, ilgili meslek örgütlerinden oluşturulan bir Bilim kurulu tarafından geliştirilmiş ve 19.02.2008 tarihinde 2008/13 genelge adı altında tüm valiliklere uygulanması ve takibi hususu ile bildirilmiştir. Bu protokole göre “ Doğum Öncesi Bakım Protokolünde Belirtilen muayene ve  tetkikler belirlenen haftalarda risk değerlendirme formu ile herhangi bir risk tespit edilmeyen tüm gebelere en az 4 izlem olarak sunulacaktır” denilmekte.

            “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Yönetmelik” in 4.maddesinin (c) bendinde Aile Hekimlerinin Koruyucu Hekimlik görevleri tanımlanmıştır. Gebelik tespiti ve takipleri de bu görevleri arasına dahildir. Aile Hekimlerine yapılan aylık ücret ödemeleri bakmakla yükümlü oldukları nüfus, koruyucu hekimlik hizmetlerinin de dahil olduğu aylık performans kriterlerine ve diğer çalışmalarına göre yapılmaktadır.

Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Yönetmelik’ in Aile Hekiminden yapılacak kesintiler kısmındaki madde 18’ in (b) diğer kesintiler fıkrasında; Koruyucu hekimlik hizmetlerinde aşı takibi, gebe takibi ve çocuk, bebek takibi için bu hizmetler yapılmaz ise, bu suçun cezası olarak brüt ücretlerinden yapılacak ayrı ayrı kesinti oranlarının nasıl yapılacağı belirtilmiştir. Yine ‘Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında  Yönetmelik’ in Aile Hekimi ile yapılan “sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi” alt başlığın madde 16’ da sözleşme ile çalıştırılan Aile Hekimlerinin hangi durumlarda sözleşmelerinin sona erdirileceği tarif edilmiştir.

Madde 16’ nın (a) fıkrasında: görev tanımında belirtilen işleri yapmamak veya eksik yapmak ve bu eksiklikleri 7 günden az olmamak üzere verilen sürede gidermemek.

(h) fıkrasında: Koruyucu hekimlik uygulamalarından aşı, gebelik veya çocuk, bebek takip oranlarını mücbir  sebepler veya ihbar düzenlenen haller dışında, % 80’ in altına düşürmek; durumlarında Aile Hekiminin sözleşmesinin sona erdirileceği belirtilmiştir. Yine madde 16’ da bir Aile Hekiminin bir sözleşme yılı içinde aynı suçu iki defa veya farklı tarif edilen üç tane suçu bir sözleşme yılı içinde işlerse sözleşmenin ilgili vali tarafından sona erdirileceği yazmakta.

 Isparta ilinde Aile Hekimliği Pilot Uygulamasına geçilmesi ile 1.Basamak sağlık hizmetlerinde sağlık hizmeti veren tesis, hekim, hemşire ve yardımcı sağlık elemanı sayısında büyük oranda azaltmaya gidilmiştir. Gebe takibi ve izlemi, çocuk, bebek takibi ve aşılamasında çok önemli rolleri olan, hastalar ile birebir yakın temas kuran ebeler, köylerdeki, mahallelerdeki görev yerlerinden alınmış, Aile Hekimliği merkezlerinde masa başı görevlerine getirilmiştir. 3000-4000 kişilik nüfustan sorumlu tutulan Aile Hekimleri bir yardımcı sağlık elemanı ile koruyucu, tedavi edici sağlık hizmetleri ile ev ziyaretlerinden sorumlu kılınmışlardır. Aile Hekimleri bu görevlerinin dışında defin ruhsatı, ehliyet için, işe giriş için, spor lisansı, av teskeresi vs için sağlık raporu vermekte ve en son uygulama ile yönetmelikte Toplum Sağlığı Hekimlerinin bakmakla yükümlü oldukları il dışı hastalara da hizmet vermekle sorumlu kılınmışlardır.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak mevcut Aile Hekimliği yapılanması ile 1.Basamak sağlık hizmetlerinin verilmesinin mümkün olmadığını tekrar tekrar belirtmemize rağmen dikkate alınmadık, gerçekleri görmemekle suçlandık. Mevcut aile hekimliği yapılanması ile yeterli 1. basamak sağlık hizmetleri verilemezken son iki aydır ilimizde sağlık kurumları arasında ‘Pilot Sevk Uygulaması’ başlatıldı. Bu sevk uygulaması ile aile hekimliğinde verilmeye çalışılan koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetleri hiç verilemez hale gelmiş, Aile Hekimleri sadece hasta sevk yapar hale getirilmişlerdir. Isparta ilinde 1. Basamak sağlık hizmetlerinde bu sıkıntılar yaşanırken, Isparta-Burdur Tabip Odası olarak biz bu sıkıntıları dile getirirken, Sağlık Müdürlüğünce 1. Basamak sağlık hizmetlerinin çok güzel gittiği hasta ve hekimlerin çok memnun olduğu, sağlık ocağı sisteminde yapılamayan koruyucu sağlık hizmetlerinin Aile Hekimliği ile yapılır hale geldiği sürekli vurgulandı durdu.

            05.12.2008 tarihinde Isparta ilinde çalışan 117 Aile Hekiminin 107’ sinden (tüm aile hekimlerinin % 91’i) koruyucu hekimlik hizmetlerinden olan gebelik tespiti ve takiplerinin yapılmadığı gerekçesi ile savunma istenmesi, gerçeğin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu savunma istemi ile yapıldı diye iddia edilen koruyucu sağlık hizmetlerinin yapılamadığı, çok iyi gitti diye söylenen 1. basamaktaki Aile Hekimliğinin iyi gitmediği artık ortaya çıkmıştır.

            Aile Hekimliğinde bu sıkıntılı gerçekler ortada iken 107 Aile Hekiminden görevlerini yapamıyor diye savunma istemek, olmazı olur kılmak, başarısızlığı başarı diye gösterebilmek, sistemin hatalarını ve olmazlığını Aile Hekimlerinin üstüne yıkma işleminden başka bir şey değildir. Sevk zinciri pilot uygulaması ile tamamen kilitlenme noktasına gelmiş olan 1. basamak sağlık hizmetlerinin olduğu bir ortamda, iş yüklerinin had safhada arttırıldığı sözleşmeli aile hekimlerinden yeni sözleşmelerin yapılacağı şu günlerde bu savunmaların Aile Hekimlerinin % 91’ inden istenmesi ayrıca dikkat çekici ve manidardır. Diğer dikkat çekici uygulama Aile Hekimlerinden savunma istenirken izlenen yol ve içeriktir. Şöyle ki: “Aile Hekimliği Pilot Uygulama Hakkında Yönetmelik” in 4.maddesinde Aile Hekimlerinin koruyucu hekimlik görevleri tanımlanmıştır. Bu koruyucu hekimlik görevlerini yaparken Aile Hekimlerinin aylık aşı, gebelik veya çocuk, bebek takip oranlarına bakılır, bu görevlerinde eksiklik var ise, yine aynı yönetmeliğin ‘Aile Hekiminden yapılacak kesintiler’ alt başlığındaki madde 18 (b) bendine göre brüt maaşından kesintiye gidilir. Eğer Aile Hekiminin aylık aşı, gebelik, çocuk- bebek takip oranları yönetmeliğin madde 16 (h) bendindeki gibi % 80’ in altına düşmüş ise yine madde 16 (a) bendindeki gibi görev tanımında belirtilen işleri yapmadığı veya eksik yaptığı için bu eksiklikleri gidermek için 7 günden az olmamak üzere uyarı ile  kendilerine süre verilir. Bu süre zarfında eksiklikler ve hatalar giderilmez ise ve bir sözleşme yılı içinde aynı suç iki defa veya farklı suç sayısı üç defa işlenirse sözleşmenin ihtaren  sona erdirilmesi uygulamasına gidilir.

            “Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Yönetmelik” te Aile Hekimlerinin görevleri, görevlerini eksik veya hiç yapmadıkları zaman aile hekiminden yapılacak kesintiler ve sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi konularında izlenecek yol ve yapılması gerekenler açık ve belli iken Isparta’ da çalışan 107 Aile Hekiminden savunma istenirken bu yollar izlenmemiş, direkt ‘sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesi’ alt başlığındaki 16. maddeden savunma istenmesi ilginç ve dikkate değerdir. Ayrıca savunmaya gerekçe olarak gösterilen görev eksikliklerine bakıldığında, görev kusurlarının genelde 2-10 ay arası önceki zamanı kapsadığı aşı, gebelik ve çocuk takip oranlarının % 80’ in altına düşmediği görülmekte. Normalde eksikliklerin tespit edilip 7 gün içinde gidermesi için Aile Hekiminin uyarılması gerekirken iddia edilen görev eksikliğinin üzerinden 10 aya yakın süre geçmiş olmasına rağmen şimdiye kadar susulması görmezlikten gelinmesi, Aile Hekimlerinin yeni sözleşme imzalayacakları bir sırada direk ‘sözleşmenin ihtaren sona erdirilmesini’ içeren bir madde ile suçlamaları ayrıca manidardır.

            Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak diyoruz ki; mevcut aile hekimliği yapılanması ile hele sevk zinciri uygulaması sonrası 1. basamak sağlık hizmetlerinin tam olarak yerine getirilmesi mümkün değildir. Koruyucu hekimlik hizmetlerini yapmak imkansız hale getirilmiştir. Tescillenmiş hatalarda ısrar etmek ciddi sağlık problemlerine davetiye çıkarmaktır. Aile Hekimliğinin gerçek yüzünün ortaya çıkmaya başladığı şu zamanlarda, bu sistemin yürümezliğini görmezlikten gelip problemleri başka yerde aramak iş güvencesiz çalışan sözleşmeli aile hekimlerini suçlu göstermek çaba ve gayretlerini anlamak mümkün değildir.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak Aile Hekimlerine yapılan yanlış soruşturma işlemini Aile Hekimliğini her türlü kötü sonuca rağmen inatla uygulamaya çalışan sağlık yöneticilerinin, bu işlemi zorla, baskı ile uygulayabilmek için, Aile Hekimlerini sindirebilmek, Aile Hekimlerine gözdağı verme, susturma işlemi olarak görmekteyiz.

            Biz Tabip Odası olarak tekrarlıyoruz; mevcut Aile Hekimliği uygulaması bu hali ile sürdürülemez. Bu sistemin hatasını biz hekimler olarak kabul etmiyoruz, suçlusu da değiliz. Yetkililerden rica ediyoruz. Hekimler ve tüm sağlık çalışanları üzerinde, halkın sağlığı üzerinde oynanan oyunlara artık son verin.  

                                                                      

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* EkonomikKriz 04.12.2008
1980’li yıllardan beri tüm dünyada küreselleşme, globalleşme adı altında özelleştirmeler ön plana çıkarıldı, ülkelerin milli kaynakları adeta yok pahasına yabancı sermaye gruplarına peşkeş çekilircesine satıldı. Bu özelleştirmeler sonucu pek çok çalışan özelleştirilen işyerleri kapatılınca veya çalışan sayısı azaltılmaya gidilince işsiz kaldı. 20-30 yıl sonrası şu anda gelinen noktada özelleştirmelerin bir çare olmadığı, çalışanların istihdam sorununa çözüm getirmediği, tam aksine toplumda işsiz sayısının artmasına sebep olduğu ortaya çıktı. Son aylarda tüm dünyayı kasıp kavuran ekonomik kriz 20-30 yıldır uygulanmakta olan globalleşme, küreselleşmenin acı faturası sonucudur.

Bu ekonomik kriz sonrası kapanan işyeri sayıları giderek artmakta, işyerlerinden çıkarılan işci sayıları çoğalmakta yani yıllardır hep yapıldığı gibi, şimdi de ekonomik krizin faturası çalışana kesilmekte, ödettirilmek istenmekte. Pek çok sektörde olduğu gibi sağlık sektöründe de çalışanlar bu ekonomik kriz gerekçe gösterilerek işsiz kalmakta, çalışma ücretleri düşürülmekte. Özel sektörde sağlık çalışanların yaşamaya başladığı bu sıkıntıları yakında kamu sağlık sektörü çalışanları da  yaşama durumunda kalacaklar. Şu anda TBMM ‘de Kamu Hastaneleri Birlikleri Yasası görüşülmekte, çıkarılmak istenmekte.

Bu yasaya göre kamu hastaneleri özerkleşerek yerel yöneticilerin yönetimine bırakılacak, sağlık çalışanları sözleşmeli olarak iş ve gelir güvencesiz çalışmaya zorlanacaklar. Yine bu yasa ile özerkleşen hastanelerin yöneticilerine bazı hastane hizmetlerini kısıtlama, kârlı olmayan bölümleri kapatma, verimli veya kârlı çalışmadığı iddia edilecek sağlık çalışanlarını işten çıkarabilme yetkisi verilmekte. Küreselleşme ve globalleşmelerin dünya ülkelerini getirdiği ekonomik ve sosyal durum şu an ile ortada. Ülkemizde şu anda uygulanmaya çalışılan Sağlıkta Dönüşüm de bu globalleşme çalışmalarının sağlık sektöründeki örneğidir. Sağlıktaki Dönüşüm tüm sağlık sektörünün özelleşmesi, kamunun sağlık sektöründen el çektirilmesi projesinden başka bir şey değildir.

Şu anda Türkiye’de 23 ilde başlanan Aile Hekimliği, sağlıkta özelleştirme uygulamalarının ilk adımlarıdır. Şimdi sırada Aile Hekimliğinin tüm ülkede 1. Basamakta yaygınlaştırılma çalışmaları ile 2. Basamakta da Kamu Hastane Birlikleri Yasası çıkarılarak 1. Basamak ve 2. Basamak sağlık hizmetlerinin hep beraber tamamen özelleştirilmesi amaçlanmakta.

Bu uygulamaların sonuçları şimdiden bellidir. Özelleşen sağlık sektöründe parası olan hastalar sağlık hizmetini alacak, parası olmayan hastalar ile sağlık primini ödeyemeyen çalışanlar, 18 yaşını bitirmiş okuyamayan çocuklarımız sağlık hizmetlerinden faydalanamayacaktır. Tüm sağlık çalışanları sözleşmeli olacak, düşük ücretle ve uzun süreli çalışmayı kabul edenler çalışabilecek, diğerleri işsiz kalacak.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak şimdiden ilan ediyoruz. Bu ekonomik krizin sorumlusu tüm çalışanlar gibi sağlık çalışanları da değildir. Bunun faturasını ister özel ister kamu sektöründe çalışsın biz sağlık çalışanları ödemek istemiyoruz. O nedenle tamamen sağlıkta özelleştirme amacı güden Sağlık Dönüşüm Uygulamalarına son verilmesini, kamu sağlık sektöründe onarılmaz hatalara sebep olacak Kamu Hastane Birlikleri Yasası’nın geri çekilmesini, ülke kaynaklarının yok olmasına, tüm çalışanlar gibi sağlık çalışanlarının da işsiz kalmasına, hastalarında sağlıkta müşteri olarak görüldüğü uygulamalara son verilmesini istiyoruz.            

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Sevk Zinciri 01 Aralık 2008
Isparta ilinde 1 Kasım 2008 tarihinden itibaren Sağlık kurumları arasında hastaların sevk zinciri deneme (pilot) uygulaması yapılmaktadır. Bu uygulamalar sonrası sağlık sistemindeki tarafların hepsinde, hastasından sağlık kurumlarına kadar pek çok haksızlıklar, mağduriyetler yaşanmaya başlanmıştır. Bu sevk zinciri deneme uygulamasının başlaması ile pek çok sağlık kuruluşunu Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak ziyaret ettik, yaşanılanları yerinde gözlemledik. Hastaların bu deneme sevk sistemi ile ilgili yaşadıkları sıkıntılar konusunda bilgilerine, fikirlerine başvurduk, paylaştık. Tüm kesimlerin yaşadıkları sıkıntıları dile getirecek olursak;

1- Hastaların Sıkıntıları: 657’ ye bağlı devlet memurları ve yeşilkartlılar hariç diğer tüm hastalar sevk deneme sistemine tabi tutulmakta. Hastalar arasındaki bu ayırım şikayetlere sebep olmakta. Yıllardır bu ülkeye emeği ile hizmet etmiş, vergi ödemiş kesimlerin sevk denemesine tabi tutulurken vergi ve hizmet anlamında devlete katkısı olmamış yeşilkartlıların bu uygulamadan muaf tutulması, toplumun kesimleri arasında huzursuzluk yaratmakta. Sevk deneme sisteminin komşu illerde ve Türkiye’ nin genelinde uygulanmazken öncelikle Isparta’ da uygulanması, kendilerinin özellikle sağlık gibi hayati önem taşıyan bir konuda denemeye tabi tutulmalarını hastalar kabul etmemekte, kendilerine yapılan bir büyük haksızlık olarak görmekte, isyan etmekteler.

Sevk deneme uygulaması ile hastalar  sabahın erken vakitlerinde Aile Hekimliği merkezlerinde sevk alabilmek için uzun kuyruklar oluşturmakta. Sevk alabildikten sonra, tedavi kurumlarına gidebilmekte. Bu sevk aşamasında hastaların mağduriyeti özellikle Isparta’ nın kırsal bölgelerinde daha fazla yaşanmakta. Çünkü Aile Hekimliği uygulaması ile sağlık ocağı ve sağlık çalışanı sayısında bu bölgelerde büyük oranda azaltılmaya gidildi. Tek hekimle hizmet veren aile hekimliği merkezlerinin çoğu da Isparta’ nın kırsal bölgelerinde yer almakta. Bu merkezlerde çalışan hekimler mobil hizmete gidince, izin alınca hastalar tedavi olmak bir yana sevk alacak hekim bile bulamamakta. Kırsal bölgede bu zorluklar nedeni ile sevk alabilen şanslı hastalar gecikmeli olarak ancak ertesi günü Isparta merkezindeki sağlık kuruluşlarına ulaşabilmekte. Isparta merkezindeki sağlık kuruluşlarına ulaşabilen hastaların çileleri burada da bitmemekte. Sevk aldıkları bölümlerde muayene olan hastaların şikayetleri farklı bölümlerle ilgili çıkarsa hastaların sağlıklarına ulaşmak için geçen süre otomatikman uzamakta. Çünkü 2. basamak sağlık kuruluşlarında çalışan uzman hekimler Aile Hekimlerinin kendilerine sevk ettikleri hastaları farklı bir uzmanlık bölümüne veya 3. basamak sağlık kuruluşlarına sevk edememekte. Tedavi olmakta ısrarlı veya kendinde o mecali gören hastalar muayene olabilmek için tekrar en baştaki noktaya Aile Hekimine gidip sevk almak zorunda. Kırsal bölgelerden gelen hastaların sıkıntıları bu aşamalarda katlanarak artmakta. Bir hasta bazen tedavi olabilmek için 2. basamak sağlık kuruluşu ile Aile Hekimliği arasında 7-8 defa gidip gelmekte, sevk alabilmek için gayret göstermekte.

2- Aile Hekimliği Merkezlerindeki Sıkıntılar: Aile Hekimliği uygulaması ile Isparta’ da 38 sağlık ocağı kapatıldı. 1. basamakta hizmet veren pratisyen hekim sayısı da azaltıldı. Aile Hekimliği ile Isparta’ da 1. basamak sağlık hizmetleri 117 Aile Hekimi ile verilmeye başlandı. 3000-4000 hastaya bakmakla yükümlü olan bu hekimlerin yardımcı sağlık elemanı sayısı da azaltıldı. 1 aile sağlık elemanı ile çalışır hale getirildiler. Bu 1. basamak sağlık yapılanması ile Aile Hekimleri zaman ve sağlık elemanı yetersizliğinden dolayı hizmet verdikleri birinci basamak sağlık hizmetlerinin öncelikli görevleri olan koruyucu sağlık hizmetlerini veremez hale geldiler. Ancak hasta Aile Sağlığı Merkezine kendisi gelirse tedavi ve koruyucu sağlık hizmetleri onlara verilebilmekte. Bu zor koşullarda sağlık hizmeti vermeye çalışan aile hekimleri sevk zinciri deneme uygulaması ile tüm sağlık hizmetlerini verme konusunda adeta durma noktasına geldiler, felç oldular. Hastaları % 100 arttı. Günde 100-180

hastaya bakar hale geldiler. Şimdilik performans kesintisi uygulanmadığı için sevk etme konusunda sıkıntı yaşamasalar ise de sadece hastaları sevk etmek, aynı hastayı farklı bölümlere tekrar tekrar sevk etme durumunda

 

kalmaları kendilerini adeta sevk memuru haline getirmekte. Kendilerine başvuran hastaların % 50-70’ ni sevk etseler bile Aile Hekimliği Merkezlerinde yoğunluğu azaltmak mümkün olmamakta. Sevk deneme uygulaması ile Aile Hekimleri tedavi edici hizmetleri de veremez hale gelmiştir. Bu yaşanan yoğunluk içinde koruyucu sağlık hizmetlerinin adı ise hiç geçmemekte. Hastalar bilmedikleri, aile hekimleri zaman ve eleman yetersizliği nedeni ile bu hizmeti alamaz, veremez hale gelmişken, yetkililerin bu yaşananları görmezden gelmesini, “sevk deneme sistemi yerleşti oluyor, sağlıkta şu kadar tasarruf sağladık” demelerini ise anlamak mümkün değil.

Bu kadar yoğun çalışma durumunda kalan Aile Hekimlerinin diş hastalarını da sevk etme durumunda kalmalarını, sürücü kursu için heyet raporu vermelerini anlamak mümkün değilken, normalde Aile Hekimliği mevzuatında il dışından gelen hastaların Toplum Sağlığı Merkezlerinde bakılacağı yazarken şimdi bu hastalarında Aile Hekimliği Merkezlerinde bakılmaya başlanmasını anlamak hiç mümkün değil. Şu anda sevk deneme işlemine dahil olmayan 657’ ye bağlı memurlar ve yeşilkartlılarında bu sisteme dahil edilmeleri ile biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak yaşanacakları düşünmek istemiyoruz.

3- 2.ve 3. Basamak Sağlık Kuruluşlarındaki Sıkıntılar: Sevk deneme uygulaması ile 2. ve 3. Basamak sağlık kurumlarındaki hasta sayıları % 50’ ye varan oranlarda azaldı. Sağlık hizmetine ulaşmak için adeta birer engelli yarışçı gibi sağlık hizmetine ulaşmaya çalışan hastalar bir tarafta, diğer tarafta sağlık hizmeti vermek için hem personel hem de tıbbi malzeme ve donanım olarak en üst seviyeye sahip ama sevk deneme uygulaması ile hizmet vermeleri engellenen 2. ve 3. basamak sağlık kurumları. Mevcut sağlık uygulamalarında 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşlarının ve buralarda çalışan sağlık personellerinin % 70-80 gelirini performansa bağlı döner sermaye oluşturmaktadır. Bu sağlık kuruluşları ve buralarda çalışan sağlık personellerinin gelirlerini ve yaşamalarını garanti altına almadan uygulanmaya başlanan sevk denemesi hem sağlık kurumları hem de sağlık çalışanları için ölüm fermanı gibi uygulamalardır. Nitekim Isparta’daki sevk deneme uygulaması sonrası 2. ve 3. basamak hastanelerdeki hasta sayılarında % 50 oranlarda, buralarda çalışan hekim ve sağlık personellerinin performansa dayalı döner sermaye gelirlerinde % 50 azaldı.  Türkiye’ nin genelinde uygulanmazken Isparta’ da yaşayan hastalara yaşatılan bu mağduriyetin bir başkasının Isparta’ daki 2. ve 3. basamak sağlık kuruluşları ve sağlık çalışanlarınca yaşamaya mahkum edilmesini Isparta-Burdur Tabip Odası olarak anlamıyor ve kabul etmiyoruz. Hele şu anda Türkiye’ de ve dünyada yaşanmakta olan ağır ekonomik kriz sürecinde Isparta’ da yaşayan biz hastalara, sağlık çalışanlarına bu adeta cezalandırıcı uygulamalar kabul etmiyor, acilen son verilmesini istiyoruz. İnsanların yaşaması, neslinin devamını sağlayabilmesi için ruhsal ve bedensel olarak tam sağlıklı olması şarttır. Tam sağlıklı olmak içinde sağlıklı bir çevreye, barınmaya, geçimini sağlayacak bir işe sahip olma gerekliliği  insanların en doğal haklarıdır. Bu hakları gözetmek, yerine getirmekte sosyal bir devletin en önemli görevleri arasındadır.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak işte bu nedenlerle bir süredir ülkemizde reform diye sunulan sağlıkta dönüşümü anlamakta zorluk çekiyoruz. Kendi vatandaşını, hastasını sağlık çalışanını, sağlık kuruluşlarını cezalandıran, yok olmasına sebep olacak, kime niye hizmet ettiği belirsiz olan bu uygulamalar reform olamaz. Bu uygulamalar ancak her şeyi para gören, sağlık uygulamalarını kar edilecek alanlar, sağlıkta yapılacak harcamaların azaltılmasını tasarruf gören bir sömürü düzeninde olabilir.

Biz Isparta’ daki hastası ile, sağlık çalışanları ile plansız, programsız kime ne fayda sağladığı belirsiz, üzerimizde yapılan bu denemelerden bıktık.

Bizler için yaşamsal öneme sahip sağlık üzerindeki oyunlara artık bir son verilmesini istiyoruz.

Biz Isparta halkı ve sağlık çalışanları olarak huzur istiyoruz, biz sağlık istiyoruz. Biz artık gelecek kaygısı olmadan çalışmak, yaşamak istiyoruz. Biz bu anlamsız uygulamalara artık bir son verilmesini istiyoruz.

                                                                                             

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı

* Kadına Yönelik Şiddet 24.11.2008
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü. Doğumdan ölüme kadar, savaş zamanında olduğu kadar barış zamanında da kadınlar devlet, toplum ve ailelerinin ellerinde şiddet ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Kadına yönelik şiddet dünyanın tüm toplumlarında yaygın olarak rastlanan bir şiddet türü. Kadınlara yönelik şiddet evrensel olmakla birlikte bir çok kadın etnik kökeni, sınıfı, kültürü, cinsel kimliği nedeni ile de hedef seçiliyor. Dünya geneline baktığımızda; 15-40 yaş arası bir çok kadın kanser, trafik kazaları yada sıtma yerine toplumsal cinsiyet kökenli şiddet nedeni ile ölüyor yada yaralanıyor. Her üç kadından biri dövülüyor, cinsel ilişkiye zorlanıyor yada taciz ediliyor. Kadın cinayet kurbanlarının % 70’ i erkek partnerleri tarafından öldürülüyor. Kadına şiddet toplumun tüm kademesindeki kadınlara yönelik olduğu gibi çalışan kadınlara da uygulanmakta.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak Isparta ve Burdur’ da sağlık sektöründe çalışan tüm kesimlere yönelik şiddetle ilgili bir anket çalışması yaptık. Bu anket sonuçlarına göre Isparta ve Burdur’ da çalışan kadın doktorların % 65’ i, hemşirelerin % 67’ si , kadın yardımcı sağlık elemanlarının % 20’ si meslek hayatlarının herhangi bir döneminde şiddet uygulamasına maruz kaldıklarını ifade ettiler. Son bir yıl içinde ise kadın hekimlerin % 56’ sı, hemşirelerin % 49’ u, kadın yardımcı sağlık elemanlarının % 13’ ü şiddete maruz kaldığını ifade etti. Kadın hekimlere uygulanan şiddet türünün % 50’ si tehdit, % 42’ si küfür, hakaret, tükürme, % 4’ ü tokat, yumruk, vs. şeklinde idi.

Isparta ve Burdur’ da olduğu gibi gün geçmiyor ki Türkiye’ nin herhangi bir köşesinde kadına, çalışan kadına şiddet uygulanmasın, basında yer almasın. En son Şanlıurfa Beykapısı Sağlık Ocağında görevli Pratisyen Dr. Venhar Onar bir hasta yakını tarafından tokat, yumruk şeklinde şiddete maruz kalmış, 5 gün iş göremezlik raporu almıştır. Kadına yönelik şiddet doğal yada kaçınılmaz değil. Sosyal ve siyasi kurumlar, kadınların boyunduruk altına alınmalarını ve kadına yönelik şiddeti besliyor. Kadına yönelik şiddetin temelinde ise kadınlarla erkeklerin hayatın her alanında eşit olduğunu reddeden erkek egemen bakış açısı var. Kadınlara yönelik şiddet topluluk liderleri, yürütme ve yargının en üst seviyesindekiler tarafından bile büyük ölçüde hoş görülüyor, hatta onaylanıyor.  Bunun en son örneği yaşadığımız Hüseyin Üzmez olayıdır. Kadınların şiddet içeren saldırılarına ilişkin şikayetler veya öldürülme yada intihar gibi görünen ölümleri hakkında yetkililer seyrek olarak ayrıntılı soruşturma yürütüyor, şiddet görünür kılınmıyor. Çeşitli nedenlerle bir çok kadın resmi şikayette bulunmak olanağına sahip değil. Nitekim bizim yaptığımız ankete katılan ve şiddete maruz kalan 1. Basamak sağlık kurumlarında çalışan kadın hekimlerin % 73’ ü, ikinci basamak sağlık kurumlarında çalışan kadın hekimlerin % 62’ si, hemşirelerin % 63’ü, yardımcı sağlık elemanlarının % 55’ i kendilerine yapılan şiddet konusunda şikayetçi olmadıklarını ifade ettiler.

Uluslararası insan hakları hukukuna göre devletler, kadınların eşitlik, yaşam, özgürlük ve güvenlik haklarını, ayrımcılık, işkence ve zalimane, insanlık dışı yada onur kırıcı muameleye maruz kalmama hakkını güvence altına almak için gereken önlemleri almak zorunda. Devletler bu hakları gerçekleştirecek, insanları bu hakların ihlalinden koruyacak ve hakları ihlal edilenlere giderim ve tazminat sağlayacak politika ve planlara sahip olmak zorunda. Bizler kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık suçlarında faillerin yakalanma ve cezalandırma korkusu olmadan bu suçları işledikleri sürece şiddet döngüsünün kırılamayacağını düşünüyoruz. Kadına yönelik şiddet normal, yasal  ve kabul edilebilir değildir. Kadına yönelik şiddetle mücadele devletin en üst düzey yetkililerinden bağımsız kişilere kadar herkesin sorumluluğudur.

Biz Isparta-Burdur Tabip Odası olarak herkesi göreve davet ediyoruz.

 

 

Uz.Dr. Metin AYDIN

Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanı

* Tam Gün Yasa Tasarısı 08.07.2009

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 1980’ li yıllardan sonra uygulanan neoliberal küreselleşme politikaları sonrası Türkiye’ deki Cumhuriyet kazanımları, kamu kuruluşları elden çıkarılmakta, özelleştirilmektedir. Bu politikalar sonucu bugün geldiğimiz nokta toplumumuzda aşırı şekilde yoksulluk, gelir adaletsizliği, işsizlik ve ülke kazanımlarının el değiştirip yabancı sermaye gruplarının eline geçmesidir. Neoliberal politikaların acı sonuçları bugünlerde yaşadığımız ekonomik kriz ile doruk noktaya ulaşmıştır. Türkiye 2.Dünya Savaşından sonra ilk defa - %13,8 küçülmüş, reel işsizlik oranı % 28 olmuştur. 20-25 yaş arası 3 gençten 1 tanesi işsiz kalmıştır. Bu acı tablolar ortada iken ülke gündemi sürekli değiştirilmekte, halkın dikkati gerçek gündemlerden uzaklaştırılıp gerçeklerin görülmesi engellenmek istenmektedir. Tüm toplumsal ve sektörel olaylarda yaşanılan gerçeklerin saptırılması, gündemin ve halkın dikkatinin başka noktalara çekilmek istenmesi olayını biz sağlık çalışanları olarak Sağlıkta Dönüşüm ile ama özellikle son 2 yıl içinde Tam Gün Yasası ile yoğun şekilde yaşamaktayız. Sağlıkta Dönüşüm Programının esas amacı 1.,2.,3. basamak tüm sağlık kuruluşlarının özelleştirilmesi veya özerkleştirilmesi, devletin sağlık hizmeti sunumundan tamamen çekilmesi, sağlık çalışanların buralarda iş ve gelir güvencesiz taşeronların elinde ucuz iş gücü olarak çalıştırılması, hastaların ise parası ölçüsünde sağlık hizmetlerine ulaşabilmesidir. Bu gerçekler ortada iken halkın dikkatini bu noktalardan uzaklaştırıp, Sağlıkta Dönüşüm Programında hedefe ulaşabilmek için sürekli şekilde hekimler, hekimlerin maaşları, muayenehaneleri gündemde tutularak halk yanıltılmakta, doğruları görmesi engellenmek istenmektedir. Bu izlenen yönteme eskiler mugalata (doğru olmadığı bilinmesine rağmen başkasının yanıltılması, yanlışı doğru gibi anlatmak için yapılan her türlü laf cambazlığı, yanıltıcı iş) demektir. Maalesef Türkiye’ de son zamanlarda sağlığında içinde olduğu pek çok alanda mugalata durumu yaşamaktayız.

            Biz Tabip Odaları ve TTB olarak sürekli şekilde ülkenin, hekimlerin, hastaların, tüm sağlık çalışanların gerçeklerini dile getirmemize rağmen ülke ve sağlık yöneticileri ısrarla süreklilik arzedecek şekilde gerçekleri halktan saklamakta, Sağlıkta Dönüşüm sürecini gerçekleştirmek için hekimleri yanlış bilgilerle toplum önünde hedef haline getirmek için bitmeyen çaba ve gayret göstermektedir. Ülkemizde uygulanmakta olan Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlık çalışanları ve sağlık kurumları bakımından Kamu Hastaneleri Birlik Yasası ve Tam Gün Yasası ile tamamlanmak üzeredir. Bu dönüşümü tamamlayabilmek için bu yasalar son zamanlarda ülke gündeminde yoğun bir yer işgal etmektedir. Bu dönüşümü tamamlayabilmek içinde sağlık ve ülke yöneticileri sağlıkta mugalata yöntemini uygulamaktan geri kalmamaktadır. Bu yanıltıcı girişimler ve açıklamalar sonrası Tabip Odaları olarak bizlere Tam Gün Yasası ve Kamu Hastaneleri Birlik Yasası gerçeklerini tekrar dile getirme ihtiyacı doğmuştur.

1-     Şuanda Türkiye’ de 110 bin hekim çalışmakta olup bunların ancak % 15’ inin muayenehanesi vardır. Yani hekimlerin büyük çoğunluğu zaten kamuda çalışmakta, muayenehane işletmemektedir. O nedenle bu yasa ile hekimleri ya kamu ya özel denilecek söylemi yanlıştır. Çünkü büyük çoğunluğu zaten kamuda tam zamanlı çalışmaktadır.

2-     Bu yasanın sadece hekimleri özellikle de muayenehanesi olan hekimleri ilgilendirdiği söylemi yanlış olup bu yasa hekim, hemşire, sağlık memurunu da içeren toplam 500 bin sağlık çalışanını ilgilendirmektedir.

3-     Sağlık yöneticileri tarafından hekimlerin şu anda maaş+döner sermaye geliri olarak aldığı ilan olunan rakamları % 80’den fazla hekim alamazken, Tam Gün Yasası ile hekimlerin alacağı ilan olunan rakamları ise hiçbir hekim alamayacak olup yapılan açıklama tamamen gerçek dışı yani yanıltıcı, hedef saptırıcı bir söylemdir. Hekimlerin şu anda çok para aldıkları söylemi yanlıştır. ¼ derecesindeki 20 yıllık uzman hekim bugün 1600TL., ¼ dereceden emekli uzman hekim 1300TL. almaktadır. Hekimler yoksulluk sınırlarının altındaki bu sabit maaşlar dışında performansa dayalı döner sermaye ücreti de almaktadır. Bu döner sermaye gelirleri hastaneler, ülkenin değişik bölgeleri arasında ve tüm sağlık çalışanları arasında % 500 gibi çok büyük oranlara varan miktarlarda farklılık göstermekte olup ne zaman, nasıl alınacağı belli olmayan, emekliliğe yansıtılmayan gelirlerdir. Hastanın bir tüketim malzemesi olarak görülmesine “ne kadar hasta bakarsan ve ameliyat edersen o kadar para alırsın” felsefesinin egemen olduğu bu sistemde tüm sağlık girişimlerinde performansa dayalı döner sermaye uygulamaları sonrası % 300’e varan oranlarda artış olmuştur. Bu uygulama sağlık tüketimindeki aşırı artış dışında en büyük zararı hekimlik meslek etik değerlerde ve hasta ile hekim arasındaki güven ilişkisine yapmıştır. Bu yasayla hekim ile hasta arasında maddi ilişki engellenecek söylemi yanlış olup performans uygulaması ile bilakis bu ilişki resmiyet kazanmakta, daha da arttırılmaktadır. Performansa dayalı döner sermaye uygulamaları sonrası sağlık giderleri aşırı şekilde artmıştır. Nitekim 2008 yılında SGK 30 milyar TL. açık vermiştir. SGK sağlık giderlerinin aşırı artması sonrası kurumlara para ödeyemez hale gelmiştir. SDÜ Tıp Fakültesi Hastanesi bu nedenle 2008 yılında 5 milyonTL. zarar etmiş olup hastane yönetimi Haziran 2009 tarihinde sağlık çalışanlarına döner sermaye veremeyeceğini ilan etmiştir. Yine Isparta’daki diğer kamu kurumları da döner sermayelerini gecikmeli ve eksik vermeye başlamışlardır. Tam Gün Yasası ile maaşlarda iyileştirme yapılacak denilen işte bu olmayan ve ne zaman nasıl verileceği belirsiz olan döner sermaye gelirleridir.

4-     Nöbet ücretlerinde % 145 ile % 185 artış olacağı doğru olmayıp, gerçekleşmesi mümkün değildir. Şu anda 257TL. denilen 1 uzman hekim nöbet ücreti, 1 nöbet ücreti olmayıp hafta içinde 10 nöbet tutulursa ancak alınacak olan nöbet ücreti miktarıdır. Nöbet ücretlerinde % 145 ile % 185 artış olabilmesi için aylık 160 saatlik mesai saati üstüne mesai sonrası ekstra 250 saat çalışmamız gerekiyor. Bu ise aylık olarak mesai sonrası ekstra hafta içi 21, hafta sonu 10 nöbet tutmamız anlamına gelmektedir. Bir insanın bu kadar süre çalışması tıbben mümkün değildir. Dünya Çalışma Örgütü bir çalışanın yıllık en fazla mesai sonrası 270 saat çalıştırılabileceğini söylemektedir.

5-     Tam Gün Yasası ile uzman hekimlerin maaşlarında 1000TL. pratisyen hekimlerin maaşlarında 600TL artış yapılacağı doğru değildir. Yapılacak denilen bu artış şu anda zaten alınan performans ücretlerinden maaşlara bu miktarlardaki paranın ilave edilmesi işlemidir. Yani toplamda alınan sabit maaş ve performans miktarı değişmemekte, sadece performans ücretinin bir kısmı sabit maaş kısmına ilave edilmiş görülmektedir. Böyle olduğu için de yılda iki defa yapılan memur maaş artışlarından sadece sabit maaş kısmı artacağı için yıllar içinde gelir mağduriyeti daha da artacaktır.

6-     Tam Gün Tasarısı ile emekliliğe, özlük haklarımıza yansıtılan bir artış yoktur. Yine yasa ile şu anda emekli olan ve açlık sınırlarında maaş alan hekimlere hiçbir artış getirilmemektedir. Emekliliğe yansıtılan kısım sabit ücretlerde değil, ne zaman ne miktarda nasıl alınacağı belli olmayan performans ücretlerinden olmaktadır. Yani bu uygulama ile hekimler bir yerde kendilerini kendi ücretleri  ile özel sağlık sigorta yaptırmakta olup, 30 yıl çalışabilirler ve yaşarlarsa emekli maaşlarında ancak 1000TL artış alabileceklerdir.

7-     Tam Gün Yasası ile hastaların sağlık hizmetlerine daha rahat ulaşabilecekleri söylemi doğru değildir. Şu andaki sağlık ortamlarında hekimlerin hastalara bakmasında bir problem yoktur. Sorun hekimlerin baktıkları hastalara yazdıkları ilaçların 250 tanesinin ödeme kapsamından çıkarılması, hastaların bunları para ile almak zorunda kalmalarıdır. Sorun hekimlerin yatırdıkları hastalardan otelcilik ücreti alınmasında, yatan hastaların yıllarca sağlık pirimi ödemeline rağmen bazı ilaçları ve tıbbi malzemeleri para ile almasındadır. Sorun hekimlerin hastaları muayene etmeleri değil, muayene sonrası hastaların 10 gün içinde tekrar hastanelerde aynı branş doktoruna muayene olamamaları,  aynı gün içinde ikinci branş doktoruna bakılamamalarıdır. Sorun hekimlerin hastaları muayene etmeleri değil, hekimlerin hastalardan muayene sonrası istedikleri filmleri yeterli süre geçmediği için hastaların resmi olarak yaptıramaması, hastaların bunları ücretli yaptırmak zorunda kalmalarıdır. Sorun hekimlerin hastaları muayene etmeleri değil, 60 gün prim borcu olan hastaların muayene olamamaları, 18 yaşını dolduran ve okumayan çocuklar ile 25 yaşını dolduran okulu bitiren çocukların ücretsiz muayene olamamalarıdır. Sorun hekimlerin hastaları muayene etmeleri değil, hastaların katkı payı-ilave ücret-katılım payı ödemeden muayene olamamaları sorunudur. Sorun mevcut sağlık sistemi içinde hastaların sağlık hizmetlerine ulaşımı önündeki bu engelleri ve gerçekleri saptırıp, sürekli şekilde hekimlerin almadıkları ücretlerle gündem yapılması, halkın önüne hedef olarak konulması, halkın kendi sağlık sorunlarını görmesini engelleme girişimidir.       Sorun çocuk doktoru olmayan hastaneye “Bebek Dostu Hastane” ödülünü verebilme ve bunu savunabilme sorunudur.

8-     Üniversite hastanelerimizde “ister kısmi zamanlı isterse tam zamanlı çalışsın bir öğretim üyesine ulaşabilmek için ancak cebinizden para ödemek gerekir” söylemi burada çalışan hekimlere yapılan çok büyük haksızlıktır. Üniversite hastanelerinin hizmet hastaneleri olmadığını bilip, buraların esas tıp eğitim ve öğretiminden sorumlu oldukları gerçeğini görmezden gelip, bu hekimleri zan altında bırakmak bizleri yetiştiren çok değerli tüm öğretim üyelerine yapılan yanlış ve çirkin sataşma olup, hekimlik etiği ve insanlık ölçüleri ile kesinlikle bağdaşmamaktadır. Acı ve ayıp olan öğretim üyelerinin eğitim faaliyetlerinin desteklenmeyip almadığı ücretleri alıyor gösterilmesi, öğretim üyelerinin halkın önünde değersizleştirilme çabalarının yoğun bir şekilde yapılmasıdır.

 

Tam Gün Yasa Tasarısı’nın tartışıldığı bu günlerde halkın yanıltılması, hekimlerin hedef haline getirilmesine maalesef bir devlet kurumu olan Anadolu Ajansı’ da dahil olmuştur. 06.07.2009 tarihinde Anadolu Ajansı “Tam Gün Uygulamasında sağlık personeli maaşlarının 8-10 kat artacağını” haber olarak duyurmuştur. Ancak daha sonra Sağlık Bakanlığı haberdeki rakamların gerçek durumla örtüşmediğini açıkladı ve haber geri çekildi. Fakat yapılan “çamur at izi kalsın”, halkın zihninde soru işaretleri yaratmak, halkın hekimlere şüphe ile bakmalarını sağlamaya yönelik işlemlerden başka bir şey değildir.

 

            Isparta-Burdur Tabip Odası Başkanlığı olarak tüm kamuoyuna tekrar ilan ediyoruz. Şuanda sağlık hizmetlerinde yapılmakta olan tamamen kamusal sağlık hizmetlerinin el değiştirilip özelleştirilmesi, özel hastane zincirlerinin kurulması sürecidir. Bu süreçte gerçekleri gizleyip, halkın dikkatini başka yönlere çekmek için hekimler yıllardır yapıla geldiği gibi doğru olmayan bilgilerle suçlanmakta, hedef haline getirilmek istenmektedir. Sağlık çalışanları bu özelleşen sağlık ortamlarında iş-gelir güvencesiz hale getirilip adeta köleleştirilmek istenmektedir. Hastalar ise her geçen gün sağlık hizmetlerine u